Farklı coğrafyalarda eğitim sorunları

Balkanlar, Rusya, Orta Asya ve Orta Doğu gibi Türkiye'nin yakın kültür havzasındaki ülkelerde eğitim konusunda yaşanan zorluklar

Farklı coğrafyalarda eğitim sorunları

Abdullah Muradoğlu

Eğitim”, dünyanın birçok ülkesi için hayatî önemde bir mesele olarak ciddiyetini koruyor. Ancak savaşlar, etnik, siyasi veya dinî kaynaklı yaygın silahlı çatışmalar, göçler, yoksulluk, ekonomik ve teknik alt yapı yetersizlikleri, ayrımcılık gibi birçok faktör eğitimi olumsuz olarak etkiliyor. Birçok ülkedeyse on milyonlarca çocuk eğitim hakkından yoksun olarak yaşıyorlar. Öte yandan Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya ve Kosova gibi Balkan ülkelerinde önemli oranlarda Türk azınlıklar yaşıyor. Bu ülkelerdeki Türk veya diğer azınlıkların karşılaştığı eğitim engeller yer yer sert tartışmalara yol açıyor. Gerek azınlıkların talepleri ve gerekse eğitim sistemiyle ilgili diğer zorluklar ülke gündemlerinde önemli bir yer tutmaya devam ediyor. Rusya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyse 1990'larda Sovyetler Birliği'nin dağılması ve komünist rejimlerin değişmesiyle eğitim sistemlerinde köklü değişiklikler yaptılar. Aradan 20 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen bu ülkelerdeki eğitim sistemleri hâlâ ciddi zorluklar yaşıyor. 1979'da İran'daki rejim değişikliği de eğitimde radikal düzenlemeler getirdi. Filistinliler ve Suriyeliler gibi ülkelerini terk etmek zorunda kalarak başka ülkelere yerleşmeye çalışan milyonlarca mültecinin yaşadığı eğitim sorunlarıysa çok daha katmerli engeller ve zorluklarla dolu.

Ülkelerin kendine özgü ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal koşulları eğitim sistemlerinin niteliğini olumlu ya da olumsuz etkiliyor. Birçok ülkeyse eğitimle ilgili sorunları aşabilmek için mücadele veriyor. Ülkeler eğitime her yıl daha fazla bütçe ayırmanın yollarını arıyorlar. Ancak ekonomisi gelişmemiş, refah düzeyi düşük ülkelerde eğitim daha da zorlaşıyor. Çoğu ülkede eğitime ayrılan bütçeyse yeterli gelmiyor. 2016-2017 eğitim yılının başlaması sebebiyle Balkanlar, Rusya, Orta Asya ve Orta Doğu gibi Türkiye'nin yakın kültür havzasındaki ülkelerde eğitim konusunda yaşanan zorluklara göz atalım.

YUNANİSTAN'DA EĞİTİM KRİZDE

Ekonomik krizdeki Yunanistan'da, eğitim sistemi de ekonomideki olumsuz tablodan etkileniyor. 1 milyon 300 binin üzerinde öğrenci 12 Eylül'de ders başı yaptı. Ancak eğitim konusu hem Yunan kamuoyunda, hem de Yunan Parlamentosu’nda tartışılıyor. Ülke krizden çıkabilmek için eğitimli iş gücüne ihtiyaç duyarken, eğitimin kalitesinin düşmesinden endişe ediliyor. Tartışmalar devam ederken Hükümet de eğitimde köklü değişikliklere hazırlanıyor. Hükümetin üzerinde çalıştığı en temel değişikliklerin başında din dersinin içeriğinin değiştirilmesi geliyor. Din dersinin sadece Hristiyanlığı anlatan bir ders olmaktan çıkarılıp, farklı dinler hakkında bilgi veren bir genel dinler bilgisi dersi olması hedefleniyor.

Bir sağ parti olan koalisyon ortağı ANEL ve ana muhalefet partisi Yeni Demokrasi Partisi(YDP) başta olmak üzere muhafazakar partilerden ve kiliseden bu değişime tepki var. Hükümetin bir başka değişim hedefiyse ortaokullarda, sınav sisteminin değiştirilmesi ve öğrencilerin sadece bazı temel derslerden sınava tabi tutulması. Meslek liselerine ağırlık verilmesi, üniversiteye giriş sisteminin okul başarısı göz önünde tutulacak şekilde değiştirilmesi gibi değişiklikler de gündemde. Özel üniversitenin bulunmadığı Yunanistan'da özel üniversitelerin açılması ise ana muhalefet partisi YDP'nin talepleri arasında.

Eğitim meselesi bu ülkedeki Müslüman-Türk azınlığı yakından ilgilendiriyor. İktidardaki “Syrıza” partisinden Rodop bölgesi milletvekili seçilen Ayhan Karayusuf şöyle diyor:

”Yunan eğitim sistemi içerisinde köklü değişiklikler yapılması gerektiğinin işaretini hep veren bir partiydik. Eğitim Bakanlığı'nın yapmak istediği değişiklikler bir kaç boyutta olacak. Örneğin, okulların bir sınav merkezi olmaktan kurtulup gerçek eğitim yuvasına dönüşmesi. Bu da nasıl olacak, örneğin ortaokul ve liselerde seçilecek olan sadece temel dört dersten sınav verecekler. Çocukların not avcısına dönüşmemesi amaçlanıyor burada. Özel üniversitelerin açılmasına muhakkak ki karşı değiliz, fakat özel üniversiteler açıldıktan sonra devlet üniversitesinin kalitesinin düşmemesini sağlamak lazım.”

Saat ikiye kadar eğitim yapan okulların ders saatinin 1:15'e kadar sürecek şekilde ders sayısının azaltılması, bunun yerine 15:30'a kadar sürecek etüt saatlerinin koyulması da hükümetin eleştirilen planlarından biri. Bu yolla hükümet öğretmen sayısını 3 bin kadar azaltarak tasarruf yapmayı hedefliyor. Öğretmenler ise uygulamaya tepkili. Öğretmenler Sendikası Başkanı Angeliki Faturu ekonomik kriz nedeniyle öğretmen sayısında yetersizlik yaşandığını belirterek şunları söylüyor:

 “35 binin üzerinde öğretmen emekli oldu, yedi yıldır emekli olanların yerine neredeyse hiç yeni öğretmen alınmadı. Okullarda büyük eksiklikler var. Bir öğretmen çok sayıda okulda görevlendiriliyor, eksiklikler bu şekilde çözülmeye çalışılıyor. öğretmenlerin ders sayısı artırıldı. vekil öğretmenler senelerdir kadroya alınmıyor. öğretmenlerin mali şartları da kötüleşiyor. Krizde gelirimizin % 40'ını kaybettik. okullara ayrılan bütçeler de yüzde 67 oranında azaltıldı."

