İran balistik füze programı, füze envanteri ve son gelişmeler

İran'da yıkılan Şah rejiminden sonra yeni İran rejimi caydırıcılık sistemini stratejik silahlar olan balistik füzeler üzerine inşa ederken, kısa zamanda Türkiye, İsrail ve Arap ülkelerinin güçlü orduları karşısında zayıf kalacağının farkında idi. Devrimden kısa süre sonra çıkan İran-Irak savaşının da etkisi ile İran balistik füze programı hızlanmış oldu.

İran balistik füze programı, füze envanteri ve son gelişmeler

Hakan Kılıç

İran ile ilgili olarak ülkemizde sivil-asker birçok bürokratın veya akademisyenin farkında olmadığı bir gerçek vardır ki sınır komşumuz İran İslam Cumhuriyeti, bugün kendi başında balistik füze tasarlayabilen, test eden, seri üretim yapabilen ve operasyonel anlamda kullanabilen dünyadaki beş-on ülkeden biridir. Bu başarının sebebi ise arzu ve istekten ziyade, devrimden sonra bir nevi zorunluluktan ötürü savunma stratejisi tercihlerinin değişmesidir.

1979 yılındaki İran İslam Devriminden sonra ülkenin, Batı Dünyası ve özellikle en önemli müttefiki olan ABD ile siyasi ve askeri bağlantısı kopmuştu. O yıllar itibari ile Amerikan silahları ile donatılmış olan İran Silahlı kuvvetlerinin birçok üst rütbeli subayı hapse atılmış veya ülke dışına kaçmıştı. Şah’ı devirerek başa geçen yeni yönetim gördü ki her ne kadar en modern Amerikan silahları ile donatılmış bir orduya sahip olsalar da yeni silah alımı ve yedek parça desteği kesildiğinden, bir süre sonra özellikle 5-10 yıllık perspektifte çok zayıf bir konvansiyonel ordu haline geleceklerdi. İran yönetimi ta o yıllarda nükleer silah üretimini planlamış mıydı, bilemiyoruz. Ancak kesin olan bir şey var ki caydırıcılığı Şah Rejimi’nin yaptığı gibi konvansiyonel silahlar üzerinde kurmak yerine, büyük ölçüde balistik füze sistemleri üzerine kurmaya karar vermişlerdi. Bu karara kitle imha silahı veya konvansiyonel başlıkların hedeflerine tesliminde balistik füzeleri tercih etmek de dâhildi. Bu bir açıdan tek çareleri, diğer yandan ise en ekonomik yol idi. Bu karar yani bir nevi “asimetrik savaş doktrini”nin kabul edilmesi, özellikle sonradan çıkan İran-Irak savaşının da etkisi ile İran Balistik Füze Programı hızlanmış ve 1985’lerden sonra önlenemez bir trend kazanmıştır.

90’lı yıllara gelindiğinde ise İran Balistik Füze Programı ulusal stratejilerinin bir uzantısı, bir diplomasi aracı olarak kullanılmaya başlanmıştı. Oysa devrimden sonra gücünü yitireceğine inanılan konvansiyonel güç yani devrim öncesi İran silahlı kuvvetleri bölge ve Ortadoğu’da liderdi. Özellikle 400’den fazla uçağı olan İran Hava Kuvvetleri’nin imrenilecek bir hali vardı. Bu şaşırtıcı envanter; savaş uçaklarından, ağır nakliye helikopterlerine, tanker uçaklardan, savaş helikopterlerine kadar uzanıyordu (Bunlardan bazıları, F-14, F-4E, F-5 av/bombardıman/önleme uçakları, P-3C Orion denizaltı harbi uçağı, B-747 tanker uçak, CH-47 Chinook ve CH-53 Ağır nakliye helikopterleri ve AH-1 Cobra savaş helikopterleri). Özellikle o devrin F-22 veya SU-57 uçağı diyebileceğimiz USNAVY’nin en modern savaş uçağı F-14 Tomcat uçağının İran’a satılması bu iddiamın en büyük göstergesi idi. F-14 uçakların bir kısmı yedek parça olarak kullanıldı ve ayrıca bir şekilde illegal yollarla parça temini de gerçekleştiği için günümüzde hala İran Hava Kuvvetleri’nde uçabilmektedir. 

Çoğunuzun duymadığı tahmin ettiğim hayret verici iki olaydan daha bahsetmek istiyorum. Donanmasının en iyi savaş uçağını satan ABD, İran devrimi olmasaydı kısa süre sonra Hava Kuvvetleri’nin o zamanki en yeni savaş uçağı olan F-16’dan da 100’den fazla teslim etmiş olacaktı. Hatta İran Şahı o derece ileri gitmişti ki halen daha (seri üretime geçmiş uçaklar içinde) dünya hız rekortmeni olan ve yüksek irtifada 3,5 Mach sürati ile o devirde kimsenin yakalayamadığı SR-71 Blackbird stratejik keşif uçaklarını bile istemişti. Ancak ABD yönetimi bu uçağı şu ana kadar kimseye satmadı.

İşte bu geniş envanterle yıkılan Şah rejiminden sonra yeni İran rejimi caydırıcılık sistemini stratejik silahlar olan balistik füzeler üzerine inşa ederken, kısa zamanda Türkiye, İsrail ve Arap ülkelerinin güçlü orduları karşısında zayıf kalacağının farkında idi. Devrimden kısa süre sonra çıkan İran-Irak savaşının da etkisi ile İran balistik füze programı hızlanmış oldu.

“İran Balistik Füze Programı”nı, devrime kadar 1977-1979, İran-Irak Savaşı yılları 1980-1988 ve savaş sonrası yani 1988’den günümüze olacak şekilde üç döneme ayırabiliriz. Özellikle ilk dönem İran füze programı yani başlangıcı incelediğimiz zaman ise çok ilginç bir bilgiye ulaşıyoruz. İslam devrimi yani 1979 öncesi İran’a ilk çalışmalarında yardım eden ülke sanılanın aksine Çin, Kuzey Kore veya ABD değil, İsrail’dir. ABD “Lance” füzelerinin satışına izin vermeyince İran çok kısa menzilli topçu roketi diyebileceğimiz (BSRBM) sistemler için İsrail ile işbirliği yapmaya başladı. Şah dönemimde “Proje Çiçek” adı ile yürüyen program, İran parası ve İsrail teknolojisi ile devam ediyordu ki bunun içinde nükleer teknoloji kazanımı da vardı. Devrim ile program aniden kesildi ve her iki ülke kendi yoluna devam etti. İsrail, Fransız ve Amerikan desteğini alarak bugün İtibariyle nükleer başlık taşıyan “Jericho-3” ICBM ve “Lora” MRBM’lerine sahipken, İran’daki balistik füze konusundaki gelişmeleri makale boyunca ve gelecek sayılardaki bölümlerde anlatmaya çalışacağız.

