Güney Çin Denizi'nde yükselen tansiyon

Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasında Asya Pasifik'te yaşanan gerginlikler devam ediyor. Her iki ülke birbirinin askeri gücünü arttırmakla suçluyor.

Güney Çin Denizi'nde yükselen tansiyon

Asya Pasifik'te gerilim artmaya devam ediyor. Gerilimin baş aktörleri ise Amerika Birleşik Devletleri ile Çin. Tarafların özellikle Güney Çin Denizi'nde askeri varlıklarını artırması endişe yaratıyor.

Tansiyonun yüksek olduğu Güney Çin Denizi'nde, yaşanan gerilimin tarafları Amerika Birleşik Devletleri ve Çin. Washington yönetiminin Asya Pasifik'teki donanması tansiyonun yükselmesine neden oluyor. Ancak Obama, bölgedeki hamlelerinden geri adım atmıyor.

Buna gerekçe olarak da Çin'in Asya Pasifik'teki askeri gücünün artması gösteriliyor. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri'nin Pasifik Donanması Komutanı Amiral Harry Harris, Çin’in, Güney Çin Denizi’ndeki etkinliğine karşı seyrüsefer serbestliğini sağlayacak operasyonlara devam edeceklerini açıkladı. Faaliyetlerinin giderek daha da komplike hâle geleceğini söyledi.

Çin yönetimi ise Güney Çin Denizi’ndeki adaların kendi toprağı olduğunu, bu sebepten dolayı kendı sınırları Çin’de savunmasına yönelik hamleleri kimseye danışmadan yapabilme hakları bulunduğunu belirtiyor.

Konuyla ilgili en son Washington ziyareti esnasında net açıklamalar yapan Çin Dışişleri Wang Yi, Güney Çin Denizi’ndeki askeri faaliyetlerinin meşru olduğunu söylemiş, ABD’yi kastederek, bölgede daha fazla füze destroyeri B52 bombardıman uçakları ve keşif faaliyetleri görmemeyi umduklarını belirtmişti.

Gerilim ise artarak devam ediyor. Bu defa da Çin'in bazı adalara füze savunma sistemi yerleştirdiği iddiası tansiyonu yükseltti. Amerika Birleşik Devletleri, füze tehdidine karşı, bölgede askeri varlığını daha da artırma kararı aldı, Pekin yönetimini uyardı. Çin'den gelen cevap ise "Bu durum Washington'u ilgilendirmez" şeklinde oldu."

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Çunying, Güney Çin Denizi tartışmasının ABD'yi kapsamadığını belirtti. Taraflar arasındaki atışma sertleşti. Amerika Birleşik Devletleri donanmasından 7. Filo Komutanı Koramiral Joseph Aucoin'den "Çin füze sistemleri, bölgedeki faaliyetlerimizi durdurmayacak" çıkışında bulundu.

Geçen Kasım ayında Amerikan donanmasına ait savaş gemilerinin Çin'in deniz üzerinde inşa ettiği yapay adalara yaklaşması Çin'in tepkisini çekmişti. Çin Devlet Başkanı Şi Çinping, bölgedeki sorunun barışçıl yollarla çözülmesini istediklerini söyledi ve şu ifadeleri kullandı:

“Çin, Güney Çin Denizi'nde açık ve güvenli seyrüsefer serbestliğine en çok ihtiyaç duyan ülke. Bize ait olan birtakım ada ve kayalıkların diğer ülkeler tarafından işgal edilmiş olmasına rağmen biz daima sorunun barışcıl diyalog yoluyla çözülmesini destekledik.”

Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri Çin'in Güney Çin Denizi'nde yapay ada inşa etmesinden endişe duyduğunu her fırsatta yineliyor. ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, konu ile ilgili son yaptığı açıklamada önceden hazırlanmış bir hareket planı olmadığını söylemekle birlikte ABD'nin bölgedeki deniz operasyonlarına devam edeceğini belirtti.

ABD Savunma Bakanı Ash Carter şu şekilde konuştu: “Güney Çin Denizi dahil olmak üzere Asya'da temel çıkarlarımız bulunuyor. Bundan dolayı da Güney Çin Denizi'ndeki sınır belirlenmesi çalışmalarından endişe duyuyoruz. Çin, bölgenin tüm tarihi boyunca hiçbir ülkenin yapmadığı kadar alanı kontrol altına almış durumda. ABD de diğer bölge ülkeleri gibi bu adaların yapımından ve askeri yapılanmadan endişe duyuyor. Bölgedeki operasyonlarımız önceden olduğu gibi yapılmaya devam edilecek. Uluslararası hukukun izin verdiği alanda serbestçe hareket etmeye devam edeceğiz.”

