banner39

İslam Ekonomi Forumu Toplantısı'na dair bir gözlem

Dünya İslam Ekonomi Forumu Vakfı’nın (WIEF) organize ettiği toplantı 4-6 Aralık 2012 tarihleri arasında Johor Bahru’da gerçekleştirildi. Alt başlığı ‘Değişen Eğilimler, Yeni Fırsatlar’ olan Forum, İslam finans çevreleri kadar, ekonomi ve iş dünyası alanında varlık gösteren bölgesel ve küresel aktörleri bir araya getirdi.

Dübam 15.12.2012, 14:50 20.12.2012, 16:09
İslam Ekonomi Forumu Toplantısı'na dair bir gözlem

Mehmet Özay / Dünya Bülteni / Malezya

Dünya İslam Ekonomi Forumu Vakfı’nın (WIEF) organize ettiği toplantı 4-6 Aralık 2012 tarihleri arasında Johor Bahru’da gerçekleştirildi. Alt başlığı ‘Değişen Eğilimler, Yeni Fırsatlar’ olan Forum, 62 ülkeden sayısı binbeşyüzü bulan delegenin katılımına konu oldu. Söz konusu bu Forum, İslam finans çevreleri kadar, ekonomi ve iş dünyası alanında varlık gösteren bölgesel ve küresel aktörleri bir araya getirdi.

Dünya İslam Ekonomisi gibi önemli bir alanın çalışmalarının bir vakıf çatısı altında toplanmasının geçmişi o kadar da eski değil. İlki 2003 yılında o dönemki adıyla İslam Konferansı Teşkilatı öncülüğünde gerçekleştirilen Dünya Ekonomi Forumu toplantısı ilerleyen yıllarda Malezya’nın himayesinde vakıflaşarak bugünlere kadar geldi. Her ne kadar, adında küresel bir birlik hüviyetine vurgu olsa da, Malezya’dan başka hangi sözde İslam ülkelerinin veya kurumlarının vakfa aktif ve sürdürülebilir destek verdiği dikkate alınmalı. Aslında Malezya’nın bu vakfın oluşuma kapı aralamasında pek de şaşılacak bir durum yok. Bilindiği üzere, yeni milenyumun hemen başında yaşanan küresel çaptaki siyasi gelişmeler İslam coğrafyasında eğitimden, siyasete, ekonomiden sivil toplumculuğa değin önemi değişimlere ve dönüşümlere konu olurken, yukarıda zikredilen Teşkilat’ın yapılanmasında da ‘yenilenme’nin öngörüldüğü ve bunun Malezya siyasi elitince gündeme getirildiği biliniyor. WIEF’ın temel yöneliminin gerek Müslüman gerekse Müslüman olmayan katılımcılarıyla kadın ve gençlik liderleri için de bir platform olarak hizmet verdiği gözleniyor. Ülkenin, aynı zamanda Uluslararası İslami Finans Merkezi’ne ev sahipliği yapması da bu Forum’la birlikte değerlendirilebilir.

Vakfın insan kaynaklarının zenginliğinin yanı sıra, Forum’un Kuala Lumpur’da değil de Cohor Eyaleti’nin başkenti Cohor Bahru’da düzenlenmesi de ayrıca göz ardı edilemeyecek bir anlama sahipti. Bu bağlamada ‘Niçin Cohor Bahru?’ sorusu önem taşıyor. Forum’a ev sahipliği yapan mekânın sıradan bir seçim olmadığı, aksine bu seçimin şehrin geçmişten günümüze hangi yapılanmalara konu olduğuyla yakından ilgilidir. Dünün kadim Malay sultanlıklarından birine ev sahipliği yapmış Cohor şehri, ardından sömürge döneminde ‘Malay Federe Devletleri’ni (FMS) konu alan ve İngiliz yönetiminin memnuniyetini dile getiren resmi yazışmalarda, bu bağlamda örneğin 1905 yılı yazışmalarını dikkate alabiliriz, görüldüğü üzere Anglo-Sakson dünyanın ‘girişimci ruhundan’ ve ‘liberal ekonomi açılımlarından’ ister istemez etkilenme durumunda olmuş bir belde olarak Batı Malaya topraklarındaki modernleşme süreçlerinde olduğu gibi, bugün de Malezya’nın sahip olduğu benzer kaynaklar ve üzerine eklenen yeni pörtföyler ile ekonomi ve yatırım potansiyelleri benzer çevreler ve daha da ötesi uluslararası ekonomi çevrelerince kayda değer ekonomik değerler olarak dikkat çekiliyor.

Son yıllarda şehrin bir yandan Malezya’daki ekonomik kalkınma yapılanmalarına koşut bir gelişme içinde önemli bir yer tutması, öte yandan, Singapur Adası’nda yatırım ve yaşam alanlarının neredeyse bitme noktasına gelmesiyle de Cohor Bahru şehri şartların kendisini “genişlemeye” zorladığı bir süreci tecrübe ediyor. Ekonomik işlevselliği noktasında dünyada ilk ona girmesi hedeflenen şehir son birkaç yıldır sadece Malezya içinde değil, üç farklı safhada yatırım odaklı bir süreci tecrübe ediyor veya daha doğrusu böylesi bir sürecin yapılandırılmasının söz konusu olduğu ileri sürülebilir. İlk safha Malezya’nın kalkınma hamlelerinin lokomotifi işlevini gören Penang Adası ve Malaka Boğazı boyunca uzanan Batı sahil şeridinde artık pek genişlemeye müsait sahanın olmaması Yarımada’nın güneyindeki Cohor Eyaleti’ni stratejik mevkii ile öne çıkarıyor. İkinci safha, Eyalet’in Singapur-Endonezya-Güney Çin Denizi ekseninde sahip olduğu jeo-stratijik konumunun ASEAN bölgesel gücüne kadar uzanabilecek avantajlar silsilesine kapı aralıyor. Üçüncü safha ise, küresel yatırım ve finans devlerinin yukarıda dile getirildiği üzere Singapur’da genişlemeye müsait olmayan alt yapı nedeniyle kapı komşusu Cohor Bahru’yu bakir bir alan telâkki etmeleri. Tüm bu unsurların birleşmesi İskender Şehri (Kota İskandar) projesinin hayata geçirilmesine olanak tanıyor. 2006’da başlayan projenin bugün yüzmilyar Ringgit’i aşkın yatırıma evrilmesi de bunun bir göstergesi. Finans ve sanayiden turizme, eğitimden eğlence vb. sektörlere kadar pek çok alternatifin birarada yükseleceği dev bir proje olarak Malezya’nın göz nuru bir bölge burası. Zaten Forum’daki imza törenlerinin kapsamı da Kota İskandar çerçevesinde yapılması da bunun kanıtıydı. Adına İslam Ekonomisi Forumu denilen oluşumun işte böylesi bir ‘göz nuru’nu dünyaya tanıtma gibi bir işlevi olduğunu zaten WIEF’ın Genel Sekreteri Ahmad Fuzi Abdul Razak da açıkça dile getirmişti (New Straits Times, 4 Aralık 2012) .

Bu bölümü şu şekilde özetlemek mümkün. Başkanlığını Dr. Mahathir döneminin Başbakan Yardımcısı Musa Hitam’ın yürüttüğü Vakfı’n bu girişimi, bir yandan Malezya’nın ekonomi alanındaki tavizsiz büyüme kararlılığı, öte yandan bölge ülkeleri arasında büyük ölçüde ASEAN bağlamında ortaya çıkmakta olan işbirliği potansiyelleri gibi unsurların da birleşmesiyle ayrı bir önem taşıyordu. Bu anlamda, Malezya gerek bölgesel gerekse küresel bağlamda finans ve yatırım hususunda bir cazibe merkezi olma konusundaki agresif yönelimini bir kez daha somut bir şekilde ortaya koyduğu şeklindeki yorum ister istemez öne çıkıyor.

Bugünkü konumundan bakıldığında, Johor Bahru’nun dünyanın ilk birkaç finans merkezi arasında adı geçen Singapur’a kapı komşusu olması, Amerika ve Avrupa’dan konuklar yerine, bu ada ülkesinde konuşlanmış olan sektör temsilcilerini konferansa çekmeye kafiydi. Bu anlamda, adında ‘İslam’ adı geçse de konu finans olunca kapitalist dünyanın gözü kulağı da bir şekilde buraya odaklanmaya ve konuya ilgi duyan uluslararası çevreleri biraraya getirmeye kafiydi.

Cohor’da yapılan 8. toplantının da gene Malezya’nın önde gelen siyasilerinin himayesinde gerçekleştirilmesi, bu anlamda önemli bir desteğin sürdürüldüğünü ortaya koyuyor. Açılış konuşmasının yanı sıra, ‘seçkin konukların’ yer aldığı ilk oturumun başkanlığını Başbakan Necib’in gerçekleştirmiş olmasının yanı sıra, eski Başbakanlardan Ahmed Bedevi’nin iştiraki ve destekleri önemliydi.

Vakfı’n çalışmalarını süreçte Moskova, İstanbul, Bahreyn, Dhaka, Londra, Nairobi ve Johannesburg’da ‘yuvarlak masa’ toplantıları ile bölgelerarası açılımı öncelleyen girişimlerinin varlığını da burada hatırlatmakta fayda var. Ayrıca, Cohor Bahru’daki Forum öncesinde ön hazırlık aşamasının birkaç ay önce Hindistan New Delhi’de yapıldığını belirtelim. New Delhi’deki toplantıda Asya’nın giderek ön plâna çıkan güç odaklarından biri olan Hindistan’ın ekonomik işbirliği çerçevesine nasıl katılabileceğiyle ilgiliydi. WIEF’in, iş dünyası aracılığıyla ülkeler ve bölgelerarasında köprülerin kurulması bağlamındaki kurucu paradigmasının formun açılış gündemini teşkil etti.

Forum’a konu olan ‘İslam Ekonomisi’ ile ‘eğilimler ve fırsatlar’ başlıkları yan yana getirmesi bakımından önemli bir kavram çelişkisine yol açmıyor değil. Konferans duyurusu akıllara İslamın ekonomi paradigması, çeşitli ülkelerden alimlerin ve bilimadamlarının katılımıyla günümüzde gemi azıya almış liberal kapitalizme karşı sadece İslam coğrafyasına değil, küresel çapta ‘çözüm’ olabilecek bir sistemin dinamiklerini tartışacakları ve gündeme damgasını vuracakları gibi bir algı doğuruyordu. Ancak Vakıf Başkanı Musa Hitam’ın konuşmasının ana hatlarına kulak kesildiğimizde zikredilen altı maddelik Forum yapılanmasında, İslam ekonomi paradigması ve bu paradigmanın sunduğu insan tipolojisi; Batı kapitalizminin açmazları ve bu açmazların küresel boyutta hemen her alandaki yansımaları; kapitalizmin sunduğu yaşam tarz(lar)ının bireyin öz yaşamından başlayarak toplumsal bütünün her alanına doğru yayılma istidadı gösteren çatışmalar ve bunlara çözümler, vb. gibi bir dizi açılımın olmadığı görülüyordu. Bunun yerine, iş dünyası ve ekonomi işbirliği sayesinde ulusların zenginliği paylaşacağı argümanı üzerinden bölgesel ve küresel işbirliklerini geliştirmeye matuf açılım hedefleniyordu. Böylesine önemli bir Forum’un ekonomi ve finans sektörünün ‘tekil’ bir hücre olarak varlık sürdürdüğü tezinden hareketle değil de, bu sektörlerin sosyal ve kültürel boyutlarını göz ardı edilemeyecek kadar önemli olduğunu kabulle çeşitli İslami ve sosyal bilim dallarından ilgililerin katılımıyla farklı bir boyuta bürüneceği düşünülebilir.

