banner27

Enerji denklemi ekseninde Doğu Akdeniz’de büyük oyun

Enerji kaynakları açısından ön plana çıkan alanlar, yeni büyük oyunun sahnelendiği bölgeler haline gelmiştir. Enerji konusunda zenginliği ile öne çıkan Ortadoğu ve Orta Asya, yeni büyük oyunun ana coğrafyaları olmuştur.

Enerji denklemi ekseninde Doğu Akdeniz’de büyük oyun

Dr. Rahmi İncekara
 

Büyük oyun, 1813 yılında Çarlık Rusya ile Kaçarlar (İran) arasında imzalanan Gülistan anlaşması ile başlamıştır. Bu dönemde Güney Asya’da etkili olan İngilizlerin karşısında stratejik noktalarda Rusların varlığını da beraberinde getirmiştir. 12 Ekim 1813 tarihinde imzalanan bu anlaşma ile stratejik bölgelerin, dönemin büyük güçleri arasında paylaşılması mücadelesi ‘büyük oyun’ olarak adlandırılmaktadır.

Büyük oyun, Asya’daki stratejik bölgelerin kontrolü mücadelesini beraberinde getirirken, Orta Asya’da yer alan enerji kaynaklarının öneminin keşfedilmesi ile başka bir boyuta taşınmıştır. I. Dünya savaşı öncesinde İngiltere ve Çarlık Rusya’nın arasında yaşanan büyük oyun, Çarlık Rusya’nın 1917 Ekim Devrimi ile yıkılması, Sovyetler Birliği’nin bölgeye hâkim olması, II. Dünya Savaşı ile İngiltere’nin de hegemon güç olma etkisini kaybetmesi ile taraf değiştirmiştir.

Büyük oyun, II. Dünya Savaşı sonrasında yapılan Postdam ve Yalta Konferanslarında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyetler Birliği tekelinde kurgulanmıştır. 1989 yılına kadar iki ülkenin çift kutuplu sistem ekseninde dünya üzerinde yer alan stratejik bölgeleri kontrol altına alma mücadelesi, büyük oyunun ana merkezini teşkil etmiştir.

1989 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması, uluslararası sistemi tek kutuplu hale getirmiştir. Bu tarihten itibaren Sovyetler Birliği’nin etkisini kaybettiği alanları da doldurmak isteyen ABD, “tek hegemonik güç olma” yolunda stratejiler oluşturmuştur. Bu dönemde duran büyük oyun, Sovyetler Birliği’nin mirasçısı olan Rusya’nın 20 yıllık toparlanma sürecini tamamlaması ve faaliyetlerini arttırması ile yeniden başlamıştır.

Büyük oyun, XXI. yüzyılda “yeni büyük oyun” haline gelmiştir. Öyle ki eski büyük oyunda sadece süper güçlerin stratejik bölgelerde yer alması yeterli iken, yeni büyük oyunda tüm güçlerin etki alanı oluşturması, stratejik bölgelerde fırsat yaratma düşüncesi ve güç mücadelesinde yer alması ön plana çıkmıştır. Yeni büyük oyun denklemi, klasik büyük oyun denkleminden çok boyutlu olması ile ayrılmaktadır. ABD ile Rusya’nın yanı sıra Çin, Avrupa Birliği (AB) ve stratejik öneme sahip bölge ülkelerinin de eklemlenmesi ile çoklu denklemler yeni büyük oyunun karakterini oluşturmaktadır.

Yeni büyük oyundaki bu denklemin en önemli parametresi, enerji ve pazar mücadelesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Enerji kaynakları açısından ön plana çıkan alanlar, yeni büyük oyunun sahnelendiği bölgeler haline gelmiştir. Enerji konusunda zenginliği ile öne çıkan Ortadoğu ve Orta Asya, yeni büyük oyunun ana coğrafyaları olmuştur.

Yeni büyük oyunun getirdiği “yeni alanlarda fırsat yaratma” düşüncesi küresel ve bölgesel güçlerin Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarına sahip olma stratejisi ile birleştiğinde bu bölgenin artık yeni büyük oyunun sahnelendiği bir alan olmasını sağlamıştır. Dünya tarihinde hep arka planda yer alan savaşların ve güç mücadelelerin perde arkasında yer alan enerji ve büyük oyun denklemi bu kez kendini Doğu Akdeniz üzerinde göstermiştir.

