Yardımcı Doçent ve Doçentlik kanununda TBMM'ye verilen ikinci teklif üzerine yeni değerlendirme

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Yardımcı Doçent ve Doçent statüsünde Değişiklik için TBMM’ye gönderilen birinci Kanun Teklifi sonrasında, önemli değişiklikler içeren ikinci teklifi sundu. Bu ikinci teklif üzerine Prof. Dr. Durmuş Günay da ikinci değerlendirme yazısını kaleme aldı

Yardımcı Doçent ve Doçentlik kanununda TBMM'ye  verilen ikinci teklif üzerine yeni değerlendirme

Prof. Dr. Durmuş Günay 

Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş tarafından 31 Ocak 2018 tarihinde TBMM Başkanlığına Verilen, Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması için Kanun Teklifi Üzerine Bir Değerlendirme.
(2. Teklif, Değerlendirme II)

I. GİRİŞ

Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş tarafından, 17 Ocak 2018’de tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan, esas itibariyle Yardımcı Doçent ve Doçent statüsünde Değişiklik yapılması için, Kanun Teklifi üzerinde önemli değişiklikler yapılarak 31 Ocak 2018 tarihinde yine Sayın Mustafa Elitaş tarafından TBMM Başkanlığına teklif  2'nci kez sunulmuştur.

Bu yazı 2. Kanun Teklifi üzerine yapılan bir değerlendirme yazısıdır. Teklif, Üniversitelerarası Kurul’a (ÜAK) Genel Kurmay Başkanlığından gelen üyenin çıkarılması, ÜAK Yönetim Kurulu teşkili, Yardımcı Doçentlik ve Doçentlikte düzenleme; okutman, uzman, çevirici, ve eğitim-öğretim planlamacıları kadrolarının kaldırılmasına dair hükümler içermektedir.

Yeni teklifte, ilk teklif üzerine yapılan eleştirilerden yararlanıldığı dolayısıyla önemli değişiklikler yapıldığı görülmektedir. Bunu yerinde bir tutum olarak ifade etmek gerekir. Her meseleyi kollektif aklın süzgecinden geçirmek, eleştirilerden rahatsız olmamak, açık toplumun bir gereğidir. Eleştiriye eleme işi olarak bakmak, böylece kusurları ayıklamak iyi bir yol olsa gerektir.

Yeni teklifte, öncekinden olumlu yönde önemli değişiklikler yapılmış olmakla birlikte halen -bana göre- önemli sorunlar bulunmaktadır. Onları aşağıda dile getirmeye ve teklifi değerlendirmeye çalışacağım.

İlk tekliften sonra yazdığım ve Dünya Bülteni'nde yayımlanan yazı ile birlikte bu yazı bütünlük teşkil etmektedir. Orada yazdığım üniversitenin mahiyetine dair bazı görüşlerimi burada tekrar etmeyeceğim. Değerlendirme veya eleştirilerimi üniversitenin niteliğine dair önceki değerlendirmede dile getirdiğim temel yaklaşım üzerine oturtmaya çalıştım. İki yazı birlikte okunursa konu daha iyi anlaşılabilir.

http://www.dunyabulteni.net/manset/416118/yardimci-docent-ve-docent-statusunde-degisiklik-icin-kanun-teklifi-uzerine-bir-degerlendirme


II. TEKLİF ÜZERİNDE GENEL DEĞERLENDİRME

İlk teklifte “Yardımcı Doçent” ibaresinin “doktor öğretim görevlisi” ibaresi ile değiştirilmesi önerilmişti. Bu teklifte ise “doktor öğetim üyesi” ibaresi ile değiştirilmesi önerilmektedir. Bilindiği üzere, profesörler ve doçentler de doktor öğretim üyeleridir. Doktor öğretim üyesi ibaresinin sadece yardımcı doçent yerine kullanılması, zaten Doktor öğretim üyesi olan üç ayrı statüden birinin adının doktor öğretim üyesi yapılması, yardımcı doçent unvanını kaldırma ısrarının yol açtığı bir sorun olsa gerektir.