Elbette bu durum, Forum çalışmalarının anlamsız olduğu gibi intibaın oluşmasına yol açmamalı. Bir bölümünde halen siyasi kavganın devam ettiği, öteki bölümünde yoksulluk ve yoksunluğun kol gezdiği, bazısında horlanmış bir şekilde vatanlarından edilenlerin post-modern göçebeler durumuna indirgendiği ve bu durumdan birilerinin alabildiğine kazanım elde etme hırsının bürüdüğü İslam coğrafyasından önemli katılımlar yerine aralarında Singapur, Çin, İngiltere gibi kapitalist dünyanın ‘seçkin’ ülkelerinden temsilcilerinin de bulunduğu Fas’tan Japonya’ya değin çeşitli ekonomi modellerine ev sahipliği yapan ancak ortak noktası ‘kapitalizmle içiçe yaşama kültürünü’ alabildiğine geliştirmiş olan ülkelerin biraraya gelmesinin de bir anlamı ve önemi olsa gerek. Bu ülkelerin yanı sıra, Komoros Adaları ile Filipinler Hükümetiyle henüz çiçeği burnunda Barış Anlaşması’nı imzalamış Bangsamoro Müslümanlarının temsil edilmesi Forum’un teorik tartışmalar ve değerlendirmelerle sınırlı olmadığı, aksine, pratikte başta adı geçen bu iki  coğrafya olmak üzere kapsadığı toprak sahasının görece küçüklüğüne aldırmadan sisteme eklemlenme eğilimlerinin var olduğu bölgelerde de ülkelerarası ekonomik kalkınma hamlelerine olanak tanıyacak ikili ve grup çalışmalarını amaçladığını gösteriyor. 

Açılış oturumundaki konukların profili üzerinden Forum’un yapılanmasını okumaya bir olanak tanıyacağını düşünerek bu hususa kısaca değinelim. Oturumda, Malezya Başbakanı Necib bin Razak, Komoros Birliği Devlet Başkanı, Singapur Maliye Bakanı, İslam Kalkınma Bankası (IDB) Başkanı, Katar Başbakan Özel Temsilcisi, Pakistan Devlet Başkanı Özel Temsilcisi, Bangsamoro Müslümanları lideri Hacı Murad İbrahim birer konuşma yaptı. Forum duyurularında adları geçmekle birlikte Katar Başbakanı ve Pakistan Devlet Başkanı’nın katılmaması kadar, örneğin bölgede ekonomik kalkınmasıyla dikkat çeken ve dev bir ülke görünümündeki Endonezya’nın, Ortadoğu’dan bir Türkiye’nin bu açılış oturumunda temsil edilmemiş olması Forum’un kapsamı konusunda bazı soru işaretlerine yol açmıyor değildi.

Kaldı ki, bu iki ülke üst düzeyde katılım sergileseydi bile, Forum’da ekonomilerindeki birkaç yıldır tekrarlanagelen büyümenin hangi İslam ekonomi modeline yaslandığı; toplumlarında yanlış kodlarla praktize edilmiş ve edilmekte olan hangi üretme-tüketme davranış biçimlerini değiştirdikleri; bununla birlikte, İslam öğretisinden hareketle bu ekonomik kalkınma süreçlerinin sosyal parametreleri bağlamında hangi ilkelerle üretme-tüketme davranış biçimleri geliştirmeye ön ayak oldukları; ülkelerindeki gelir dağılımı eşitsizliği kadar yoksulluk oranında da ne gibi pozitif değişimlerin yaşandığı; bu ekonomik büyümenin yerli ve küresel vatandaşlar üzerindeki kısmi ve bütüncül etkileri; İslami ekonomi paradigması içindeki yerinden hareketle doğal kaynakların kullanımı noktasında ne türden bir ilişkinin geliştirildiğine dair sahici delillendirmeler vb. konularda katılımcı ülkelere aktarabilecekleri tecrübeleri olup olmadığını da burada dikkate sunmak gerekir. Yoksa İslamiyetin ‘büyümeye engel olmayan bir din” olduğu gibisinden çok genellemeci bir yaklaşımla geçiştirilebilecek veya Müslüman toplumların da küresel ekonomik değerler manzumesini içkinleştirilmelerinden hareketle, elbette İslamiyetle bağdaştırılabilirliğine dair kimi görüşler de ortaya atılabilirdi.

IDB Başkanı Dr. Ahmed Mohamed Ali, konuşmasının henüz girişinde “böylesi bir platformun, ümmetin karşılıklı işbirliğini geliştireceği” yönündeki bölümü, Forum katılımcılarının azımsanmayacak bir bölümünün Müslüman olmayan delegelerden olduğunu göz ardı edilerek, ezbere dayalı bir söylemi ifade ediyordu. Konuşmanın ilerleyen safhalarında ise Forum’un alt başlığı olan “Yeni Fırsatları” yakalamada “Hicret” kavramıyla karşılaması ise yoruma yer bırakmayacak türden bir açılımdı. Sayın Ali’nin burada Hicret’ten “zihinsel dönüşümü” vurgulaması, hangi tür ekonomik zihni yapıdan ne tür bir ekonomik zihni yapıya dönüşüm olacağının uzun uzun tartışılmasını gerektiriyor. Tabii konuşma, açıkçası öyle dini/felsefi bağlamlara kapı aralamıyor, ancak adına “yenilikçi ekonomi” denilen bir boyutu izhar ediyordu.

‘Seçkin’ katılımcılar arasında Singapur Maliye Bakanı Tharman Shanmugaratnam belki de en dikkat çeken konuşmayı yaptı. İslam Finans kurumunun ahvaline dair ‘detaylı’ bilgiye sahip olan Bakan Tharman, bu finans yapısının henüz küresel finans endüstrisi içerisinde sadece %1’lik paya sahip olması –sözde İslam ülkelerinde bu oranın %5’lik düzeyde bulunması- dezavantajdan ziyade geleceğe dair bir “fırsatlar” ağı olarak değerlendirdiğine kuşku yok. Bu finans kaynağının henüz ‘bankacılık’ sektörü ile sınırlı olması karşısında Bakan, açılım rüzgarının biran önce başlatılması gerektiğini düşünüyor. Yani böylece, İslami Finans kurumlarının, özellikle günümüzde büyük sıkışıklıklara tanık olunduğu yatırım sektöründe var olması ile -ki bu durum, küresel finans sektörüne destek olmaklığıyla zaten eli kolu sıkışmış durumdaki kapitalizme yeni bir soluk olacağı gibi bir algıyı da beslemiyor değil- gelecek on, onbeş yıllık süreçte atılım yapacağı öngörülüyor. Bakan’ın konuşmasının satır aralarında İslami Finans’ın küresel açılımına mani olan ve üstesinden gelinmesi gereken ‘İslam Hukuku’ uygulamalarından kaynaklanan sıkıntılar olduğu düşüncesi hakimdi. Belki de bu husus, tüm Forum’un özünü teşkil edecek bir salt finansal değil, aksine ‘değerlerle’ ilgili bir dinamiğe vurgu yapıyordu. Bu ‘sıkıntının’ nasıl ve kimlerin karar mekanizmalarına katılımıyla aşılacağı hususu da bu finans yapısının geleceğiyle doğrudan alâkalı.  Reform projelerine tastamam uygunluk arz edecek bir plânlamayla bir sonraki Forum’un gelecek yıl dünya finans ağının üssü konumundaki Londra’da yapılmasının kararlaştırıldığını belirterek bitirelim.

banner53
Yorumlar (0)
15
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?