BATI TRAKYA'DA DURUM CİDDİ

Önemli sayıda bir Türk azınlığın yaşadığı Yunanistan'ın Batı Trakya bölgesinde eğitim sorunları uzun süredir tartışılıyor. Yaklaşık 7 bin Türk öğrencinin bulunduğu Batı Trakya'da azınlık yıllardır eğitimin kalitesinin artırılmasını talep ediyor. Bölgede, Türkçe eğitim veren ortaokul ve lise düzeyinde sadece iki azınlık okulu bulunuyor. Yeni azınlık okulları açılması talebini de Yunan yetkililer göz ardı ediyor. Ayrıca bölgede azınlığın ana dilinde, Türkçe eğitim veren anaokullarının olmaması ve anaokul eğitimin 2006 yılından beri zorunlu olması bir başka sorun yaratıyor. Hemen hemen her köyde bulunan azınlık ilkokullarından dokuzunun yeterli öğrenci sayısı olmaması sebebiyle kapatılması da tepkiye neden oluyor. Ülke genelinde öğrenci sayısının az olduğu okullar tasarruf nedeniyle kapatılırken Batı Trakya'daki azınlık okulları da bu politikadan etkileniyor. “Selanik Özel Pedagoji Akademisi(SÖPA)” mezunu öğretmenlerse bu uygulamaya tepki göstermek için geçen Çarşamba günü dersleri boykot etti. Aynı gün Doğu Makedonya-Trakya Eyalet Eğitim Müdürlüğü'nün önünde de bir protesto gerçekleştirildi. Hükümet ise bazı okulların kapatılarak, diğer okullarla birleştirilmesinin eğitim kalitesinin artırılması için bir fırsat olduğunu söylüyor. Rodop ili Syriza milletvekillerinden Mustafa Mustafa bu uygulamaya tepkisini şu sözlerle anlatıyor:

 "Okulların kapanması sorunu bizim bir geleneğimiz, çünkü toplumsal yapımız gün geçtikçe daralıyor. Bir sürü köy haritadan silindi, bir sürü köy çok küçüldü. Bir sürü insanımız göç etmek zorunda kaldı. O açılardan okullardaki öğrenci sayımız azalıyor. Bunu biz kendi kaderimize ağlamak için bir neden olarak görmememiz gerekiyor. Daha ileri bir aşamaya geçmek için bir neden olarak görmemiz gerekiyor. Bunu da bizim altı sınıflı çağdaş okullara dönüştürmemiz gerekiyor. Çünkü altı sınıflı okullarda hemen İngilizce de başlayacak, bilgisayar sistemleri de getirilecek.”

Tüm sorunlara rağmen azınlık öğrencilerine Yunan devlet üniversitelerinde binde beşlik özel kontenjan tanınması, her yıl geciken Türkçe kitapların bu yıl zamanında öğrencilere ulaşması gibi olumlu gelişmeler de dikkat çekiyor. Bu olumlu gelişmeler Rodop milletvekili Mustafa Mustafa tarafından da ifade ediliyor:

 "Özellikle son yıllarda bütün sorunlara rağmen tüm endekslerin azınlık eğitiminin iyiye gittiğinin belirtisi olarak algılıyorum. Dokuz yıllık mecburi eğitimden mahsun kalan çocuklarımızın sayısında büyük azalma var. Gerek Yunanistan'da üniversiteye girişte binde beşlik oranıyla, gerekse Türkiye'den sağlanan kontenjanlarla yüksek öğrenim gören insan sayısında ciddi bir artış var. Önemli olan bu kazanılmış haklarımızı, müfredat programlarımızı fazla hırpalamadan nasıl işler hale getirebiliriz, onun araştırmasına girmemiz lazım. Bu araştırma bugünlerde daha da çok işlerlik kazanır, çünkü eğitimin başlı başına bir hedef olmasına inanan bir hükümet var. Bunun ilk belirtilerini biz bu yıl gördük, okullarımız hep zamanında açıldı. 65 tane azınlık eğitiminin Türkçe programını yapacak olan öğretmenlerimiz tayin oldu. Güzel bir haber de Türkçe kitaplar da zamanında geldi. Biz bunları olumlu bir başlangıç olarak addediyoruz.”

EKMEK VE BAL YETMİYOR

Eğitim alanında ciddi sorunların yaşandığı ülkelerden biri de Bulgaristan. Yoksulluk ve sosyal dışlanmadan dolayı çok sayıda çocuğun eğitim hakkından mahrum kaldığı ülkede, Türk azınlık için eğitim imkanları da sınırlı. Eğitim-Öğretimin 15 Eylül'de başladığı Bulgaristan'da 2540 okul bulunuyor. Bu yıl 66 bin 611 çocuk ilk kez eğitime başladı. Eski gelenek sürdürülerek, çocuklar okula girerken, ekmek ve bal ile karşılandı. Okula ilk adımlar, çiçek kemerinin altından geçerek atıldı.

Bulgaristan’da 25 yıldan bu yana ilk olarak, yeni öğretim yılına yeni bir eğitim yasası ile girildi. Eğitime Avrupa Birliği standartları getirildi. 7 milyon nüfuslu ülkede, ülke nüfusunun yüzde 10’unu ilköğretim ve lise öğrencileri oluşturuyor. Nüfusun giderek azaldığı Bulgaristan’da, yeni öğretim yılında 27 ilk ve orta dereceli okul, öğrenci yetersizliğinden dolayı kapandı. 2007 yılında AB üyesi olan Bulgaristan son zamanlarda AB fon kaynaklarından da yararlanarak, birçok okulunu yeniledi. Sofya ve diğer büyük şehirlerde olmak üzere, bütün okullarda spor saha ve spor merkezleri açıldı.

2 bin 450 okulda 90 bin öğretmenin göreve başladığı Bulgaristan'da, öğretmenlere verilen düşük maaş, öğrencilerin bu mesleğe yönelimini azalıyor. Öğretmenlerin ortalama yaşı yükseliyor, eğitimde modern ve yenilikçi yöntemler uygulamak zorlaşıyor. Eğitim Bakanlığı genç öğretmenleri teşvik etmek ve okullarda kalmalarını sağlamak için yeni bir strateji uyguluyor. Anadili Bulgarca olmayan azınlıkların çocuklarının öğretmenlerine maddi teşvik öngören yeni bir düzenleme uygulamaya geçti.

Bulgaristan’da özellikle kapalı ortamlarda yaşayan Roman ve Türk azınlığı çocukları arasında Bulgarcayı iyi konuşamayanlar yoğunlukta. Öte yandan Türkçe anadil eğitimi müfredata takıldı. Okullarda serbest seçmeli ders olan anadil, gittikçe daha az öğrenci tarafından tercih ediliyor. Bu derslerin yerine yabancı dil veya bilgisayar derslerini seçen öğrenciler anadil eğitimine ilgi duymuyor. Veliler de çocukların sadece aile içinde konuşarak veya Türkçe yayın yapan televizyondan öğrendikleri Türkçe'yi yeterli bulup, çocuklarını anadil derslerine yazdırmıyor. Bu durumda nüfusunun tamamı Türk olan köylerde bile Türkçe dersleri verilmiyor, okullarda Türkçe öğretmeni bulunmuyor. Okul müdürleri de, anadili eğitimi için yeterli başvuru olmadığını gerekçe göstererek, okullarda bu derslerin verilmesini engelliyor. Bulgaristan’da bir başka eğitim sorunu da, gittikçe daha fazla çocuğun eğitim hakkından mahrum kalması. Yoksulluk ve sosyal dışlanmadan dolayı her yıl Roman çocuklardan yüzde 9’u okulu bırakıyor. Geçen yıl okulu bırakan öğrenci sayısı 11 binden fazla.

MAKEDONYA'DA ÖĞRETMEN KITLIĞI

Balkan ülkelerinden Makedonya’da başlıca sorun öğretmen kadrosundaki boşluklar ve derslik sayısındaki yetersizlik. Ayrıca, ülkedeki küçük etnik topluluklar ders kitabı konusunda sıkıntı yaşıyor. Türkiye Türkçesi ile basılan kitaplardaki tercüme hataları da tartışma konusu.

13 yıllık temel eğitimin zorunlu olduğu Makedonya'da bu yıl 270 bin öğrenci okula başladı. Bunlardan 80 bini ilkokul birinci sınıf öğrencisi. Ancak farklı bölgelerde farklı sorunlarla yüz yüze gelen bazı öğrenciler için bu yıl da sorunlu başladı. Kadro ve sınıf yetersizliği, kitap sorunu bunların başında geliyor. Ülkede, yasam şartları en zor durumda olan Roman çocukların önemli bölümü, temel eğitimin zorunlu olmasına rağmen okula gitmiyorlar. Bu çocuklar, nüfus kaydı dahi yapılmadığı için sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanamıyor.

Makedonlar, Arnavutlar, Türkler, Boşnaklar, Romanlar, Ulahlar ve Sırplar olmak üzere, Makedonya’da anadilinde eğitim alma hakkına sahip yedi ayrı etnik grup bulunuyor. 13 yıllık zorunlu eğitim süresince öğrencilerin kitapları devlet tarafından karşılanıyor. Ancak bu alanda özellikle küçük etnik toplulukların ciddi sıkıntıları mevcut. Son yıllarda bir iyileşme kaydedilse de, basımevleri, düşük tiraj nedeniyle azınlık dillerindeki kitapların basımı konusunda isteksiz davranıyor. Yeni eğitim yılının bir ay önce başlamış olmasına rağmen, hâlâ bazı okullarda öğrenciler kitapları olmadan ders görüyor. Türk öğrencileri ilgilendiren bir diğer önemli sorun ise, Türkiye Türkçesi ile basılan kitaplardaki tercüme hataları. Başkent Üsküp'ün en eski okullarından biri olan ve Türkçe eğitim veren Tefeyyüz İlköğretim Okulundaki Türk sınıflarındaki yoğunluk da ayrıca dikkat çekiyor.

Okulların yerel yönetimlere bağlı olduğu ülkede, Eğitim Bakanlığı ile yerel yönetimler arasında yaşanan yetki kargaşası, sorunların çözüme kavuşturulması önündeki en büyük engellerden birini teşkil ediyor. Sınıf yetersizliği nedeniyle özellikle azınlık gruplara mensup öğrenciler kalabalık sınıflarda eğitim almak zorunda kalıyor.

Makedonya’da okul servisleri belediyeler tarafından tahsis ediliyor. Okula 2,5 km uzaklıkta yaşayan her çocuğun ücretsiz bir şekilde okula ulaştırılması zorunlu. Ancak bu alanda da yerel yönetimlerin azınlık gruplara yönelik ayrımcılığı göze çarpıyor. Türkçe eğitim veren bazı okullardaki öğretmen eksikliğiyse bir diğer sorun. Özellikle Doğu Makedonya'nın bazı köylerinde farklı yaş gruplarındaki öğrenciler, kadro ve sınıf eksikliği nedeniyle ortak mekanlarda ders görüyor.

2001 yılında yaşanan çatışmaların ardından ülkenin en büyük iki etnik grubu olan Makedonlar ve Arnavutlar arasında baş gösteren şiddet olaylarının önüne geçmek için yeni bir uygulama başladı. Buna göre farklı etnisiteden öğrenciler, farklı saatlerde öğrenim görüyor. Ancak bu tablodaki bir başka sorun, sınıf yetersizliği. Arnavutların yoğun olarak yaşadığı Kalkandelen şehrinde bu yıl ön plana çıkan bu sorun, öğrenci ve velilerin protestolarına neden oldu. Yerel yönetimin eğitim için kendilerine tahsis ettiği mekanların uygun olmadığını iddia eden Makedon asıllı öğrenci ve öğretmenlerin boykotu, eğitim yılının başından bu yana devam ediyor.

Üniversite eğitiminde en çok tartışılan konu ise harici sınav zorunluluğu. Devlet tarafından düzenlenen ve 2015'te yürürlüğe giren sınavın, üniversitelerin özerkliğine gölge düşürdüğünü savunan binlerce öğrenci, geçtiğimiz yıl düzenledikleri yoğun protestolar ülke gündemini uzun süre meşgul etmişti. Yapılan değişiklikle söz konusu sınavın öğrencinin not ortalamasındaki oranı azaltıldı. Ancak düzenlemenin tamamen iptalini isteyen bazı öğrencilerin itirazları sürüyor.

