banner27

İran balistik füze programının Türkiye’ye bakan yönüyle değerlendirilmesi

Bu yazıda Türkiye’ye bakan yönü ile biraz ülkemizden bahsedildikten sonra İran'ın balistik füze envanterine bakacak ve “İran neyin peşinde?” sorusuna cevap arayacağız.

İran balistik füze programının Türkiye’ye bakan yönüyle değerlendirilmesi

Hakan Kılıç


Geçen sayımızda İran balistik füze programının tarihçesini, nasıl başardıklarını, balistik füzelerinin ne derece bir tehdit olduğunu anlatmış ve bazı füzelerden kısaca bahsetmiştik. Ayrıca füzelerin teknik özelliklerini ve menzillerini özetleyen tablo ve haritalar yayınlamıştık. Bu haritalarda Orta Avrupa’nın dahi mevcut durumda menzil dahilinde olduğu ve geleceğe yönelik çalışmalar gerçekleştiğinde (Shahab-4/5/6) menzillerinin İngiltere’ye vardığını göstermiştik. Sanırım Türkiye’nin en kısa menzilli İran füzesinin dahi menzilinde olduğunu söylemeye gerek yok. Bu sayıda ise Türkiye’ye bakan yönü ile biraz ülkemizden bahsedecek, sonra İran envanterine bakacak ve “İran neyin peşinde?” sorusuna cevap arayacağız.
Suriye’deki İran faaliyetlerinin tavan yaptığı geçen iki yılı hariç tutarak, son yıllarda Ortadoğu’da Türkiye’nin romantizme dayalı dış politik eğilimlerinin negatif efektleri görülmekteydi diyebiliriz. Bununla beraber balistik füze (bundan sonra BF olarak kısaltılacaktır) tehdidi konusunda sergilenen görmezden gelme tavır, zannımca karar mercilerinin İran’a bakış açısındaki iyi niyetli yaklaşımları ve herkesi kendimiz gibi bölgesel barış için çabalayan yöneticiler, ülkeler veya yönetimler sanmanın bir sonucu idi. İran’a karşı bakışımızdaki bu kontrast bozukluğu, İran yönetiminin son iki yıl içinde Suriye’de yaptıkları, etrafımızı Şii çemberi ile sarması ve Suriye politikaları sayesinde tekrar fabrika ayarlarına geri döndü. Özellikle geçen sene meydana gelen İran SİHA’sının özel kuvvet askerlerimizi şehit etmesi (Uzun süre tartışılan olayda Suriye L-39 uçağının saldırısı şeklinde olduğu haberleri yapılsa da sonradan MSB eski Bakanı Sayın Fikri Işık’ın “İranlıların kullandığı bir SİHA’nın saldırdığı anlaşılıyor” demesi olayı çözmüştü) ve İran’ın geçenlerde değerli bir savunma ve savaş doktrini uzmanımızın sosyal medya paylaşımına yansıdığı gibi sadece Suriye’deki güçleri ve desteklediği örgüt elemanları ve bunların silahlandırılması için harcadığı para miktarının 2,5 Milyar USD’yi geçmiş olması önemle not edilmiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “gerekirse 2500 km menzilli BF dahi yapmalıyız” ifadeleri (Gerek Cumhurbaşkanı’nın gerekse diğer bakanların çeşitli zamanlarda İran hakkında söylediklerine konu dışına çıkmamak ve dış politikayı uzmanlarına bırakmak amacı ile değinmeyeceğim) bizi İran tehdidi konusunda daha çok BF tehdidi konusunda uyarır gibiydi. En azından “füze yapmalıyız” denildiğinde benim ilk aklıma gelen tehdidin İran olduğunu söyleyebilirim. Çünkü tüm komşularımız değerlendirildiğinde, İsrail ve Rusya Federasyonu’nun nükleer başlık kapasiteli füzeleri olduğu düşünüldüğünde, MRBM tipi bir BF ile caydırıcılık yapabileceğimiz veya füze kapasitesi ile bizi tehdit edebilen tek ülke İran’dır. İran ile son yıllarda bir kriz ve tırmanma yaşamamakla birlikte ilişkilerimiz eskiden olduğu kadar stabil değildir. Son aylarda her ne kadar ortak düşman Barzani yönetimi karşısında iki ülke arasında ılımlı rüzgârlar eser gibi olmuş ise de özellikle son iki yıldır Suriye ve Irak’taki İran faaliyetleri sebebi ile bizim için öncelikli düşman olmasa da ciddiye alınması gereken bir tehdit potansiyeli olduğunu göstermektedir. Bu inişli çıkışlı ilişkinin en yakın örneğini ise Zeytin Dalı Harekâtına İran’dan yükselen “İşgalci!” sesleri örnek verilebilir. Bu sebeple İran silahlı kuvvetlerinin en önemli belki de tek caydırıcı gücü olan BF kapasitesine ve İran füze programına dergimizi okuyan asker/sivil kamu yöneticilerinin dikkatini çekmek istiyorum.


Medya veya kamuoyunda İran’ın sahip olduğu 1000-2500km arası menzildeki BF’lerinden sıklıkla bahsedilerek en tehlikeli füzeleri olarak gösterilmektedir. Bu öngörü, İsrail ve Avrupa için geçerlidir. Ancak bizim gibi komşu devletler için SRBM’ler (150-1000 km arası kısa menzilli), MRBM (1000-3000km, orta menzilli) ve IRBM’lerden (2750/3000-5000km arası uzun menzilli) çok daha büyük tehlikedir. Çünkü İran elindeki SRBM mevcudu, MRBM sayısı ile kıyaslanmayacak kadar çoktur. Kuzey Kore’den satın alınan 2500-3000 km arası menzili olan BM-25 Musudan füzelerinden de envanterinde bulunmaktadır. İran’ın kendi üretimi 1500 ile 2500 km arası menzile sahip Shahab-3B, Ghadr, Emad, Sejil-2, Khorramshahr (yeni test edildi) füzelerinin sayılarının ise onlarla ifade edildiği, en fazla birkaç yüz olduğu tahmin ediliyor. Oysa İran füze envanterindeki BSRBM (0-150km arası çok kısa menzilli/topçu roketi) ve SRBM’lerinin sayısı binlerle ifade edilmektedir. Bu makalede BSRBM’leri tek tek konu edinmeyeceğiz ancak bizim gibi ülkeler için Kilis ilinde örneğini gördüğümüz gibi İran envanterinde binlerce olan BSRBM’lerde en az SRBM ve MRBM’ler kadar tehdit unsurudur. Aynı durum tüm Sünni Arap Körfez ülkeleri için geçerli olsa da coğrafi uzaklığı sayesinde ve dünyanın ABD ve Japonya’dan sonra en etkili BF füze savunma sistemi / füzelerine sahip İsrail için geçerli değildir (Bu ifadeyi sadece BSRBM, SRBM’ler için kullandım).

27 Aralık 2011 tarihinde Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısı sonrasında (o zamanki) Başbakan R. Tayyip Erdoğan’a ait olduğu ifade edilen şu sözler basında yer almıştır: “Komşumuz İran 2.000 -2.200 kilometre menzilli füzeler yaptı. YAŞ toplantısında komutanlara sordum. Bizim füzelerin menzili ne kadar diye. En fazla 150 kilometre dediler. Bu olmaz, bunu geliştirmemiz lazım. Kapı komşumuz İran’da bu var. Tamamen yerli. Avrupa’dan bağımsız olarak kendisi üretiyor. Ambargoya rağmen bunu yapıyor. Biz de yapabiliriz. Sizden bunu istiyorum.”

Cumhurbaşkanı’nın 2011’de yaptığı konuşmadan günümüze (resmi açıklanan menzili ile) en uzun menzilli BF 280km ile Bora füzesi 2014 yılından itibaren envantere girmiştir. Ayrıca “Avrupa’dan bağımsız olarak kendisi üretiyor” ifadesine dikkatinizi çekmek isterim. Bugün halâ çeşitli ortamlarda karşılaştığım üst düzey bürokrat veya emekli albay seviyesinde askerlerimizden, İran’ın kendi başına SRBM tasarlayan, test eden ve üreten bir ülke olduğu konusunda ikna edemediğim kişiler olmaktadır.


