Yeni ABD yönetimi ve küresel ekonomik güç dengeleri | ANALİZ

Trump’ın ABD başkanlığını devralması gerek Amerikan toplumunda, gerekse küresel düzeyde önemli değişikliklerin habercisi olarak görülüyor. Küresel ekonomik ve siyasi ilişkilerde yeni dengeler oluşurken 20. yüzyıla ait ezberler bozuluyor.

Yeni ABD yönetimi ve küresel ekonomik güç dengeleri | ANALİZ

Prof. Dr. Güven Delice

Donald Trump’ın ABD başkanlığını devralması gerek Amerikan toplumunda, gerekse küresel düzeyde önemli değişikliklerin habercisi olarak görülüyor. Küresel ekonomik ve siyasi ilişkilerde yeni dengeler oluşurken 20. yüzyıla ait ezberler bozuluyor ve böylelikle dünyanın yeni bir dönemin eşiğine geldiği belli oluyor.

2016 yılını beklentilerin altında bir büyüme hızı ve yeterince artırılamayan bir ticaret hacmiyle kapatan dünya ekonomisinde, 2017 yılı için beklentiler biraz daha iyimser görünüyor. Özellikle maliye politikaları öncülüğünde küresel büyümenin ivme kazanması bekleniyor. Bu beklentinin gerçekleşmesi de önemli ölçüde Trump’ın ekonomi politikalarının nasıl biçimleneceğine bağlı. Bu anlamdaki politika belirsizlikleri küresel ölçekte risk oluşturmaya devam ediyor. Kabinede yer alacak bazı isimlerin özellikle dış ilişkilerle ilgili konularda Trump’ın söylemleriyle örtüşmeyen açıklamalar yapmaları mevcut belirsizlik iklimini daha da şiddetlendiriyor.

Ekonomi politikaları açısından cevabı verilmekte zorlanılan en önemli sorular şunlar:

ABD küresel ekonominin itici gücü iken, korumacı, küreselleşme karşıtı ve ulusçu politikalarla frenleyici bir güce mi dönüşecek?

Seçim kampanyası sırasında ve başkanlığının ilk günlerindeki söylemleri ve yaptıklarıyla ulusal ve küresel müesses nizamı karşısına almış gibi görünen Trump, ticari ve finansal liberalizasyonun egemen olduğu küresel paradigmada bir değişiklik yapabilecek mi?

TRUMP'IN EKONOMİ VAATLERİ VE İÇE KAPANMA RİSKİ

Kriz, çatışma ve istikrarsızlıkların dünya genelinde yaygınlaştığı bu dönemde Trump yönetimini ve küresel ekonomik ilişkileri oldukça zor ve çalkantılı bir süreç bekliyor. Yeni dönemde ABD, başta Ortadoğu olmak üzere küresel ilişkilerde kaybettiği düşünülen ağırlığını yeniden kazanabilmek için politika önceliklerinde önemli değişikliklere gidecek gibi görünüyor.

İlk bakışta 1980’li yıllarda Ronald Reagan’ın uyguladığı arz yanlı iktisat politikalarını (Reaganomics) andıran Trump’ın ekonomi politikaları konusundaki yaklaşımına bakıldığında, ülkede üretimin azalmasının ve bunun doğurduğu işsizliğin en önemli sorumlusu olarak ucuz ithalatı ve üretimini yurtdışına kaydıran Amerikan şirketlerini gördüğü anlaşılmaktadır. Bu bağlamda korumacı politikalarla ithalatın kısılması, yurtdışına yatırım üzerine doğrudan veya dolaylı kısıtlamalar konulması ve eş zamanlı olarak ülke içi yatırımların mali teşvikler çerçevesinde cazip hale getirilmesi gibi hususlar çözümün adresi olarak görünüyor. ABD’li firmaların yurtdışına yatırım yapmalarına yönelik ilk engel Ford’un Meksika’daki yatırımından vazgeçmesiyle görünür hale geldi.