Taslakta, okutman, uzman, çevirici, ve eğitim-öğretim planlamacılarının kadrolarının öğretim görevlisi kadrosuna dönüştürülmsi önerilmektedir. Bu öneri, gerekçede belirtildiği gibi, kadroların sadeleştirilmesi bakımından yerinde bir öneridir.

Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) üyeliğine Genel Kurmay Başkanlığı tarafından silahlı kuvvetlerden profesör bir üyenin atanmasının yasadan çıkarılma teklifi, askeri yükseköğretim kurumlarının (Harp Okullarının ve Askeri MYO’ların) Milli Savunma Üniversitesi bünyesinde toplanması dolayısıyla doğru bir öneridir.

Üniversitelerarası Kurul çok kalabalık olması dolayısıyla çalışamayacak duruma gelmişti. Şu anda 114 Devlet ve 68 Vakıf üniversitesi olmak üzere, toplam 182 üniversitemiz var. Her üniversiteden 2 üye olmak üzere ( rektör + senatonun seçtiği üye) olmak üzere ÜAK’ın toplam 364 üye ile çalışması çok zordu. Dolayısıyla çalışabilir sayıda (11 üye) bir Yönetim Kurulu teşkili iyi olmuştur.


Yardımcı Doçent-Doktor Öğretim Üyesi

Bu teklifte, “yardımcı doçent” unvanı yerine “doktor öğretim üyesi” unvanı getirilmektedir (Teklif: Madde 1).

Yardımcı doçentlik kadrosuna atama, mevcut yasada (Madde 23), birim yöneticileri, “biri o birimin yöneticisi, biri de o üniversite dışından olmak üzere üç profesör veya doçent tespit ederek bunlardan adayların her biri hakkında yazılı mütalaa isterler. Dekan veya ilgili müdür kendi yönetim kurullarının görüşünü de aldıktan sonra önerilerini rektöre sunar. Atama, rektör tarafından yapılır.” Ayrıca adayın yabancı dil sınavını başarması gerekir. Atama, her defasında 2 veya 3 yıl için olmak üzere toplam 12 yıl yapılabilir hükmü yer almaktadır.

Bu teklifte ise, rektör tarafından ilan edilen “doktor öğretim üyesi” kadrosuna “ilgili birimlerin yönetim kurullarının görüşü alınarak rektör tarafından en çok 4 yıl için atama yapılır” hükmü getirilmektedir. Aday hakkında jüri değerlendirmesi zorunluluğu ve yabancı dil sınavı ve atama süresi için 12 yıllık üst sınır, her ne kadar uygulanmasa da, kaldırılmış bulunmaktadır. Böylece, doktor öğretim üyesi atama kriteri 1981’den daha düşük bir seviyeye getirilmiş olmaktadır.

Dil puanı sartı, doçentliğe ertelenmekte, orada da merkezi yabancı dil puanının en az 55 puan olması önerilmektedir. Yabancı dilin doçentliğe ertelenmesi, ve 55 gibi düşük bir puanın yeterli görülmesi, yabancı dili önemsememe iması taşımakta, ve geçmişten daha gerilere gitmemiz anlamına gelmektedir.
Burada bir parantez açarak bir hususa değinmek isterim. Üniversite sayısını ve kontenjanları artırarak, yükseköğretimdeki öğrenci sayısını ve dolayısıyla, brüt okullaşma oranını artırdık. Brüt Okullaşma Oranı (BOO), yükseköğretimdeki öğrenci sayısı, belirli bir yaş grubundaki (18-22 yaş grubu) nüfusuna bölünerek hesaplanmaktadır. Bizim ülkemizde BOO (% 100’ü) geçmiştir.

Bu çok önemli bir gelişmedir. Böylece toplam nüfus içinde yükseköğretim mezunu kişilerin sayısı artmış olacaktır. Ülkelerin gelişmişlik düzeyi değerlendirilirken gözönüne alınan bir parameter de nüfus içinde yükseköğretim mezunlarının oranıdır. Yükseköğretimde, brüt okullaşma oranı, %15’in altında ise elit yükseköğretim; % 15 ile % 50 arasında (sınır değerler, % 15 ve % 50 dahil) ise kitlesel yükseköğretim; % 50’den daha büyük ise kitleselleşme sonrası (üniversal), yükseköğretim aşaması adı verilmektedir. Türk yükseköğretimi üniversal yükseköğretim aşamasındadır. Yükseköğretimdeki öğrenci sayısı (BOO) arttıkça kalitenin düşeceği ileri sürülmektedir.

Bu bir yanılsamadır. Şöyleki, Türkiye üniversitelerine öğrenci, merkezi sınav ve adayın tercihlerine göre yerleştirildiğinden, BOO diyelim % 30 veya % 90 olsun. Her iki okullaşma oranında da elit yükseköğretim aşaması anlamına gelen % 15 lik BOO oranında öğrenci nereye yerleşiyorsa, yine aynı üniversitelere ve bölümlere yerleşecektir. Ancak yüksek BOO’nında kontenjan genişlediğinden daha düşük puanı olan öğrenciler de yükseköğretime dahil edilmiş olacaktır. Yani yine yüksek puanlı öğrenciler yüksek puan ile öğrenci kabul eden üniversitelere yerleşmiş olacağından genişlemiş bir yükseköğretimde genel olarak kalitenin düştüğü söylenemez. Daha düşük puanı olan öğrencilerin de yükseköğretime dahil edildiği söylenebilir. Genişlemeye karşı olanların, kaliteyi gerekçe göstermeleri genel bir söylem haline gelmiştir. Bu zihinsel bir yanılgıdır. Türkiye, 2003’den sonra yükseköğretimde olağanüstü bir sıçrama yapmıştır. Toplumun birikmiş yükseköğretim talebinin önü açılmıştır.
Gelecek çağların tarihi bunu böyle yazacaktır. Elbette, bundan böyle, genişlemiş yükseköğretimde tüm üniversitelerimizde ve bölümlerimizde kalitenin yükseltilmesi, derinleşme birinci kaygı olmalıdır. Yüksekögretim mezunlarına iş alanları bulunması meselesi üzerinde durulması gereken çok önemli bir baska konudur.

Üniversitede, öğrencinin girişi ile mezun olduğunda sahip olduğu düzeyi arasındaki fark, üniversitenin sağladığı kazanım olacaktır. Bu kazanım, öncelikle öğretim kadrosunun niteliğine bağlıdır. Niteliği zayıflatma anlamı taşıyan kriterlerle atanmış öğretim kadrosu ile, yeterli kazanımlara sahip olmaksızın ortaöğretimden mezun olup, genişleme dolayısıyla üniversiteye yerleşen çeperdeki öğrenci kitlesi karşılaştığında yükseköğretim, geliştirilmesi şöyle dursun zayıflatılmış olacaktır.

Doçentlik Konusu

17 Ocaktaki teklifte ÜAK “Doçentlik Yeterlik Belgesi” verecekti. Eser incelemesi, yabancı dil sınavı ve sözlü sınav kaldırılmıstı. Bu yeni teklife göre, mevcut yasadaki gibi, eser incelemesi yapılması ve yabancı dilden merkezi dilden 55 puan sartı getirilmiş, sözlü sınav kaldırılmıştır. Doçentlik unvanı, yürürlükteki sistemde olduğu gibi, ÜAK tarafından verilecektir. Doçentlik ataması, üniversite tarafından yapılacaktır.