Nükleer teknolojiye gelince, İran’ın nükleer enerji santralleri olduğunu ve nükleer silah üretimi konusunda uluslararası baskı ve ambargo sunucu gelinen durum hepimizin malumu. Ancak şimdilik nükleer başlıklı füze fırlatan bir balistik füze denizaltısına sahip olmayacak olsa da nükleer güçlü bir saldırı denizaltısı yapımı konusunda İran’da çalışmalar devam etmektedir. Bu reaktör nükleer silah olmadığı için ambargo /anlaşma kapsamında da değildir. Nitekim İran Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Amiral Abbas Zemini, nükleer enerjiyle çalışan denizaltı tasarlamak için çalışmalara başladıklarını açıklamıştı. 

Bugün İran; nükleer silah geliştirmediği veya geliştiremediği halde bu menzil değerlerinde (tablolarda gösterilen) balistik füze geliştiren tek ülkedir. Bu bile başlı başına gelecek adına İran’ın niyeti hakkında bir fikir verebilir.

BALİSTİK FÜZE SINIFLANDIRMASI VE BAZI KISALTMALAR

Makalede sık sık kullanacağımız bazı kısaltmaları litatürde İngilizce kısaltması genel kabul gördüğünden o şekli ile balistik füze manasına gelen “BM” kısaltması yerine ise Türkçe kısaltması yaygın kullanıldığından ötürü “BF” olarak kullanacağız.
-0-150 km arası menzile sahip aslında topçu roketi de denen en kısa menzilli balistik füzeler; BSRBM-“Battlefield Short Range Ballistic Missile” veya SSRBM- ”Çok Kısa Menzilli Balistik Füze”.
-150-1000 km arası menzilli olanlar; SRBM- “Short Range Ballistic Missile / Kısa Menzilli Balistik Füze”.
-1000 ila 2750 / 3000 km arası olanlar; MRBM- “Medium Range Ballistic Missile / Orta Menzilli Balistik Füze”.
-3000-5000 km arası olanlar; IRBM- “Intermediate Range Ballistic Missile / Uzun Menzilli Balistik Füze”. (Buradaki “intermediate” kelimesi konuya vakıf olmayan medya mensuplarını yanıltarak uzun menzilli füzeleri, ICBM’ler ile karıştırmaktadırlar. Bu konuda litaratürde genel kabul görmüş terimleri kabul etmek, isimlere göre değil menzillere göre sınıflandırma yapıldığına dikkat etmek gerekir).
-5000 / 5500 km üzeri (5000 km üzerini kabul eden kaynaklar da mevcut) menzile sahip olanlar; “ICBM-Intercontinental Range Ballistic Missile / Kıtalararası Balistik Füze” olarak adlandırılır. Diğer çeşitlerden en önemli farkları, genelde nükleer savaş başlığı taşımalarıdır.
-Denizaltılardan ateşlenen balistik füzelerde genelde nükleer başlık taşır ve ICBM/IRBM sınırlarındadır. SLBM- “Submarine Launched Ballistic Missile / Denzialtıdan Ateşlenen Balistik Füze” olarak adlandırılır. 
Menziller baz alınarak yapılan sınıflandırma dışında bu sınıfların içine dahil olan ancak özel görevlerden ötürü ikinci bir isim alanlarda vardır;
-ASBM- “Anti-Ship Ballistic Missile / Anti-Gemi Balistik Füzesi”
-TBM- “Tactical Ballistic Missile/ Taktik Balistik Füze”; Nükleer olmayan yani konvansiyonel başlık taşıyan ve bazı kaynaklarda 200 ile 300 km menzilli BF’ler için kullanılsa da genel kullanım açısından menzili 1000 km’ye kadar olan BF’lerdir. Yani SRBM türündekilere verilen ikinci bir isimdir ancak nükleer başlık taşımaması kaydı ile.
-RV; Re-entry vehicle / yeniden giriş aracı; Füzenin uzaya çıktıktan sonra atmosfere yeniden giren ucundaki kısımdır. Yani savaş başlığını taşıyan kısım.
-ABM; Anti-balistik füze. Yani BF’leri imha etmek için üretilmiş füzeler.
-SLV; Uydu taşıma aracı / roketi / füzesi.    
-BMD: Ballistic Missile Defence / Balistik füze savunma sistemi (Balistik füzelerle savunma sistemi değil, onlara karşı savunma sistemi demektir)
-Terminal safhası; RV’nin atmosfere yeniden giriş yaptığı ve yere göre dikey düzlemde 45 dereceden daha dar bir açı kazandığı noktadan yeryüzüne çarpana kadar ki uçuşun son safhasıdır.

İRAN BALİSTİK FÜZE PROGRAMININ TARİHÇESİ

 Bazı yabancı savunma analistleri, İran’ın kamuoyuna yaptığı resmi açıklamalar ve medyatik şovlara rağmen yaptıkları değerlendirmelerde bunların büyük ölçüde spekülatif olduğunu söylüyorlar. Nitekim birçok Batı kaynaklı raporda bile sık belirtilen sistemler için bile farklı füze isimleri, menzil bilgileri, diğer özellikleri ile çelişkili bulgular olabiliyor. Ancak herkesçe kabul görmüş artık çuvala sığmayan gerçekler de var. Biz ise bugün ve gelecek bölümlerde spekülatif tartışmalı başarılar yerine genel kabul görmüş gerçekler ve envanteri hakkında bilgi verirken, mümkün olduğunca bu yabancı kaynakları süzerek, hangi site veya medya organında yayınlandığında ziyade, hangi yabancı füze uzmanı veya araştırmacısının yazdığına dikkat ederek paylaşacağız. Tüm veri ve tabloları bu mantık ile yayınladığımızı belirtmek isteriz.