ARNAVUTLUK'TA GENÇLER DIŞARI GİDİYOR

Balkan ülkelerinden Arnavutluk'sa, ülke 1991 yılında yaşanan rejim değişikliğinden kaynaklanan sorunları 90'lı yıllardaki reformlarla geride bıraksa da, özellikle yüksek öğretim de ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan sorunlar sürüyor. Bu nedenle de çoğu Arnavut genç, üniversite için yurt dışına gitmeyi tercih ediyor. Nüfusun yüzde 99’unun okuma yazma bildiği Arnavutluk'ta ülke çapında yaklaşık 5000 kadar eğitim kurumu bulunuyor. Bu okullardan çoğu başkent Tiran’da yer alıyor. Okul, üniversite ve eğitim kurumlarının çoğu devlet okulları ancak son yıllarda Arnavutluk’un genelinde özel okullar, özel üniversiteler açılmış durumda. 1991 yılında Arnavutluk'ta yaşanan rejim değişikliği ve demokratik düzene geçişin sıkıntıları, eğitimde de pek çok sorunu beraberinde getirdi.

Eğitim sistemi Arnavutluk’ta komünist sisteme göre tasarlanmıştı. Demokrasiye geçiş sürecinde bir dizi eğitim reformu yapıldı. En önemli sorunlardan biri eğitmen kadrolarının yeni düzene adaptasyonuydu. Yeni eğitim sistemine geçiş 2000 yılına kadar devam etti. 2000 yılından sonra Arnavutluk’un eğitim sistemi 90'lı yıllara kıyasla rayına girdi. Ancak son dönemlerde ülkede baş gösteren ekonomik krizler birçok özel okulun kapanmasına neden oldu. Bu nedenle ailelerin çoğu halen çocukları için devlet okullarını tercih ediyor.

Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecinde, Arnavutluk eğitim sisteminde bazı değişikliklere gitti ve devlet okullarının tamamı ücretsiz hale getirildi. Arnavutluk’un en büyük yüksek öğretim merkeziyse Tiran Üniversitesi. Tiran üniversitesine Arnavutluk vatandaşlarının yanı sıra bölge ülkeleri Kosova, Makedonya, Karadağ ve Sırbistan’dan da Arnavut kökenli öğrenciler büyük ilgi gösteriyor. Pek çok Doğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi Arnavutluk’ta da en çok tercih edilen bölümler sosyal bilimler, edebiyat, felsefe gibi alanlar. Mühendislik ve tıp gibi maddi kaynak gereken bölümler ise istenilen düzeyde değil. Ekonomik sıkıntılardan ötürü laboratuvarlar yetersiz. Bu nedenle, lise sonrası eğitim için çoğu Arnavut yurt dışını tercih ediyor. İtalya, Almanya, Yunanistan ve Türkiye tercih edilen ülkelerin başında geliyor. Türkiye, Arnavut öğrencilere en fazla burs imkanı sağlayan ülke.

KOSOVA'DA TÜRKÇE EĞİTİM ZORLAŞIYOR

Kosova'da Türklerin yoğun olduğu bölgelerde Türkçe eğitim 1951 yılından bu yana mevcut. Ancak son yıllarda kayıt yetersizliği yüzünden Türkçe eğitim veren bazı sınıflar açılamıyor. Türk eğitimcilerse, aileleri anadilde eğitim konusunda daha duyarlı olmaya çağırıyor.

Bölgede Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı yerlerde 1951 yılından bu yana, ilkokul, lise ve üniversite düzeyinde Türkçe eğitim veriliyor. Türkçe eğitimde yaşanan sorunların başında kitap eksikliği geliyor. Bu açık Türkiye'den gelen kitaplar ve Kosova Eğitim Bakanlığınca basılan ders kitapları ile giderilmeye çalışılıyor. Türkçe'nin resmi dil olarak kabul edildiği Prizren ve Mamuşa'da üniversiteye kadar Türkçe eğitim almak mümkün. Prizren'deyse ilkokul düzeyinde Türkçe eğitim veren 6 okul mevcut. Ancak bazı veliler, gelecek kaygısı nedeniyle çocuklarını Arnavutça eğitim veren okullara göndermeyi tercih ediyor.

Kosova'da 2015-16 eğitim yılı 5 Eylül'de başladı. Bu dönem 6 ilkokulda ve 5 ortaokulda Türkçe eğitim sorunsuz biçimde devam ediyor. Ancak öğrenci kayıtlarında küçük bir düşüş var. Bu Kosova genelinde olan bir durum, çünkü ülkedeki doğum oranı azalıyor. Gilan ve Mitroviça gibi bölgelerdeyse yetersiz kayıt yüzünden Türkçe eğitim verilen sınıflar kapatılıyor. Kosova'nın ikinci kamu üniversitesi olan ve Türkçe eğitimin de verildiği Prizren Üniversitesi'nde bu yıl Kosova Eğitim Bakanlığı’na bağlı Akreditasyon Merkezi'nin yeni bir madde eklemesiyle, Türkçe bölümler açılmayacak. Bu da ayrı bir tartışma konusu.

LÜBNAN'DA EĞİTİM ÇOK PAHALI

Haritayı Orta Doğu'ya kaydırdığımızda çok daha farklı sorunlar ortaya çıkıyor. Lübnan, geçmişte okullarında verilen yüksek kalitede eğitimle tanınıyordu. Ancak son dönemlerde devlet okullarıyla özel eğitim kurumları arasındaki farklılıklar sıkça gündeme geliyor. Özel okullar, verdikleri yüksek kaliteli eğitimle bilinmesiyle birlikte, yüksek maliyetleri yüzünden eleştiriliyor.

Lübnan'da mezhep temelinde kurulan siyasi sistem gibi eğitim sistemi de “dini özel okullar” ve “devlet okulları” olarak ikiye ayrılmış bir şekilde eğitim veriyor. Farklı din ve mezhebe bağlı vakıflar tarafından yönetilen özel okullar, verdikleri yüksek kaliteli eğitimle bilinmesiyle birlikte, yüksek okul masraflarıyla eleştirilerin odağındalar. Özellikle de her geçen yıl artan okul ücretlerine rağmen öğretmen maaşlarına zam yapılmaması eğitimcileri öfkelendiyor. Eğitimciler Sendikası'ndan Nehme Mahfud bu sorunu şöyle dile getiriyor:

“Bu konuda da büyük sorun var. Eğer okullar söyledikleri gibi gelirlerinin yüzde altmış beşini kiraya harcıyorsa, yüzde otuz beşi kar olarak kasalarına giriyor. Ancak tam yedi senedir öğretmen maaşlarına hiç zam yapılmadı. Yine de okul paraları her geçen yıl gün artmaya devam ediyor. Yani yüzde altmış beşi masraflar, yüzde otuz beşi kar. Ancak okul paraları artıyorsa, bu da okulların yüzde 35’lik gelirlerinin arttığı anlamına geliyor.”

Lübnan'da halk, özel okulların yüksek masraflarına rağmen çocuklarını devlet okullarına göndermeyi tercih etmiyor. Bunda devlet okullarında verilen eğitimin yetersiz olması en önemli etken. Ülkede Eğitim Bakanlığına bağlı olarak hizmet veren 1400 devlet okulu bulunuyor. Ancak gerek okul şartları, gerekse de verilen eğitimin, yüksek işsizlik olan ülkede mezuniyet sonrası kariyer planlaması için yeterli olmaması nedeniyle bu okullara rağbet çok az. Dolayısıyla dünyanın diğer ülkelerinde zengin ailelere hitap eden özel okullar, Lübnan'da düşük gelirli aileler için bir mecburiyet halini almış durumda. Okulların açılması aileler için de yeni masrafları beraberinde getiriyor. Özel okulların yıllık 3 bin doları aşan gelirlerini karşılamak için çoğu veli iki mesai yapmak zorunda kalıyor. Bu yüzden Lübnan'daki en büyük sorun, okul ücretleri. Özel okullarsa bu konuda çok fazla katılar.

Lübnan hükümeti devlet okullarını daha cazip hale getirmek için Birleşmiş Milletler'in desteğiyle bu sene yeni bir kampanya başlattı. Kampanyayla devlet okullarındaki öğrenci sayısının artırılması ve eğitim düzeyinin iyileştirilmesi hedefleniyor. Ancak özel okullarının ülke eğitim sistemindeki yeri güçlü kalmaya devam edecek gibi gözüküyor.

MÜLTECİLER İÇİN EĞİTİM ZOR

Lübnan'da yaşayan Filistinli mültecilerin eğitim sorunlarıysa çok daha ağır koşullar içeriyor. Lübnan nüfusuna oranla en fazla mülteciyi topraklarında barındıran bir ülke. Lübnan 500 bin Filistinli mülteciye ev sahipliği yapıyor. Filistinli mülteci çocuklar arasında eğitim oranı hayli düşük.

Lübnan'da okul sezonunun başlamasıyla birlikte ülkedeki yüzbinlerce mülteci çocuğun eğitim sorunları yeniden gündeme geliyor. Lübnan'daki mülteci nüfusuna Suriyelilerin de dahil olmasıyla birlikte eğitim sorunu daha da ağırlaştı. Ülkede 1 milyonun üzerinde Suriyeli mülteci var. Lübnan nüfusunun dörtte birine denk gelen bu rakam Lübnan hükümetinin tek başına idare edebileceğinden çok daha fazla.

Mülteciler, Birleşmiş Milletler ve yerel sivil toplum kuruluşları tarafından organize edilen okulların yanısıra devlet okullarına da kayıt yaptırabiliyor. Ülkede geçen sene 400 bin okul çağındaki mülteci çocuktan 157 bini okula gidebildi. BM ve Lübnan hükümeti bu sayıyı arttırmayı hedefliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği(BMMYK)'nin Beyrut ofisi yetkilisi Lisa Ebu Halid hedeflerini şöyle anlatıyor:

“ 2016 – 2017 eğitim yılı için Lübnan’da 470 bin suriyeli okul çağında çocuk olduğunu biliyoruz. yine bu seneki hedefimiz de geçen sene ulaştığımız 150 bin sayısından en az elli bin daha fazla çocuğun okula başlamasını sağlamak olacak. Yani yaklaşık 250 bin mülteci çocuğa ulaşmayı hedefliyoruz. Lübnan eğitim bakanlığıyla ortaklaşa tüm çocuklara eğitim imkanı sağlamak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”

Lübnan'da mültecilerin yarısından fazlasını çocuklar teşkil ediyor. Filistinli çocuklar arasındaki eğitim oranı oldukça düşük. Bunda çocukların mezun olduktan sonra iş bulamayacakları inancı ve maddi imkansızlık önemli rol oynuyor. Lübnan hükümetinin mültecilere çalışma izni vermemesi Filistinlilerin okullara olan ilgisini azaltıyor. Birleşmiş Milletler, daha fazla çocuğun okula gitmesini sağlamak amacıyla mülteci ailelere yönelik kampanyalar başlattı. Lisa Abu Halid'in verdiği bilgilere göre Suriyelilerden oluşan eğitim gönüllüleriyse çocuklara ödevleri ve derslerinde yardımcı olmaları için seferber edildiler.

Lübnan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 1400 devlet okulunda Suriyeli mülteci çocuklar da yarı zamanlı olarak eğitim alıyor. Ülkedeki mülteci çocukların gittiği okul sayısı yeterli olmasa da artmaya devam ediyor. Mülteciler Yüksek Komiserliği donörlerden gelen yardımların azaldığını, ancak mülteci sayısının her geçen gün arttığına dikkat çekiyor.

BMMYK Lübnan Ofisi yetkilisi Lisa Abu Halid, okul sayısını arttırmak için daha fazla yardım almayı umduklarını belirterek, ”Maddi yardımların artması okulların da artmasını sağlayacak. ayrıca daha fazla çocuk okula gidecek ve çocukların ihtiyaç duyduğu okul eşyaları sağlanacak. Geçen sene başlattığımız uygulama ile ailelerin ödemesi gereken okul masraflarını da artık biz ödüyoruz ve uygulama bu sene de devam edecek” diyor.