Balistik Füze Uçuş Karakteristiği ve

Füze Savunma Sistemi Tedariği Üzerine Kısa Bakış

Aslında IRBM ve MRBM türü BF’lerin daha büyük savaş başlığı ve daha uzun menzillere erişme kabiliyetleri haricinde SRBM’lerden çok önemli bir farkları daha vardır. Hızlarının daha fazla oluşu. Burada bir virgül koyarak uçuş karakteristiklerini anlatma-mız makalenin bundan sonrası içinde faydalı olacaktır.

Bir, iki veya üç kademeli (katı, sıvı, kompozit yakıtlı) roket motorunun taşıdığı ve en uç kısmından (konvansiyonel, KİS/nükleer) başlık taşıyab BF’lere, “balistik füze” denilmesinin sebebi, önceden belli olan sabit bir balistik yörüngede uçuşu gerçekleştirmesi ve son yıllardaki yeni teknolojileri saymazsak sonradan uçuş yörüngesine müdahale edilemeyecek bir “parabol” yörüngede hareket etmesidir. Uçuşun ilk aşaması olan Ateşleme fazında (Boost Phase) 90 dereceye yakın eğimle troposferi terk etmeye çalışan füze Yükselme fazında (Acsent Phase) tepe noktasına doğru tırmanmaya devam ederken uzay ortamına çıkmaya başlamıştır. Bu aşamada kademeli yapıya sahip ise motorları birer birer bırakmaya başlamıştır. Füzenin çıkacağı yükseklik yani Tepe Noktasının (Apogee) irtifası taşıdığı yakıt miktarı, dolayısı ile büyüklüğü ile aynı zamanda ise itki-ağırlık oranı yani teknolojisi ile doğru orantılıdır. En yüksek yakıt kapasitesini, en yüksek itki-ağırlık oranı ile birleştiren füze, en uzun menzile ulaşan BF’dir. Bunun sebebi çok basittir; tepe noktasına ulaşan BF, diğer füze çeşitlerinden farklı olarak artık itkisini yani tüm roket motorlarını kaybetmiştir. İşte BF’leri en tehlikeli ve hızlı füze yapan özellik de bu noktadan sonra başlamaktadır. Artık sadece savaş başlığı yani yeniden giriş aracı/savaş başlığını taşıyan ünite (RV) kalan füze İniş/dalış (Descent) fazına geçmiştir. Atmosfere yeniden girişte yanmaması için ısıya çok dayanıklı üretilmiş konik biçimli savaş başlığı, hiçbir itki sistemi bulundurmamakla birlikte kinetik enerjisini artık yerçekimi etkisi ile devam ettirmektedir. İşte püf noktası da buradadır. Kafanız da parabol şeklini canlandırırsanız ne kadar yükseğe çıkarsa o kadar yüksekten dalacağı ve tabi olarak o kadar uzun bir menzile ulaşacağı aşikârdır.

Burada bizi ilgilendiren diğer bir husus da yerçekimi etkisi ile BF ne kadar uzun menzilli ise RV’nin de o derece hızlı dalacağı, yani füze savunma sistemleri için o derece hızlı bir hedef olacağıdır. Boost (Ateşleme) fazından sonra bahsettiğim Acsent (Yükselme) ve Descent (dalış/iniş) fazları Midcourse (Ortayol) fazını oluşturur. Dolayısı ile Boost ve Midcourse’den sonra üçüncü bir aşama daha vardır ki o da dalışın yere iyice yaklaştığı ve yerle dikey açıdan 45 dereceye ulaşılan Terminal aşamasıdır.

Boost aşamasında BF imhası, kitaplarda en güvenli yol olarak yazsa bile bir ütopyadan ibarettir. Çok maliyetli ama riski en aza indiren ve genelde ABD tarafından kullanılan anti-balistik füze sistemleri (GBI, SM-3 gibi) daha çok BF’leri Midcourse aşamasında imhaya yöneliktir. Ancak dünyada ICBM, IRBM her ülkede bulunmazken, SRBM çok yaygın bir BF tehdidi türü olduğundan ve Midcourse aşaması önleme sistemleri çok pahalı ve yüksek teknoloji içerdiğinden, dünya geneli Terminal aşamada önlemeye yönelmiştir. Çünkü SRBM önleme sistemleri, genelde terminal aşamaya hitap eder. Örneğin Amerika Patriot, EUROSAM SAMP-T ve broşüründe SRBM önlediği iddia edilen S-400, hep Terminal aşamada yani füze dalarken ve yere yakınken (max.30 km irtifa) önlemek üzere üretilebilmiştir.
    
Bu yüzden örnekle anlatmak gerekirse; İran sınırına 600 km uzaklıkta olan Ankara ve İstanbul’da (800 km) bulunan, anti-balistik füze sistemleri ile korunan ve mutlaka imha edilmesi gereken stratejik bir hedef, İran envanterinde yüzlerce bulunan SRBM türü BF’lerin hedefi olmak yerine, 1500-2500 km arası menzile sahip füzelerle vurulmaya çalışılacaktır. Yörüngesinde tepe noktasının daha da yukarı çekilerek menzilinin kısaltıldığı (Kuzey Kore’ni 8000 km üzeri BF denerken kullandığı teknik gibi) hızının daha da artırıldığı BF’lerin, RV’leri MRBM tipi bu füzeler için 10 Mach yani ses hızının 10 katından fazladır. Oysa kısa menzilli Scud türevleri SRBM’leri ise dalış hızında 5-8 Mach arası hızlara ulaşırlar. Dolayısı ile daha uzun menzilli füze çok daha ciddi bir tehdit olacağı için kısa menzilli füzelerin menzilinde olsa bile MRBM tercih edilebilir.

Bunu güncel savunma sistemlerine uyarlarsak 10 yıldan fazladır; Türkiye için konuşulan ve ihalelere konu olan Patriot, Aster-30, HQ-9 (Çin’de dahi hiçbir BF füze imha testi gerçekleştirmemiş Çin füzesi), S-400 (anti-balistik özelliği olduğu iddia edilen), MEADS gibi sistemlerin tamamının broşür bilgisinde SRBM’ye karşı etkilidir yazmaktadır. Yani hiçbiri broşür bilgisinde dahi, İran envanterindeki birazdan anlatacağım Sejil-2, Ghadr, Shahab-3, Musudan veya yeni Khorramshahr gibi MRBM’lerini imha kabiliyetinde değildir. Zaten bu anti-balistik füzelerin hiçbiri de 10 Mach sürate sahip değildir. Dolayısı ile kendisinden daha hızlı bir füze ile kesişme sağlamaları makaleyi uzatmamak için yazmadığım sebepler de dâhil imkânsızdır.
 


 

Bu yüzden S-400, Patriot veya EUROSAM Aster-30 veya muadili sistemler aldığımızda dahi sadece SRBM önleme ihtimalleri olduğunu MRBM ve üzeri füzelere karşı korumasız olacağımızın bilinmesinde fayda var. Bu tip yani İran envanterindeki MRBM, IRBM türü füzeleri durdurabilmek için Türkiye’de hiç gündem olmamış Amerikan anti-balistik sistemleri THAAD (bu füzenin kullandığı güdüm radarı Malatya-Kürecik’tedir) veya SM-3 gibi sistemler olması gerekir ki gerek fiyatları gerekse konjonktür düşünüldüğünde bunlar da ihtimal dışıdır. Mevzubahis İran envanterindeki MRBM/IRBM füzelerini önleyebilecek sistemler, ABD’nin bölgedeki AEGIS savaş yönetim sistemi yüklü savaş gemilerindeki SM-3 füzeleri ve kara konuşlu THAAD bataryaları haricinde ABD-İsrail ortak yapımı Arrow sistemidir ki Türkiye açısından envantere katılması hususunda yukarıdaki aynı durum bunlar içinde geçerlidir. ABD, Orta Doğu’daki müttefiklerini ve üslerini denizlerde dolaştırdığı AEGIS gemileri (SM-3 füzeleri), THAAD ve PAC-3MSE füzeleri ve erken uyarı radarları ve uydularından oluşan balistik füze savunma sistemi (BMD) ile korumaktadır. Ayrıca Avrupa’da Polonya ve Romanya’daki AEGIS-Ashore sistemleri buna destek olurken Akdeniz’de kıyımıza yakın seyreden bir gemideki SM-3 füzesinin Türkiye topraklarının yarısını bile koruyacak, hatta Malatya’daki ABD radarını dahi koruyacak menzili yoktur. ABD-İsrail dışında İran’ın komşuları içinde ise Rusya dâhil bu tip MRBM-IRBM füzelerini durduracak sistemlere sahip hiçbir ülke bulunmamaktadır. İşte BAE ve Suudi Arabistan’ın THAAD siparişinin altında bu sebep yatmaktadır. 150 km irtifa sınırı olan THAAD, tam bir anti-balistik füze sistemidir. Katar’a ABD tarafından kurulacak ortak kullanım dev erken uyarı radarı AN/ FPS-132’nin sebebi de Katar’a ve bölgeye yönelik İran BF tehdididir.

Konumuza dönecek olursak, bu kadar tehlikeli olan orta ve uzun menzilli İran BF’leri, kısa menzilli (1000 km altı) SRBM’lerine kıyasladığımızda şu sonuçlar çıkmaktadır: Sayıları yüzlerle, binlerle ölçülen SRBM ve BSRBM, sayı üstünlüğü, daha düşük maliyetle, sürekli ve hızlı üretilebilmeleri ve bu sayede savaş ekonomisinde avantaj sağlamaları ve ülkemiz topraklarının %80’nin menzilleri içerisinde olması gibi sebeplerle İran envan-terindeki SRBM/BSRBM füzeleri, yukarıda bahsettiğim MRBM ve IRBM’lere göre çok daha büyük bir tehdittir ve İran açısından caydırıcıdır. Bu sebeple YIHSS alımı kararı vermiş olan ve 10 yıldır bu arayış içinde olan Türkiye’nin ihtiyacı acil ve gereklidir. Nasıl olsa çeşitli sebeplerden ötürü ABD’den THAAD gibi sistemleri alamayacağız ve dolayısı ile İran ve Rusya MRBM’lerine karşı önleme yapamayacağız. Bu yüzden BMD sistemlerine yatırım yapmak lüks olur gibi bir düşünce ise son derece yersiz olurdu. Eğer Türkiye etkili bir SRBM önlemeye yönelik BMD sistemi kurmuş olsa her iki ülkenin caydırıcılığı çok önemli ölçüde azalmış olacak hatta Suriye, Ermenistan gibi ülkelerin hiçbir tehdit enstrümanı kalmamış gibi olacaktır. Stratejik tesisler örneğin Aster-30 gibi bir BMD sistemi ile korunabilir ve yine EUROSAM ile yapılan anlaşma gereği ortak geliştirilecek muhtemel adı “Hisar- U” olacak olan milli anti-balistik füze sistemi üretildiğinde bir cevap verilmiş olacaktır. Yine muhtemelen SRBM’lere kadar etkili olacak olan Hisar-U etki alanı dışında kalan MRBM ve üzeri füzeler için ise muadilleri üretilerek ki bana göre Bora füzesi bu alanda bir ilktir, devam edilmelidir. IRBM ve ICBM’lerin ise zaten teknolojimiz yeterli de değil ama neden ihtiyaç olmayacağını sonraki başlıklarda anlatacağım.

İran Balistik Füze Envanterindeki Bazı Füzelerin Tanıtımı

Şimdi, geçen sayıda yayınladığımız tablolardaki İran BF’leriden bazılarını kısa kısa tanıtmaya çalışacağız. İran’ın füze envanterinin BSRBM türündeki ve SRBM envanteri yani cephaneliği Shahab-1 ve 2, Tondar-69, Fateh A-110, Fateh-313, Muschak-200 ve Qiam-1 gibi füzelerden oluşmaktadır.

CSS-8 (M-7) olarak da bilinen Tondar-69, 1992 yılında hizmete giren katı yakıtlı bir BSRBM’dir. İran, 1989’da Çin’den 200 CSS-8 (M-7) SRBM aldı ve daha sonra füzeleri Tondar-69 olarak yeniden adlandırdı. Ataletsel navigasyona sahip füze 190-200 kg’lık bir taşıma kapasitesine ve 150 ila 180 km (SRBM) arasında bir menzile sahip.

Muschak-200 ise Zelzal-2 olarak da bilinir. 1996’da yapmaya başladığı katı yakıtlı bir SRBM’dir. 500-600 kg arası bir taşıma kapasitesi ve 300 km’lik menzili vardır.

-Fateh-110 ve Versiyonları

Fateh A- 110, 1995 yılında geliştirilmeye başlandı ve önceki İran SRBM’lerinden daha hassas CEP (Dairesel sapma oranı) değerine sahip olacak şekilde tasarlandı. Ataletsel ve GPS navigasyon sistemi kullanır. 500 ila 600 kg arasında bir taşıma kapasitesine sahiptir. Fateh A -110C en uzun menzile sahip olanı olup maksimum 300 km menzillidir. Fateh- 110A ise katı yakıtlı olduğundan taşınması kolay olup İran destekli gruplara verilmesi kolaylaşmıştır. Hizbullah veya B.Esad’a Suriye’de 2012 yılından beri çok sayıda verildi. Hatta Türk basınına fazla yansımasa dahi ABD ve İsrail’in uydu resimlerini yayınladıkları İran tarafından Suriye’de kurulmuş bir balistik füze fabrikasında üretildiği iddia edildi. Özellikle İsrail basınında geniş yer alan haber ve görüntülere göre İran, Şam’ın güneyinde balistik füze fabrikası kurarak Hizbullah ve Esad rejiminin SRBM ve BSRBM ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor. Uydu resimlerinde görülen fabrikanın yakınlarına S -300 YİHSS konuşlandırılması ise diğer hayret verici gelişme idi. Çünkü biliyoruz ki Suriye’deki S-400 bataryasının yanı sıra Suriye’ye ait olan S-300 bataryaları da Rus askerlerince idame ediliyor. Buna rağmen İsrail hava kuvvetlerinin Suriye’ye yönelik hava saldırılarında fabrikanın hedef olup olmadığı kesin teyit edilemedi. Birçok kaynak, bu fabrikanın vurulduğunu söylese de S -300/400 bataryalarından karşılık verilmemesi veya elektronik karıştırma sonucu veya çok inandırıcı gelmese de İsrail ve Rusya arasında Suriye’ye yönelik hava akınlarında zımnen bir anlaşma olduğu iddiaları buna cevap olabilir.

Hatırlanacağı üzere 1. Bölümde (3.Sayı) 26 Mart 2015’de İran yanlısı milislerin Rey-hanlı’ya 185 km uzaktaki Tartus’tan ateşlediği 5 Fateh-110 füzesi Reyhanlı’da çeşitli yerlere düştüğünü, birinin 4. Hudut Bölüğünün yakınındaki boş araziye düştüğünü ve basında yer alan haberlere göre 15 m genişlikte, 7m derinlikte bir çukur açarak bölük yemekhanesinin duvarının çökmesine ve 5 askerin yaralanmasına sebebiyet verdiğini anlatmıştım.

Fateh- 313 ise yine kısa menzilli Fateh -110 versiyonudur. 500 km’lik bir menzil ve geliştirilmiş bir güdüm sistemine sahiptir. Bununla birlikte, bazı uzmanlar Fateh-313’ün daha küçük boyutundan dolayı 500 kg’dan daha az yük taşıma kapasitesine sahip olduğuna inanmakta. Fateh-313, komşu Arap Körfez ülkelerindeki hedefleri vuracak kapasiteye ve menziline sahiptir ve atışa hazırlanma süresi kısa, daha önceki modellere kıyasla daha uzun kullanım ömrü vardır. İran’ın Fateh-313 üretimini hızlandırarak stok miktarını artırdığı söylenmektedir. Daha hafif bir gövde kombine katı yakıtlı motor ve yerli sensörlerle donatılmıştır. İran bu füze ile Körfez ülkelerine farklı açılardan saldırı imkânı bulacak. Seri üretim için ne kadar hedef belirlediğini bilmediğimiz İran, bu füze ile Türkiye ve Orta Doğu ülkelerine karşı tehdidini artırmış olacaktır.