Trump’ın politikaları genel olarak ülke içinde daha az düzenlemelerin olduğu, dışa karşı daha korumacı devlet politikalarının yoğun bir şekilde yürürlüğe konulacağı bir döneme işaret ediyor. Uzmanlara göre Trump, ABD’nin stratejik önceliklerine uygun bir yol izleyeceği için müdahaleci ekonomi politika söylemlerinin küresel ekonominin itici gücü ABD’yi içe kapatması riski bulunmuyor. Ancak, 2008 küresel krizinin ardından emareleri görülmeye başlanılan korumacı politikaları azaltma yönündeki girişimlerden beklenen sonuçlar alınamamış ve Trump’la birlikte “Önce Amerika” mottosuyla bu politikalar en üst düzeyde dillendirilmeye ve uygulamaya geçirilmeye başlanmıştır.

Trump’ın dörtte biri ekonomiyi ilgilendiren hususlardan oluşan vaatlerinin bazıları ciddiye alınmazken, bazılarının uygulanma ihtimalleri küresel ekonomik ilişkiler açısından tehlikeli sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor. “Amerika’da Amerikan malı kullanın ve Amerikalıları çalıştırın” sloganı eşliğindeki politika öncelikleri şu şekilde sıralanabilir:

25 MİLYON KİŞİYE İSTİHDAM VE GENİŞLEMECİ MALİYE POLİTİKALARI

Yıllık yüzde 4 büyüme hedefi ve 10 yılda 25 milyon kişiye istihdam imkânları oluşturulması hedefine dönük olarak genişlemeci maliye politikaları uygulanması ile beraber gündeme gelen vergi indirimleri ve altyapı harcamalarının artırılmasının bütçe açığı ve kamu borcu üzerinde doğurabileceği olumsuzluklar henüz yeterince analiz edilmiş değil. Ancak başka ülkelere demokrasi götürmek adına yapılan askeri harcamaların önemli bir kısmının altyapı yatırımları için harcanacağına yapılan vurgu önemli. Genişlemeci maliye politikalarına nasıl bir para politikasının eşlik edeceği de belirsizliğini koruyor. Ekonomi yönetimi, 2016’nın sonlarında hızlanan dolardaki değerlenmeden memnun olmadıklarını farklı ortamlarda dile getiriyor. Bu durumun özellikle Çin karşısında ABD şirketlerinin rekabet güçlerini kaybetmesine yol açtığı vurgusu öne çıkarılıyor. Bu açıklamalar piyasalarda “belirsizliklerin artması” şeklinde fiyatlanmaktadır. "Dolardaki değerlenmenin dış ticaret üzerindeki olumsuz etkisini gidermek için FED nasıl bir yol izleyecek?" sorusu cevap bekliyor.

Bütçe Ofisi’nin 24 Ocak’ta yayınladığı bir rapora göre ABD ekonomisi tam istihdama ve potansiyel büyümeye yakın bir düzeyde bulunuyor. Bu bağlamda orta vadede yüzde 2 enflasyon hedefine ulaşılması mümkün görünüyor ve bu durum daha hızlı faiz artışlarını getirebilir. Faiz artışları da küresel ölçekte piyasalar üzerindeki baskının biraz daha şiddetlenmesine yol açabilir. Diğer taraftan, Trump’ın, sağlık reformunun (Obamacare) bazı düzenlemelerini iptal etmesi ve sosyal yardımlara karşı mesafeli duruşu Amerikan toplumunda huzursuzluk doğurdu. Eğer bunun devamı gelirse, çok sayıda kişinin sigortasız kalması gündeme gelecek.

İŞ DÜNYASI ÜZERİNDEKİ REGÜLASYONLARIN GEVŞETİLMESİ

Trump, özellikle 2008 küresel finans krizi sonrasında konulan bir takım regülasyonların gevşetilmesiyle iş dünyasının rahatlatılmasını amaçlıyor. Yurtdışındaki ABD şirketlerinin üretimlerini ülke içine taşımalarını sağlayacak mali tedbirlerin bu deregülasyon uygulamalarına eşlik etmesi bekleniyor.

