banner39

BM Güvenlik Konseyi'nde Müslüman devlet olmalı mı?

BMGK’nin 1946-2010 arasında usulî olan ve üye seçimini kapsayan kararları hariç olmak üzere aldığı kararların toplam sayısı 1782. Bu kararların 842 tanesi yani %47’si Müslüman ve Ortadoğu devletleri hakkında.

Dübam 03.05.2013, 13:01 08.05.2013, 11:55
BM Güvenlik Konseyi'nde Müslüman devlet olmalı mı?

Selman Öğüt – Dünya Bülteni/ DÜBAM

Kuruluşundan itibaren reform edilmesi gerekliliği öne sürülen BMGK, SSCB’nin yıkılıp Soğuk Savaş’ın bitmesi ile BM örgütünün en çok masaya yatırılan organı haline geldi. Bir uluslararası organizasyonun kurulduğundan itibaren yeniden yapılandırılması hakkında taleplerin mevcut olması oldukça enteresan. İkinci Dünya Savaşı’nın muzaffer devletleri bu kadar ‘’beceriksiz’’miydi ki doğum kusuru (birth deficit) olarak nitelendirilen bir veto yetkisi olgusu zuhur etti. Her ne olursa olsun BMGK ile ilgili reform çalışmaları son yirmi yılda oldukça hızlanmış bir şekilde yoluna devam ediyor.

BMGK’nin reform edilmesini gerekli kılan ve doktrinde sıkça dillendirilen temel problemleri var. Genel olarak üç ana problemin zikredildiği söylenebilir. Temsilde adalet, hesap verebilirlik (sorumlu tutabilme) ve şeffaflık. Ben bunların yanına bir de adalet kavramının sağlanmasının eklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü uluslararası camianın Kosova olayına verdiği tepkiyi hepimiz müşahede ettik. İllegal fakat meşru olarak nitelendirilen Kosova müdahalesinin Güvenlik Konseyi’nden herhangi bir karar alınmamasına rağmen gerçekleştirilmesinin yanında NATO’nun kendi sorumluluk sınırları dışında üyesi olmayan bir ülkeye savunma amaçlı olmaktan ziyade cezalandırma amaçlı bir müdahale yapması da dikkat çekti. İşin garip tarafı Çin, Namibya ve Rusya tarafından NATO müdahalesinin kınanması amacıyla önerilen karar taslağı Konseyin diğer on iki üyesinin red oyuyla karşılaşmasıdır. Demek ki uluslararası camiada prosedürel hukuk kurallarına takılmadan adaletin sağlanması yönünde bir eğilim doğdu. Mevcut sistem birçok devlet için tatmin edici değil. Özellikle adaletin sağlanması açısından.

Neye Göre ve Nasıl Yeni Üye?

BMGK’nin reform edilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik haline geldiği müsellem. Ancak hangi kıstasların kullanılarak Konsey’in reform edileceği tartışma konusu. Mesela coğrafi unsur gözetilerek bölgesel bir temsilin sağlanması mı lazım? Nitekim veto yetkisini haiz beş daimi üyenin çoğunluğu batılı. Ya da ekonomik gelişme seviyesine mi bakmalıyız? İkinci Dünya Savaşı’nın mağlup devletleri Japonya ve Almanya o kadar güçlü bir ekonomiye sahip oldular ki ABD’nde sonra BM örgütüne en çok mali yardım yapan ikinci ve üçüncü devlet olma unvanına nail oldular. Bu da haklı olarak BMGK’nin genişletilmesi planlarında seslerinin yüksek çıkmasına sebebiyet veriyor. Hindistan ve Brezilya da aynı şekilde kuvvetli ekonomilere sahip oldular. Hindistan dünya genelinde ekonomisi en hızlı gelişen ikinci ülke konumunda.