İran’ın balistik füze ithali ve yerli üretimi konusundaki kararlılığının seksenlerdeki İran-Irak Savaşı ile arttığını söylemiştik. 1980’li yılların sonundan itibaren ise uzun vadeli füze programlarını devreye sokan İran; Çin, Libya, Rusya ve Kuzey Kore’nin desteğini alarak bugünkü seviyesine gelmiştir. Tahran’a yönelik BF saldırıların misli ile karşılık verme çabası İran’ı Scud B ve C alımına itmiştir. Bu bağlamda 1985 yılında İran Parlamentosu başkan yardımcısı A.E. Haşimi Rafsancani, Libya, Suriye, Kuzey Kore ve Çin’e giden heyetlere başkanlık yaptı. Bu geziler sonunda Libya, Kuzey Kore’den Rus yapımı R-17 Scud füzelerini aldı. Daha sonra ise Kuzey Kore ve Çin’den roket bileşenleri ve teknolojisi satın aldılar. Fajr, Naze’at ve Zelzal-1 gibi topçu roketi seviyesinde BSRBM’lerin üretilmesine neden olan teknolojinin tabanı Çin’in teknik yardım ve teknoloji transferinden kaynaklanıyordu.

İlk parti Scud’lar ise 1985 yılında Libya’dan geldi. Scud tek kademeli, sıvı yakıtlı, 770-1,000 kg’luk bir savaş başlığı taşıyarak 280-300 km uçabiliyordu. Daha sonra İran, Libya’dan aldığı Scud’ları savaşın etkisi ile çok kısa sürede tüketince gözünü Kuzey Kore’ye dikti. Çok mantıklı bir anlaşma yapıldı. Kuzey Kore bir yandan İran’a füze teknolojisi verirken, İran’da Kuzey Kore balistik füze programını fonlayacak ayrıca Kuzey Kore üretim hattından çıkan ürünleri anında satın alarak Kuzey Kore’de çarkların dönmesini sağlayacaktı. Kuzey Kore üretimi Scud B’lerin ilk partisi Temmuz 1987’de daha Kuzey Kore ordusunda bile hizmete girmeden İran’a teslim edildi. İran 7 ay içinde 100 Scud-B füzesi ithal etmişti. Aynı şekilde ABD istihbaratına göre 1985-1988 yılları arasında İran, Irak’a karşı en az 100 adet Scud fırlattı.

Bu arada 1987 yılında alınan diğer bir füze de BF olmasa da Çin’den alınan “Silkworm / İpekböceği” anti-gemi / cruise füzeleri idi. (İran bugün konumuz dışında kalan seyir füzelerine de sahiptir. Bu ve diğer satın aldığın füzelerden tersine mühendislik ve teknoloji transferi yöntemi ile kendi seyir füzesi “Soumar”ı üretmiştir). 

1988 yılında Çin; ekipman ve teknoloji sağlamak, geliştirmek ve füze test verilerini paylaşmayı kabul eder ve 1988 yılında İran başarıyla 160 km menzil Mushak-160 çok kısa menzilli BF’sini testeder. 1990’a gelindiğinde ise Çin ve İran, askeri teknoloji transferi için 10 yıllık bir anlaşma imzalar. 

İran Balistik Füze Programı’nın dönüm noktası yani 1985 yılına gelindiğinde ise Kuzey Kore’den hazır alım olarak Huasong (Rus yapımı Scud B füzesi versiyonu) alarak bunlara Shahab-1 adını vermiştir. (İngilizcede “shahab” şeklinde yazılan füze adının Farsça okunuşu “şahab” şeklinde olup, Farsça anlamı “meteor”dur). Buradan başlangıçla Huasong-6 füzelerinin yurt içinde üretmeye başlamış ve bir SRBM olan 600 km menzilli Shahab-2 doğmuştur. Shahab füzelerini HE yani yüksek infilak patlayıcı başlıkları ile donatmıştır. Ayrıca içinde 1000’den fazla küçük bombacık içeren harp başlığı olan Shahab’lar da vardır. Bugün bile bu ilişki devam ediyor gibidir. İran’ın Shahab-4 füzesi ile Kuzey Kore’nin Taepo Dong-1 füzesi, İran’ın Shahab-5 füzesi ile de Taepo Dong-2 füzesi (şekil olarak) tıpatıp aynıdır.

Scud-B modelini esas alan HS-5’ten, Shahab-1‘i, Huasong-6’dan ise Shanab-2’yi üreten İran Balistik Füze Programı günümüzde Qiam, Safir, Sejil gibi kendi dizaynı füzelerini geliştirip, üretirken füze motorları konusunda da Rusya, Ukrayna (daha önceleri) ve Kuzey Kore’den destek almaktadır.

90’lı yıllara gelindiğinde ise savaş bitmişti, ancak İran BF programı bir kere şaha kalkmış ve son sürat devam ediyordu. İran BF’lerin psikolojik harekat ve salvo atıştaki yıkıcı etkisini bir kere idrak etmişti. Bunu sadece kullanarak değil, hedef olarak da öğrenmişti. 1990’da ABD istihbarat yetkililerine göre Tahran, Kuzey Kore ile yeni projeler için görüşmeye başladı ve Scud C BF’leri 1991 yılında ihraç edilmeye başladı. Scud C, B’den daha uzun ve genişti. 700 kg’lık bir savaş başlığı taşırken 500 km’den fazla bir menzile sahipti. İsrailli uzmanlara göre 300 Scud-B, 100 Scud-C alınmıştı. Sonuçta ABD Ulusal İstihbarat Müdürü tarafından 2012'de yapılan bir tehdit değerlendirmesine göre, İran balistik füze envanteri bakımından Ortadoğu’nun en büyüğü olmuştu. (Burada bir parantez açarak geçen aylarda tespit edilen ve Rus S-300 füzeleri tarafından korunduğu iddia edilen Suriye’deki İran balistik füze fabrikasını bize karşı İran haricinde Suriye kaynaklı BF tehdidi de olması hasebi ile hatırlatmak istiyorum. Ancak yeri gelmişken Suriye ve İran arasındaki ortak geliştirme ve üretim ortaklığının 1991 yılında başladığını belirtmek isterim).

1995 yılında ise İran, Kuzey Kore’den dört Scud Transporter Erector Fare-TEL (TEL; Balistik füze taşıma ve fırlatma kabiliyetine sahip araçlara verilen genel isim) alır. 1996 yılında ise ABD’de ortaya çıkan bir raporda Çin’in, İran’a binlerce füze güdüm sistemi, jiroskop, ivmeölçer, çeşitli test cihazları verdiği ortaya çıkar.

İlk başarılı testi 2009 yılında yapılan Sejil-2’ ler ise katı yakıtlı olması sebebi ile sıvı yakıtlılara göre çok daha kısa sürede atışa hazır hale gelmekte ve güvenli bir şekilde uzun yıllar depolanabilmektedir. Ayrıca bu Sejil-2 (Farsçada pişmiş kil demektir) için uydu ve diğer gözetleme araçlarından kaçabilme veya tespiti için çok kısa süre verme anlamına gelmektedir. Özetle taşıma aracı (TEL) ağaçlar arasından çıkarak kısa sürede atışını yaparak saklandığı yere veya yer altı sığınağına dönebilir. Dolayısı ile katı yakıtlı yani yakıt yükleme prosedürüne ihtiyaç duymadığı için fırlatmaya bir kaç dakika da hazır olması büyük bir stratejik avantaj verir. Sejil-2, 750-kg savaş başlığı taşıyan yaklaşık 2,200 km veya 1,375 millik bir menzile sahip olduğu tahmin edilen bir MRBM’dir. 2.modeli 2009 yılında test uçuşlarına başlayan füze, iki kademeli katı yakıt roket motoruna sahiptir.

Diğer bir MRBM olan Shahab-3 füzesinde Kuzey Kore üretimi NoDong-1 motorunu kullanmakla birlikte sonraki modellerde büyük ilerleme kat edilmiştir. Bugün İran kendi üretimi 2000-2500 km arası menzile sahip, iki kademeli (yani fırlatılmadan bir süre sonra ilk kademenin terk edilerek, böylece ağırlığın ve menzilin artırıldığı daha sonra ikinci kademe de koptuktan sonra harp başlığının tek başına seyrine devam ettiği), katı yakıt motorlu Sejil-2 füzesine sahiptir. Ayrıca daha uzun menzilli hem BF hem de SLV (uydu fırlatma aracı) olarak kullanılan Safir ve Simorgh füzeleri ile ayrıca Kuzey Kore’ den satın alınan 2500-4000 km menzilli BM-25 Musudan füzelerini envanterine katmıştır (Ayrıca Emad ve denemeleri geçen aylarda yapılan yeni füze Khorramshahr/Hürremşehr MRBM’lerinin gelecek sayıda/bölümde detaylı anlatacağız).

İRAN’NIN SIVI FÜZE YAKITI TEKNOLOJİSİ KAZANIMI

İran Kara Kuvvetleri yerine Devrim muhafızlarının komutasında olan balistik füzeler, iki ayrı ekip tarafından geliştirilmektedir. Sıvı yakıt teknolojisini kullanılan Shahid Hemat Sanayi Grubu ve katı yakıt teknolojisini kullanan Shahid Bakeri Sanayi Grubu.

İran-Irak Savaşı sırasında 600’den fazla balistik füze fırlatan İran, 22 Temmuz 1998 yılına gelindiğinde ise Kuzey Kore’nin Nodong füzesini temel alan Shahab-3 (MRBM) füzesini test ederek tek kademeli sıvı yakıt teknolojisini kazanmıştı (Temmuz 2003’de füze operasyonel ilan edildi). O zamandan beri, İran füze uçuş teorileri, bekanın artırılması, yeniden giriş, katı ve sıvı yakıtlı ve çok kademeli füzeler ve RV teknolojisi gibi sistemlerinde gelişmeler yaşadı. İran kaynaklarına göre Shahab-3, 16 metrelik, 1.300 km menzili olan 1.000 kg savaş başlığı kapasitesine sahiptir. Füzenin, Kuzey Kore’nin Nodong füzesinin tek aşamalı, sıvı yakıtlı, ölçeklendirilmiş versiyonu olduğuna inanılıyor. Güdüm sistemi ve motor tasarımı Kuzey Kore’nin Nodong füzesi ile aynıdır. 2004’te daha uzun menzilli (1950-2000 km) versiyonu “Ghadr” üretildi (konuya yardımcı olması için verdiğimiz füze bilgilerini 2. bölümde ayrıntılı anlatacağımız için yüzeysel ve tek kaynağa dayalı vermekteyiz). 

SLV-UYDU TAŞIMA ROKETİ KABİLİYETİ KAZANIMI VE UZAY ÇALIŞMALARININ BAŞLAMASI

Şubat 2008’de ise Semnan Eyaletindeki İran Uzay Merkezinin açılışı ile Kavoshgar-1 araştırma roketinin deneme lansmanı yapıldı ve başarısız oldu. İlk başarılı deneme ise Safir roketi ile Şubat-2008’de yapıldı. İki kademeli Safir uzay roketinin başarılı bir şekilde alçak yörüngeye (LEO) yerleştirdiği İran üretimim Omid uydusu ile uzay çalışmaları ve SLV üretiminde de dönüm noktası aşılmış oldu. Başarılı olan sonraki denemeler ve 22 m uzunluğunda, 1.25 m çapında ve 26 ton ağırlığındaki Safir füzesi nükleer savaş başlığı taşıma kapasitesi olsa da sadece 50 kg faydalı yük alabiliyordu. Henüz ABD’li uzmanlar nükleer silah peşinde de koşan İran’ın, Safir’i bir ICBM’ye dönüştürmesi konusunda kesin bir endişeye kapılmamıştı ki İran bir sürpriz yaparak Simorgh SLV’sinin ortaya çıkarttı. Görüntü olarak Kuzey Kore Taepo Dong-1 füzesine veya SLV’sine birebir benzeyen Simorgh için 500 km yükseklikteki bir yörüngeye 100 kg’lık bir uydu yerleştirebileceğini iddia edildi. Bazı kaynaklara göre ise Shahab-5 adı da verilen yeni füze / SLV tamamlandığında 700 kg faydalı yükü 1000 km yükseklikteki yörüngeye yerleştirebilecek.