FİLİSTİNLİLER EĞİTİM ENGELİYLE DE MÜCADELE EDİYORLAR

İşgal altındaki Filistin topraklarındaysa eğitimin önünde birden çok sorun var. Sadece Doğu Kudüs'te 90 bine yakın Filistinli öğrenci var. Ancak okulların durumu ve derslik sayısı yetersiz. Eğitimdeki açığın kapatılması için hizmet veren vakıf okullarından yılda talep edilen vergiler ise tepkilere neden oluyor.

İsrail'in 1967'de işgal ettiği Doğu Kudüs'te eğitim birçok açıdan zorluklarla dolu. Filistin müfredatına bağlı kalmaya çalışan okullar İsrail kontrolünden geçiyor. Kudüs'teki eğitim sektörünün yüzde 51'i de yine İsrail kontrolünde. Doğu Kudüs'teki Filistinli öğrencilerin yüzde 43'ü Kudüs Belediyesi tarafından kurulan okullara, yüzde 33'ü özel okullara, yüzde 14'üyse Ürdün'ün İslami Vakfı'na bağlı okullara, yüzde 2'si ise Birlemiş Milletler okullarına gidiyor. Doğu Kudüs'ün en köklü okullarından "el Nazamiye", 1. sınıftan lise sona kadar tüm öğrencileri kabul ediyor. Okulda eğitim ücretsiz. Okul yönetimi tarafından talep edilen tek ücret ders kitapları için 50 şekel yani yaklaşık 40 lira. Ancak vakıf okullarından talep edilen yıllık vergiler ve cezalar çoğu zaman 100 milyon şekeli yani 25 milyon doları bulabiliyor. 1970'de kurulan Ürdün'ün İslami Vakfına bağlı okul, yalnızca kız çocuklarına eğitim veriyor. Okul Müdürü Sawan Abu Sulbt, “Filistin müfredatına da bağlı okullar arasında en büyük okul biziz diyebilirim. 1240 kız öğrencimiz var. 40 sınıfımız ve 60 öğretmenimiz var” diyor. Okul iki binadan oluşuyor. sonradan eklenen ikinci bina aslında kiralanan bir apartman. Zira ihtiyaç duyulan yeni derslikler için inşaat izni almak çok zor. Sınıfların çok küçük ve eğitime uygun olmadığını kaydeden Sawan Abu Sulbt bu sorunu aşmak için başlatılan girişimlerin büyük ölçüde sonuçsuz kaldığından yakınıyor:

“Kudüs belediyesi bize inşaat ruhsatı vermiyor. Mevcut binaya yeni bir ek yapamıyoruz ya da bahçemize yeni bir bina inşa ettiremiyoruz. Tadilatla ve badanayla yetiniyoruz. Yaşadığımız zorluklar kayıt dönemlerinde daha da açığa çıkıyor, çünkü başvuruların çoğunu kabul edemiyoruz. Ayrıca Batı Şeria'dan gelen öğretmenlerimiz de var ve kontrol noktaları yüzünden bazen derslerine yetişemeyebiliyorlar."

İslami Vakıf Uluslararası Eğitim Direktörü Sawsan Safadi'yse işgal altındaki topraklarındaki eğitim sorununun çok ciddi boyutlarda olduğuna dikkat çekerek şunları kaydediyor:

"İsrail ile her gün yüzleştiğimiz zorluklar nedeniyle hem öğrenciler, hem biz eğitmenler yaşam savaşı veriyoruz. Genç neslin de zihnini yahudileştirmeye çalışıyorlar. Kudüs’teki nüfusun üçte biri 18 yaşın altındaki çocuklar. Karşılaştığımız zorlukların başında inşaat izinleri geliyor. Sadece Kudüs’te 2.200 dersliğe ihtiyacımız var. Bulabildiğimiz tek çözüm apartman daireleri kiralamak. Çocuklar için oyun alanları, bilgisayar laboratuarları kuramıyoruz maalesef. Sınıflar da genelde çok kalabalık. İslami Vakıf olarak Filistinli çocuklara ücretsiz eğitim olanağı sunmaya çalışıyoruz. Çünkü burada yoksulluk çok yüksek oranlarda. Kendi kimliklerini unutmamaları için kendi dillerinde ve Filistin müfredatına uygun ders kitapları ile eğitim veriyoruz. Aslında Filistin Eğitim Bakanlığına bağlıyız. Ancak İsrail tarafından birçok zorlukla karşı karşıya bırakılıyoruz. İsrail Eğitim Bakanlığı ve Kudüs Belediyesi bizim ders kitaplarımızı inceleyerek yeniden basıyor. Metinler, şiirler, Kur'an'dan alıntılar, Filistin ulusal marşı ve bayrağı yani aslında ulusal kimliğe dair ifadeler değiştiriliyor. Tabii İsrail müfredatının Filistinli çocuklara dayatılması bir başka zorluk. Bu çok tehlikeli bir adım, Filistin'in başkenti olması gereken Kudüs’ü bile kendi başkentleri olarak gösteriyorlar. El Aksa Camiini ikinci Yahudi tapınağının üzerine inşa ettirildiğini öğretiyorlar. İsrail ulusal marşı ve bayrağı empoze edilmeye çalışılıyor. Kudüs'ün yahudileştirilmesinin bir başka adımı da bu. Zihinleri de işgal etmeye çalışıyorlar."

KIRGIZİSTAN MÜCADELE EDİYOR

Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden Kırgızistan'da okullardaki fiziki koşulların yetersizliği ve ders kitapları konusunda yaşanan sıkıntılar bu yıl yine gündemde. Yüksek öğretimdeyse 2011 yılında kabul edilen yeni bir strateji uygulanıyor. Bu strateji uygulamalı eğitimi artırmayı amaçlıyor. Kırgızistan Eğitim ve Bilim Bakanlığı verilerine göre, ülkede bu eğitim-öğretim yılında, 2 bin 218 okulda 1 milyon 91 bin 260 öğrenci eğitim görecek. 96 bini aşkın çocuk ise ilk kez okula “merhaba” dedi.

Kırgızistan'da eğitim-öğretim konusunda uzun yıllar süregelen bazı sorunlar da bulunuyor. Bu sorunlarının başında öğretmen yetersizliği geliyor. Okulların yetersizliğiyse ayrı bir sorun. Kimi okullar kullanılmaz halde. Hükümet yıl sonuna kadar 200 okul binasının tamamlanacağını belirtiyor. Ülkede kitapların öğrencilere devlet tarafından sağlanmasına karşın, bu yıl yetersizlik nedeniyle çoğu kitap öğrenciler tarafından edinilmek zorunda. Bu da dar gelirli aileleri zorluyor. Yeni eğitim-öğretim yılı başında, ülkedeki okullarda kitap için ayrılan fonlar artırıldı. Ancak mevcut rakam talebin ancak yüzde 80'ini karşılayabiliyor.