Bölgesel kıstaslara bakarak reform planlarının yapılması zor görülüyor. Yukarıda saydığımız devletlerin hepsinin bir veya daha fazla bölgesel rakibi var. Almanya’yı İtalya kıskanıyor, zaten Avrupa’dan halihazırda iki daimi üye var savıyla Almanya’nın üzerinde gidiyor İtalya. Pakistan Hindistan’la kavgalı, kanaatimce Keşmir sorunu yüzünden kendi bölgesini temsil edecek en son devlet olarak Hindistan’ı görmek ister herhalde. Brezilya Latin Amerika bölgesinde Meksika muhalafeti ile karşılaşıyor. Bölgede bütün devletler İspanyolca konuşurken tek Portekizce konuşulan ülke olması Brezilya’yı daha da zor duruma düşürüyor. Japonya hem Çin hem Güney Kore tarafından istenmiyor. Bu noktada ekonomik temelli temsilin daha az itiraz edilebilecek bir kıstas olduğunu söyleyebiliriz.

Genişleme sürecinin nasıl bir üye modeli üzerinde ittifak sağlayacağı muğlak. 2003 yılında yapılan Yüksek Seviyeli Panel sonucunda A ve B modelleri iki farklı üyelik tipi öneriyor. Daimi üye eklenerek genişlemenin sağlanması ya da uzun dönemli geçici üyelik statülerinin belirlenmesi. Bu planlardan bir tanesi mutlaka seçilmek zorunda değil. Müslüman nüfus yoğunluğu olan devletlerin daimi üyelik noktasında talepkar olmaları gerekiyor.

Dini Saik

Eski adı İslam Konferansı Örgütü olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreterlik görevini yaklaşık dokuz yıldır ifa eden Ekmeleddin İhsanoğlu geçtiğimiz Nisan ayında yaptığı açıklamada, İİT’nın tekamül sürecine dikkat çekerek 57 Müslüman nüfus yoğunluğu bulanan ülkenin tek sesi olma yolunda hızla ilerleyen Teşkilat’ın BM genel Kurul’unda AB gibi temsil edilmesi gerektiğini dile getirdi. Aslında bu çığır açan bir gelişme. Her şeyden önce İİT din olgusunu baz alarak kurulmuş bir organizasyon. AB ise ekonomik temeller üzerine inşa edilmiş ve siyasi entegrasyon açısından sıkıntı yaşayan sui generis bir yapı. AB Anayasası’nın Hollandalı ve Fransız seçmenlerce reddedilmesi ve akabinde boynu bükük bir Lizbon Antlaşması’nın imzalanması siyasi entegrasyon sıkıntısının en açık delili.

Müslümanlar arasında ne dereceye varan bir birliğin mevcut olduğu tartışmaya açık olmakla birlikte BMGK’nin reformu konusunda İslam coğrafyasının Müslüman nüfus yoğunluğu bulunan bir ülkenin Konsey’in daimi üyeliğine eklenmesi konusunda ittifak ettiği kesin. Afganistan’ın, Pakistan’ın, Endenozya’nın, Malezya’nın, Mısır’ın, Nijerya’nın, Suudi Arabistan’ın ve Türkiye’nin ortak görüşü bu yönde. Ancak hangi ülkenin aday gösterilmesi gerektiği konusu sıkıntılı. O noktada Müslüman devletler arasında rekabet başlıyor.

Her İki BMGK Kararından Biri Müslümanlar Hakkında

BMGK’nin 1946-2010 arasında usulî olan ve üye seçimini kapsayan kararları hariç olmak üzere aldığı kararların toplam sayısı 1782. Bu kararların 842 tanesi yani %47’si Müslüman ve Ortadoğu devletleri hakkında. Yani içinde İslami temsilin olmadığı bir grup devlet Müslümanlar hakkında kararlar alıyor. Hem de ciddi ve bağlayıcı kararlar. Dünya genelinde Müslümanların karşılaştığı zorluklar işin cabası.