Yapılan başarılı lansmanların bir sonucu olarak ve İran füze ile ilgili altyapısını genişlettiğinde İran’ın balistik füze programı hakkında uluslararası kaygı katlanarak arttı. ABD ve Rus teknik uzmanlarının ortak bir değerlendirme ve bulgularına göre; İran düşük itkili roket motorlarını iki kademeli bir roket oluşturmak için kullanabilecek nitelikli mühendislere sahip olabilirdi. Artık ABD, Rus, İsrail ve diğer Avrupa ülkelerini, İran’ın ICBM üretebileceği korkusu sarmıştı. Bana göre İran nükleer çalışmalarına 5+1 ülkelerinin artan baskısının en önemli sebebi de budur. Yani İran’ın nükleer silah üretimine çok yaklaşması bir yana bu silahı adresine teslim etme konusunda İran açısından tek yol olan ICBM üretim kabiliyetine yaklaşmış olması.

20 Mayıs 2009’da ise İran, iki kademeli, katı yakıtlı, tamamen kendi dizaynı olan ve şekil olarak daha öncekiler gibi Rus/Çin/Kuzey Kore kopyası olmayan bir füze geliştirdi. ABD’li yetkililer, İran’ın füze menzilinin 2500 km olduğunu iddia etti. ABD ve Rusya teknik uzmanlar ise Mayıs 2009’daki ortak bir tehdit değerlendirmesi yaparak, yaklaşık 2200 km’lik bir mesafeye 1 tonluk savaş başlığını taşıyabileceğini ve toplamda 21 tonluk bir füze olduğu kanısına vardılar.
2008’de Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı yüksek patlayıcı testinin kanıtlarını içeren belgelerin gösterildiğini ve bir “nükleer silah”ı barındırabilecek olan Shahab-3’ün yeniden giriş aracı-RV’sinin yeniden tasarlandığını bildirdi. Bu proje “Proje 111” olarak biliniyordu.

Farsça “elçi” anlamına gelen Safir ise, 2009 yılında İran’ın ilk uydusunu uzaya götüren uzay roketi (balistik füze) idi. Uçuş esnasında bırakılan çok kademeli itki sistemlerine yani roket motorlarına ve yakıt tanklarına sahip olan sofistike bir füze idi.

Efsanevi uçan yaratığın Farsçadaki adı olan ‘Simorgh’ uydu yerleştirmek üretilen başka bir rokete verilen isim idi. Önünde üst düzey İranlı yetkililerinin poz verdiği ve medyatik olan fotoğrafın yayınlandığı mock-up’ı 2010 yılında sergilendi. Dört motorlu bir kümeye sahip uzay roketi-Simorgh SLV, İran'ın uzay programı ve uzun vadeli hedefleri açısından bir gösterge gibidir.
İran’da tıpkı İsrail gibi uydu gönderirken komşu ülke hava sahalarını ihmal edemeyeceği için zorlanmaktadır. İsrail, normalin tersine batıya doğru gönderirken, İran ise güneye doğru Basra Körfezi’ne açılan dar bir koridoru tercih etmek zorundadır. (Haritada)

KATI YAKIT ÇALIŞMLARINA TEKRARDAN KISA BİR BAKIŞ

Sıvı yakıt teknolojisine dayanan Scud ve Shahab füzelerine ek olarak katı yakıtlı füze teknolojisi de geliştirildi. Bunlar ilk başlarda daha çok kısa menzilliydi. En erken adımlarından biri, ‘Mushak’ idi. Mart 1988’e gelindiğinde Irak’a ateşlenebilir seviyeye kadar menzili uzamıştı. 1988’de ise katı yakıtlı Mushak 160 km menzilli bulmuştu. İran, bu füzeyi dış destek olmadan tasarlayıp ürettiğini iddia etse de Çin'den yardım almıştı. Aynı zaman da Çin yapımı, 150 km menzilli CSS 8 (Tondar-69) ve ikinci katı yakıtlı füze Fateh-110’u geliştirildi. SRBM türündeki füzelerden Fateh-110 Eylül 2002’de test edildi. 2002 yılında bu katı yakıtlı, tek kademeli SRBM için kurulan fabrikada bugüne kadar binlerce üretildiği tahmin ediliyor. Günümüzde menzili 150 ila 210 km arasındadır.

“Türk kamuoyu çok üzerinde durmasa da 2 yıl kadar önce 26 Mart 2015 tarihinde Esed tarafında savaşan İran yanlısı milislerin Reyhanlı’ya 185 km uzaktaki Tartus’tan ateşlediği 5 Fateh-110 füzesi Reyhanlı’da çeşitli yerlere düşmüştü. Bu füzelerden birisi de 4. Hudut Bölüğünün yakınındaki boş araziye düşmüş ve basında yer alan haberlere göre 15m genişlikte, 7m (basında bu şekli ile çıksa da 3 m’den daha derin olduğunu sanmıyorum) derinlikte bir çukur açarak bölük yemekhanesinin duvarının çökmesine ve 5 askerin yaralanmasına sebebiyet vermişti. Bu füzenin askerlerin yemek yediği bir anda yemekhane çatısına düşmesi durumunda yaşanacak faciayı tahmin bile etmek istemiyorum”.