İran’ın MRBM’lerinden (Orta Menzilli BF) Bazıları; Shahab-3, Ghadr ve Emad

İran’ın 5 tip MRBM’si vardır; Shahab-3, Sejil-2, Ghadr, Emad ve Khorramshahr. Ayrıca Kuzey Kore’den ithal edilen ve IRBM olma ihtimali de olan BM-25 Musudan. Bu MRBM’lerin 1.000 ila 3.000 km arasında bir menzili var. Ancak K.Kore’deki versiyonları 4000km. Shahab-3 ve versiyonları sıvıyakıtlı tek aşamalı MRBM. Hem mobil araçlar üzerinde (TEL) hem de silo tabanlı kullanılabiliyor. (Hatta geçen sayıda resimlerini yayınladığım ve anlattığım gibi tüneller içine konuşlanıp açılan kapaklar sayesinde tüneller içinden de ateşlenebiliyorlar ki stratejik açıdan çok avantajlı olan sistemi, dünya üzerinde başka uygulayan ülke yok). Diğer füzelere geçmeden önce İran’ın tamamen kendi tasarımı ve üretimi olan belki de en başarılı BF’si iki kademeli itki sistemine sahip Sejil-2 füzesini geçen sayımızda anlattığımı ve menzilinin genelde 2500-3000km olarak kabul edildiğini belirteyim.

Shahab-3 füzesinin çeşitli versiyonları Shahab 3A, 3B, 3D, 3M, Qadr-1, Ghadr-1 ve Emad füzesidir. Şahab-3 aynı zamanda Safir SLV (uydu taşıma roketi) için temel teşkil etmektedir.

Temmuz 1998’de İran, Kuzey Kore’nin orta menzilli No-Dong füzesinin ithal sürümünü geliştirerek test etti. Bu füze tek kademeli, sıvı yakıtlı, mobil erector/taşıyıcı araç (TEL-transporter erector launcher) üzerinde ve istenildiğinde nükleer başlık taşıma yeteneğine sahipti ve bunun İran versiyonu Shahab-3 olmuştu. 2003’de operas-yonel olan füzeden sonra 2004’te daha uzun menzilli (1950 km) versiyonu “Ghadr” üretildi. Sonraki Emad ve Ghadr MRBM türünde idi.

Kıcaca teknik verileri; Uzunluk: 15.86m (Ghadr) 16-16.5m (Emad), Çap: 1,25-1,38 m (Ghadr ve Emad), Toplam fırlatma ağırlığı: 19,000 kg (Ghadr), Savaş başlığı ağırlığı: 800 kg (Ghadr) 750 kg (Emad) NBC (KIS) veya (HE)-konvansiyonel başlık, İtki: İlk kademe her ikisinde de sıvı yakıt roket motoru, ikinci kademe ise: Ghadr-katı yakıt, Emad-sıvı yakıt, Menzil: 1950km Ghadr, 1700km Emad, Ghadr 2007’de Emad ise 2015’de envantere dahil oldu.

Shahab-3 versiyonları için, çok fazla versiyon çeşidi ve buna bağlı batılı kaynaklarca bilgi ve istihbarat eksikliğinin fazla olduğunu, alter-natif isimlendirmelerin bir taktik olarak kullanılması sebebi ile ver-siyonların isimlendirilmesi ve özel-liklerini belirlenmesinde zorluk ya-şandığını söyleyebiliriz. Yani hangi füze hangi spesifik modifikasyona ait hiçbir zaman %100 belli değildir.

Shahab-3 modifikasyonlarını kısaca şöyle sıralayabiliriz;

-Arka kanatçıkların boyutunun küçültülmesi,

-Ağırlığı azaltmak için gövdenin üretildiği malzemenin değişimi (çelik yerine alüminyum),

-Daha küçük savaş başlığı,

-Daha büyük gövde. Dolayısı ile daha fazla yakıt kapasitesi,

-Navigasyon ve güdüm sistemlerinin modernize edilmesi,

-Seyrüsefer ve yönlendirme sistemlerinin değiştirilmesi ile yeniden tasarlanan RV burun konisine daha yüksek “yeniden giriş hızı” ve muhtemelen bir hava patlamasına izin vermektedir.

Hava patlaması; gerek etkiyi artırmak gerekse füze savunma sistemleri tarafından imha edilme riskine karşılık 10km irtifanın altında havada infilak ederek etki artırmak amaçlıdır ve bir “bebek şişesi” şekli vermiştir. Ayrıca nükleer harp başlığı taşıyorsa EMP-elektromanyetik pulse etkisi için tercih edilen bir yöntemdir.

Öte yandan Ghadr ve Emad gibi Shahab-3 versiyonlarının 1500 ila 1800 km arasında bir menzile sahip olduğunu tahmin etmek aslında zor değil. Her ne kadar bazı kaynaklar 2500 km’lik menzillerden bahsetse de 2500 km menzilli Sejil-2 göz önüne alındığında Shahab-3 versiyonlarının bu menzil aralığında olamayacağı görülür. Yeni versiyonlarda harp başlığı küçültülüp yakıt kapasitesi artırılınca kazanılan birkaç saniye yanma süresi bile önemli menzil artışlarına sebebiyet verir. Çünkü unutulmamalıdır ki bir balistik füzenin çıkabildiği tepe noktası ne kadar yüksek ise uçuşun dalış aşaması o derece yüksek irtifadan olacağı için itkisini kaybetmiş olsa bile yerçekimi etkisi ile dalışa geçen RV daha hızlı ve daha uzak mesafeye doğru hareket edecektir. Dolayısı ile kazanılan bir saniyenin dahi menzil kapasitesine etkisi katlanarak artış şeklinde olacaktır.

Yeni tasarım RV’ler muhtemelen daha hızlı yeniden giriş hızlarına sahip olabiliyor ve böylece anti-balistik füze sistemleri ile hedeflenmesi zorlaşıyor. Değiştirilen tasarım, savaş başlığının bir hedefin üzerinde yüksekte patlamasını da mümkün kılabilir. Bahsettiğim “hava patlaması” şeklinde tabir edilen teknik olarak ise 10 km altındaki irtifalarda gerçekleşen savaş başlığının patlaması ise balistik bir füzenin kimyasal veya biyolojik silah içeren başlıklar taşıma kapasitesi olmasına rağmen esas olarak en etkili kullanımı nükleer savaş başlığında görülür. Hava patlaması yolu ile yere düşmeden gerçekleşen nükleer saldırılarda çok daha fazla yıkıcı etki oluşturulabilmektedir.

Bazı batılı istihbarat raporları ise Shahab 3’ün en yeni versiyonlarının katı yakıtlı olduğunu ileri sürülmektedir. Böyle bir değişiklik genel Shahab-3 programında büyük, İran füze teknolojisinde ise inanılmaz bir gelişmeyi temsil edecektir. Çünkü katı yakıtla bu menzile ulaşmak çok yüksek teknoloji istemektedir. Katı yakıt, füzelerin yakıtın tam doldurulmuş ve fırlatmaya hazır iken depolanmasını ve taşınmasını da sağlar. Böylece füze ani reaksiyon verilmesi gereken durumlarda 20 dakikanın çok altında sürelerde ateşlenmiş olabilmektedir. Katı yakıtlı bir füzeye fırlatma öncesi yakıt koymak gerekmediğinden, yakıt doldurma araçları ve yangın söndürme ekipmanları ve araçları gerekli olmadığından fırlatma ekibinin büyüklüğü de büyük ölçüde azaltılmış olur.

Shahab-3’ü kullanan İran uzay programı ise Şubat 2007’de roketleri test etti. İran, Şubat 2009’da Safir-1 ile uzaya bir uydu yerleştirdi. İran Uzay Programı’nda önemli ilerlemeler sağlamasına rağmen, 2009 lansmanında kullanılan roket, ICBM olarak kullanılsa bile bir savaş başlığı içerecek evsafta değildi. Buna rağmen Shahab 3’e yapılan değişiklikler İran füze programı için oldukça önemli gelişmeleri temsil ediyor.

Ghadr-1, Ghadr-101 ve Ghadr- 110 olarak da anılan BF ise Shahab-3A’nın geliştirilmiş bir versiyonudur. 21 Kasım 2015’te test edilmiştir. Birinci kademe sıvı, ikinci kamede katı yakıt roket motorundan oluşan bir itki sistemine sahiptir. Yukarıda teknik verilerini sayılan füze 300m CEP mesafesine sahiptir (dairesel sapma mesafesi oranı).
 