Doğu Akdeniz’in Enerji Havzaları ve Yeni Büyük Oyun

Sicilya Adası ile Tunus’un doğusundaki bölgeyi içeren, önemli ticarî merkezlerden biri olan Doğu Akdeniz Havzası, Doğu ile Batı doğrultusunda 4.000 km, Kuzey ile Güney genişliğinde 750 km’lik bir alanı kapsamaktadır.

Doğu Akdeniz her yönüyle medeniyetler beşiğidir. Tarihsel süreçte Hitit, Mısır, Roma, Pers, Venedik, Ceneviz ve Osmanlı Devleti gibi uygarlıkların hüküm sürdüğü, İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik dinlerinin doğduğu bölge Doğu Akdeniz’dir.

Doğu Akdeniz’in stratejik öneminin farkına varan Osmanlı Devleti; Mısır, Kıbrıs ve Suriye gibi limanların denetimini sağlayarak bu bölgede ticarî kontrolü sağlamıştır. 19. yüzyıla kadar bu havzada kontrolü elinde tutan Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ile Doğu Akdeniz bölge dışı aktörlerin hedefi haline gelmiştir. Bu yüzyıldan itibaren ise başta eski büyük oyunun lokomotiflerinden İngiltere ve Rusya olmak üzere, Fransa ile ABD’nin de Doğu Akdeniz’de varlığını sürdüren küresel güçler arasında yer aldığı görülmektedir.

Doğu Akdeniz’de 2008 yılından itibaren yapılan enerji çalışmaları, önemli miktarda petrol ve doğalgaz yataklarının keşiflerini beraberinde getirmiştir. Bu keşifler ile birlikte Doğu Akdeniz, 21. yüzyılda enerji transferi merkezi haline gelmiştir. Doğu Akdeniz’in aynı zamanda Ortadoğu’ya açılan bir kapı olduğu da düşünüldüğünde enerji kaynaklarının keşfedilmesi küresel jeopolitiği derinden etkilemiştir.

2009 yılında İsrail açıklarında keşfedilen Tamar, 2010 yılında yine aynı bölgede yapılan çalışmalar sonucunda keşfedilen Leviathan, 2012 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin sözde Münhasır Ekonomik Bölgesinde (MEB)1 keşfedilen Afrodit sahası Doğu Akdeniz önemli doğalgaz yataklarını teşkil etmektedir.



Keşifler, kaynak potansiyeli, enerji talep eden ülkelerin varlığı ve enerji şirketlerinin ilgisi ile Doğu Akdeniz, günümüzde sıcak çatışmaların merkezi olmuştur. Öyle ki Doğu Akdeniz coğrafyasında yer alan ülkeler; siyasî sorunlar, sınır çatışmaları ve iç karışıklıklar ile boğuşmaktadır. Bu krizlerin bölge-sel, ulusal ve uluslararası boyutlarda seyretmesi tesadüf değildir. Bu krizlerden en önemlileri ise; Mısır’da yaşanan siyasî istikrarsızlıklar, Filistin meselesi ve Kıbrıs sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Doğu Akdeniz’de Levant havzası olarak isimlendirilen alanda yeni büyük oyununun şekillendiğini görmekteyiz. Yeni büyük oyunun ana aktörlerinden ABD ile Rusya’nın yanı sıra, bölgedeki enerji çalışmalarını yakından takip eden AB ve Birleşmiş Milletler, Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre bu havzada yer alan enerji yatakları üzerinde hak sahibi olan bölge ülkeleri Türkiye, Mısır, Yunanistan, Suriye, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Lübnan arasındaki stratejik mücadele çok boyutlu bir denklemi ortaya çıkarmaktadır.

Levant havzasının da enerji denklemine katılması, uluslararası enerji çeşitliliğini de beraberinde getireceğinden dolayı, ABD ve AB politikaları açısından olumlu, Rusya açısından ise olumsuz bir durumun habercisi olarak değerlendirilmektedir. Bu sayede enerji sahasında üstünlüğü bulunan Rusya’nın da alternatifinin oluşması sağlanacaktır.