Yıllık 5 trilyon dolarlık küresel ticaret deniz yollarının geçtiği Güney Çin Denizi'nin tamamına yakınında egemenlik iddia eden Çin'in, filipinler, vietnam gibi diğer bölge ülkeleriyle çatışan egemenlik iddiaları bulunuyor.

ABD - ÇİN GERİLİMİ

Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki gerilimin en net örneği Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry'nin son yaptığı Pekin ziyareti oldu. Washington - Pekin hattındaki çatışma bu ziyaretle su yüzüne çıktı.

Zira dostluk mesajlarıyla başlayan temaslardaki olumlu hava konunun Kuzey Kore ve Güney Çin Denizi'ne gelmesiyle yerini gerilime bıraktı. Kerry’nin sert açıklamaları şu şekildeydi: "Öncelikle şunu söylemeliyim, Kuzey Kore'nin nükleer çalışmaları uluslararası alan için çok büyük bir tehdittir. Bu konu, Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenlik politikalarında öncelikli başlıklar arasında yer alıyor.

İkinci konu ise Güney Çin Denizi'ndeki gelişmeler. Daha önce de bu konuda birçok defa görüş alışverişinde bulunduk. Bu ziyaretimin de temel başlıklarından birini bu konu oluşturuyor. Daha önce de şunu gösterdik ki birlikte ortak bir zemin bulmamız halinde sorunların üstesinden gelebiliriz."

Kerry'nin pekin ziyareti esnasında Kuzey Kore ve Güney Çin Denizi'nin gündemine almasına Çin'in tepkisi sert oldu. Cevap Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'den geldi. Wang Yi, Pekin yönetiminin kırmızı çizgilerini Kerry'e bir kez daha hatırlattı:

"Güney Çin Denizi, antik zamanlardan bu yana Çin'in hakimiyetindeki bir bölge olmuştur. Çin, kendi bölgesel güvenliğini koruma hakkına sahiptir. Güney Çin Denizi'nde barışı savunmaktadır. Farklılıkların ve sorunların diyalog yoluyla çözülebileceğine inanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, hassas konu başlıklarında görüşlerini sunarken ve diyaloğu sürdürürken daha yapıcı bir tutum sergilemelidir.

"Birçok sivil yerleşim yerinde ve bölgedeki kamu yönetimlerinde güvenliği sağlamak ve kendi varlığımızı garanti altına almak için uluslararası hukukun bize verdiği haklar bulunmaktadır. Eğer bu hakların kullanımını bölgede askeri yapılanma olarak algılıyorsanız şu unutulmamalıdır ki Çin uzun zamandır geniş bir askeri yapılanmayla çevrelenmiş durumdadır. Ancak bu fiili durumu yaratan Çin değildir."

FİLİPİNLER’DE GÜÇ YARIŞI

Amerika Birleşik Devletleri ile Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki restleşmesi sürerken, bölgede varılan yeni anlaşmalar gerilimin boyutunu artırıyor. Silahlanmanın hız kazandığı Asya Pasifik bölgesinde yeni bir askeri ittifak anlaşması daha imzalandı. Washington'un bölgedeki müttefikleri Japonya ile Filipinler arasında savunma işbirliğine yönelik imzalar atıldı.

İki ülke arasında imzalanan anlaşma, Japonya'nın Filipinler'e savunma teçhizatı sağlamasını öngörüyor. Anlaşma çerçevesinde ilk etapta Filipinler'e keşif uçaklarının verilmesi planlanıyor.

Filipinler Savunma Bakanı Voltaire Gazmin, anlaşmanın, savunma araç gereçleriyle teknolojisinin sağlanmasının yanı sıra iki ülke arasında bu alanda ortak araştırma ve geliştirme projelerine olanak tanıyacağını söyledi. Filipinler'in savunma kapasitesini geliştirmesinin, bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına katkı yapacağını sözlerine ekledi.

Anlaşmaya, Çin'in Doğu ve Güney Çin Denizi'nde çeşitli adalar üzerinde hak iddia etmesi ve bu yönde bazı somut adımlar atmasının neden olduğu belirtiliyor. Japonya ve Filipinler geçen yıl düzenledikleri ortak deniz tatbikatıyla güvenlik alanında ilişkilerini yeni bir seviyeye taşımıştı.