Kırgızistan'da yüksek öğrenimde ise sorunlar farklılık gösteriyor. Yeni eğitim-öğretim yılında 31 devlet, 24 özel yüksek eğitim merkezi kapılarını açtı. Bunlardan 4 özel üniversite ilk defa öğrenci kaydı yaptı. Okullara kayıt yaptıran 199 bin öğrenciden yaklaşık 30 bini devlet bursuyla eğitim görüyor. Geçtiğimiz dönem, üniversitelerden, 41 bin öğrenci mezun oldu. Kırgızistan’da 2011 yılında yeni bir eğitim stratejisi onaylandı. Strateji 2020 yılına kadar hayata geçirilecek. Bu stratejinin 2016-2018 yıllarını kapsayan ikinci bölümü uygulanmaya başladı. Stratejinin 2’inci bölümü genel olarak yüksek eğitimde uygulamalı eğitimi artırmayı düzenliyor. Bu çalışma, son zamanlarda işverenlerin, mezun olan öğrencilerin uygulamada yetersiz kalmalarından kaynaklanan şikayetlerinin artması ile de ilgili.

Kırgızistan’da eğitim görmek için yılda ortalama 12 bin yabancı öğrenci ülkeye geliyor.

Yabancı öğrencilerin ülkeye sağladığı gelir ise her yıl ortalama 8 milyon doları buluyor.

Kırgızistan Eğitim ve Bilim Bakanı Elvira Sariyeva, ülkeye gelen yabancı öğrencilerin sayısının 30 bine, gelir tutarını da yılda 30 milyon soma çıkarılması gerektiği görüşünde.

Genel olarak Kırgızistan’a Kazakistan, Çin, Hindistan, Pakistan ve Türkiye’den öğrenciler geliyor. 2013-2014 yılı verilerine göre, “Bağımsız Devletler Topluluğu” ülkelerinden Kırgızistan’a gelen öğrencilerin sayısı 8 bini aşarken, daha uzak ülkelerden gelen öğrencilerin sayısıysa 3 bin 467’yi buldu. Yabancı ülkelerden gelen öğrenciler devlet ve devletin olmayan üniversitelerde de eğitim görüyor. Genel olarak Hindistan ve Pakistanlı öğrenciler sağlık alanındaki eğitim kurumları olan, Kırgız Ulusal Sağlık Akademisi ve Uluslararası Üniversite'nin Yüksek Sağlık Okulu'nu tercih ediyor. Kırgızistan’a gelen yabancı öğrencilerin bu ülkeyi seçme nedenleri ise genel olarak eğitim giderlerinin ucuzluğuna, kayıt taleplerinin zor olmamasına ve Kırgızistan'da yaşamın kolay olmasına bağlanıyor.

İRAN'DA EĞİTİM SİSTEMİ 1980'LERDE DEĞİŞTİ

İran'a gelince, bu ülkedeki eğitim sistemi, yakın tarihte pek çok değişime uğradı. Mevcut sistemin belirlenmesinde en önemli etken,1979 yılında yaşanan İslam devrimiydi. Eğitimde yaşanan fırsat eşitsizliği ve derslerin niteliğine dair soru işaretleri halen tartışma konusu.

1900'lü yıllarda ülkedeki eğitim sistemi Batılı eğitim sistemi ile çok yakındı. 1979 yılındaki İslam devriminden sonra ilk olarak eğitim sisteminin değiştirilmesi gündeme geldi. Nisan 1980'de Dinî Lider Ayetullah Humeyni, kültürel devrim için bir konsey kurulması yolundaki fetvasını yayımladı. Buna göre İslami kültür üzerine kurulu bir eğitim politikasının geliştirilmesi, yeni müfredat hazırlanması ve devrime kendisini adamış eğitim kadroları yetiştirilmesi kararlaştırıldı. Bu çerçevede Lise eğitimi sonrasında 2 yıllık öğretmen yetiştirme merkezi kuruldu. Eğitim ise dini ilimler yanı sıra pozitif bilimler ile birlikte verildi.

İran’da eğitim sorunlarının büyük kısmı sistem problemlerinden kaynaklanıyor. Sistemde sürekli değişim yaşanması yeni sorunlar doğurdu. Devrim öncesinde eğitim 6 yıl artı 6 yıl şeklinde gerçekleşiyordu. Devrim sonrasında 5 yıl ilkokul, 3 yıl orta okul ve 4 yıl da lise eğitimi veriliyordu. 6 yıl önce tekrar değişen sisteme göreyse öğrenciler 6 yıl ilköğretim 6 yıl lise eğitimi görüyor. Kız ve erkek öğrenciler üniversiteye kadar ayrı ayrı eğitim alıyor. Üniversitelerde karma eğitim gören öğrencilerse çeşitli sosyolojik problemler yaşıyorlar.

Ülkede özel okullar ve devlet okulları bulunuyor. Ancak özel okul fiyatlarının yüksek olmasının yanı sıra devlet okulunda da ailelerin sırtına büyük bir yük biniyor. Devlet okullarında ailelerden farklı gerekçelerle istenen paralar yıllık 500 Türk lirasını buluyor. Özel okulların ücretleri ise binlerce lirayı buluyor. Okullarda okutulan ders içeriklerinin çok fazla olması da eğitimde yaşanan sıkıntılardan biri. Öte yandan ülkedeki öğretmenlerin yaşadığı ekonomik sorunlar da eğitim öğretime yansıyor. Ortalama kiranın 500 ile 700 dolar olduğu Tahran’da, bir öğretmen 400 ila 700 dolar arasında maaş alıyor. Alınan maaşın kira giderini dahi karşılamaya yetmediği başkentte öğretmenlerin eğitime verdiği önemin düştüğü belirtiliyor. Gelişmiş bölgelerdeki eğitim ile gelişmemiş bölgelerdeki eğitim arasında da ciddi farklar sözkonusu. Eğitimde adaletsizlik ise bir diğer sorun. İran'da üniversitelerin belirli bölümlerine kız öğrencilerin kayıt yaptırması mümkün değil. Örneğin Maden mühendisliği bölümüne sadece erkek öğrenciler kayıt yaptırabiliyor. Bazı bölümlere ise erkek öğrencilerin kayıt yaptırması mümkün olmuyor.