2013 yılında Ukrayna’da yaşanan krizin en önemli sonucu, Avrupa Birliği’nin enerji konusunda Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmak istemesidir. Avrupa Birliği, ham petrolde %90, doğalgazda %66, katı yakıtlarda %42, nükleer yakıtta %40 dışa bağımlıdır. Bu sebeple, Doğu Akdeniz’deki enerji keşiflerini yakından takip etmektedir. Özellikle Kıbrıs adasındaki keşifler, Avrupa Birliği’nin enerji ihtiyacının karşılanmasında ve enerjide Rusya bağımlılığının kırılmasında önemli bir rol oynaması düşülmektedir.

Asya kıtasında ise enerji kaynaklarına duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Çin’in enerji tüketiminde ABD’yi geride bırakması, Hindistan ile birlikte dünya enerji tüketiminin %10’unu teşkil etmesi, 2030 yılına kadar enerji ihtiyacının yıllık %3 civarında artması beklenmektedir. (U.S. International Energy Information Administration (EIA),2013:159). Tüm bu göstergelere rağmen, Hindistan menşeli ONGC Videsh Şirketi Doğu Akdeniz’e kıyısı olan Mısır’a ait Nemed sahasından, kaya gazının doğalgaz fiyatlarını düşürmesi nedeniyle çekilmiştir. Bu durum gösteriyor ki bu havzanın enerji avantajını kullanabilmenin, rezervleri keşfedebilmenin ve bu enerjinin transferinin maliyetleri düşürmeye dayandığını göstermektedir.

Doğu Akdeniz enerji denkleminin bir başka önemli aktörü de İsrail’dir. Tamar ve Leviathan enerji yataklarının keşfedilmesi ile enerji ihraç eden ülke haline gelen İsrail’in, enerjiden elde ettiği gelirler ile refah kuşağı yaratma politikası gündeme gelmiştir. İsrail, bu refah kuşağı önündeki en büyük engeli, yaklaşık 2 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze şeridi olarak görmektedir. 700 milyar metreküp doğalgazı barındıran Leviathan gaz sahasının rezervlerinden bir bölümü Gazze açıklarında yer almaktadır.

İsrail’in oluşturmak isteği refah kuşağı üzerindeki bir diğer engel ise Lübnan’dır. Deniz yetki alanının paylaşılması ve sınırlar konusunda anlaşmazlıklar yaşayan iki ülkenin zengin enerji kaynaklarının kontrolü ekseninde karşı karşıya geldikleri görülmektedir. İsrail’in Lübnan’ın güneyinde yer alan sınır bölgesi Nakura’da bir duvar inşa etmesi, Lübnan’ın bu duvar hamlesini egemenlik haklarının ihlali olarak görmesi son gerilimin adresi olmuştur.

Doğu Akdeniz’deki enerji keşifleri devam ederken, varlığı düşünülen enerji miktarı ile ispat edilen enerji miktarları arasında büyük farklar bulunmaktadır. Bu durum beraberinde Doğu Akdeniz’in enerji potansiyelinin yüksek olduğunu göstermektedir.

Kıbrıs Ekseninde Enerji Denklemi

Doğu Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya’dan sonra üçüncü büyük adası ve önemli üslerinden biri olan Kıbrıs adası, 21. yüzyılda zengin hidrokarbon rezervleri ile öne çıkmıştır. Aynı zamanda Ortadoğu’ya açılan ada keşfedilmiş ve keşfedilme potansiyeline sahip enerji kaynaklarıyla yeni büyük oyunun merkezi haline gelmiştir. Kıbrıs adası etrafındaki bölgede toplam enerji rezervinin yaklaşık 30 milyar varil petrole yakın olduğu, piyasa değerinin ise yaklaşık 1,5 trilyon dolar olduğu tahmin edilmektedir.(USGS,2010)