ULUSLARARASI YARDIMLAR

İran füze programının başarısı ve kalkınmasının hızı başta Kuzey Kore, Rusya ve Çin olmak üzere yoğun dış yardım olmaksızın mümkün olamazdı. Ne tür yardımlar aldıklarını ise kısaca şöyle özetleyebiliriz;
-Kuzey Kore sıvı yakıtlı itki sistemleri için temel donanımları ve teknolojileri sattı. Daha önce belirttiğim gibi Scud tipi füzeler sayesinde İran hem ithalat yaptı hem de füze üretimini öğrendi. Aslında Kuzey Kore, İran’ın off-shore füze geliştirme merkezi olarak görev yapıyordu. İran’a bu füzelerinin çoğu; BM-25, Shahab-3 ve Scud B ve C, direk olarak Kuzey Kore'den ya bileşenler ya da tamamlanmış füzeler biçiminde geldi. Mayıs 2011’de BM uzmanlarından oluşan bir panel, İran ve Kuzey Kore arasında düzenlenen sivil hava yolu seferleri ile balistik füze parçaları taşındığını duyurdu (ki bu uluslararası sivil havacılık taşımacılığı anlaşmalarına tamamen aykırıdır). İran’ın Füze Teknolojileri Kontrol Rejimi (MTCR) anlaşmasına taraf olmamaları bir yana uluslararası sivil hava taşımacılığı kurallarını hiçe saymaları kabul edilecek bir şey değildir. Diğer yandan İran ile Kuzey Kore arasında hala daha BF konusunda işbirliği olup olmadığı da tüm dünyanın merak ettiği bir konu. Batı medyasının tersine özellikle sosyal medyada takip ettiğim önemli Amerikalı BF uzmanları şu an için net deliller olmadığını savunmakta. Aynı uzmanlar Çin firmalarının BM’nin kararlarını dinlemediğini ve Çin hükümetinin de kendi firmalarını bu konuda ciddi takip etmediğini söylüyorlar (Kuzey Kore örneğindeki gibi). Ancak aynı kişiler devam eden bir İran-K.Kore işbirliğini delillendiremiyorlar. Bu konudaki nadir bilgilerden biri ise; Kasım 2013’te, Bill Gertz tarafından iddia edildi (Amerikalı gazeteci, BF araştırmacısı). İran füze teknisyenleri ortaklaşa uzun menzilli füzeler veya SLV için yeni bir ‘80 tonluk roket motoru’ geliştirmek için gizlice Kuzey Kore ziyaret ettiğini iddia etti. Ancak her iki ülkenin birçok BF ve SLV’si arasında şekil benzerliği olsa da Unha (Kuzey Kore) ve Simorgh’un ilk aşamalardaki önemli tasarım farklılıkları iki ülkenin birlikte roket geliştirmediğini sadece Tahran ve Pyongyang’ın ne kadar çok teknik bilgiyi paylaştığını veya kullandığını gösteriyor. Ayrıca medyaya yansıyanlar Kuzey Kore’nin, İran’ı birkaç on yıl boyunca daha büyük füzeler ve SLV’ler için kritik bileşenlerle ve bilgilerle donattığını gösteriyor. Fakat bugüne kadar elde edilen kanıtlar iki ülke arasındaki tasarım işbirliği veya ortak geliştirme olduğunu göstermiyor.

-Rusya ise malzeme, ekipman ve eğitim tedarik etti. Rusya 1995’ten beri MTCR’ye taraf olmasına rağmen yardımcı olmaya devam etti. Bu yardım daha çok Shahab-3 için oldu. Hatta ABD Dışişleri Bakanlığı 1998’de, “İran’ın füze programlarıyla ilgili proliferasyon faaliyetleri” nedeniyle 7 Rus kuruluşuna yaptırım uyguladı (INOR, Grafit Araştırma Enstitüsü, Polyus Bilimsel Üretim Birliği, Glavkosmos, MOSO Şirketi, Baltık Devlet Teknik Üniversitesi ve Europalace 2000). INOR, Eylül 1997’de, füze muhafazaları için çelik ve füze rehberlik bileşenlerini korumak için folyo dâhil olmak üzere uzun menzilli füzeler için özel alaşımlar tedarik etmek üzere sözleşme yaptı. Buna ek olarak, Rusya’nın silah ihracatı ajansı Rosoboronexport’un, İran’ın Shahab programına dâhil olduğu iddia edildi. Rosoboronexport’un ayrıca, füze bileşenlerini tasarlamak ve test etmek için kullanılabilen bir rüzgâr tüneli inşa etmeye yardım ettiği bildirildi. İran’ın Shahid Hemmat Sanayi Grubuna (SHIG) katı roket yakıt teknolojisi ve rehberlik ve tahrik sistemleri dizaynı konusunda Ruslar tarafından yardım edildiği iddia edildi. Europalace 2000’in ise İran’a 22 ton paslanmaz çelik götürüldüğü, bu paslanmaz çeliğin Scud’lar için yakıt depoları yapmak için kullanılmış olabileceği ve Polyus’un navigasyon ve rehberlik teknolojisi tedarik ettiği düşünülüyordu. Grafit Araşt. Ens.’nün ise füze savaş başlıklarını kaplamak için kullanılan malzemeleri ürettiği söylenmekteydi. ABD’li yetkililer, İranlıların Baltık Devlet Teknik Üniversitesi’nde ve Persepolis adlı ortak bir füze eğitim merkezi aracılığıyla füze rehberliği ve tahrik konularında eğitildiklerinden şüphelendiler. Bu şüpheler, Rusya ve İran ile ilgili soruşturmalara ve ABD yaptırımlarına sebebiyet verdi. Amerika, 2006 ve 2008 yıllarında Rosoboronexport’a ek yaptırımlar uyguladı.

-Çin, füze güdüm sistemleri ve katı yakıtlı roket motoru ile yardım sağladı. Ayrıca son günlerde Basra Körfezinde çeşitli gruplarca kullanılarak birkaç gemiyi batıran anti-gemi füzesi C-802’den de o zamanlar satmıştı. Ayrıca 150 km menzilli ve 190 kg’lık bir savaş başlığı taşıyabilen CSS 8 füzelerini de sattı. Çin, İran’ı katı yakıt füze teknolojisi ile donattı. Bunların sonucu olarak da 2006’da ABD Hazine Bakanlığı, Çinli CPMIEC firmasını (CPMIEC-Bize HQ-9 füzesini satmak isteyen Çin firması), Özel Yetkili Ulusal (SDN) listesine ekleyerek, ABD yargısı altındaki varlıklarını dondurdu.

ULUSLARARASI YAPTIRIMLAR

İran’ın balistik füze programının amaçlarıyla ilgili endişeler uluslararası yaptırımlara neden oldu. 2006’da BM Güvenlik Konseyi, İran’a, nükleer faaliyetlere veya nükleer silah dağıtım sistemlerine katkıda bulunmaya yardımcı olabilecek malzeme ve teknolojinin tedarikini yasaklayan 1737 sayılı kararı kabul etti. Ayrıca ülkelerden bazı şirketlerin ve kişilerin varlıklarını dondurmalarını istedi. 1747 (2007), 1803 (2008) ve 1929 (2010) tarihleri arasındaki üç BM Güvenlik Konseyi kararları yaptırımları artırdı ve İran’ın nükleer ve füze programlarına katılımlarından dolayı ilave şirket ve bireyler belirledi. Bugün ise uygulanan ambargo büyük oranda kaldırıldı. Ancak İran kesin olarak nükleer silah geliştirme faaliyetlerinin durdurmayı ve bu konudaki denetimlere izin vermeyi taahhüt etti.