Ancak bu Filipinler'in kısa zaman içinde dahil olduğu tek anlaşma değil. Filipinler ve Amerika Birleşik Devletleri, Çin'in bölgedeki askeri varlığına karşı 2014 yılında genişletilmiş savunma işbirliği anlaşması imzalamıştı. Anlaşma, Amerikan güçlerinin, gemilerinin ve uçaklarının, Filipinler'deki askeri kamplara geçici süre yerleşmesine izin verirken, Washington yönetiminin, Filipinler topraklarında daha fazla asker bulundurabilmesini öngörüyor.

DENİZ TATBİKATLARI GERİLİMİ ARTTIRIYOR

Kuzey Kore'den gelen hidrojen bombası denemesi haberiyle, dünyanın gözü bir kez daha Uzak Asya'ya çevrildi. Pyongyang Yönetiminin gerçekliği tartışma konusu olan bomba denemesi, ülkenin nükleer programına dair tartışmaları da alevlendirdi.

Kore Yarımadası'nda uzun yıllardır devam eden gerilim, Asya'nın doğusunda küresel güçlerin de dahil olduğu bir kamplaşmaya yol açıyor. Soruna çözüm bulmak için başlatılan altılı görüşmelerde; Kuzey Kore, Çin ve Rusya bir safta, Güney Kore, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri de bu bloğun karşısında yer almıştı.

Ancak Kuzey Kore'nin nükleer kapasitesine ilişkin kesin olmayan iddialar, bu bölgedeki rekabetin sadece küçük bir parçası. Nitekim bölge ülkeleri ve bu alanda çıkarları bulunan küresel güçler arasındaki güç yarışının tarihsel bir arka planı var. 19'uncu yüzyılın sonları ve 20'inci yüzyılın başlarında Japonya ile Çin arasında yaşanan iki büyük savaş, her iki toplumun da hafızasındaki tazeliğini koruyor.

Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarının ardından yenilgiyi kabullendiği İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki müttefiki, bu bombaları Japonya'nın kalbine bırakan Amerika Birleşik Devletleri oldu. Çin'de 1949 yılında yaşanan rejim değişikliği ise tarihi rekabete, idolojik bir boyut da eklenmesine yol açtı.

Japonya, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından güvenliği tamamen Amerika Birleşik Devletleri'ne bıraktı. Öyle ki ülkenin silahlanmayacağı ve askeri gücünün her zaman sınırlı kalacağına dair maddeler anayasada bile yer aldı. Ancak dünyanın pek çok bölgesinde artan gerilim kısa sürede Uzak Asya'yı da sardı.

Tokyo Hükümeti geçtiğimiz yıl anayasanın ilgili maddelerinde değişikliğe giderek, silahlanmanın önünü açtı. Ülkenin 2016 için ayrıdığı savunma bütçesi rekor bir düzeye çıkartılarak 42,1 milyar dolar olarak belirlendi. Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan 'Beyaz Belge'de ise Çin, en büyük tehdit olarak gösterildi.

Çin'in tehdit olarak gösterilmesinin gerekçesi ise Pekin Yönetimi'nin doğu ve Güney Çin Denizi'ndeki bazı adalarda hak iddia etmesi ve yapay adacıklar inşa ederek karasularını genişletmesi. Japonya, bu konuda en büyük desteği Amerika Birleşik Devletleri'nden görüyor. Amerikan Başkanı Barack Obama, geçtiğimiz yılın sonunda katıldığı Asean Doğu Asya Zirvesi'nde Pekin yönetimini denizlerdeki saldırgan tutumundan vazgeçmeye çağırmıştı.

Son yıllarda pasifik politikasına önem veren Birleşik Devletler'in Japonya ve Güney Kore'de halen yüzden fazla askeri üssü ve on binlerce askeri bulunuyor. Japonya-Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri'nin geçtiğimiz yıl düzenlediği ortak tatbikatlar, Pekin yönetiminin tepkisini çekmişti.

Bu tepki, Çin ile Rusya arasındaki bağları da güçlendirdi. Batı'nın yaptırımlarıyla karşı karşıya kalan Rusya, Çin ile milyarlarca dolarlık enerji anlaşmalarına imza atmıştı. Ancak gelişen işbirliği bu anlaşmalarla sınırlı kalmadı ve askeri alana da taşındı. İki ülke geçtiğimiz yıl tarihlerinin en büyük ortak deniz tatbikatını düzenledi.

Uzakdoğu'da üstü üste yapılan tatbikatlarla sular ısınırken, ekonomik çıkarların her geçen gün biraz daha çakışması çatışma riskini artırıyor. Amerika Birleşik Devletleri geçtiğimiz yıl Pasifik'e kıyısı bulunan 12 ülke ile serbest ticareti öngören Trans Pasifik Ortaklığı Anlaşması'na imza attı.

Pekin yönetimi bu anlaşmayı, kendisine karşı uygulanan askeri çevreleme politikasının, ekonomik uzantısı olarak yorumluyor.



HAK İDDİALARI SAHNESİ: GÜNEY ÇİN DENİZİ

Çin, dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olarak Ortadoğu ve Afrika’dan gelen petrole fazlasıyla bağımlı durumda. Ancak Çin’in uzun denizyolu güzergâhını kullanması enerji güvenliği açısından risk oluşturuyor. Bu yüzden Pekin yönetimi, hem enerji tedarik ettiği ülkeleri çeşitlendirmek hem de yerli enerji kaynaklarına yönelmek için yeni stratejiler geliştiriyor. Egemenliğinin kendisine ait olduğunu düşündüğü deniz alanlarına yöneliyor.

Pekin yönetimi, projelerini hayata geçirmek için ulusal denizaşırı petrol şirketini derin denizlerde petrol ve doğalgaz aramak üzere görevlendirdi. Çinli şirket, 2009’da derin deniz tetkikleri için 20 yıllık dönemde 30 milyar dolar bütçe ayırdığını ilan etti.

Çin, ikinci derin deniz tetkik platformunun yapımını 2016 yılında tamamlamayı hedefliyor. Zira Pekin yönetimi, Güney Çin Denizi'nin enerji kaynakları açısından oldukça zengin olduğunu öngörüyor. Çin’in İnci Nehri Deltası ve Hainan Adası açıklarında ispatlanmış enerji rezervleri olsa da bölgenin esas zenginliğinin Endonezya, Brunei, Malezya, Filipinler ve Vietnam’ın açıklarında yer alan güney yarısında olduğu biliniyor.

Son dönemde yapılan jeolojik araştırmalara göre, Güney Çin Denizi'nde 11 milyar varil petrol ve 4 trilyon metreküp doğalgaz rezervi bulunuyor. Bu rakamlar Çin’in Güney Çin Denizi'ndeki kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölgenin tamamına yakınında niye ısrarcı olduğunu gözler önüne seriyor.

ABD’NİN BÖLGEDE ÇOK SAYIDA ÜSSÜ VAR

Doğu Hint adalarının kontrolü ve Asya-Pasifik bölgesindeki deniz hakimiyeti mücadelesi yakın tarihin belirleyici unsurlardan biri oldu. Öyle ki, İkinci Dünya Savaşı'nın kaderini belirleyen safhalardan biri bu bölgede Amerika Birleşik Devletleri ile Japonya arasında gerçekleşen muharebelerdi.

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Birleşik Devletler'in bu bölgedeki askeri varlığı artarak devam etti. Kore ve Vietnam savaşları da bölgedeki Amerikan askeri gücünün bölgedeki artışında önemli rol oynadı. Çin'deki rejim değişikliğinin ardından pek çok bölge ülkesinde dengeleyici bir unsur olarak gördükleri Amerika Birleşik Devletleri'yle yakınlaştı. Bu durum, bölgedeki Amerikan nüfuzunu da sağlamlaştırdı.

Bugün Japonya'dan Singapur ve Avustralya'ya kadar uzanan ve batı pasifikle Hint okyanusunun doğusunu kapsayan alanda çok sayıda amerikan üssü bulunuyor. Japonya'daki üslerin tamamı İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kuruldu. Savaş sona ererken, Japonya'nın silahlanması engellenmiş ve deyim yerindeyse ülkenin güvenliği tamamen Amerikalılar’a bırakılmıştı.

Bugün Japonya'da 5 büyük deniz üssü ve ayrıca ağır bombardıman ve avcı uçaklarının konuşlandırıldığı 3 de hava üssü bulunuyor. Bu üslerde görev yapan askerlerin sayısı ise 35 bini buluyor. Kore Savaşı'ndan sonra, Güney Kore'de Amerikan askeri varlığını kendi güvenliğinin önemli bir parçası olarak görmeye başladı. Bugün Amerikalılar’ın Güney Kore'de bir büyük deniz üssü ve 2 de önemli hava üssü bulunuyor. Güney Kore'de halen yaklaşık 25 bin amerikan askeri görev yapıyor.

Amerikalılar için bölgedeki en önemli ülkelerden biri de Filipinler. Ülkedeki Amerikan üsleri 1992 yılında kapatılmıştı. Ancak Birleşik Devletler, Başkan Obama'nın son ziyareti sırasında Filipinli yetkilileri üslerin yeniden açılması konusunda ikna etmeyi başardı. Filipinler Savunma Bakanlığı, 1992 yılında ticari bir limana dönüştürülen subik koyunu Amerikan savaş gemilerine açacaklarını duyurdu.

Başkent manila yakınlarında bulunan Filipinler ordusuna ait üslerin ise halihazırda Amerikan hava kuvvetlerince kullanıldığı biliniyor. Birleşik Devletler'e bağlı Guam Adası da Amerikan donanması ve hava kuvvetleri için stratejik bir önem taşıyor. Adada 3 bine yakın Amerikan askeri bulunuyor.
Amerikan ordusunun Singapur ve Avustralya'da da önemli sayıda askeri bulunuyor. Washington yönetimi bu bölgelerdeki askeri varlığını da yakın gelecekte arttırmayı planlıyor. Avustralya'nın darwın kentindeki amerikan askerlerinin sayısının 2500'e çıkartılması hedefleniyor

Kentin jeopolitik konumu Birleşik Devletler'e önemli bir hareket alanı kazandıracak. Zira Darwin ile Endonezya arasındaki mesafe 820 kilometre. Bu durum Amerikan ordusunun Güney Asya ve Hint okyanusundaki olası krizlerde acil müdahale gücünü artıracak. Pentagon, üslerin yanı sıra Asya-Pasifik'te daha işlevsel olan küçük ve hızlı savaş gemilerinin ve nükleer saldırı denizaltılarının sayısını da artırmayı hedefliyor.

İKİ KORE’NİN RESTLEŞMELERİNDEN BİR DİĞERİ

Asya'daki kamplaşmada öne çıkan iki ülke, Kuzey Kore ve Güney Kore. İki ülke arasındaki gerilim sadece bölge için değil, uluslararası dengeler açısından da risk yaratıyor. Zira Rusya ve Çin'in Batı'ya karşı kendi safında tuttuğu Kuzey Kore tehdidine Batı'nın cevabı, batı tarafından Asya'da ileri karakol olarak kullanılan Güney Kore adına Amerika Birleşik Devletleri'nden geliyor.

Her ne kadar gerilim çoğunlukla Washington - Pekin hattındaki çekişmenin bir yansıması olarak görünse de, Kore Yarımadası'ndaki tansiyonun asıl sebebi Pyongyang ile Seul yönetimleri arasındaki düşmanlıktan kaynaklanıyor. Zira İkinci Dünya Savaşı'nda batı ve doğu arasında çatışma sahası olan iki ülkenin yıldızı kore savaşından bu yana hiç barışmadı.
Aralarında sürekli bir savaş olmasa da taraflar zaman zaman çatışıyor. Rejim farklılıklarının yanında iki ülke önemli miras sorunları da yaşıyor. Sovyetler’in çöküşünden sonra ekonomik zorluk içine düşen Kuzey Kore kapalı bir sistem oluşturdu. Halk ise yoksullukla mücadele ediyor.

Buna karşın Güney Kore de Kuzey Kore'nin kapalılığını kendine yönelik bir tehdit olarak algılıyor. Tarafların birbirlerine yönelik sert açıklamaları ise bugün halen sürüyor. Kuzey Kore'nin nükleer denemelerine yönelik son sert çıkış Güney Kore Lideri Park Geun-Hye'den geldi.

Park, Pyongyang yönetimini sert bir dille uyardı: "Evet, her şeye rağmen hükümetimiz diyalog kapısını kapatmış değil. Ancak Kuzey Kore düşman tavrından vazgeçmez ve nükleer adımlarından geri adım atmazsa kendilerine yönelik sert tedbirler alınmaya devam edeceğiz. bu tedbirlere elbette uluslararası toplumun baskısı da dahildir.."

Güney Kore liderinin uluslararası alanda uygulanması muhtemel baskılara yönelik açıklamasından kısa süre sonra bir açıklama da Birleşmiş Milletler'den geldi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri Kuzey Kore'ye uygulanacak yeni yaptırımları görüşmek üzere bir araya geliyor.

Toplantının ana gündem maddesi Amerika Birleşik Devletleri'nin geçen hafta Kuzey Kore'ye uygulanacak yeni yaptırımlarla ilgili Konsey'e sunduğu karar tasarısı. Tasarı, tarihte ilk kez Kuzey Kore'den gelen ya da bu ülkeye giden tüm kargolara inceleme zorunluluğu ve tüm hafif silahlarla konvansiyonel silahların Kuzey Kore'ye satışına sınırlama getiriyor. Bu tasarı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin son 20 yıldır uyguladığı yaptırımların en serti olma özelliğini taşıyor.

KAYNAK: KUZEY HABER AJANSI

Güncelleme Tarihi: 08 Mart 2016, 14:09
banner53
YORUM EKLE

banner39