Doğu Akdeniz’deki enerji çekişmesinin başlangıcı 2004 yılına uzanmaktadır. 2 Nisan 2004 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Birleşmiş Milletlere münhasır ekonomik bölge ilanında bulunmuştur. 2004-2012 yılları arasında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır, İsrail ve Lübnan ile enerji kaynaklarının paylaşılmasına yönelik olarak çeşitli anlaşmalar imzalamıştır. Bu hamleleri ile bölgede enerji rekabetini başlatan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, fiili olarak petrol ve doğalgaz çıkarma işlemlerine başlamıştır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Doğu Akdeniz’deki reel politik gelişmelere yönelik enerji politikalarına yön vermiştir. İsrail’in, Türkiye’nin Gazze şeridine insanî yardım ulaştırmak için yönlendirmiş olduğu Mavi Marmara isimli gemiye, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde müdahale etmesi ve Davos Zirvesi ile kopma noktasına gelen Türkiye – İsrail ilişkilerini yakından izleyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 2010 yılında Yunanistan ve İsrail ile Doğu Akdeniz’de enerji eksenli işbirliğine yönelik bir anlaşma imzalamıştır. Böylelikle Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de enerji hamlelerinin engelleneceği düşünülmüştür. Aynı yıllarda Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin tam üyeliğine karşı tutumu ile gerilen Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, 2012 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin dönem başkanlığı ile durma noktasına gelmiştir. İlerleyen yıllarda ise Doğu Akdeniz’de Türkiye açısından bir başka sorun daha ortaya çıkmıştır: Suriye’de terör eksenli yaşanan karışıklıklar ve çatışmalar… Bu çatışmaların perde arkasında yer alan Suriye’nin en büyük 11 petrol sahasını bünyesinde barındıran Deyrizor bölgesi önce DAEŞ, sonra da ABD’nin

yoğun hava desteğiyle PYD/PKK’nın kontrolüne geçmiştir. Böylece, Suriye de Doğu Akdeniz’in enerji kavgasından deniz yatakları ve geçiş yolu olarak nasibini almıştır.

Yaşanan tüm bu gelişmeler ışığında Yeni Büyük Oyunun tüm aktörleri, Doğu Akdeniz’de keşfedilen/keşfedilmeyi bekleyen enerji kaynaklarının araştırılması, paylaşılması, transferi ve yeni pazarlara ulaştırılması konusunda Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cum-huriyetini hızlı bir şekilde devre dışı bırakmayı planlamışlardır. Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilmesi düşünülen enerji projelerinde Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yer almaması göze çarpmaktadır. Bu projelerinden biri, İsrail-Güney Kıbrıs Rum Yönetim-Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşınması planlanan doğalgaz transfer hattıdır. 2025 yılında bitirilmesi hedeflenen plan, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltması açısından önem arz etmektedir.

Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilmek istenen bir başka proje, Mısır’da darbe ile iktidara gelen Sisi’nin, Kasım 2017’de Güney Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı Anastasiyades ve Yunanistan Başbakanı Alexis Çipras ile Kıbrıs’ta yapmış olduğu görüşme sırasında dile getirdiği “Kıbrıs açıklarında yer alan Afrodit enerji yatağından Mısır’a boru hattıyla gaz transferi” projesidir. Asıl olarak kendi kıyısından 150 mil açıkta yer alan Zohr bölgesinde doğalgaz üretimi yapan Mısır, Kıbrıs açıklarından transfer edilecek doğalgazın borular ile ülkesine taşıyıp, sıvı halde gemilerle doğalgaz ihtiyacı olan ülkelere gönderme isteğinin artı maliyet getirdiğini hesap etmektedir. Mısır’ın buradaki temel kaygısı Doğu Akdeniz’de “ben de varım” mesajını vermektir.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Yunanistan 2013 yılında elektrik bağlantısı kurulmasına yönelik anlaşma sağlamışlardır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Kıbrıs Enerji Denklemindeki Rolü

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Lübnan, İsrail, ve Mısır, Doğu Akdeniz havzasında yer alan enerji kaynaklarının paylaşılmasına yönelik olarak Birleşmiş Milletlere Münhasır Ekonomik Bölge ilanında bulunmuştur. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ilan etmiş olduğu Münhasır Ekonomik Bölge alanlarının bir bölümü, Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi içerisinde yer almaktadır. Bu durum, Doğu Akdeniz’de keşfedilen ve keşfedilmeyi bekleyen hidrokarbon rezervlerinin mülkiyeti konusunda çekişmeleri beraberinde getirmektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de yetkisinin bulunduğunu belirtmek gerekmektedir.