Ghadr-1’in ayrıca Shahab-3’ten daha yüksek manevra kabiliyetine sahip olduğuna inanılmaktadır. Bazı kaynaklar, Shahab-4 ile aynı füze olduğuna inanırken, yüksek manevra kabiliyeti ve 30 dakikalık kurulum süresi onu ayrı bir füze olarak değerlendirmek için yeterli kanıt sağlar.

Emad ise aslında tamamen yeni bir füze olmayıp, Shahab-3 veya Ghadr füzelerinin üzerine yerleştirilmek üzere geliştirilmiş yeni bir RV’dir denebilir. Emad’daki kanatlı RV’ye yapılan tasarım değişiklikleri, daha fazla stabilite, yüksek manevra kabiliyeti ve daha yüksek bir doğruluk derecesi (CEP mesafesi) sağlar. 11 Ekim 2015’te İran, Emad denilen yeni bir “uzun menzilli” füzeyi (aslında tüm ülkelerdeki devlet başkanları füzelerden bahsederken teknik terimleri bilmediklerinden yanlış tabirler kullanıyorlar. İranlı yetkili de “uzun menzilli” dedi ama gerçekte MRBM olacak) test ettiğini açıkladı. İran Savunma Bakanı Hossein Dehghan, hedefine ulaşana kadar kontrol edilebilecek ve yönlendirilebilecek ilk İran füzesi olduğunu söyledi. Yani füzenin güdümlü olduğunu iddia etti. Aslında gerçekte olan şey Emad’ın re-entry manevraları yapabilecek RV’ye sahip olduğu iddiası idi. Yani RV yeniden giriş aracı-savaş başlığı ünitesinin yeniden giriş manevrası daha doğrusu sıçrama manevrası kabiliyeti olması idi. Bu sıçrama manevrası ile füze kimine göre ortayol fazında kimine göre zayıf ihtimal dahi olsa terminal aşamasında bir sıçrama manevrası yaparak, az dahi olsa yönünün kısa süreliğine değişip tekrar parabol şeklindeki balistik yörüngesine oturmaktadır. Oysa gerçekte çok ufak bir manevra olan bu sıçrayış hedefin düşeceği yeri kilometrelerce değiştirmekte dolayısı ile balistik füze erken uyarı sensörlerince/radarlarınca BF’nin çıkışından itiba-ren hesaplanan, düşeceği hedef bölgesinde ve yörüngesinde radikal sapmalara sebep olmaktadır. Bu ise füzeyi karşılamak üzere gönderilen anti-balistik füzenin kendisinin veya uzaya saldığı EKV’nin (ekso-atmosferik imha aracı) kesişme ihtimalini sıfıra yakın seviyelere çekmektedir. Bu durum da Emad’ı çok tehlikeli bir balistik füze yapmaktadır. Şu an bu şekilde özellikle Çin’de çok örneği gözüken Re -entry ve Pop-up manevrası ya-pan balistik füzelerle baş edebilecek bir füze savunma sistemi geliştirilememiştir (Rus yapımı SS-26M Iskander füzelerinin de aynı manevraları yapabildiği iddia edilmektedir). İran, Emad’ın nükleer başlık yeteneği olmadığını iddia etmekle birlikte, ABD, İran tarafından yapılan denemelerin 1929 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararının doğrudan ihlali olduğunu savunmaktadır.

Jane’s (ünlü savunma portalı) Emad RV’sinin daha önceki RV’lerden daha büyük bir hacme sahip olduğunu ve bunun da daha ağır yükler taşıyabileceğini yazdı. Ancak, CSIS (Amerikan Füze Savunma Ajansının kurduğu açık kaynak bilgileri yayınlayan Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi) tarafından üretilen balistik füze programlarıyla ilgili ayrıntılı bir raporda Emad’ın 1.700 km’lik bir menzile, 500 m’lik bir CEP mesafesine ve 750 kg’lık bir başlık kapasitesine sahip olduğu belirtiliyor. Emad’da bilinen ve tahmin edilen değişiklikler ile bazı uzmanlar Emad’ın yeni versiyonların 2.500 km’ye ulaşabileceğini öngörseler de bu pek mümkün değildir. Çünkü füzenin yakıt kapasitesi düşünüldüğünde Shahab-3 türevlerinin maksimum yükünün 800 kg civarında olduğu görülür.

Emad’ın menzili, geliştirilmiş CEP mesafesi ve iddia edilen sıçrama manevrası yeteneği Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerini, özellikle de İsrail, Suudi Arabistan ve Türkiye’yi tehdit etmektedir. Bu füzelerin sıvı yakıtlı ve yüksek hassasiyetli, terminal safhasında harp başlığının uydu aracılığı ile yönlendirilebildiği iddia edilen yeni bir sürümü başarı ile denenmiştir. İran savunma bakanının açıklamasına göre İran’ın ilk uzun menzilli harp başlığı kontrol edilebilen füzesidir. Füzenin RV’si resimde en sağda görüldüğü gibi triconic RV şeklinde ve terminal safhasında yönlendirilebiliyormuş. Bu da anti-balistik füze ve savunma sistemlerine karşı füzeyi stratejik bir silah konumuna sokmakta. Böylece İran ilk hareket ettirilebilen yeniden giriş aracı (MARV) geliştirilmesinde önemli bir adım atmış olmaktadır.
 

Resimde görülen Shahab-3 ün (ortada solda), RV’si ile Ghadr füzesinin RV’si (ortada) yeni füze başlığı ile kıyaslandığında yeni başlığın modern balistik füze başlıklarında olduğu gibi düzgün eğimli koni olduğu gözükmektedir. 10 Ekim’de bir İran televizyonunda Emad’ın RV’sinin füzeden ayrılışı gösterilmiş ve uydu navigasyon sistemine sahip RV‘si ile İran’ın en stratejik MRBM’si olduğu iddia edilmişti. İsrailli füze uzmanı Uzi Rubin’e göre ise (Yıllarca İsrail füze programının başında oldu. Lakabı füzelerin babası); Emad yüksek hassasiyetli saldırı açısından İran için bir sıçramayı ifade ediyor ve yeni RV’nin ileri bir güdüm ve kontrol sistemi mevcut.

BM-25 Musudan MRBM’si

İlk kez 2010 yılında Kuzey Kore’deki bir askeri geçit töreninde görülen Hwasong-10/ BM-25 Musudan Sovyet R-27/SS-N-6 denizaltıdan fırlatılan balistik füzesinin (SLBM) boyu uzatılmış versiyonu idi. 2500 ila 4000km aralığında bir menzile sahip olduğu düşünülmektedir. Çeşitli versiyonları 1,5 ila 2m çapında 12 ila 19m uzunluğunda 19.000-26.000 kg fırlatma ağırlığı aralığında 500 ila 1200kg savaş başlığı taşıyan BM-25 genel sınıflamaya uygun olarak menziline göre MRBM veya IRBM’dir. Tek bir savaş başlığı barındırır.

İtki sistemi bir veya iki kademeli (versiyona göre) sıvı yakıt kullanır. BM-25’in geçmişi, simetrik olmayan dimetil hidrazin (UDMH) ve azot tetroksit (NTO) tarafından tahrik edilen 4D10 motoru kullanan yukarıda bahsettiğim Sovyet R-27 SLBM füzesine dayanıyor. Bu iticiler, Kuzey Kore’nin Scud ve No-Dong füzelerinde kullanılan yakıt çeşitlerine kıyasla çok daha gelişmiş ve BM-25’e füzeyi büyütmeden geniş bir menzil kazandırıyor.

İran’ın ise 2005 yılında Kuzey Kore’den 19 (bazı kaynaklarda 18 yazıyor) adet BM-25 füze seti satın aldığı ABD istihbarat raporlarına yansımış durumda. 2009 yılında Kuzey Kore ve İran füze bağlantıları konusunda ek raporlar ortaya çıktı ve BM-25’in İran’a transfer edildiğini ortaya çıktı. Fakat şu ana kadar İran bu füzelerini hiç sergilemedi. Çünkü iki ülkede bu transferi her ikisi de MTRC anlaşmasına taraf olmasa da kabul etmek istemiyor. Kasım 2007’de ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Kuzey Kore’nin İran’a 2.500 km menzilli BM-25 versiyonundan sattığını söyledi. CIA raporlarına göre 19 adet satılmıştı.