Ancak 2008 krizini doğuran en önemli sebeplerden birisinin finans kesimindeki düzenleme ve denetimlerin yetersizliği olduğu düşünüldüğünde, bu durumun ortaya çıkarabileceği olumsuzluklardan kaygı duyuluyor. Yine ABD’nin Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmesinin de bu kapsamda önemli sonuçları olacak.

KORUMACI TİCARET POLİTİKALARI

ABD halihazırda 4 trilyon dolara yaklaşan dış ticaret hacmiyle dünyanın en büyük mal ithalatçısı, Çin’den sonra en büyük ikinci mal ihracatçısı ülke ünvanına sahip. Diğer taraftan Amerikan ekonomisinin önemli düzeyde cari işlemler açığı bulunuyor.

Trump ve ekibine göre serbest ticaret anlaşmaları ABD için özellikle imalat sanayinde üretimin dışarıya kaymasına ve dolayısıyla istihdam kaybına yol açan bir içeriğe sahip. Bu nedenle yeniden gözden geçirilmeleri gerekiyor. Bu bağlamda Trump “serbest değil, adil ticaret” söylemini dillendiriyor. Bu söylem çerçevesinde özellikle Çin ve Meksika’dan ithal edilen mallara yönelik konulması düşünülen vergileri diğerlerinin izlemesi olası.

NAFTA ve TTIP’NİN İPTALİNİN DOĞURACAĞI KÜRESEL SONUÇLAR

Trump, 1994 yılında ABD, Kanada ve Meksika arasında yürürlüğe konulan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı (NAFTA) 'ABD’nin onayladığı en kötü ticaret anlaşması' olarak nitelendirdi. Bu bağlamda NAFTA’nın ve yürürlüğe girmesi halinde dünyanın en büyük ticaret anlaşması ünvanını kazanacak olan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nın (TTIP) iptal edileceğine veya yeniden düzenleneceğine yönelik yapılan vurguların küresel ticaret üzerinde çok ciddi sonuçları olacak. TTIP’nin iptalinin AB’den ayrılma kararı veren İngiltere ve AB’ye bir türlü üye yapılmayan Türkiye için birtakım fırsatlar doğurabileceği öngörülüyor.

Trump bir diğer ticaret anlaşması olan ve dünya ekonomisinin yüzde 40’ını oluşturan 12 ülkenin taraf olduğu Trans-Pasifik Ortaklığı Anlaşması’ndan (TPP) çekildiğine ilişkin bir kararnameyi 23 Ocak’ta imzaladı. ABD’nin Asya’daki varlığının daha az görünmesi anlamına gelen bu çekilme işlemi Çin’in bölgedeki gücünün ve nüfuzunun genişlemesine alan açmış gibi görünüyor.

Yeni koruma duvarlarının ticaret ve kur savaşlarına doğru evrilmesi halinde bir bütün olarak dünya refahı üzerinde olumsuz yansımalar görülecek. Trump ve ekibi dolardaki değerlenmenin sorumluları olarak içerideki para politikalarını ve Çin’in yuan'ın değerini düşük tutma çabalarını görüyorlar. Ancak Trump’ın politikalarının dünya ticaret hacminin daralmasına ve ABD dolarının kısa vadede daha fazla değerlenmesine katkı yapması söz konusu olacak. Dolardaki değerlenmenin bu haliyle devam etmesi ve koruyucu önlemlerin yaygınlaşması ABD’nin dış ticaret açığını daha da artırabilir.

TRUMP ENDİŞESİ AB'Yİ YENİ ARAYIŞLARA SEVKEDİYOR

İngiltere’nin Brexit kararı ve bazı üyelerinin ciddi ekonomik sıkıntı içerisinde olması nedeniyle güç ve prestij kaybı yaşayan ve halihazırda ABD’nin en büyük dış ticaret ortaklarından biri konumunda bulunan AB, yeni ABD yönetiminin serbest ticaret karşıtı söylem ve yaklaşımlarından, NATO konusundaki tutumundan ve Rusya ile ilişkilerdeki değişiklik sinyallerinden tedirgin.