Çölde Leyla’sını arayan Mecnun gibi Yemen’de, Somali’de ve Pakistan’da El-Kaide üyesi arayan ABD’nin insansız hava uçakları ile sürdürdüğü operasyonlarının bilançosu çok ağır. The Bureau of Investigative Journalism’in verilerine göre 2004-2013 yılları arasında Pakistan’da insansız hava uçaklarının dahil olduğu operasyonları sonucu 200’e yakın çocuk öldü. Toplam sivil ölümü 900 civarında. Çocuk ölümü sayısı Yemen’de 25, Somali’de 3 adet. Büroya göre Obama’nın zamanında gerçekleşen insansız hava uçağı ile yapılan operasyon sayısı Bush dönemi sayısını altıya katlıyor.

Birtanya’nın çekilmesinden sonra sinsi İngiliz politikası gereği sorunlu ve zayıf bir şekilde terk edilen Keşmir’in durumu hazin. Self-determinasyon hakkının doğrudan yok sayılması bir kenara Müslüman nüfusun Pakistan’ı tercih etmesi korkusu referandum yapılmasını bile engellettiriyor. Arakan, Doğu Türkistan, Afganistan ve Suriye’ye hiç girmiyorum. Geçmişe baktığımızda da üç yıl boyunca göz yumulan bir Bosna katliamı ve meşru müdafaanın kastırma bir yorumu olan önleyici meşru müdafaanın daha kastırıcı bir şekilde yorumlanarak ortaya atılmış önalıcı meşru müdafaa kavramı ile müdahale edilen bir Irak var.

Ne Yapmalı - BMGK’ne Müslüman Devlet Seçilirse Ne Olur?

ABD’nin büyük patron olarak uluslar arası camianın her konusunda olduğu gibi BMGK reform sürecinde de baş aktör olması kaçınılmaz bir durum. Soğuk Savaş’ın kapitalizm zaferi ile bitmesi ve komünizm sonrası yeni ötekinin İslam olarak belirlenmesi, İslamafobya’nın yaygınlaştırılmaya çalışılması ya da Ortadoğu’ya yapılan müdahalelerin Haçlı Seferleri olarak adlandırılmasının yanında İslami camianın desteğini almaya çalışan bir batı anlayışının filizlendiğini söylemek mümkün. Bazı Amerikalı analistlerin ‘’korku uyandırmaktan ziyade sevgi hissi vermemiz gerekir’’ yaklaşımı ötekiye karşı verilen mücadelede taktik değişimine gidildiğini gösteriyor. Bu noktada ABD ve diğer batı güçleri ile İslam ülkelerinin Konsey’e daimi üye seçilmesi noktasında derin müzakere sürecine girmesi önemli.

Müslüman nüfus yoğunluğu olan bir devletin BMGK’ne seçilmesi Ortadoğu’ya ya da Afrika’ya gelişi güzel yapılan müdahalelerin önünü tıkaması açısından batıya cazip gelmeyebilir. Ancak BMGK’nin meşruiyet, demokratik bir yapıyı haiz olma ve şeffaflık problemlerinde yardımcı olacağı kesin.

PEW Research Center’ın araştırmasına göre Dünya genelindeki nüfusun %23’ü Müslüman, %15’i Hindu ve %7’si Budist. Budistlerin beşte biri daimi üye olan Çin’de yaşıyor. Müslümanların üçte birinden az nüfusu olan Budistler Konsey’de iyi kötü bir temsile sahip. Hindular haklı olarak temsil edilmek istiyorlar. Müslüman temsilinin sağlanması Hindulara göre daha öncelikli olmalı. Çünkü Dünya genelindeki Hinduların %80’i Hindistan’da yaşıyor, yani Müslümanlar kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış değiller. Bu da Müslüman bir devletin seçilmesinin bölgesel temsilin iyileştirilmesi açısından daha etkin olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda Müslüman nüfusu Hindu nüfusunun hayli üstünde. En önemli argüman yazımda belirttiğim Konsey bağlayıcı kararlarının çoğunlukla Müslüman Dünya’yı ilgilendirmesi.

Türkiye’nin Müslüman nüfus yoğunluğu olan ülkeler arasında iyiye giden çizgisi ile muhtemel bir aday olduğunu da hatırlamamız gerekir.

 

Yorumlar (0)
16
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?