banner39

Tunus seçimleri ve NAHDA dosyası

Arap Baharı'nı başlatan ülke olan Tunus'ta cumhurbaşkanlığı seçimleri sorunsuz atlatıldı. Bu süreçteki en dikkat çeken olay ise ülkenin ülkenin en güçlü partisi olan Nahda Hareketi‘nin belirleyici etkisi...

Dübam 07.01.2015, 12:52 07.01.2015, 12:52
Tunus seçimleri ve NAHDA dosyası

Dünya Bülteni/ DÜBAM

2010'da yaşanan Devrim süreci Tunus'ta yepyeni bir siyasi iklim oluşmasına neden oldu. 17 Aralık 2010’da Muhammed Buazizi’nin yönetime olan tepkisini göstermek için kendisini yakmasıyla başlayan devrimin önemli kilometre taşlarını şöyle:

14 Ocak 2011- Muhammed Buazizi’nin 17 Aralık 2010’da yönetime tepkisini ifade etmek için kendisini yakmasının ardından patlak veren gösteriler, 23 yıldır iktidarda olan Zeynel Abidin Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesiyle sonuçlandı.

17 Ocak 2011- Bin Ali’nin başbakanı Muhammed el-Gannuşi ulusal birlik hükümeti kurduğunu ilan etti.

27 Şubat 2011- Muhammed el-Gannuşi, halkın güvenini kazanamadığı gerekçesiyle istifa etti.

27 Şubat 2011- Baci Kaid Es-Sibsi, Meclis Başkanı Muhammed Fuad el-Mubezza tarafından hükümet başkanı olarak görevlendirildi.

23 Ekim 2011 - Ülke tarihinin ilk demokratik genel seçimleri yapıldı. Raşid el-Gannuşi liderliğindeki En-Nahda partisi bu seçimlerden mutlak bir zaferle çıktı. Geçiş dönemi demokrasilerinde yüzde 51’in yüzde 49’u yönetmesi sağlıklı ve gerçekçi değildir savından hareket eden Gannuşi, Muhammed Munsif Marzuki’nin cumhuriyet için kongre partisi ve Mustafa Cafer’in Emek ve Özgürlük İçin Demokrasi Bloğu partileriyle bir koalisyon hükümeti kurdu. Kurulan bu hükümet, cumhurbaşkanlığı görevine Munsif el-Marzuki’nin getirilmesi, Nahda Partisi Genel Sekreteri Hammadi el-Cibali’nin de başbakan olması konusunda uzlaştı.

6 Şubat 2013 - Demokrat yurtseverler partisi genel sekreteri Şükrü Belayid esrarengiz bir suikastla hayatını kaybetti. Ülke yeni bir siyasi krizin eşiğine geldi. Hammadi Elcibali başbakanlıktan istifa etti. Krizi aşabilmek için siyasi düzeyde yürütülen görüşmelerin ardından başbakanlık görevi, Cibali hükümetinde içişleri bakanlığı yapan Ali el-Arayyıd’a verildi. 15 Mart 2013‘de cumhurbaşkanı Marzuki, Cibali hükümetinin İçişleri Bakanı Ali el-Arayyid’ı yeni hükümeti kurmakla görevlendirildi.

25 Temmuz 2013 - Arayyıd hükümeti, ülkedeki ekonomik sıkıntıların gölgesinde görevini yerine getimeye çalışırken, 25 Temmuz 2013’de muhalif lider Muhammed İbrahimi’nin öldürülmesi, Tunus’ta yeni çalkantılara neden oldu. Ülkenin çeşitli kentlerinde düzenlenen gösterilerde, Urayyıd hükümetinin istifası, Ulusal Kurucu Meclisi’in dağıtılması talep edildi.

17 Eylül 2013 - “Ulusal Diyalog Müzakereleri” başlatıldı: Tunus Barosu, Meslek Odaları Birliği, Sendika ve Tunus İnsan Hakları Birliği, ülkede yaşanan siyasi krizi çözmek amacıyla, 17 Eylül 2013’de “Ulusal Diyalog Müzakereleri”ni başlattı. Müzakereler sonucu iktidarın seçilmişlerden alınarak teknokratlara devredilmesi kararı çıktı ve seçilmiş Başbakan Ali el-Arayyıd istifa etti.

10 Ocak 2014 - Cumhurbaşkanı Marzuki, Arayyıd hükümetinin Teknokrat Sanayi Bakanı Mehdi Cuma’yı yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.

27 Ocak 2014 - Tunus parlamentosu uzun tartışmaların sonunda devrim anayasasını tamamladı.

26 Ekim 2014 - Yasemin Devrimi sonrasında çalkantılı bir siyasi sürece giren Tunus, normalleşme yolunda önemli bir virajı geride bıraktı. Ülkede düzenlenen genel seçimler son derece sakin bir ortamda geçti. Seçimin kazananı ise Nida Tunus Partisi oldu.

22 Aralık 2014 - Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda kazanan 'Nida Tunus' partisi lideri Baci Kaid es Sibsi oldu. Es Sibsi oyların yüzde 55'ini, mevcut cumhurbaşkanı Muhammed Munsif el Merzuki ise yüzde 45'ini aldı.

2014 SEÇİMLERİ VE NAHDA

Tunus'ta devrim sonrası demokrasiye geçişin üç önemli aşaması olan sivil anayasa, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk aşama olan anayasa çalışmaları, ülkenin siyasi olarak çalkantılı bir döneminde gerçekleşti.

Anayasa çalışmalarının ülkeyi seçimlere hazırlama açısından taşıdığı önem, ülkede terör saldırılarının yarattığı tedirginlik ortamında daha fazla arttı. Ulusal kurucu meclisi, geçici başbakan Mehdi Cuma liderliğinde, terörle mücadele konusunda tarihi bir sınav verdi ve ülkeyi seçimlere taşımayı başardı.

Parlamento seçimlerinde Nahda Hareketi Lideri Raşid Gannuşi, yüzde 60 oy dahi alsalar tek başına hükümet kurmayacaklarını defalarca vurguladı. Ülkenin gelecek tüm tehditlere karşı, demokrasinin daha sağlıklı işleyişi açısından ulusal birlik hükümetini savunan Nahda Hareketi, 2015 yılının en önemli gündem maddesi olan yeni hükümetin kurulması için de aynı çağrısını devam ettirmekte.