İRAN BALİSTİK FÜZE ENVANTERİ İLE NE DERECE GÜÇLÜ?

Türkiye’nin taraf olduğu çok önemli iki uluslararası anlaşmadan birine İran taraf değildir. İran, 1970 yılından beri Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi (NPT) Antlaşmasına, nükleer silah sahibi olmayan bir taraf devlettir. Ancak Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi (MTCR) anlaşmasını tanımamıştır. Bu sebeple yukarıda saydığım yardımları almakta da mahsur görmemiştir.

MRBM ve IRBM’lerinin çoğu istenildiğinde nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip İran'ın BF cephaneliği Ortadoğu’nun en büyüğüdür. Özellikle son yıllarda önemli gelişmeler yaşayarak iki kademeli SLV kullanarak 3 uyduyu alçak yörüngeye (LEO) başarıyla yerleştirdi. Çok kademeli BF’leri geliştirip, üretip, test etti. Füze güdüm ve seyrüsefer sistemleri ile itki sistemlerine yatırım yaparak katı / sıvı yakıt çeşitleri geliştirdi. Bir taraftan füze cephaneliği / envanterini sayı olarak, diğer yandan da çeşitlerini artırarak geliştirdi. Savaş ortamında BF’leri korumak için mobil araçlar ve yer altı silolar ile belki de dünya da sadece İran’da uygulandığı şekliyle yer altı tünellerinde saklamaya başladı. Tünellerin fotoğraflarında gördüğünüz üzere, BF’lerin tepelerindeki deliklerden çıkacak şekilde tünel içinde ateşleme imkânı olan bu görülmemiş yöntem kullanımı İran’a hastır.

Silo tabanlı BF’ler genelde ICBM’lerde görülür ve ABD, Rusya gibi ülkelerde yaygındır. Kapalı bir tüp /lançer yani yer altı silosu içine yerleştirilen füze ateşlenene kadar veya eskiyip değiştirilene kadar orada kalır ve savaş durumunda 1-2 dakika da atışa hazırdır. Amaç füze envanterini saklamak değil, düşman nükleer saldırısından sonra ikinci vuruş yeteneği için korumaktır. Silo, üzerinde tonlarca ağırlıkta çelik kapaklar olan ve her tarafı NBC korumalı korunaklardır. Ancak tüm nükleer silolar uydulardan tespit edilmiştir. Bu yüzden Ruslar 16 tekerlekli araçlar üzerinde Topol ICBM’lere mobilite kazandırarak saklamak istemiş ve çok önemli bir stratejik avantaj sağlamıştır. ABD ise ne zaman, nerede çıkacağı belli olmayan nükleer güçlü balistik füze denizaltılarına ve her birindeki 8-10 başlıktan 18-20 arasında SLBM’nin taşıdığı 200’e yakın başlığa yani Rus donanmasından daha fazla olan başlık kapasitesine güvenmektedir. 

İran’da ise yukarıda bahsettiğim durum farklıdır. İran BF’leri nükleer saldırıdan korumaktan ziyade düşman uydu ve diğer istihbarat toplama faaliyetlerinden kaçırmıştır. Aslında en önemli gayesi düşman uçak ve seyir füzelerinin hedefi olmalarını önlemektir. Konuyu bu kadar uzatmamım sebebi tehdidin boyutunu daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Körfez savaşında Saddam’ın BF saldırısını Patriot’larla savuşturmaya çalışan koalisyon ülkeleri bir taraftan da hava hâkimiyetini tamamen ele geçirdikleri Irak hava sahasında tüm keşif uçak, uydu ve diğer istihbarat unsurları ile mobil (TEL üzerinde) Scud rampalarını arıyor ve tespit ettiği anda imha ediyordu. Buna rağmen Telaviv, Riyad gibi metropollere düşen onlarca R-17 Scud versiyonu Irak yapımı El-Hüseyin balistik füzesini (PAC’ların kaçırdığı veya çok alçakta vurduğu için başlığın şehre düştüğü) televizyonlardan seyretmişsinizdir. İşte bu yüzden yüzeydeki mobil rampalarda bile %100 başarılı olamayan USAF’ın yanında İsrail veya Suudi veya Türk Hava Kuvvetlerinin ne derece başarılı olacağı tartışılır. Gerçi her üç ülke envanterinde de zırh delici bombalar ve modern elektronik hedefleme sistemleri ve bunları taşıyan modern savaş uçakları vardır. Ancak burada dikkat çekmek istediğim husus, tespit edilmiş ve içinde örneğin resimde gözüken Shahab füzesini bulunduğu silonun çeşitli zırh delici bombalarla imha edilebilme kabiliyeti her üç ülkede de var olmasına rağmen bu tür bir mücadelenin başarı şansının düşük oluşudur. Yani kaç tane tünelin olduğu bilinmediği büyük bir coğrafyada (İran’da haritada gördüğünüz üzere 12 tane balistik füze üssü vardır), tünellerin ne kadar uzun olduğu bilenmemekle birlikte, her deliğin altına füze yerleştirme zorunluluğu yokken (yani belki de sadece fırlatma anında atış deliğini altına çekiliyor) bu kadar çok sayıdaki füze ve tünel için hava harekâtı yapmak, Körfez Savaşı’nda yüzlerce uçağa sahip USAF’ın toprak üstünde gezen Scud’ları bile kaçırdığı düşünüldüğünde zor gözüküyor.