15 Nisan 2016’da Kuzey Kore, başarısız bir BM-25 füzesi uçuş testi gerçekleştirdi. 2016 yılı içinde toplam 5 başarısız Musudan denemesi yapıldı. Hatta bunların bazıları daha kalkış anında rampada imha olması şeklinde oldu. Dünya basınında ABD’nin siber saldırı ve diğer sabotaj taktiklerinin uyguladığı yazıldı. Ancak bu başarısız denemeler İran’da görülmedi. Çünkü kanımca İran son ürün olarak direk ithal ettiği için zaten sayısı az olan füzeleri test etme ihtiyacı da duymadı. Çok büyük ihtimal ile Kuzey Kore’nin test etmeye çalıştığı BM-25’ler 3500km üzeri menzile sahip yeni versiyonları idi.


Burada aklıma gelen soru ise K.Kore Musudan tabanlı Pukguksong-1 ile denizaltıdan fırlatılan balistik füze kabiliyeti kazandı. Acaba İran’da gelecekte bunu deneyebilir mi?

İran’ın En Son Geliştirdiği SRBM Khorramshahr (Hürremşehr)

Adını İran-Irak Savaşı’nda Irak’a düzenlenen sürpriz bir saldırının başladığı İran’ın güneybatı şehri Hürremşehr’den alan, İran’ın son geliştirilen balistik füzesidir. İlk kez 2017 yılında Tahran’da düzenlenen bir askeri törenlerde sergilendi.

En büyük özelliği İran adına bir ilki barındırmasıdır. Balistik füze teknolojisinde ileri ülkelerde olan MIRV teknolojisini içermektedir. Khorramshahr 1800 km’lik bir aralık içerisinde birden fazla sayıda hedeflenebilir re-entry aracı/yeniden giriş/birden fazla savaş başlığı taşıyan koni şeklindeki taşıma ünitesi (MIRV) taşımak üzere yapılmıştı. MIRV (Multiple independently targetable reentry vehicle) ile 2000km’lik bir menzile sahiptir (En fazla 3 adet savaş başlığı alabildiğini tahmin etmekteyim).

Khorramshahr, 13m uzunluğa, 1,5-2m çapına ve 19000-26000 kg fırlatma ağırlığına sahiptir. İranlı yetkililer, 2000 km menzili olduğunu söylemekte ve 1800kg’lık çok sayıda savaş başlığı taşıdığını iddia etmekteler. Bazı batılı uzmanlara göre ise menzil aralığı daha yüksek (yaklaşık 2,500 km) olabilir ve “birden fazla savaş başlığı” iddiası, muhtemelen birden fazla bağımsız olarak hedeflenebilir yeniden giriş aracı (MIRV) teknolojisi yerine, geniş bir alana etkili, içinde çok sayıda patlayıcı bulunduran misket bombası benzeri daha büyük bir versiyonuna atıfta bulunmuş olabilirler. Ancak şu an için İran’ın resmi söylemi MIRV yönünde.

Khorramshahr sıvı yakıtlı ve muhtemelen iki aşamalı. İran basınında çıkan haberlerde füzenin radardan kaçma yetenekleri ve terminal aşamasında güdüm yeteneği var deniyor (Radar olayı imkânsız ama güdüm için net bir şey söylemek zor). Seyrüsefer sisteminin eski bir atalet seyrüsefer sistemi olmasından 1500m CEP mesafesi gibi çok yüksek bir sapma oranından bahsedenler mevcut. Tabi bu kadar çok çeşitli iddiaların olma sebebi ise füzenin yeni olması ve verilen istihbarat ve İKK mücadelesi.

Bazı Amerikalı balistik füze uzmanlarına göre ise aslında füze daha uzun menzilli ancak test sırasında daha ağır bir savaş başlığı takarak menzil kapasitesini sınırlamayı seçtiler. Füzenin ilk test uçuşunda 29 Ocak 2017’de yaklaşık 950 km uçtuğu bildirilmişti. Kuzey Kore Hwasong 10’u envantere girdiğinden beri Kuzey Kore uzun menzilli Hwasong-12,14 ve15’i üretti ve denedi. Bu konuları yakından takip etmeyeler bile medya aracılığı ile son aylarda tüm dünyada haber olan meşhur Kuzey Kore denemelerini duymuştur. Khorramshahr ile ise İran oldukça farklı bir yöne gitmiş görünüyor. Zaten bu füze envanterlerindeki füzelerden daha uzun menzilli değildi ve Hwasong-10 ile ilgili olduğuna dair bir kanıt da yoktur. Manevra kabiliyeti daha doğrusu MIRV barındıran bir füze için küçük boyutun avantaj olduğunu iddia eden başka bir uzmana göre füze daha kolay taşınabilir özellikte ve fırlatma rampasına dikilebilmesi daha kolay olur.

Khorramshahr’ın temelinin, 2.500-4.000km menzili olan BM-25 Musudan’a dayandığından iddia eden analistlere göre ise füzenin maksimum menzilinin neden 2.000 km ile sınırlandırıldığının sebebi şunlar olabilir; İran Havacılık ve Uzay Dairesinin (IRGC) Komutanı Tuğgeneral Amir Ali Hacizade İran’ın “daha küçük boyutta ve daha taktiksel” bir yapıya kavuştuğunu ve bu da füzenin azalmış menzilini açıklayabileceğini belirtti. İkinci teori; İranlı yetkililer, füze programıyla ilgili Avrupa’yı endişelendirmek istemiyor. Bununla birlikte, Kuzey Koreli Musudan ile olan açık bağlantısına rağmen, İranlı yetkililer yine de Khorramshahr’ın yerli olarak geliştirildiğini iddia ediyorlar. Eylül 2017’de füze basına tanıtılırken Tuğg. Haczade “Günümüzde ülkemizin füze gücü konseptten ürüne kadar tamamen yerlidir. Bu alanlarda yerli olmayan hiçbir bölüm yoktur”. Yani hem dizayn geliştirme hem de füzelerde kullanılan tüm parçaların yerli olduğunu söylüyor (Makalenin başında aktardığım Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da konuşmasında aynı durumdan bahsetmişti).

Shahab-5/IRSL-X-3/ KOSAR ve Shahab-6/IRSL-X-4

Henüz seri üretime geçmiş veya denemesi yapılan bir Shahab-5/6 füzesi yoktur. Ancak sürekli olarak dünya gündeminde olan bu isimdeki füzeler uzun süredir geliştirilmekte veya yukarıda bahsettiğimiz anlaşmalardan sonra geliştirilmesi askıya alınmış olabilir. Çeşitli SLV programlarının diğer bir adı olma ihtimali de olduğundan bahsetmekte fayda var.

1000 kg arası faydalı yükü, tek kademe motor ile 3500 km, çift veya üç kademeli ile 4300km menzile taşıyabilecek, 32 m yüksekliğinde 85000 kg toplam ağırlığında olan İran’ın geliştirmekte olduğu Shahab-5 / Kosar’ın ismi bazen Shahab-6 yerine de kullanılıyor. Kosar, Farsçada cennetteki sonsuz yaşamın akışı anlamına geliyor. Shahab-5 ve Shahab-6’nın birbirinin yerine kullanılan isimler olmasının sebebi ikisinin de proje olması veya gerçekleşen SLV roketlerinden birisi olmaları. Kuzey Kore TD-2(Ta-ep’o-dong-2) kopyasına Shahab-5 tekabül etmekte. TD-1’e ise Shahab-4. Shahab-6 ise Unha SLV’lerine tekabül etmekte. Daha doğrusu üç füzenin kaynaklardaki gösterilen şekilleri Kuzey Koreli muadilleri ile ayni şekilde olduğu görülüyor.

Aralık 1996’da İran, Avrupa’ya ulaşabilecek olan Shahab-6 adı verilen 3500 mil (5,632 kilometre) menzilli bir füze geliştirdiğini iddia etti. Bu sistemin teknolojisi, Rusya ve Kuzey Kore’den geliyordu. Füzenin 2000 yılına kadar faaliyete geçeceği iddia edilmişti ancak 17 yıl geçmesine rağmen hala böyle bir füze resmi olarak ortaya çıkmadı. Bunlara çok benzeyen Safir ve Simorgh SLV’si yapılmış olmakla birlikte Simorgh’un balistik füze versiyonu yani ucunda savaş başlığı taşıyan bir RV bulunan şekli ile henüz yok.