İSLAMABAD'DA YOKSUL ÇOCUKLARA PARK OKUL

Yoksulluk sınırındaki nüfusun yoğun olduğu Pakistan'da milyonlarca çocuk eğitim hakkından mahrum. Okula gidemeyen çocuklar, belediyenin parkında, açık havada gönüllü öğretmenlerden okuma yazma öğrenmeye çalışıyor. Pakistan'ın başkenti İslamabad'da park içerisine kurulmuş bir açık hava okulu bu sorunu gözler önüne seren ilginç bir örnek.

Başkentin göbeğindeki bu okul, okumak için tüm engelleri aşmaya çalışan öğrenciler ile bu öğrencilerin okul hayalini gerçeğe dönüştürmeye çalışan gönüllü eğitmenleri bir araya getiriyor. İslamabad'daki park okul, bölgede yaşayan ve ailesinin maddi durumu iyi olmadığı için okula gidemeyen öğrencilere eğitim veriyor. Eğitimin ücretsiz olduğu okula öğrencilerin ilgisi yoğun. Park okulun hikayesi 30 yıl öncesine dayanıyor. İtfaiyeci olan ve hâlâ aktif görevine devam eden Bilal Han, okula gidemeyen yoksul ailelerin çocuklarına ücretsiz eğitim vermeye başlamış. Bilal Han okul binası olmadığı için belediyenin parkını okul olarak kullanmaya karar vermiş. Öğleden sonra itfaiyedeki mesaisini tamamlayan Bilal öğretmen, hava kararıncaya kadar park okulda eğitim veriyor. Yoksul ailelerin çocuklarına gönüllü eğitim veren Bilal Han, “Biz onlara burada eğitim vermezsek, büyük bir çoğunluğu okuma yazma bile bilemeyecek ve hayatları sönüp gidecek” diyor

Park okuldaki öğrenciler Pakistan'daki milyonlarca çocuğa göre şanslı. Zira onlar az da olsa eğitim hakkından yararlanabiliyor. BM’nin raporlarına göre bugün Pakistan'da 7 milyondan fazla çocuk eğitim hakkından mahrum. Gerçekte ise bu rakamın çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor. Araştırmalara göre Pakistan'da 25 milyona yakın çocuk okula gidemiyor. Sadece Sind eyaletinde 6 milyondan fazla okul çağındaki çocuk eğitim hakkından mahrum.

RUSYA'NIN COĞRAFİ BÜYÜKLÜĞÜ EĞİTİMİ DE ETKİLİYOR

Rusya'da 1 Eylül itibarıyla başlayan eğitim yılı çözüm bekleyen sorunları gündeme getirdi. Ülke coğrafyasının büyüklüğü, Rusya'da eğitim kalitesine bir standart sağlanmasının önündeki en büyük engel. Hükümetin gündemindeki eğitim reformu, büyük kentlerde gerçekleşse de, ülkenin taşra kesimleri bu süreçten faydalanamıyor. Geniş bir coğrafyaya yayılan Rusya'nın her noktasında aynı eğitim standardını yakalamak neredeyse imkansız.

İyi okulların ağırlıklı olarak Moskova ve Leningrad merkezli olduğu ülkede ihtiyaç duyulan eğitim reformu kısmen ekonomik kriz nedeniyle, büyük ölçüde de bürokratik engellerden dolayı gerçekleştirilemiyor. Savunma giderlerine milyarlarca dolar harcanan ülkede eğitim için sınırlı kaynak ayrılması da eğitim yılının başlamasıyla yeniden tartışılır oldu. Her okulun bir numarayla anıldığı ülkede bütçeyi açıklayan sayısal rakamlar belki günü kurtarıyor ama geleceğe dönük perspektifi güçlendiremiyor.

Sovyetler döneminde eğitim dünyasını domine eden sistem, doksanlı yıllarda düşüşe geçmişti. Bunda en büyük etken olan ekonomik durumdaki belirsizlik öğretmen kadrosunda ciddi sarsıntılara yol açmıştı. Emsal ülkelerle kıyaslandığında hayli düşük seyreden maaşlar nedeniyle başta ABD olmak üzere farklı ülkelere göçen hocaların yeri doldurulamadı.Üniversitelerde yaygınlaşan rüşvet ve yolsuzluk vakaları ilköğretime kadar indi. Aylık öğretmen maaşının ortalama 700 dolar civarında olduğu ülkede, eğitimcilerin hükümetten beklediği somut adımlar gelmedi. Bir süre önce Başbakan Dmitri Medvedev, öğretmenliğin para kazanılacak bir meslek olmadığını ima etmiş, maaşların yetersizliğine vurguda bulunan öğretmenlere fedakarlık isteyen bu mesleğin yerine ticarete atılmayı önermişti. 1247 no'lu okulun müdürü Tatyana Kizerova, öğretmenlerin maddi sıkıntılar yaşadığını kabul ediyor. Fakat bu mesleğin kaderinde de mevcut sonucun beklendiği inancında. Öğretmenlerin gelir düzeyleri bölgelerin ekonomik gelişmişliğine göre değişebiliyor. Hayatın pahalılaştığı büyük şehirlerde öğretmenler zorluk çekmekle birlikte ek gelir sağlayabiliyorlar. Uzak bölgelerdeyse maaşlar düşük olsa bile hayat bu bölgelerde daha ucuz.

Öğretmenlerin yaşadığı maddi sıkıntıyı hissetmeyen öğrenciler halihazırdaki sistemden büyük ölçüde memnun. Sovyet döneminden kalan büyük spor salonları ve geniş bahçeli okullar Rus okullarında eğitim gören 15 milyon öğrenci için önemli avantajlardan. Sovyetler Birliği döneminde 10 yıl olan ilk ve ortaöğrenim Rusya Federasyonu'nun kuruluşuyla 11 yıla çıkarılmıştı. Üniversite giriş sınavlarını ise merkezi bir sistemle düzenlemeye başladı. Zira 1990'lı yılların sonuna doğru üniversiteye kabul noktasında idareci ve akademisyenlerin karıştığı rüşvetin bilançosu yılda bir milyar doları bulmuştu.

Güncelleme Tarihi: 09 Ekim 2016, 20:43
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35