Türkiye, Doğu Akdeniz’de 33° 40’ Kuzey enleminin kuzeyi ile 32° 16’ 18’’ Doğu boylamının batısı arasında kalan bölgeyi “meşru hak” olarak kabul etmektedir. Bu alan aynı zamanda Gü-ney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından ilan edilen 13 petrol ve doğalgaz yataklarının 1, 4, 5, 6, ve 7. alanları ile çakıştığı görülmektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, bu parsellerde petrol ve doğalgaz arama iznini İsrail’e vermiş olması nedeniyle Türkiye-İsrail karşı karşıya gelmiştir. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tepkilerine rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 2, 3, 9 ve 11. parsellerde petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerine yönelik ihaleler başlatmıştır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Lübnan, İsrail, ve Mısır, Doğu Akdeniz enerji kaynaklarını kendi çıkarlarına uygun olarak paylaşırken, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tarafı olmayan Türkiye’yi ve uluslararası platformda tanınma sorunu bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yok saymıştır.

Yaşanan tüm bu gelişmelere Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tepkisi sert olmuştur. Türkiye, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku’na taraf olmadığından dolayı, teamüller ve hakkaniyet ilkelerine göre bu havzadaki enerji sahaları sorununa çözüm aramaktadır. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırılması konusunu üç ayrı bölgede ekseninde değerlendirmektedir. Bu eksenler; ( Başeren,2010:132-133)

-  Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kıyılarının bulunduğu alan,

-  Türkiye, Suriye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kıyılarının yer aldığı alan,

-  Türkiye, Yunanistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır kıyılarının bulunduğu alan.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 2011 yılında Doğu Akdeniz enerji sahalarında sondaj çalışmalarına başlaması üzerine, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması imzalanmıştır. Kıta Sahanlığı Anlaşmasıyla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, adanın kuzey ve güneyinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na doğalgaz ve petrol sahalarında arama-çıkarma izni vermiştir. Bu izin çerçevesinde Türkiye’ye ait Koca Piri Reis Gemisi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti namına bölgede faaliyet göstermiştir.

Türkiye, Suriye ile bugüne kadar herhangi bir şekilde Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge sınırlamasına yönelik resmî teşebbüs yaşanmamıştır. Suriye’nin terör örgütleri ekseninde istikrarsızlaştırılması süreci düşünüldüğünde, bu girişimin önündeki engeller açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi; İsrail, Mısır ve Yunanistan ile imzalamış olduğu Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmaların bir benzerini de Lübnan ile imzalamıştır. Türkiye’nin bu anlaşmaya yönelik olarak yaptığı teşebbüsler sayesinde Lübnan hükümeti, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bölgedeki istikrarı için tehdit oluşturduğunu, ekonomik ve siyasî egemenlik haklarının da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından ihlal edildiğini belirtmiştir.

Olası Senaryolar ve Sonuç

Akdeniz’in yaklaşık 3 trilyon dolar değerinde 60 milyar varil petrole eşdeğer hidrokarbon rezervlerini bünyesinde barındırması, Yeni Büyük Oyunun aktörlerinin yeni adresini Akdeniz olarak belirlemesine sebep olmuştur. Bu rakamlar, Avrupa’nın 30 yıl, Türkiye’nin ise 572 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek düzeyde olduğunu göstermektedir. (Taşdemir,2012:42)

Akdeniz’de Transit enerji taşımacılığı ile yaklaşık 5 milyar varil ham petrol, Süveyş Kanalı üzerinden Arap Petrol Boru Hattı vasıtası ile batıya ulaştırılmaktadır. (Kedikli, 2015:403)

Doğu Akdeniz’de enerji yatakları ve keşifler tüm hızıyla devam ederken, keşfedilen her enerji rezervi, bölge ülkeleri açısından söz hakkı anlamı taşımaktadır.