16 Temmuz 1999 tarihli The Washington Times’da yayınlanan bir makaleye göre, İran’ın Shahab-5 ve 6 olarak bilinen Kosar fırlatma araçlarının Kuzey Kore’nin Taep’o-dong-2’nin İran versiyonu olduğu öne sürüldü. Yeni füzenin, Rus havacılık teknisyenleri ve devlet tarafından işletilen kuruluşlardan yardım alarak tasarım geliştirme aşamasında olduğu söylendi. Rusya’nın depolanabilir sıvı yakıtlı RD-216 roket motoru ile desteklendiği ileri sürüldü. RD -216, soğuk savaş sırasında geliştirilen SS-5 / R-14, IRBM, SS-7 / R-16, ICBM ve Sasin / R-26 ICBM füzelerinde orijinal olarak kullanılan bir motordur.

Oysa 1999 yılından günümüze gelindiğinde arada Ukrayna’dan roket motoru ithalatının Rusya tarafından engellenmesi gibi olayları da ilave ederek günümüzde İran’ın, Kuzey Kore füze programlarından tamamen bağımsız kendi programlarını devam ettirdiğini iddia eden çok önemli Amerikan füze uzmanları var. Hatta bunlardan bir ta-nesi (M.Elleman) geçen sene yazdığı bir makalede kopya veya teknoloji transferi olduğu iddia edilen bir çok İran füzesinin özgün olduğundan bahsetti.

Tekrar eskiye dönecek olursak, 9 Şubat 2000’de The Washington Times’da şunlar yazıyordu; “Kuzey Kore son zamanlarda İran’a bir düzine orta menzilli balistik füze motoru sattı. Motorlar, İran’ın Air-Boeing 747 kargo uçağı ile İran’a getirildi. Bunlar No-dong MRBM’de kullanılan motorlardır. Bu motorların veya geliştirilen benzerlerinin 2 veya 3 kademeli Shahab-5 ve 6’da kullanıldığı tahmin ediliyor.” Bir istihbarat subayı ise 10 Şubat 2000 tarihinde The Washington Times’da şöyle demiş; “Bu motorlar Taep’o-dong Programı için kritik öneme sahiptir (TD-1/2 Kuzey Kore’nin Uzun menzilli füzesi balistik füzesi ve SLV programları). Shahab-3 prog-ramı ve Shahab-5 programının tüm uzantıları için kritik öneme sahip olacaklar”.

Şahab-6’nın ise 500- 1000kg savaş başlığı ile 5470-6200 km menzile sahip olması bekleniyor. Bu aralık kullanılan kademe sayısına ve onların performansına bağlı. İran öteden beri Avrupa’yı ulaşma kapasitesine sahip olacak Şahab-6 adı verilen füze gelişmekte olduğunu iddia ediyordu. Geçen sayımızda yayınladığımız haritada, Shahab-4,5 ve 6 füzeleri iddia edildiği gibi üretildiğinde menzillerinin hangi ülkeleri kapsayacağını göstermiştim.

İran’ın Kıtalararası Balistik Füze-ICBM Hayali

Bugün İran’da 14 adet balistik füze üssü / kompleksi bulunmaktadır. Dünyada Kı-talararası yani 5000 veya 5500 km ve yukarısı menzilli olan BF’lere (ICBM) sahip olup nükleer başlığı olmayan ülke yoktur. Tıpkı sürat motoru alıp, denizde hız yapmamak gibi bütün ICBM/SLBM sahibi ülkeler füzeleri konvansiyonel değil nükleer başlıkla teçhiz etmiştir (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, İsrail, Hindistan, K.Kore). Diğer bir deyişle nükleer başlığı olup henüz ICBM yapamamış tek ülke Pakistan’dır.

Zaten 40- 50 Milyon değerindeki bir ICBM ile birkaç tonluk konvansiyonel başlıkla hedef ülkede sadece bir tane bina yıkmak ne derece verimlidir? ICBM’lere atmosfere girişteki aşırı hızları sebebi ile kimyasal ve biyolojik başlık konulması da tercih edilmemiştir. Çünkü kimyasal veya biyolojik silahların etki alanı da dar olup çok daha ucuz ve verimli platformlarla yüksek sayıda hedefe teslim edebilecek sistemler mevcuttur. Dolayısı ile ICBM bunlar içinde pahalı bir yöntemdir. İşte bunun sonucu olarak İran’ın P5+1 (ABD, Rusya, Çin, Fransa, Birleşik Krallık, Almanya) ülkeleri ile anlaşıp, şimdilik nükleer silah geliştirmekten vazgeçmesini tabi sonucu olarak uzun menzilli IRBM veya ICBM türü balistik füze hayalinden vazgeçtiğini gösteren demeçler son zamanlarda çeşitli İranlı yetkililerden gelmektedir. Eğer samimi iseler 2000-2500 km menzilli füzeleri ile Avrupa ve Ortadoğu’da istedikleri hedefi vurabildiklerinden artık daha uzun menzilli füzeler için çaba sarf etmeyeceklerini söylüyorlar. Zaten “Artık ICBM hedeflemiyoruz” dediler ki evet nükleer silahları yok ise buna gerekte yok zaten.

En son lansmanını yaptıkları Khorramshahr füzesi 2000km menzili ile bu vaadin temsilcisi. İran’ın SLV (Simorgh ve Safir) sahibi de olduğuna göre yapması gereken SLV projelerini ilerletmek ve İran özelinde ambargoyu kaldırmak için yapılan nükleer silahsızlanma anlaşmasına uymak. Birçok uzman İran’ın bu anlaşmadan vazgeçmesi halinde nükleer başlığı 3-5 yıl içinde yapacağını söylediğini de belirteyim. Ayrıca İran’ın nükleer silah anlaşmasının içeriğine uysa da balistik füze test ve geliştirme ile ilgili kısımlara uymadığını batı basını ve ABD-İsrail hükümetleri sık sık dile getirmektedir ki bunu da belirtmek isterim. Hatta yakın zamanda Trump tarafından azledilen ABD Dışişleri Bakanı R. Tillerson’ın İran’a karşı yumuşak tavrı da hem Trump hem de bazı İran aleyhtarı çevrelerce eleştiriliyor ve anlaşmanın iptali veya sıkı denetimi dile getiriliyordu.

Dünya çapında birçok uzman, Trump’ın yanlış politikalarının sonucu İran’ın yeniden kaybedileceğini dolayısı ile nükleer ve bunun zorunluluğu olarak ICBM çalışmalarına yeniden başlayacağını düşünmekte. Her ne kadar İran, Kuzey Kore kadar bu konuda mesafe kat etmiş değilse de kendi IRBM’sini yaptığı gün ICBM’yi de bekleyebiliriz. Sanılanın aksine Batının Kâbusu nükleer başlık değil bu başlığı ulaştıracak ICBM’i üretme ihtimalleridir. Çünkü nükleer santrali olan bir ülkenin nükleer bomba yapabilmesi ICBM yapabilmesinden çok daha kolaydır. Bugün Müslüman ülke olan Pakistan, nükleer başlığa sahip olmakla birlikte füzelerinin menzili ve ICBM sahibi olmadığından ABD ve Avrupa’yı tehdit edememektedir. İran’ın ise 5-10 yıl içerisinde ICBM’ye sahip olma ihtimali (şayet nükleer programı yeniden başlar ise) kaçınılmaz ve kabullenilmiş bir gerçektir. Kuzey Kore’nin son birkaç yılda ICBM test etme aşamasına geldiği ve ABD’yi tehdit ettiği düşünülürse bu, sürpriz olmayacaktır. Ancak burada iki ülke arasında ciddi bir fark vardır. Geçmişte Çin dahil birçok ülkeden destek alan İran, en son 2 yıl önce Ukrayna’dan balistik füze motorları ithal etmek istemiş ama Rusların engellemesi ile amacına ulaşamamıştır. Bu bilgileri veren Ukrayna menşeili haber siteleri, benzer şekilde Kırım’ın Ruslar tarafından işgalinden önce yani 2 yıl kadar önce sıvı yakıt roket motorlarından Türkiye’nin de ithal etmek istediğini ancak bu satışında Türkiye kontrolsüz bir şekilde balistik füze çalışması yapamasın diye ABD tarafından Ukrayna’ya baskı yapılarak engellediğini yazmaktalar.

Nükleer silahların hedefine gönderilmesi için pek çok seçenek bulunmaktadır. Avcı ve stratejik bombardıman uçakları ile serbest düşüş prensibine göre bırakma, karadan ve denizaltından fırlatılan balistik füzeler, seyir (Cruise) füzeleri, nükleer başlıklı torpidolar ve geçerliliğini büyük oranda yitirmiş sahra topları ve mayınlar bulunmaktadır. İran nükleer silah edinmesi durumunda bu yöntemleri de deneyebilir. Ancak zayıf bir hava ve deniz kuvvetleri olan İran ve Kuzey Kore için en etkili ve garantili yöntem balistik füzelerdir. Nükleer başlığı ABD’ye ulaştırmanın tek yolu ise hava kuvvetleri zayıf bu iki ülke için ICBM’dir.

MTCR- Missile Technology Control Regime/Füze Teknolojisi Kontrol Anlaşması, 300km’den fazla menzile sahip balistik ve seyir füzelerine ilişkin her türlü teknolojinin ihracatını yasaklamaktadır. 35 ülkenin imza attığı bu anlaşmaya Türkiye, ABD, Rusya, İngiltere, Fransa gibi ülkeler taraf iken bizi ilgilendiren yönü ile Çin, Kuzey Kore, İsrail ve İran gibi ülkeler taraf değildir. Diğer yandan teknoloji ve parça veya yazılım transferi haricinde milli imkânlarla üretilenler için ise bağlayıcı bir uluslararası antlaşma bulunmamakla birlikte, nükleer silahlanma ile sıkı bağlantılı olması sebebi ile nükleer silah kısıtlamalarına sıklıkla konu olurlar. Bunun nedeni balistik füzelerin, nükleer silahların hedef adrese tesliminde en çok tercih edilen platformlar oluşudur.

Şu anda balistik füze kapasitesine sahip olan 30’dan fazla ülkenin sadece 9’u nükleer silahlara sahiptir. Kalan 20’den fazla ülkenin çoğunun envanteri çoğunlukla SRBM’lerden oluşmaktadır. İran ise tıpkı nükleer güce sahip ülkeler gibi savunma sisteminin balistik füzeler üzerine kurmuştur. 1. Bölümde anlattığımız gibi bunun sebebi İran İslam Devrimi sonrası oluşturulan yeni strateji veya kendilerine göre mecburiyet olsa da diğer önemli etken bir gün mutlaka sahip olmak istedikleri nükleer başlıkları taşıyacak balistik füzelerin şimdiden hazır olmasıdır. Dolayısı ile İran dünyada nükleer silahı/ başlığı olmadığı halde MRBM ve IRBM çeşitliliğine sahip tek istisna ülkedir. Kendi bölgesinde en büyük balistik füze envanterine sahip olan İran, kendi imkanları ile BF geliştirebilen 10-20 ülkeden biridir. Şayet uluslararası ambargoyu kırmak için anlaşmaya razı olmasa yani nükleer silah geliştirmeye devam etse idi yukarıda yazdığımız gibi füze geliştirme kapasitesini 2000 km ile sınırlamayacak ve bir önceki paragraftaki anlattığım gelişmeler devam edecek ve belki de eninde sonunda ICBM’ye ulaşacaktı.

İran’ın balistik füze denemeleri önceki yıllarda ABD ile Avrupa arasında gerginliğe sebebiyet vermişti. Şubat 2017’den bu yana ABD Hazine Departmanı, İran’ın füze ve askeri programlarına destek verdikleri için Avrupa vatandaşı en az 60 kişiye ve şirkete yaptırım uyguladı. Buna karşılık, AB Konseyi aksine Temmuz 2015’te nükleer anlaşmayı veya Ortak Kapsamlı Eylem Planını (JCPOA) imzalandıktan beri bu tür tek bir atama dahi yapmadı. Avrupalı liderler ABD’nin İran denemeleri konusundaki taleplerine daha ziyade diplomatik açıklamalar ve ortak kınamalar şeklinde rağbet gösterdi. Tabi ki bunda en büyük etken, Suudi Arabistan, BEA, Katar ve İsrail gibi ülkelerdeki Amerikan üslerine karşı İran tehdidi varken Avrupa ile sıkı ticaret içinde olan İran’ın, Avrupalılarca ciddi tehdit görülmediği iddiasıdır.

Aslında JCPOA büyümekte olan tehdide değinirken, BM Güvenlik Konseyi kararını uygulamaya koyarak “İran’ı, bu tür balistik füze teknolojisi kullanan fırlatma da dahil olmak üzere nükleer başlık taşıyabilecek şekilde tasarlanmış balistik fü-zelerle ilgili herhangi bir faaliyette bulunmamaya çağırdı” Ancak İran bu kararı açıkça görmezden gelmeye devam ediyor. İran Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Mesud Cezayiri “İran’ın füze programı durmaksızın sürecek ve yabancı güçlerin bu konuda müdahale hakkı yok” dedi. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de Fransız mevkidaşı Jean Yves Le Drian’la görüşmesinden önce Tahran’la ilişkilerde ‘aşırıcılıkla’ suçladığı Avrupa Birliği’ni eleştirdi ve füze programlarına sahip çıktı.

Son olarak ülkemize dönecek olursak, İran gibi bir uydu fırlatma programına sahip olmak, ICBM’nin gelişmesine katkıda bulunabilir. Ancak uzun menzilli füzeler için bir kısayol değildir. İran Simorgh SLV’yi uzun menzilli bir füzeye dönüştürse bile füze testinin normal şekilde yani simüle başlık ile tekrardan ve zaman harcayarak yapılması lazım. Çünkü yeniden giriş aracı (RV) ile uyduyu uzayda bırakmak (uydu taşıyan başlık) bambaşka teknolojiler içermektedir. Birisi uzaya çıkınca atılmakta diğeri ise uzaydan geriye doğru yanmadan ve parçalanmadan yeryüzüne kadar tekrar varmak zorundadır. 1950’li yıllardan beri süre gelen çalışmalarda büyük devletler önce ICBM sonra SLV yapmışlar veya paralel olarak götürmüşlerdir. Oysa İran, anlaşma öncesinde bunun tersini yapmaya çalışmış ve SLV ile uydu gönderdikten sonra ICBM yapmayı biraz da şartlar gereği düşünmüştür. Umarım ülkemizdeki karar vericiler de bu yanlışa düşmez ve milli SLV projesini mecburen dış destek olmadan yürütürken daha fazla çalışmak ve Ar-Ge’ye kaynak ayırarak gerçekleştirirler. Bir taraftan da balistik füzelerin menzilini artırmaya çalışırlar. Kısaca şunu da belirteyim ki nükleer silah yani başlık faaliyeti veya düşüncesi yok ise 2000 km üzeri BF üretmeninde verimlilik ve maliyet etkinlik açısından dünyada gördüğüm örnekler zaviyesinden bir mantığı yoktur. Ancak 2000 km menzilli BF hedefine bir an önce varılmalıdır. BF üretimimiz yanında tekrardan çevresel füze tehdidine karşı milli anti-balistik füze projesinin son derece stratejik bir önemi olduğunu vurgulayarak bitirmek istiyorum.

Hakan Kılıç kimdir?

Dokuz Eylül Üni. İ.İ.B.F. Kamu Yönetimi bölümü mezunu Hakan Kılıç, ortaokul yıllarından beri ilgili duyduğu savunma sanayi, askeri havacılık, balistik füzeler ve Bal. füze savunma sistemleri üzerine araştırmalar yapmakta,bu konularda web ve yazılı basında yayınlanmış çok sayıda makalesi ve konferansları bulunmaktadır. Halen www.kokpit.aero havacılık sitesinin yazarlarından olup çeşitli dergilerde makaleleri yayınlanmaktadır.


Kaynak: Bilimevi Dış Politika dergisi, Sayı:4
 

Güncelleme Tarihi: 11 Temmuz 2018, 13:51
YORUM EKLE
YORUMLAR
Temel günaydın
Temel günaydın - 3 ay Önce

İran'ın füzeleri israil'i rahatsız eder.Bizi İsrail'in elindeki füzeler rahatsız eder.Zamanınızı daha iyi değerlendirin israil in füzelerini,nükleer gücünü yazın.

SIRADAKİ HABER

banner26

banner25