Halktan hiçbir kesimi dışlamadan, ulusal birlik hükümetine olan vurgusu, Nahda Hareketi'nin 2014 yılı seçimleri öncesindeki en temel tutumu olarak göze çarptı. Tunus'ta parlamento seçimleri öncesi oluşturulan eski rejimin elitlerince kışkırttılan Nahda karşıtlığını tek bir çatı altında toplamaya çalışan Nida Tunus partisi, seçimlerden birinci parti olarak çıkmayı başardı.

Nahda hareketi, seçim kampanyalarının başladığı ilk günlerden itibaren diğer partilerin yürüttüğü kampanyaya oranla, temkinli bir şekilde kampanyalarını yürüttü. Gannuşi, yaptığı tüm değerlendirmelerde, ülkenin kazasız şekilde geçiş dönemini atlatmasının önemine vurgu yaptı ve iktidar olmanın değil, “demokrasinin kalıcı hale gelmesinin daha elzem olduğu”nu savundu..

Nahda'nın devrim sonrasındaki iki yıllık iktidar döneminde karşılaşılan nsorunladan dolayı yıpranması, Nida Tunus Partisi'nin en önemli argümanı oldu. Bu şartlarda yapılan seçimlerde Nahda, Nida Tunus Partisi’nin ardından ikinci parti olarak parlamentoda yerini aldı.

Genel seçimlerin ardından kasım ayında gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Nahda hiçbir aday koymadı. Hareketin üzerindeki mevcut baskıya yeni bir baskı eklenmesine izin vermeyen Nahda, Şura Meclisi’yle tarihi bir karar aldı. Cumhurbaşkanı adayı olmayan ve seçmenini tüm adaylara karşı eşit mesafede kalmayı telkin eden Nahda, ülkenin yeni bir Nahda karşıtlığı üzerinden gerilmesine müsaade etmedi.

Nahda Hareketi'nin iktidar ortağı ve atadığı mevcut cumhurbaşkanı Mansuf Marzuki, seçimlerin ilk turunda Nahda seçmeninden de belli bir destek alarak, Beji Kaid es-Sebsi ile ikinci tura kaldı. Nahda hareketi şura meclisi, cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci turu öncesinde de kararını yineledi ve her iki adaya karşı da tarafsızlığını ilan etti.

2014 yılı, Nida Tunus Partisi’nin genel seçimlerde ve lideri olan Beji Kaid es-Sebsi'nin ise cumhurbaşkanlığı seçimlerinde lider olması ile son buldu.

NAHDA'NIN DÖNÜŞÜ

Nahda hareketi, 17 Aralık devrimi sonrası Tunus siyasi arenasına geri dönerek, meşru bir parti olmayı başardı ve halkın itibarını kazandı. Devrim öncesi, İslami nitelikli bir hareket olarak yasaklar yaşayan Nahda hareketi, devrim sonrasında, 24 Eylül 2011'de çıkarılan bir kararname ile devlet nezdinde tanınan bir siyasi parti olarak kabul gördü.

Nahda Hareketi'nin siyasi arenaya dönüşünün ardından, modern Tunus'un inşasında, demokrasinin yeniden hayata geçirilmesinde ve vatandaşların hak ve özgürlüklerinin iadesinde üzerine büyük görevler düştü. Tunus'ta dini hayatın itibarının yükselmesi, Arap Birliği’nin sağlanması ve Filistin'in özgürlüğü konularında çok önemli katkılar sağlamış olan Nahda Hareketi, Tunus'un geçiş döneminin lokomotifi oldu.

Partinin vizyon ve programında, kararların demokratik yollarla alınması ve halka karşı sorumlulukların yerine getirilmesi en önemli yeri tutuyor. Nahda lideri Raşid Gannuşi, 22 yıllık sürgün hayatının devrimle beraber son bulmasının ardından Tunus'a dönüşü, Kartaca havalimanında binlerce insanın büyük bir coşkuyla karşılamasına sahne oldu. Tunus'un devrim sonrası siyasi arenada en önemli figürü olan Raşid Gannuşi, sürgün dönüşü kendisini karşılayan kalabalığa hitaben seslendi.

"Aziz şehitlere sesleniyorum. Devrim şehitlerine. Sidi Buzid kahramanlarına, Muhammed Buazizi'ye. Onlar bizi özgürleştirdi. 20 yıl ailelerimizle yaşamanın, Tunus'ta yaşamanın hayalini kurduk. Daha iyi bir Tunus için, zulüm düzeninin geri dönmemesi için hep birlikte millet olarak biz de fedakarlık yapacağız."

Nahda'nın devrim sonrası gerçekleşen ilk seçimlerde lider olması, yasaklı siyasilerin ülkelerine geri dönmelerinin ne denli etkili olduğunu ortaya koydu. Baskı rejiminin son bulmasının ardından, Bin Ali Rejimi'nin en büyük düşman olarak gördüğü Nahda Hareketi, demokrasiye geçişte Tunus Halkı'nın ilk umudu oldu.

Raşid Gannuşi'nin Tunus'a geri dönüşünün hemen ardından, bugün yaşananlara benzer bir kamplaşmanın ilk sinyalleri de fark edildi. İslami kesim ile laik kesim arasındaki zıtlaşmadan yeni bir baskıya daha maruz kalan hareket, tüm söylemlerinde devrimi tüm Tunus halkına mal etse de kamplaşmanın önüne geçemedi.

MEKKİ: TAVRIMIZ HALKTAN YANA

Bir önceki hükümette sağlık bakanlığı görevini üstlenen ve Nahda Hareketi’nin kurucularından olan Abdüllatif Mekki, Nahda'nın Tunus siyasetindeki yerini şu şekilde değerlendirdi:

"Nahda Hareketi, devrim sonrasında 25 ay hükümette yer aldı. Ülkenin seçimlere ulaşması ve geçiş dönemini tamamlaması için uğraştı. Devrim sonrası tüm otoritelerin sarsıldığı, emniyet, yargı ve yürütmenin yara aldığı bir dönemde, ülkeyi tekrardan kendine getirmek için çaba harcadı. Devrim öncesi rejimde halkı sömüren bir düzen, devrimle beraber tamamen çökmek üzereydi ve tüm sorumluluk Nahda hareketine verilmişti.

Bu dönem, anti-demokratik yollara başvuran birçok tehditle hatta saldırılarla geçti. Tüm sorumluluğun Nahda üzerinde olduğu devrim sonrası ilk periyod, yalnızca ülkenin çıkarlarını düşünerek hareket eden bir anlayışla yürüdü. Gerçekten gurur duyulacak birçok başarıya imza attık bu dönemde.

Biz ister iktidarda, ister muhalefette olalım, halktan ve devrimden yana olan tavrımızı asla değiştirmeyeceğiz. Barışçıl ve demokratik bir düzenin oturması için en az 10-15 yıl gerekmektedir. Biz her ne kadar seçim dönemini atlatmış olsak da, rejimin tam demokratik şekilde işlemesi açısından hâlâ geçiş döneminde sayılırız. Bu sebeple ısrarla ve sabırla ulusal birlik hükümetinden yana bir tavır sergiliyoruz.

Anayasa'nın var olması, seçimlerin yapılmış olması hiçbir şeyin garantisi değil. Önemli olan sağlıklı bir işleyişin, yürütme ve yargının demokrasiye ve insan haklarına uygun şekilde işlemesidir. Biz hiçbir kesimin dışlanmadığı, tüm ülkenin ve halkımızın refahı, huzuru ve kalkınması için çaba harcayan bir hükümetin gerekliliğine inanıyoruz. Bu sebeple de tüm partilere, milletvekillerine bu çağrıyı her fırsatta yineliyoruz. Halkın ortak çıkarları ve geleceği açısından, Türkiye ile ilişkilerin de ilerletilmesi taraftarıyız."

HALKI NAHDA’DAN SOĞUTMAK İÇİN KORKUTTULAR

2011 yılında yapılan ilk seçimlerden zaferle çıkan Nahda Hareketi, Cumhuriyet için Kongre partisi ve Demokratik Emek ve Özgürlükler forumu ile girdiği koalisyonla hükümet kurdu. Geçtiğimiz haftalarda Nahda Hareketi'nden ayrılan Hammadi Cibali'nin başbakan olduğu Nahda hükümeti, iki büyük siyasi suikastla zorlu bir döneme girdi ve Cibali'nin istifasına neden oldu.

Ülkenin iki önemli muhalefet liderinin suikast sonucu öldürülmesinin ardından tüm eleştirilerin hedefi Nahda Hareketi oldu. Ülkede siyasi tansiyonun en yüksek seviyelere ulaştığı 2013 yılı, Nahda Hareketi'nin teknokrat hükümetine yönetimi devretmesiyle hafızalara kazındı. Özellikle jakoben laikci kesimin, devlet ve medyadaki etkin eski rejim unsurlarının yürütüüğü Nahda'nın selefileri desteklediği ve Ensarüşşeria adlı örgütün büyümesine yardımcı olduğu iddiaları muhalefetin en önemli propaganda aracı haline geldi.

Şükrü Belaid ve Muhammed İbrahimi'nin öldürülmesinin de Nahda Hareketi'nin güttüğü politika sonucu olduğunu savunan muhalefet, Nahda'nın büyük katılımlarla protesto edildiği gösteriler düzenledi.. Özellikle Nahda lideri Raşid Gannuşi'nin, kendisi ve partisi hakkında halkta oluşan tepkileri söndürmek ve tansiyonu dindirmek için başkattığı ulusal diyalog girişimi ortamı yumuşattı.

Nahda öncülüğünde kurulan troyka hükümetinin yerine Mehdi Cuma'nın başbakan olarak atandığı teknokrat hükümeti, ülkede siyasi tansiyonu düşürdü. Nahda'nın İslamı referans alan bir hareket olması üzerinden yürütlen laiklik tartışmaları yerini, İslami terör ve Selefilik tartışmalarına bıraktı.

Tunus'ta, Ensarüşşeria'nın Şaanbi dağında gerçekleştirdiği saldırılarda ölen Tunus askerleri ile beraber halkı daha fazla tedirginliğe itti.

Nahda muhalifleri, Nahda'nın gelmesi ile terörün ortaya çıktığını ve bunun sebebinin de dini siyasete alet etmesi olduğunu savunmaya başladı. 2014'ün yaz ayları, genel seçimler için Nahda'ya alternatif olarak yükselen Nida Tunus Partisi'nin etkili propagandalarına sahne oldu.

KADINLAR SİYASİ ÖZGÜRLÜĞÜ KAZANDI

Nahda hareketinin içerisinde kadınlar son derece güçlü bir yere sahip. Hareketin Kadın Kolları lideri Vesile Zuglavi, Tunuslu kadınların haklarına kavuşmasında En Nahda'nın etkisinin büyük olduğunu söyledi. Vesile Zuglavi şunları kaydetti: “Nahda Hareketi, Kurucu Meclis'te en fazla kadın milletvekiline sahip parti olma özelliğiyle ön plana çıktı. Devrimin en ağır yükünü üzerlerinde taşıyan kadınlar, devrim öncesi bulamadıkları siyasi özgürlüğü ilk defa kazanmanın heyecanını yaşadılar.

Kurucu Meclis'in anayasa çalışmalarında en etkin katılımı sağlayan kadın milletvekilleri, kadın hakları konusunda Nahda Hareketi'nin temsilcileri olarak önemli katkı sağladılar. Nahda hareketi, kadın hak ve özgürlüklerine saygılı bir siyaset güderek, kadınlara yönelik tüm baskı, şiddet ve dayatmalara karşı durdu.

Kurucu Meclis, Nahda'nın çabasıyla, var olan hakların korunmasıyla ilgili çaba harcamaktan vazgeçmedi. İstisnasız tüm ulusal ve uluslararası kadın konulu festival, kutlama ve sempozyumlara katıldı ve kadın haklarının savunulması konusunda he zaman en önde oldu.

Vesile Zuglavi, bir Nahda Haraketi kadın hakları konusundaki çabalarını şöyle anlattı: “Bugün tüm kadınlar, devrim sonrası Nahda Hareketi'nin çabaları sonucu haklarına kavuşmuş durumda. Tunus'ta kadının statüsünü yükseltecek, onları siyasi hayatta ve kamusal alanda ayrıcalıklı kılacak düzenlemeler hayata birer birer geçiyor. Biz hiç bir harekette bulamadığımız kadar büyük bir siyasi hareket alanı bulduk. Nahda Hareketi'nin gelişmesi ve büyümesi için 19 yaşımdan bu yana çaba harcıyorum.

Devrim öncesi büyük zorluklar yaşayan hareketin içinde her zaman var olmayı başardım. Nahda Hareketi'nin kuruluş döneminde kadınlar çok önemli bir rol oynadı. Nahda Hareketi, geleneği olan, sağlam temelleri olan ve kendi içinde disipline sahip bir hareket. Biz kadınlar olarak bu hareketin bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz. Tunus halkı için harcadığımız çabaların, her zaman olduğu gibi gelecekte de meyvelerini vereceğini umuyorum.”

Nahda Hareketi'nin işleyişinde önemli bir yer tutan kadın kolları, kuruluşun ilk yıllarından bu yana, hareketi tüm ülkede canlı tutan bir işleve sahip. Geniş ve etkili teşkilatlanmaya sahip olan Nahda Hareketi, kadınların gayretiyle özellikle güney vilayetlerinde hareketi ve fikri altyapısını tüm evlere taşımaya devam ediyor.

AK PARTİ NAHDA’NIN ROL MODELİ

Yaklaşık üç yüz yıl Osmanlı yönetiminde kalan Tunus ile Türkiye’nin ilişkileri 16. Yüzyıla dayanıyor. 1881’de Fransa tarafından işgal edilen Tunus, 1956’da bağımsızlığını kazandı.

Tunus için Türkiye, Müslüman bir topluma sahip olmasının yanı sıra, laik devlet yapısı, demokrasi tecrübesi, NATO’ya üye olması ve AB’ye üye olma süreci, ABD ile iyi ilişkileri, batı sistemi içinde yer alması gibi özellikleriyle birlikte Batı tarafından Ortadoğu için model ülke olarak kabul edilen Türkiye'ye bakışı belirleyen ana unsurlar.

Türkiye'nin bu yapısı; özellikle 2002 sonrasında, bölgedeki diğer ülkelerin aksine, diktatöryal yönetimler ve siyasi partiler arasındaki sert çatışmaları ılımlılaştırarak ve bu partileri politik sistem içine çekecek sistemin kabul görmesine de neden oldu. Tunus'taki siyasi oluşumların Türkiye algısı genel olarak bu kriterler üzerine kuruldu.

Nahda için de tablo farklı değil. Devrim sonrası süreçteki Nahda iktidarı dönemde ilişkilerde gözle görülür bir gelişim yaşandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu kapsamda 2005 yılı içinde Suriye, Ürdün, Lübnan, Yemen, Fas ve Tunus’a ziyaretlerde bulundu.

Arap Baharı sonrası Ak Parti'nin iktidar deneyimi, Tunus’ta iktidara gelen Nahda için rol model olarak görüldü. Nahda yöneticileri de AK Parti’nin deneyimlerinden faydalanmak istediklerini sıkça dile getirdi. Tunus Dışişleri Bakanı Refik Abdüsselam ilk yurt dışı gezisini Türkiye’ye yaparak Türkiye ile olan yakınlıklarını belli etti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de ilk konuk cumhurbaşkanı olarak Yasemin Devrimi sonrası Mart 2012’de Tunus’u ziyaret etti. Nahda lideri Gannuşi'nin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretler de bu gelişmeyi perçinledi.

TEMELİNDE İTTİHAD-I İSLAM SİYASETİ VAR

"En-Nahda" ya da eski adıyla "İslami Yöneliş Hareketi"ni doğuran tarihsel koşulları anlamak için 19. Yüzyıl sonlarına kadar gitmek gerekiyor. Nahda, Sultan Abdülhamit döneminde önem kazanan İttihad-ı İslam siyasetinin ürünüydü. İttihad-ı İslam siyaseti, İngiliz ve Fransız sömürgecilerin işgali altındaki Müslüman ülkelerde coşku ve dayanışma sağlayan ana fikirdi. Tunus'taki sömürge karşıtı dini-milli hareketler ise Tunus'un gelecek kuşaklarına önemli bir fikir ve direniş mirası bıraktı.

Avrupalı tarihçiler Trablusgarp, Cezayir ve Tunus için “Afrika Türkiyesi” tabirini kullandılar. Osmanlı resmi kayıtlarında ise bu ülkeler “Garp Ocakları” olarak anılır. Osmanlı’ya tabi özerk bir yönetime sahip olan Tunus 1881’de Fransa tarafından işgal edildi. Fransa 1830'da da Cezayir'i işgal etmişti.

Sömürge yönetimine karşı çıkan aydınlar “Genç Tunuslular” adıyla milli bir hareket başlattı. Hareketin en önemli lideri Ali Başhamba'ydı. Başhanba 1910'da "Le Tunisien” dergisinde şöyle diyordu: “Her Müslüman, Müslüman birliğinin yandaşıdır. Tunuslular ise tek istisna olmaksızın bu siyasetin partizanlarıdır ve bu fikrin bir sonucu olan Osmanlıcılığa bağlıdırlar. Cezayir gibi yakın komşularımız ve Asya’nın ötesindeki halklar yanında, Türkler ve Mısırlılar da bize fikir ilham vermektedir."

Fransız sömürge idaresi tarafından bastırılan "Genç Tunuslular"ın lideri Ali Başhamba bir grup arkadaşıyla 1912’de İstanbul’a kaçtı. I. Dünya savaşı yıllarında “İslam İttıhadı” siyaseti öne çıkarıldı. Ali Başhamba 1915''te İstanbul''da “Harbıye Nezaret-i Umur-u Şarkiye Dairesi (Şark İşlerı)" Müdürü oldu. Kardeşi Muhammed Başhamba ise Kuzey Afrikalıların Avrupa’daki faaliyetlerini koordine etti. Faaliyetler için gerekli olan finansman ise harbiye nezareti tarafından karşılandı.

Tunus’taki Zeytune Camii'nde yetişen Şeyh Salih Şerif, Şeyh İsmail Safaihi, Şeyh Muhammed Hıdır Hüseyin gibi İslam alimleri de İttihad-ı İslam'ın öncüleriydi. Zeytune'li ulema ile modern eğitime dayanan Sadıki Koleji'nin Ali Başhamba gibi yenilikçi kuşakları Fransız sömürge idaresine karşı ittifak ettiler. Osmanlı Hilafeti'nin merkezi İstanbul'da bir araya gelerek faaliyetlerini birleştirdiler.

Genç Tunusluların lideri Ali Başhamba 1918'de Osmanlı'nın savaşı kaybetmesi üzerine üzüntüsünden kalp krizi geçirerek İstanbul'da vefat etti. Tunus 1957’de bağımsızlığını kazandıktan sonra Başhamba'nın cenazesi askeri törenle ülkesine götürüldü. İsmi Tunus'ta okullara, caddelere verildi.

I. DÜNYA SAVAŞI’NDA HAREKETİN MERKEZİ İSTANBUL’DU

1923'teki Lozan antlaşmasıyla Türkiye kuzey Afrika’daki tarihi haklarından vazgeçti ama İttihad-ı İslam hareketi devam etti. Birinci Dünya Harbi yıllarında İstanbul'u merkez edinen "Genç Tunuslular" hareketinin önde gelen isimlerinden biri de Muhammed Ali El-Hammi'ydi. Hammi 1911''de Libya direnişinde Enver Paşa'ya şoför olarak eşlik etmişti.

El-Hammi İstanbul'a gelerek Kuzey Afrika işlerinde görev aldı. 1918'de savaş bittiğinde Afrikalı sürgünlerle birlikte Berlin'e giden Hammi daha sonra Tunus'a döndü. Hammi, 1920''lerde Fransız sömürge idaresine zor anlar yaşatan aktif bir sendikacıydı. 

1920’lerde Tunus Milli Hareketini "Düstur Partisi" adıyla Abdulaziz Tealibi ve arkadaşları devam ettirdi. Tealibi de Tunus'un İslami kimliğini bağımsızlık mücadelesinin yegâne unsuru olarak görüyordu. Bu hareket Tunus'taki Fransız sömürge idaresi tarafından şiddetle bastırıldı.

1930’larda inisiyatif el değiştirdi. Habip Burgiba ve arkadaşları Yeni Düstur Partisi’ni kurdu. Yenı Düstur, Tealibi ve arkadaşlarının 1920’lerde dalgalandırdığı siyasi bilinç üzerine inşa edildi. 1930’larda İngiltere ve Fransa’nın sömürge haritasına Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin de eklenmişti. Bu olgu, sömürge altındaki Müslüman dünyanın aydınları arasındaki dayanışma duygusunu artırdı.

Habip Burgiba bu dayanışmadan istifade etti ve bağımsızlık mücadelesinde İslami öğeleri öne çıkardı. Camileri ve tekkeleri mücadelenin dinamik unsuru haline getirdi. Burgiba, Müslüman kadınların tesettürünü Fransız sömürge yönetimine karşı direnen Tunus kültürünün en bariz özelliği olarak ilan etti. Bu dönemde Burgiba, halkı Fransa'ya karşı cihada katılmaya çağırdığı için “El-Mücahidu’l-Ekber”, yani “Büyük Mücahit” olarak anıldı.

Burgiba, Paris’te sürgündeyken İslamcı bir örgüt olan "Kuzey Afrikalı Müslüman öğrenciler Birliği"nin müdavimleri arasında yer aldı. Mısır’da sürgündeyken Müslüman kardeşler Teşkilatı’nın kanatları altına girdi. Müslüman Kardeşler Burgiba'yı kardeş gibi gördü ve maddi desteklerini esirgemedi.

EN BÜYÜK DARBE’Yİ BURGİBA VURDU

1957'deyse Fransa Tunus'un bağımsızlığını kabul etti ve Yeni Düstur Partisi lideri Habib Burgiba cumhurbaşkanı oldu. Ancak, Burgiba bağımsızlık mücadelesinde öne çıkardığı İslami Ögelerle taban tabana zıt bir kişilik sergiledi. "İğrenç Paçavra" diye nitelediği tesettüre savaş açtı, Kuzey Afrika’nın ilim merkezi olan Zeytune medreselerini kapattı ve Batı tipi eğitim veren yeni Tunus Üniversitesine kattı. Fransızcayı birinci eğitim dili yaptı, İslami eğitim kurumlarına son verdi.

Burgiba'nın Fransız kültürüne düşkünlüğü Batılı gözlemciler için bile şaşırtıcıydı. Fransa dışında Fransa'ya bu kadar yakın, Arap dünyasında ise Arap kültürüne bu kadar uzak birine tanık olmamışlardı.

Tunus’un Müslüman kimliğini bastırmak için Burgiba zorlayıcı tedbirlere baş vurdu. Fransız tipi laikliği gündelik hayatın her alanına dayattı. “üretimi düşürüyor” diyerek oruç tutulmasına karşı çıktı. Bu tavrını halkın karşısında süt içerek gösterdi. Burgiba, okul müdürlerine talimatlar göndererek öğrencilerin ramazanda öğle yemeklerine devam etmelerini sağlamalarını istedi.

Burgiba, halkın ramazan bayramını diğer Müslüman komşularıyla aynı günde kutlamasını bile istemedi. Bayramı Burgıba’nın tayin ettiği günden daha önce kutlayacağını ilan eden Zeytune Camii baş imamı azledildi. 1961’de Keyrevan’daki büyük caminin ikinci imamının Burgiba'ya özgü resmi dine itiraz ettiği için azledilmesi bardağı taşıran son damlaydı. Halk sokağa çıktı ve polis olayları güçlükle bastırabildi. Bu olay, Tunusluların Burgiba'ya ilk ciddi tepkisiydi. Nahda'yı doğuran faktör Burgiba'nın Tunus halkının Müslüman kimliğine yönelik baskıcı siyasetiydi.

Bin Ali döneminde bakanlık yapan Tunuslu siyaset bilimci Dr. Abdülbaki el-Hermassi'nin 1980'lerdeki analizi şöyleydi: "İslami yöneliş hareketinin doğuşunu açıklamak için nadiren dikkate alınan veya nadiren bütün ağırlığıyla değerlendirilen, o kadar açık bir sebep ortaya konabilir ki: Tunus, bütün Arap ülkelerinden farklı olarak, modernist elitlerin İslami kurumlara açıkça saldırdığı ve toplumsal-kültürel düzenin reformu adına İslami alt yapıyı ilga ettiği tek ülkedir."

Burgiba reformları Tunus halkına vaat ettiği refahı getiremedi. 1960’ların sonlarında Burgibacı gelişme modelinin meşruluğu tartışılır hale geldi. 1970’lerin başlarında 4 Tunusludan biri öğrenciydi. Burgiba'nın vitrininde en göze çarpan unsur eğitim reformuydu. Ancak ekonomik durum, eğitimli gençlere iş garantisi veremeyecek kadar feci haldeydi. 1970’lerin başlarında sokağa çıkmaya başlayan gençler bu acı gerçeği, “eğitimli ya da değil, gelecek bizim değil” sloganlarıyla ifşa ettiler.

Burgiba devriminin başarısızlığının Tunus’un İslami kimliğinden koparılmasının sonucu olduğunu düşünenler hareket halindeydiler. Söndüğü varsayılan İslamcılık yeniden canlandı. ‘Nahda’nın öncülü olan “İslami Yöneliş Hareketi” bu canlanmanın işaretiydi.

NASIR BÜYÜSÜ BOZULDU İSLAMİ YÖNELİŞ BAŞLADI

1950’lerde Arap-İslam dünyasında sömürge yönetimleri büyük ölçüde son buldu. Bu ülkelerde Arap milliyetçiliği şaha kalktı. Arap milliyetçiliğinin bayraktarlığını Mısır’da darbeyle iş başına gelen Albay Cemal Abdünnasır üstlendi. 1960'ların sonlarına kadar Nasır Arap dünyasının en popüler lideriydi.

1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan Nasır’ın mağlup olarak çıkması büyüyü bozdu. Nasır rejiminin bastırdığı Müslüman Kardeşler fikriyatı canlanarak bütün bölgeye yayıldı. Burgiba rejiminden bunalan, Nasırcılık'tan kopan, yeni bir yol arayan Tunuslu gençler arasında Raşid Gannuşi ve arkadaşları da vardı.

Gannuşi, Zeytune'de dini eğitim almıştı. Burgiba rejimi Zeytune mezunlarına üniversite kapılarını kapattığı için Gannuşi Suriye'ye gitmek zorunda kaldı. Suriyede “Müslüman Kardeşler"le tanışan Gannuşi onların fikirlerinden etkilendi. Fransa'da eğitimine devam eden Gannuşi Tunus’a dönerek Zeytune'deki sohbet halkalarına dâhil oldu. Halkaya aktif olarak katılanlar daha çok mütedeyyin ailelere mensup, orta gelirli ve Arap ülkelerinde eğitim görmüş gençlerdi.

Zeytune'de seminer vermeye başlayan Gannuşi ve arkadaşları 1970’lerın başlarında "El Marife" dergisini çıkardı. Bu arada Burgiba, rejimin meşruluğunu yeniden sağlamak için dini hayat üzerindeki baskıları hafifletti. Dini yayınların sayısı arttı, Zeytune başta olmak üzere geleneksel dini kurumlar eski nüfuzlarını yeniden kazandı.

El Marife, 1972'de 6 bin okuyucuya ulaştı. 1979’da yasaklandığında tirajı 25 bindi. Gannuşi ve grubu Zeytune'de teşekkül eden “Kur'an-ı Kerim'i Koruma Derneği”ndeki faaliyetlerde de etkin rol oynadı.

300 kadar camide faaliyet yürütecek kadar yaygınlık kazanan Gannuşi grubu sadece öğrenciler üzerinde değil, öğretmenler, mühendisler ve diğer meslek dallarındaki kişiler arasında da etkiliydi. Henüz ilan edilmemiş yeni hareketin adı “İslami Yöneliş” idi.

TUTUKLAMALAR İSLAMİ YÖNELİŞİ ARTIRDI

1978’de Burgiba rejimini sarsan işçi grevleri Gannuşi ve arkadaşları için yeni ufuklar açtı. Grup, geleneksel anlayışın ötesine geçerek toplumsal sorunlarla ilgili perspektifler geliştirdi. 1979’da İran’da gerçekleşen İslam devrimiyle şahlık rejiminin yıkılması Tunus'ta heyecan yarattı. İran İslam devrimi Burgiba rejimi için kötü örnek iken, İslami yönelişçiler için ise model alınacak örnekti.

1981'de İslami Yöneliş hareketi kendisini siyasi hareket olarak topluma ilan etti. Bu gelişme, ciddi şekilde bunama belirtileri gösterdiği halde ömür boyu devlet başkanı seçilen Burgiba'yı sert önlemler almaya sevk etti. Tunus’u şahsi mülkü olarak gören Burgiba, rejime yönelik her itirazı cezalandırıyordu.

İslami Yöneliş'in muhalefet grupları arasında öne çıkarak yükselmesi Burgiba'yı korkuttu. Hareketin yasallık kazanmasına izin verilmedi, başta hareketin liderleri Raşid Gannuşi ve Abdülfettah Moro olmak üzere 100'den fazla lider kadrosu tutuklandı.

Tutuklamalar ‘İslami Yöneliş’in daha geniş kitleler nezdinde tanınmasına yol açtı. Yargılamalara yönelik tepkiler ise yeni tutuklamaları beraberinde getirdi. Gannuşi ve arkadaşları çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak hareketin dışarıda kalan üyeleri faaliyetlerine devam etti ve görüşlerini gizli olarak neşrettikleri yayınlarla dile getirdi.

1983'te yeni bir tutuklama dalgası daha geldi. Hareketin 40 kadar önemli üyesi tutuklanırken, yurt dışına kaçışlar yaşanmaya başladı. Kaçışlar daha çok, Tunuslu göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Fransa'ya doğruydu. Fransa'da hareket mensupları büro açmak suretiyle faaliyetlerine devam etti.

BURGİBA VE İSLAMİ YÖNELİŞ HAREKETİ

1984 yılında "Ekmek İsyanları" olarak anılan ve ülke sathına yayılan protestolarda İslami yöneliş mensupları büyük rol oynadı. Tepkiler Burgiba rejimini geri adım atmaya zorladı. Raşid Gannuşi ve Abdülfettah Moro dâhil olmak üzere, İslami Yöneliş'in mahkûm edilmiş liderleri cezaevlerinden salıverildi.

Parti'nin gizlice yapılan kongresinde Gannuşi yeniden liderliğe getirildi. İslami Yöneliş’in faaliyetlerine ara vermeksizin devam etmesi kararı alındı. İslami yöneliş mensuplarınca 1985'de kurulan “Tunus Genel Öğrenci Birliği”nin üye sayısı 15 bine ulaştı. Hareket mensupları Burgiba rejiminin ekonomik politikalarına direnen sendikalarda da aktif olarak yer aldı.

1986'da içişleri bakanlığına, askeri istihbarat eski şeflerinden ve ulusal güvenlikten sorumlu Zeynel Abidin bin Ali getirildi. Bin Ali, İslami yöneliş üzerindeki baskının dozunu artırdı. Bine yakın tutuklama gerçekleşirken, üniversiteler başta olmak üzere resmi binalarda mescitler kapatıldı, başörtüsü yasağının kapsamı ise daha genişletildi.

Burgiba hükümetin muhalefeti bastırmakta yetersiz kalması üzerine Bin Ali'yi başbakanlığa atadı. Bin Ali'ye verilen ik görev İslami yönelişi tasfiye etmekti. Gannuşi'nin hükümeti eleştiren bir konuşması, yüzünden tutuklanması gerilimi artırdı. Protesto gösterilerinde yeni tutuklamalar oldu.

Hükümet İslami yöneliş hareketini islam devleti kurmak için şiddet kullanan bir hareket olarak itham etti. Hükümetin iddiasına göre İslami yöneliş İran'dan destek alıyordu. Rejim diğer grupların münferit silahlı eylemlerini de İslami yönelişçilere yıktı. Fransa ise kendi ülkesindeki İslami yönelişçileri terörist olmakla suçlayarak Burgiba'ya arka çıktı.

Gannuşi ve arkadaşları hakkında idam cezası isteyen yargılamalar üniversitelerde yeni protestolara yol açtı. Protestocuların hedefindeki isim Burgiba'ydı.

DİKTATÖR SARAY DARBESİYLE DEVRİLDİ

Burgiba 1975'de 73 yaşındayken ömür boyu başkan seçildi. 1987'de 84 yaşındaydı ve akli melekelerini kaybettiğine dair söylentiler ayyuka çıkmıştı. 30 yıldır polis devleti zırhına bürünen Burgiba için günler sayılıydı. Burgiba'ya darbe ise en yakınından gelecekti.

Burgiba rejiminin artan baskıları İslami Yöneliş Hareketi’nin kapsamı dışında kalan diğer muhalif gruplar arasında şiddet eğilimlerini besledi. Ordu içerisinde de Burgiba karşıtı duygular yükseliyordu.

Burgiba, Raşid Gannuşi'nin idam edilmesi için hükümete baskı yapıyordu. İdamların ülkeyi iç savaşa götüreceğinden endişe eden Başbakan Muhammed Mzali'nin ayak diremesi üzerine Burgiba, onun yerine Raşid Sfar'ı atadı. Sfar da idamları göze alamayanınca Burgiba, İçişleri Bakanı Zeynelabidin Bin Ali'yi başbakan yaptı. 

Bunama belirtileri gösteren Burgiba'nın ülkeyi iç savaşa sürüklemesini önlemek için ordu içinde ve dışında bir darbe hazırlığı söz konusuydu. İddialar bu yöndeydi. Bin Ali elini çabuk tuttu ve 7 Kasım 1987'de sağlık durumu gerekçesiyle Burgiba'nın azledilmesini sağladı. Böylece saray içi, kansız bir darbeyle Burgiba'nın 30 yıllık saltanatı yıkıldı.

Burgiba'nın azledilmesi başta İslami Yöneliş olmak üzere muhalefet çevrelerinde sevinçle karşılandı. Tunus iç savaşın eşiğinden dönmüştü. Bin Ali siyasal sistemde çoğulculuğu getiren reformlar yapılacağı vaadinde bulundu. İlk dört ay içerisinde 5 bin muhalif cezaevlerinden salıverildi. 1988 baharında ise Raşid Gannuşi özgürlüğüne kavuştu. Silahlı eylemlere bulaşmamış siyasi tutuklular affedildi. Sürgündeki muhaliflerin de ülkelerine dönmelerine izin verildi.

Bütün bu gelişmeler Tunus'ta bahar havası estirdi. Bin Ali, "Sosyalist Düstur Partisi" ile devlet arasındaki organik bağları zayıflattı. Partinin ismini ise "Anayasal Demokratik Birlik" olarak değiştirdi. Uluslararası Af Örgütü'nün Tunus'ta büro açmasına izin verildi. Muhalif gazetelerin yayını serbest bırakıldı. İşkenceye karşı Birleşmiş Milletler’in 1984 tarihli anlaşmasını imzalayan Bin Ali üst düzey Burgibacı bürokratları ise görevlerinden azletti.

BİN ALİ VE İSLAMİ YÖNELİŞ HAREKETİ

Burgiba’nın devrilmesiyle başlayan Tunus Baharı çok kısa sürdü. Bir kaç partinin yasallaşmasına izin veren Bin Ali, sıra İslami Yöneliş Hareketi'ne gelince durakladı. Oysa Tunus'ta esen bahar havasına uyum sağlayan İslami Yöneliş siyasi çizgisini daha da demokratikleştirdi. Partinin adı ise En-Nahda, yani "Diriliş Partisi" olarak değiştirildi.

Nahda'nın bildirgesinde cumhuriyetin korunacağına, halk iradesine saygı duyulacağına, sivil toplumun korunmasına çalışılacağına, şura prensibine itina gösterileceğine, insan haklarının ve bireysel özgürlüklerin geliştirileceğine vurgu yapıldı.

Gannuşi ve arkadaşlarının jesti Bin Ali tarafından hak ettiği saygıyı görmedi. 1980'ler boyunca İslami yöneliş ülkenin en güçlü muhalefet hareketiydi. İslami Yöneliş'e yasallık kazandırılmaması, bu harekete gönül veren kitleleri sistemin dışına itti.

Bin Ali, Kasım 1991'de yapılacak seçimleri öne aldı. Nahda, Nisan 1989'dakı seçimlere bağımsız adaylar göstererek girebildi. Nahda adayları bazı şehirlerde yüzde 30'lar, yüzde 40'lar civarında oy alırken, ülke toplamında yüzde 13'ü geçtiler. Bu oran Nahda'yı ana muhalefet konumuna getirdi. Eylül 1989'da Bin Ali rakipsiz girdiği cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanarak yerini daha da sağlamlaştırdı.

Nahda'nın potansiyeli Bin Ali'yi tedirgin etti. Nahda’nın legal siyasete katılma çabası ise sürüyordu. Bin Ali ipleri eline geçirdikten sonra bütün dikkatini Nahda'ya yöneltti. Kasım 1989'da Nahda'nın resmen tanınmayacağı açıklandı. Açıklamayı takip eden iki ay protesto gösterileriyle geçti. Yüzlerce öğrenci tutuklanarak işkenceden geçirildi.

1990'da gerçekleştirilen bazı silahlı eylemlere İslami Yöneliş’in adı karıştırıldı. Sanıklara işkence altında İslami Yöneliş'le ilişkili oldukları kabul ettirildi. Sanıkların mahkemede de ifadelerini geri alması durumu değiştirmedi. Bu arada, rejime karşı verilecek mücadelede takip edilecek yöntem konusunda fikir ayrılıkları Nahda'nın bölünmesiyle sonuçlandı.

Bin Ali, Tunus'u hızlı şekilde Burgiba döneminin karanlık günlerine geri döndürdü. Muhalefet şiddetli biçimde bastırıldı. Nahda "terörist" ilan edildi. Nahda ile ilişkili bütün kuruluşlar kapatıldı, yayınlar durduruldu, camilere ve başörtüsüne yönelik kısıtlamalar daha da sertleştirildi.

1990-1992 yılları arasında en az 8 bin Nahda mensubu tutuklandı, yüzlercesi işkenceden geçirildi. Onlarcası polis tarafından öldürüldü. Binlerce kişi işlerinden güçlerinden edildi. En-Nahda'nın İslam ve Tunus gerçekleri arasında kurmaya çalıştığı olumlu diyalog Bin Ali'nın despotik yönetimi tarafından boğuldu.

BİN ALİ NAHDAYI NASIL TASFİYE ETTİ?

Tunus'un en eski muhalefet hareketi Nahda 1980'lerde ve 1990'larda Burgiba ve Bin Ali'nin baskılarına maruz kaldı. Nahda'nın legal siyasetten uzaklaştırılması ise Tunus'a huzur getirmedi. Bin Ali'nin kötü yönetimi yoksulluk, yolsuzluk ve işsizlik nedeniyle sarsıntılı süreçler yaşandı.

Bin Ali, Burgiba'nın 1987'de kendisinden istediği "Nahda'yı İmha" talimatını yerine getirdi. Burgiba bu istediğinin bedelini de saltanatı ile ödedi. 1990'ların ortasında Bin Ali rejiminin bilançosu ise Tunus için çok ağırdı: binlerce tutuklu, işkencede ölen onlarca insan, suskun bir halk ve batı tarafından kutsanmış despot bir yönetim.

Baskı sadece İslami Yöneliş ile sınırlı değildi. Muhalefet potansiyeli olan diğer gruplar da sindirildi. Nahda lideri Raşid Gannuşi, ülke dışına çıkmak zorunda kaldı. Gannuşi siyasi faaliyetlerini ve düşünsel çalışmalarını yurt dışında sürdürdü. İslam dünyasının saygın düşünürleri arasında yer alan Gannuşi 20 yıl kadar sürgün hayatı yaşadı. Burgiba ve Bin Ali rejimlerinin ağır zulmüne rağmen Gannuşi, taraftarlarına şiddet yolunu açmadı.

Burgiba'nın çıkardığı polis devleti zırhına bu kez kendisi bürünen Bin Ali, Tunus'u bir aile çiftliği gibi yönetti. Ekonomi daha kötüye gitti, üniversite mezunu gençler arasında işsizlik oranları yüzde 20'ye ulaştı. Ülkenin malî kaynakları Bin Ali ailesinin etrafındaki asalak bir zümreye peşkeş çekildi. İltimas, rüşvet, yolsuzluk, yoksulluk, suiistimal Burgıba dönemini aratacak ölçülerde yaygınlaştı.

Bin Ali, Burgiba'yı saf dışı bıraktıktan sonra cumhurbaşkanlarının üç dönemden fazla seçilemeyeceğini anayasaya eklemişti. Bin Ali kendi koyduğu bu kuralı iptal ederek ömür boyu başkan seçilmesinin önündeki engeli kaldırdı.

1990'ların başlarında Bin Ali rejiminin ağır baskı ve şiddet dalgasına maruz kalan En-Nahda sonraki yıllarda faaliyetlerini sessiz sedasız sürdürdü. Nahda'nın legal siyasetten zor kullanılarak tasfiye edilmesi Tunus'a huzur ve refah getirmedi. Bin Ali rejimi ekonomik sebeplerden ötürü defalarca halk isyanlarıyla sarsıldı. Öncü sarsıntılar peş peşe geldi ve 2010'da bin Ali rejimi infilak etti.

TUNUS'UN KÜNYESİ

Devlet Başkanı: Baci Kaid Es-Sibsi

Yönetim şekli: Cumhuriyet

Başkent: Tunus

Nüfus: 10 milyon 549 bin

Yüzölçümü: 163 bin 610 kilometrekare

Konuşulan diller: Arapça (resmi dil), Fransızca

Etnik yapı:

Arap: yüzde 98,2

Berberi: yüzde 1,2

Diğer: yüzde 0,6 (Başta Fransız ve İtalyan olmak üzere Avrupalı göçmenler)

Para birimi: Dinar

GSMH: 40 milyar 800 milyon dolar

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?