Trump, Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı alan İngiltere ile ilişkileri geliştirmekten yana tavır alırken, önemli ticari rakip olarak gördüğü Almanya’yı AB’yi kendi çıkarları peşinde kullanmakla itham ediyor. AB yöneticileri ABD yönetiminin öngörülemeyen strateji ve politikalarının AB’nin geleceğini olumsuz etkilemesinden endişe ediyorlar. Bu endişe AB’yi yeni arayışlara itiyor. Bu arayışların somut yansımalarından birisi, Meksika ile 2000 yılında yapılan serbest ticaret anlaşmasının güncelleştirilmesine yönelik müzakereleri hızlandırma kararıdır. Bu kararın sembolik bir anlamı olduğu ve yeni politika arayışlarının habercisi olduğu düşünülebilir.

AB ile ilişkilerin ABD’ye zarar verdiği ve dolayısıyla yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine ilişkin söylemlerden yola çıkılarak AB ile yaşanacak sorunların dünyanın diğer yerlerine yansıma potansiyelinin ne olacağı da derinlemesine analiz edilmesi gereken bir konu.

ÇİN YENİ FIRSATLAR VE TEHDİTLERLE KARŞI KARŞIYA

Ekonomisinin büyüklüğü, ekonomik büyüme oranı, dış ticaret dengesi ve kamu borcu gibi büyüklükler açısından dünya ölçeğinde başarı sembolü olan Çin, yeni dönemde küresel bir ekonomik aktör olarak yerini sağlamlaştırma sürecinde. Bu bağlamda Çin’in yükselişi ABD için uzun vadeli tehditler sıralamasında ilk sırada yer alıyor. ABD’nin Çin ile yaptığı ticarette sürekli artan bir ticaret açığı söz konusu. Küresel üretimin ve bu minvalde teknolojik gelişmelerin merkez üssünün giderek Çin başta olmak üzere doğuya doğru kayması ile birlikte düşünüldüğünde bu ticari açık, ABD için önemli bir tehdit unsuru olarak görülüyor. Bu bağlamda uluslararası anlaşmalara aykırı olarak Çin’e karşı kota uygulamasının bile masada olduğu belirtiliyor.

Önemli miktarda döviz rezervi (dolar) olan ve bu rezervleriyle tahvil alarak ABD ekonomisine finansman sağlayan Çin, net sermaye ihracatçısı konumuna yükseldi. Çin Merkez Bankası, rezervlerinin önemli bir kısmını Amerikan devlet kâğıtlarına yatırmış durumda. Diğer taraftan, teknik kapasitelerini önemli ölçüde yükselten Çin şirketleri ülke dışına önemli ölçüde dolaysız yatırım yapıyor. Çin hükümeti yeni ABD yönetiminin altyapı yatırımlarına öncelik veren ekonomi politikalarından istifade etmek istiyor ve hem finansal, hem de teknik anlamda bu süreçte yer almak için uğraş veriyor. Buna mukabil, ülkeden 2016 yılında önemli ölçüde sermaye çıkışları yaşandı. Ayrıca Trump, tarafından para manipülatörü olarak tanımlanmakla tehdit ediliyor.

ABD ekonomi yönetimi doların değerinin yüksek olmasında Çin’in parasının değerinin düşük tutulmasının önemli etkisinin olduğunu düşünüyor. Çin’in parasının değerini düşük tutarak, uluslararası anlaşmalara aykırı sübvansiyonlar vererek, fikri ve sınai mülkiyet haklarını ihlal ederek ve ithalat üzerine dolambaçlı yollardan kısıtlamalar getirerek küresel ticareti ve refahı olumsuz etkilediği vurgusu yapılıyor.

ÇİN'İN STRATEJİK HAMLELERİ

ABD yönetiminin Çin politikası küresel ölçekte yeni tedirginliklere kapı araladı. Özellikle Asya piyasalarının bu süreçte ciddi sarsıntılar geçirmesi olası görünüyor. Önemli petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olan ve yıllık 5,3 trilyon dolara yakın bir ticaretin gerçekleştiği Güney Çin Denizi, ABD ile Çin arasındaki sorunların şu andaki görünür yüzünü oluşturmakta. ABD’nin Tayvan ile ilişkileri geliştirme ihtimalinin varlığı da ABD-Çin ticari ilişkileri üzerinde önemli baskı oluşturabilir. ABD’nin Çin karşıtı politikalarına karşılık İngiltere’nin Çin ve Hindistan’la daha yakın ekonomik ilişkiler geliştirmek istemesi, bu sürecin öngörülebilirliğini zayıflatmaktadır.

Üretimin, ticaretin ve finansın küreselleşmesinden şikâyetçi olmayan Çin, ABD merkezli tek kutuplu dünya sistemine giderek artan itirazların merkezine yerleşiyor. Yani herkesi karşısına almış görüntüsü veren Trump tarafından tehdit edilen ekonomik küreselleşmenin Çin tarafından koruma altına alınması ve sürece liderlik etmesi gibi bir görünüm söz konusu. ABD’nin serbest ticaret anlaşmalarından çekilmeyi ve içe kapanmayı konuştuğu bir dönemde, Çin kendisine bölgesel ve küresel anlamda alan açacak anlaşmalar ve kurumsal yapılar oluşturma peşinde. Çin bir bütün olarak Asya Kıtası başta olmak üzere dünya üretim ve ticaret merkezi haline gelmesi sürecinde önemli stratejik hamleler yapıyor. Bu çerçevede son üç yılda Yeni Kalkınma Bankası, İpek Yolu Altyapı Fonu ve Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi güçlü finansal birlikteliklerinin temelini attı.

RUSYA DİRENİYOR

Rusya’nın Ortadoğu ve Doğu Avrupa’da kendine alan açma girişimlerine yeni ABD yönetiminin nasıl bir karşılık vereceği henüz şekillenmiş değil. Trump’ın Rusya’yla ilişkileri iyileştirmeye ve bu bağlamda yaptırımları kaldırmaya dönük söylemlerinin nasıl karşılık bulacağını zaman gösterecek. Çin’i Rusya’yla dengeleme stratejisi izleyeceği anlaşılan Trump’ın bu politikası Kongre ile Beyaz Saray arasında sıkıntılı bir alan oluşturuyor. Diğer taraftan, Rusya’ya tehdit sıralamasında öncelik verilmesi halinde hem ABD, hem de dünyanın geri kalanı için zor bir süreç yaşanacak demektir. Moskova’yla ilişkilerin düzeltilmesinin Ukrayna sorununu nasıl bir noktaya doğru yönelteceği de ayrı bir soru konusu. Bu konu ABD’nin Orta ve Doğu Avrupa’yla ilişkileri üzerinde önemli etkiler doğuracağa benziyor.

Trump’ın taahhüt ettiği politikaları bütünüyle yürürlüğe koyması halinde bunun kısa vadede Türkiye’ye olumsuz yansımaları olabilir. Diğer taraftan, bu süreç Türkiye’nin, üretimde dışa bağımlılığı azaltacak, yüksek teknolojili ürünler üretmesini sağlayacak bir büyüme modeline geçmesi için önemli fırsatlar sunabilir. ABD’nin özellikle AB ile yaşaması muhtemel sorunların kısa ve orta vadede bu iki bölgeden Türkiye’ye yönelen baskının azalması şeklinde olumlu yansımaları olabilecektir. Yeni dönemde ABD’deki Türkiye karşıtı grupların etkinliğinin zayıflaması da ihtimal dahilindedir.

Özetle, ekonomik ve siyasi sorunlardan yakasını kurtaramayan AB ülkeleri, önemli ölçüde dış finansmana dayalı ekonomilere sahip gelişmekte olan ülkeler, ABD ile yoğun ticari ilişkileri bulunan ülkeler ile Çin ve Rusya gibi yeni küresel denge odakları ABD yönetiminin ekonomi politikalarına dikkatlerini çevirmiş durumdalar. Bu süreç yeni dengeler ve yeni trendler üretme potansiyeline sahip.

[Prof. Dr. Güven Delice. Kırıkkale Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü Öğretim Üyesi]

KAYNAK: AA

Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2017, 23:45
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner10