banner15

İngiltere'de Müslümanlara yönelik nefret suçları artıyor

İngiltere'de IHRC tarafından 2010'da yapılan son araştırmadan bu yana, sözlü tacize ve fiziki saldırıya uğradığını söyleyen insanların sayısında keskin bir artış gözlendi

İngiltere'de Müslümanlara yönelik nefret suçları artıyor

Yeni yayınlanan bir rapor aşağılama, ayrımcılık ve saldırı tehdidinin sıradan bir tecrübe haline geldiğini ortaya koyuyor. Araştırmanın sonuçları,İngiliz hükümetinin politikalarıyla Krallıkta yaşayan Müslümanların maruz kaldığı nefreti daha da körüklediği; aşağılama, ayrımcılık ve hatta fizikî saldırıların Müslümanlar için artık sıradan tecrübeler haline geldiğini gösterdi.

İslami İnsan Hakları Komisyonu (IHRC) tarafından yürütülen araştırma Britanyalı Müslümanların günlük tecrübelerini inceledi. Buna göre, 2010'da yapılan son araştırmadan bu yana, sözlü tacize ve fiziki saldırıya uğradığını söyleyen insanların sayısında keskin bir artış gözlendi.

1800 katılımcının üçte ikisi, 2010'dan sonra yüzde 40 oranında bir artışla, sözlü tacize uğradıklarını söylerken yüzde 82'si de başka birisinin İslamofobik bir tepkiye uğradığına şahit olduğunu belirtti ki bu da son beş yılda yüzde 50 oranında bir artış anlamına geliyor. Yine aynı dönemde fizikî saldırıların oranı ise yüzde 14'ten yaklaşık yüzde 18'e yükselmiş.

Araştırmaya göre "Krallıktaki Müslümanlar medya ve siyasi kurumlarca hedef gösterildiklerini düşünüyor. Müslümanlara göre bu durum korku ikliminin genişlemesine, aşırı sağ grupların prim kazanmasına ve anti-Müslüman bir ırkçılığın yükselmesine katkıda bulunuyor. Birçok Müslüman şimdilerde kendilerinden nefret edildiğini hissediyor."

Rapor bizzat yaşanmış bazı ayrımcılıklara da yer veriyor. Mesela Kuveytli bir turistin bir alışveriş merkezi dışında "selfie" çektiği için gözaltına alınıp terörizm suçlamasıyla sorgulanması veya otizmli çocuklarla ilgilenen bir kadına çalışırken başörtüsü örtemeyeceği, çünkü ailelerinin gözünün arkada kalacağının söylenmesi gibi.

'İsmi var cismi yok bir polis devleti'

Tüm bunların yanında, raporun dikkat çektiği bir husus daha var: Hükümetin tartışmalı aşırılıkla mücadele stratejisi (Prevent) ile yeni Terörle Mücadele ve Güvenlik Yasasına karşı büyük bir muhalefet var. Bazı yazarlara göre bu düzenlemeler hayalet bir polis devleti yaratmakla kalmadı, politikacıların ve medyanın anti-Müslüman söylemine de katkı sağladı.

2010'da hükümet politikalarının Müslümanlar üzerine olumsuz bir etkisi olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 34 iken, bu oran şuan yüzde 60'a çıkmış vaziyette. Araştırmaya katılanların yüzde 94'ü medyada olumsuz bir Müslüman imajıyla karşılaştığını söylerken yüzde 85'i politikacıların İslamofobik bir dil kullanırken duyduklarını aktarmışlar.

Söz konusu raporun yazarlarından biri olan Arzu Merali ise Al Jazeera'ya "sanki çizme aşılmış gibi durum var ve asıl endişe verici olan da bu." şeklinde konuştu.

"Aşırılıkla mücadele stratejisinin (Prevent) yaygınlaşmasının bu hususta çok önemli payı olduğunu müşahede ediyoruz ki birçok insan da hükümetin güvenlik ajandasının bunda körükleyici olduğuna inanıyor."

2005'deki Londra terör saldırılarından sonra İslami aşırılığa karşı koyma bahanesiyle vücuda getirilen aşırılıkla mücadele programı uzun zamandır Britanyalı Müslümanlar arasında kızgınlık kaynağı haline gelmiş durumda. Eleştiriler, bu programın Müslümanlara kuşkuyla bakılmasına sebep olduğu ve onları ayrımcılığa varan bir gözetime ve tacize maruz bıraktığı yönünde.

Ama mevcut hükümet döneminde bu program okullara, hastanelere ve kamu kurumlarına kadar nüfuz etti. Öğretmenler, doktorlar ve hatta çocuk bakıcıları bile yasa gereği aşırı fikirlere temayülü olduğundan şüphelendikleri çocukları, hastaları ve meslektaşlarını gözetleyip rapor vermek ve böylece "Britanya Değerleri'ne" sahip çıkmak zorundalar.

İslamofobi'nin belkemiği

Bu yılın başlarında yasalaşan Terörle Mücadele ve Güvenlik Yasası, polisin ve diğer güvenlik birimlerinin yetkilerini arttırıp aşırıcı olduğundan şüphelenilenlerin özgürlüklerini sınırlandırma hakkı tanıdı.

Yaptığı bir dizi önemli konuşmada İngiltere başbakanı David Cameron, Müslüman topluluklara köktencilikle mücadele etme adına daha fazla çaba göstermeleri çağrısında bulunmakla kalmadı, üstelik yasalara itaat etmenin de artık yeterli olmadığını ifade etti.