İsrail ve Filistin devletlerinin kıta sahanlığı, deniz sahaları bitişiktir. İsrail, bölgede Filistin devletinin iznini almadan enerji rezerv keşfi çalışmaları yapmaktadır. 2014 yılında Gazze açıklarında Yam Tethys projesi ile doğalgaz üretimine başlayan İsrail, Filistin devleti ile işbirliği yapmamıştır. Filistin devleti ise kıta sahanlığında yer alan Gazze Marine bölgesinde British Gas şirketiyle 25 yıllık arama ve keşif izni veren anlaşma imzalamıştır. Keşifler ile doğalgaz ihtiyacını karşılamanın yanı sıra ihraç edebilme şansını da yakalayan Filistin Devleti, bölgenin geliştirilmesi için gerekli fonları aktarmıştır. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yapmış olduğu saldırılar neticesinde yaşanan güvenlik sorunları, Tamar ve Leviathan sahalarına göre sahile daha yakın ve işletilmesi kolay olan Gazze Marine bölgesindeki rezervlerin gelişmesindeki en büyük engellerdendir.

Filistin devletinin İsrail ve Ürdün’den temin ettiği elektrik enerjisi ihtiyacına yönelik kombine çevrim gaz türbini projesini de geliştirdiğini belirtmek gereklidir. 2014 yılından itibaren İsrail’in ambargo ve hava saldırıları ile Gazze Şeridinde yer alan elektrik tesislerini vurması, bölgedeki enerji problemlerini daha da arttırmıştır.

Kıbrıs adası etrafındaki enerji potansiyelinde öne çıkan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs barışı sürecinde Avrupa Birliği’nin desteği ile kendi tezlerini dikte etme politikasına gitmesi kaçınılmazdır. Kıbrıs adasının ortak sahibi olan Kıbrıs Türklerini ve Türkiye’yi dışarıda bırakan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, kendi belirlemiş olduğu Münhasır Ekonomik Bölgede sondaj çalışmaları yapmaktadır. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ilan etmiş olduğu alanların bir kısmının Türk kıta sahanlığı ile çakıştığını öne sürmektedir. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Avrupa Birliği ve Yunanistan denkleminde karşılıklı hamleler ve misillemeler ile enerji denklemi sürmektedir.

Doğu Akdeniz enerji denkleminde Rakka, Haseke ve Deyrzor gibi önemli enerji yataklarına sahip olan Suriye’de yer almaktadır. Rusya ile müttefik olan Suriye, bölgede PYD/PKK denetiminde yer alan enerji alanlarını tekrar kontrol edebilmek için hamlelerde bulunmaktadır. Rusya’nın bölgedeki askerî varlığının yanı sıra enerji tekelini korumaya yönelik olarak Doğu Akdeniz’deki enerji gelişmelerini yakından takip etmektedir. Enerji bağımlılığı bulunduğu Avrupa Birliği pazarını kaybetmek istemeyen Rusya, Suriye’deki varlığı ile enerji denkleminde yer almaktadır. Türkiye ile ilişkilerini sıcak tutan Rusya, TANAP ve Güney Akım projelerinin yanı sıra Doğu Akdeniz’deki enerji transferine yönelik işbirliğine gitme ihtimali yüksektir.

Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminin bir başka aktörü de İtalyan, Fransız, Rus enerji kartelleridir. Doğu Akdeniz’de enerji çıkarma ihaleleri çerçevesinde İtalyan Eni, Fransız Total, Rus Novatek ve Amerikan Noble Energy’nin Kıbrıs, İsrail, Lübnan ve Mısır ile yaptıkları anlaşmaları bulunmaktadır. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın Dışişleri Bakanı olarak ExxonMobil’i vahşi kapitalizm ile yöneten Rex Tillerson’u getirerek bu denklem içerisinde sahada daha aktif yer almayı planlamıştır.

Doğu Akdeniz’de enerji denklemi büyük satranç tahtası ekseninde çatışmalar, anlaşmalar hamleler ve misillemeler şeklinde devam edecektir…

Dr. Rahmi İncekara kimdir?

1987’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Marmara Üniversitesi İktisat Anabilim dalı Teorisi Bilim dalında mastırını 2013 yılında tamamladı. İncekara halen, Türkiye’nin Dünya Et ithalatındaki rolü, Ortadoğu’nun ekonomi-politiği, Çin’in enerji politikaları, Doğu Akdeniz’deki enerji denklemi ve Turizm’in ödemeler dengesi üzerindeki etkileri konuları üzerinde çalışmalar yapmaktadır.
 

Kaynak: Bilimevi Dış Politika dergisi,  Sayı: 4 
 


 


 


 


 

Güncelleme Tarihi: 10 Temmuz 2018, 23:37
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25