Kaldı ki Ortadoğu’da çok modern bir hava gücüne sahip (EF-2000, Tornado, F-15S gibi en modern savaş uçakları ve E-3 gibi AWACS) Suudi Arabistan’ın, İran füze tehdidinden ne derece korktuğu ve ülkesindeki (ABD ve kendine ait) Patriot bataryalarının sayı olarak çaresiz kalacağını bildiğinden İran’a kafa tutmaya çekindiği hepimizin malumu. Savaş durumunda dakikalar içinde Suudi hava üsleri, petrol tesis ve depoları ve şehirlerini cehenneme çevirecek sayısı binleri bulan İran BF’lerini (BSRBM, SRBM ve MRBM) takdir edersiniz ki sınırlı sayıda Patriot, hatta Suudi Arabistan’ın yeni sipariş verdiği THAAD ve S-400 bataryaları durduramayacaktır. Her bir BF adedince ABM füzesi bulundurması mümkün olmayan Suudiler için şunu da söylemeden geçmemek lazım ki topyekûn savaşta yeterli olmasalar da kısa krizler ve tırmanma zamanlarında bu BMD sistemi ve onun kullandığı ABM füzeleri İran için ciddi caydırıcı olacaktır. Yani hiçbir ABM sistemi, BF’ler karşısında %100 garantili çözüm değilse de, İran’ın tırmanma veya kriz anlarında tehdit veya misilleme amaçlı göndereceği sınırlı sayıda örneğin beş on BF’nin THAAD ve PAC’lar tarafından rahatlıkla vurulabileceğinin söyleyebiliriz. Ancak genel bir savaşta salvo BF saldırısında Suudi Arabistan’daki ABD birliklerinin dahi güvende kalması çok çok zordur. Kaldı ki Basra Körfezi’nde gezen AEGIS savaş gemileri ABM füzesi olan SM-3’lerle doludur.

Tekrar konumuza dönersek, sıvı ve katı yakıtlı balistik füzeler ile istikrarlı bir şekilde envanterini büyüten İran 1300 km menzile sahip Shahab-3 BF’sinden onlarca belki yüzlerce üretmiştir. Sonradan Sejil-2 ile en az 2000-2500 km’yi görmüştür.
Bu füzeler bir nükleer savaş başlığı taşıyacak kabiliyete sahiptir. İsrail’de “Füzelerin babası” ünvanı verilen ve bazı İsrail füze programlarının yıllarca başında bulunan fakat sonradan görevden alınan İsrail’li mühendis Uzi Rubin’e göre İsrail şehirlerine karşı konvansiyonel başlıklı füzelerle yapılacak bir salvo füze saldırısı etki bakımından İran’ın hava kuvvetlerinin yerini alabilir. Normalde Orta Doğu’nun en güçlü hava gücü (hatta sayısal olarak olmasa da bana göre Avrupa da dâhil bölgedeki en güçlü hava gücü) olan İsrail Hava Kuvvetlerinin karşısında İran çok zayıf kalmaktadır. Zaten bu makalede de anlatmaya çalıştığımız gibi İran’da bu boşluğu BF’ler ile doldurmaya çalışmaktadır.

Bugün itibari ile Ortadoğu’da İran’a rakip olabilecek tek ülke olan İsrail envanterinde Lora BF’leri bulunmaktadır. Lora menzil ve kapasite olarak İran BF’leri ile başa çıkacak değerlerde olsa bile Lora sayısı ve diğer İran BF çeşitliliğinin İsrail’de olmaması nedeni ile İsrail BF envanteri olarak çok geride görülebilir. Ancak bu durum konvansiyonel başlıklı füzeler için geçerlidir. Nükleer silah ve başlığa sahip olan İsrail bu açığı ICBM olduğu iddia edilen ve nükleer savaş başlığı taşıyan Jericho-3 füzeleri ile kapatmaktadır. Ancak gelecek bölümde füze özelliklerini anlattığımızda göreceksiniz ki İsrail hariç BF kabiliyetini konusunda Ortadoğu ve Kafkasya’da İran’a rakip olacak bir ülke yoktur.

İran envanterindeki en uzun menzilli füze gelecek bölümde ayrıntısını anlatacağımız BM-25 Musudan’dır. ABD istihbarat raporlarına yansıyan ancak İran’ın resmi kabul etmediği Musudan’ı son yıllarda Kuzey Kore’de onlarca başarısız denemeye konu olan Musudan ile karıştırmamak lazım. Tip ve büyüklük olarak çok farklı olmasa da Kuzey Kore’nin yıllar önce İran’a sattıkları test edilmiş operasyonel füzelerdir. Şu an kendi denedikleri ise daha uzun menzilli olan versiyonlarıdır. 2500-4000 km arası bir değerlere sahip füzenin tam olarak hangi versiyonu satıldığı bilinmese de 2500 ila 3000 km arasında bir menzil değeri olan versiyon olduğu tahmin ediliyor. Diğer yandan Kasım 2007’de ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Kuzey Kore’nin İran’a 2.500 km menzilli BM-25 Musudan füzelerini sattığını söyledi. CIA raporlarına göre 19 adet satılmıştı. Aslında İran’ın kendi geliştirdiği 2000-2500 km arası menzile sahip ve mobil TEL üzerine yüklü BF’leri düşündüğümüzde daha uzun menzilli olsa bile 19 tane Musudan stratejik açıdan daha değersizdir. Çünkü İran füzelerinin TEL’ler üzerindeki ve tünellerdeki sürpriz yeteneği ve tüm hedef ülkelerin menzil içinde olması yeterince tatmin edicidir. Bizim açımızdan ise tedirgin edici.

Yayınladığımız haritada menzilleri gösterilen Shahab-4-5-6 füzeleri henüz geliştirme aşamasında olup daha önce anlattığım gibi bunlar BF değil bir SLV olarak geliştirilebilir. Dolayısı ile haritada görülen en uzun menzilli operasyonel füzeler BM-25, Sejil-2, Zelzal-3/Shahab-3 füzeleridir.
Gelecek bölümde yani 4. sayıda İran Balistik Füze programında günümüzde yaşanan gelişmeleri, bazı balistik füzelerin tanıtımını ve Türkiye’ye bakan yönünü kısaca anlatmaya çalışacağız.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi, Sayı: 3

Güncelleme Tarihi: 26 Eylül 2018, 11:18
YORUM EKLE
YORUMLAR
Eren Öztop
Eren Öztop - 2 ay Önce

Ayrintili makaleniz icin tesekkürler. Konuyla ilgili en detayli calismalardan biri diyebilirim. Sofistike teknoloji icin onyillarca cabalamak ve ar-ge calismasi yapmak gerekiyor.

banner26

banner25