"Çok uzun zamandır toleranslı bir toplum olageldik. Vatandaşlarımıza yasalara uyduğunuz sürece size karışmayacağız dedik. Hükümet olarak bu başarısız olmuş tavırdan kesin bir şekilde geri adım atacağız."

Diğer taraftan Bath Üniversitesi'nden sosyoloji profesörü David Miller, terörle mücadele politikalarının Birleşik Krallıktaki İslamofobi'nin belkemiği olduğunu söyleyerek ebeveynleri İslami kuruluşlar ve yardım dernekleriyle bağı olduğu iddiasıyla banka hesapları kapatılan çocukların olduğu bilgisini paylaştı.

Miller "Müslümanları sıkıntıya sokan ana unsur terörle mücadele aygıtı. Otobüste saldırıya uğrayan veya dükkanlarda kendisine hizmet verilmeyen insanlardan bahsetmemiz gerekir ancak tüm bunların arkasında hükümetin terörle mücadele politikası yatmaktadır." dedi.

"Müslüman çocukların banka hesaplarının kapatıldığını konuşuyorsak artık bu ortada ciddi bir durum olduğunu gösterir. Böyle bir şey yapmaya başladığınızda tüm bir Müslüman topluluğu ötekileştirmiş oluyorsunuz."

'Dâimî tehdit'

İİHK raporu umutsuz bir tablo çizerken, diğer Müslüman kurumlar da yükselişe geçen İslamofobi ve hükümet politikaları konusunda aynı endişeleri paylaştıklarını söylüyor. Görünüşe göre mezkur raporun vardığı sonuçların haklılığını ispat eden başka veriler ve araştırmalar da var.

Müslümanlara karşı nefret suçlarını inceleyen Tell MAMA adlı kuruluşun geçtiğimiz ay yayınladığı "Hayatlarımızdan Endişe Ediyoruz" başlıklı rapor, bazı Müslümanların anti-Müslüman nefret şeklinde temayüz eden dâimî tehdit sebebiyle bir "kuşatılma mantalitesini" kabullendiği sonucuna vardı.

Kayıtlara giren bir olayda, hastanede ebe olarak çalışan bir kadın doğum yapan bir kadının kendisini nasıl aşağıladığını şöyle anlatıyor: "Başörtülü halimle beni görünce bana küfretti. 'Bebeğimin senin o terörist yüzünü görmesini istemiyorum' diye bağırdı. Bebeğimin bu dünyaya gelip senin gibi birisini, bir teröristi, görmesini istemiyorum.'

Londra Polisi'nin geçtiğimiz aylara dönük paylaştığı bazı rakamlar Müslümanlara karşı nefret suçlarının keskin bir artış içinde olduğunu gösterdi. Geçtiğimiz yılın tamamında kaydedilen 499 vakaya karşılık Eylül ayı itibariyle 2015'de %64 artışla kayıtlara giren 818 vaka kayıtlara geçmiş bulunmaktadır.

Britanya Müslüman Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Miqdaad Versi ise Al Jazeera'ya şöyle konuştu: "Birleşik Krallık'ın hoşgörülü ve saygılı bir yer olduğunu teslim etmek önemli, ancak son zamanlarda Müslüman karşıtı görüşlerde bir artış var. İslamofobi gittikçe yayılıyor. Müslümanlar endişeli. En büyük kaygılarımızdan birisi bu."

İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın bir sözcüsü hükümetin her türlü nefret suçuna karşı savaştığını ve anti-Müslüman nefret için üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını açıklarken polis teşkilatına da anti-Müslüman nefret suçlarını istatistiklerde ayrı bir şekilde kategorize etme şartı koştuklarını söyledi.

"Aşırılıkla mücadele programı (Prevent) yalnızca aşırılığın zehirli etkilerine karşı kırılgan olan insanları korumak için var." diye de ekledi.

"Sayıca daha fazla olan köktencilik karşıtı Müslümanlarla birlikte çalışma ve büyük bir barış dini olan İslam'ın hakkını teslim etmeye devam etmeliyiz."

Bununla birlikte, hükümetin 2012'de Müslüman düşmanlığına karşı kurduğu bir çalışma grubu sayıca azalmış görünüyor. Üyelerden bir akademisyen geçen ay istifa etti. Gerekçesini "üç yılımızı son derece soğuk ve kapalı bir kapıyı ittirmekle geçirdik, hükümet tarafından doğru düzgün bir muhatap bulamadık" şeklinde ifade etti.

Kent Üniversitesi'nden siyaset bilimi profesörü Matthew Goodwin "benim buradan çıkardığım hisse hükümetin Müslüman nefretiyle çok da ilgili olmadığıydı. Hatta bildiğim kadarıyla hükümet İslamofobi'nin sebepleri ve bu soruna karşı ne yapılabileceği ile alakalı hala bir araştırma girişiminde bulunmuş da değil." diye konuştu.

"Bugün anti-Müslüman nefreti anlamaya ve çaresine bakmaya hiç de yakın değiliz. Bilakis sanki daha da geriye gitmişiz gibi görünüyor."

Kaynak: Al Jazeera
Dünya Bülteni için çeviren: Mustafa Doğan

Güncelleme Tarihi: 23 Kasım 2015, 16:19
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35