Önceki yazıda da belirttiğim üzere, doktora yeterlilik sınavı ile doçentlik sözlü sınavı, akademik gelişmede çok önemli fonksiyona sahiptir. Bu sınavda, ideolojik tutumlar ile başarısız olan adayın çoğu kez abartarak aktardığı adil olmayan tutumlar elbette sözkonusudur. Bunu bütünüyle önleyemeyiz. İnsan niteliği ile bağlantılı bir durumdur. İnsan ve toplum olarak hata ile malül olduğumuzu bilmeliyiz. Hata ve yanılsamayı, minimize etmek için elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız. Kimi hakimler saçmalıyor diye yargılamayı kaldıramayız. Bir davada saçmalasa bile nihayetinde yargının yargısına uymak durumundayız. Hakimin ve jüri üyesinin kararına güvenmemizin temeli, her insanda mevcut bulunan vicdan denilen iç mahkemenin, eğer vicdan kararmamışsa, hakim hüküm verirken ayağa kalkarak kişiyi doğru karar vermesi için denetlemesidir.

III. SONUÇ

1. Üniversitelerarası kurulda, Genel Kurmay Başkanlığının Silahlı Kuvvetlerden seçeceği bir Profesör üyenin bulunması hükmünün çıkarılması, “Milli Savunma Üniversi” kurulması ve Milli Savunma Bakanlığına bağlanması dolayısıyla, doğru bir hükümdür.
2. ÜAK’ın bünyesinde, onbir üyeden oluşan bir yönetim kurulu oluşturulması ÜAK”ın daha etkin çalışmasını sağlayacaktır.
3. Okutman, uzman, çevirici, ve eğitim-öğretim planlamacıları kadrolarının kaldırılması, bu teklif yasalaştığında, bu kadroların başka bir işleme gerek kalmaksızın, öğretim görevlisi kadrosuna dönüşmesi doğru bir karardır.
4. Doktora yapmış “Araştırma Görevlilerinin” derse girmesi zaruret halinde düşünülebilir. Fakat bu uygulama, arştırma görevlisinin akademik gelişmesini yavaşlatabilir. Öğretim üyesi statüsüne kavuştuktan sonra ders verilmesi daha doğru bir tutumdur.
5. “Yardımcı Doçent” adının “Doktor Öğretim Üyesi” ile değiştirilmesinin ne gereği vardır, ne de anlamı.
6. Doçentlikte dil barajının düşürülmesi, sözlünün kaldırılması yanlış olmuştur. Doçentliğe atamada üniversite, üç kişilik bir jüri kuracaktır. Eğer üniversitenin kriterlerinde sözlü sınav yapılması şartı varsa, üniversite ÜAK’tan sözlü sınavı için jüri kurmasını isteyecek. Teklif böyle diyor. Böylece doçentliğe atama için iki jüri kurulması gerekecek. ÜAK tarafından sözlü sınav yapılması kaldırılıp, üniversitenin sözlü sınav şartı koyması halinde, ÜAK’tan jüri kurmasının istenmesi ne yaman bir çelişkidir.

Bir mesele daha var: Geçmişte, Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) kapsamında atanıp doktora yapan araştırma görevlilerinden merkezi dil sınavından 65 (altmışbeş) puan alması istenirken, şimdi doçentlikte 55 (ellibeş) puan istenmesi izah edilmesi zor bir durum.

7. Teklif ile doçentlik ve yardımcı doçentlikte yapılmak istenenin amacı, ilkesi, felsefesi yoktur. On beş gün ara ile birbirine zıt iki teklif sunulması da buna işaret etmektedir. Bu teklifin kanunlaşmasının olumsuz bir sonuç doğuracağinı görmek hiç zor değildir. Bu teklif mevcut küçük sorunları daha da büyütecektir.

Bu teklifin bu haliyle yasalaşması doğru değildir. Mevcut durumu olumsuz yönde etkileyecektir. Problem olmayan konuda önerilen her çözümün kendisi problem olur.

Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2018, 09:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER