Dünya siyasetini şekillendiren konferanslar

Suriye’nin geleceğinin konuşulduğu Cenevre II konferansı aslında Avrupa’nın kongre kültürünün bir parçası. 1815 yılında Avrupa’nın geleceğinin belirlendiği Viyana Konferansı’ndan bu yana Berlin, Paris, Lozan, Yalta ve Potsdam gibi konferanslar dünya siyasi sistemini temelini oluşturdular.

Dünya siyasetini şekillendiren konferanslar

Suriye'nin geleceği şu günlerde devam eden Cenevre II Konferansı’nda belirlenecek. Ancak ikincisi düzenlenen Cenevre konferansları bölgesel ya da küresel bir sorunun çözülmeye çalışldığı ilk konferans değil. Avrupa bugüne dek uluslararası sorunların çözümü için pek çok kongre ve konferansa ev sahipliği yaptı.

Avrupa'daki güç dengeleri de çoğu kez bu toplantılarda belirlendi. Akla ilk gelenlerden biri Viyana Kongresi.  Napolyon ordularının yenilmesinin ardından toplanan Viyana kongresi ile Avrupa'daki siyasi sistem yeniden şekillendi ve Avrupa'da ittifaklar çağı başladı.

Avrupa başkentlerinde toplanan kongre ve konferanslar arasında önemli bir yeri olan Viyana Kongresi 19'uncu yüzyıl Avrupa’sında siyasi dengelerin yeniden düzenlenmesi için büyük önem taşıyordu.

1815 yılında yapılan kongre, Batı Avrupa'daki barış ve işbirliği arayışlarında önemli bir kırılma noktası oldu. Kongre, Napolyon Savaşları'nın sonunda Fransız birliklerinin koalisyon orduları tarafından tümüyle yenilgiye uğratılmasının ardından toplandı.

Ve bu kongreyle Avrupa’daki sınırlar ve güçler dengesi yeniden belirlendi. Kıtadaki siyasi yapı, Osmanlı Devleti hariç tüm Avrupa devletlerinin katıldığı bu kongre kararlarıyla yeniden yapılandırılmış oldu. 

Bu kararlar ve oluşan yeni statüko Birinci Dünya Savaşına kadar fazla değişmedi. Ancak aradan geçen 100 yıllık dönemde Avrupa, pek çok isyan ve ihtilale sahne oldu. Viyana Kongresi'nde ve Avrupa'nın yeniden yapılanmasında en önemli rolü aynı zamanda kongre başkanlığı görevini de yürüten Avusturya Başbakanı Metternich'ti. Kongrenin nihai kararları, İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya tarafından belirlendi.

İHTİLALLERE KARŞI 4’LÜ İTTİFAK

Fransız ihtilali ile etkinlikleri artan milliyetçilik, hürriyetçilik ve sosyalizm akımlarına tamamen karşı ve statükonun korunmasından yana olan Metternich'in yeni Avrupa politikası üç temel görüşe dayanıyordu.

Bunlardan birincisi, "Orta Avrupa" görüşü olup Avusturya'nın önderliğinde Rusya ve Fransa'ya karşı İngiltere ile ittifaktı. İkincisi ise batıdan gelebilecek yeni ihtilal hareketlerine karşı, İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında dörtlü bir ittifak kurulmasıydı.

Üçüncüsü ise, tüm Avrupa'da iç ve dış barışın korunması için, ek olarak Fransa'nın da katıldığı beşli bir ittifaktı. Metternich'in Orta Avrupa'sı, eski Roma-Germen İmparatorluğu topraklarını ve İtalya'yı kapsıyordu. Bu düzenlemede, geniş bir Alman-Roma Birliği, kültür ve güç alanında gerçekte bağımsız, ancak sürekli bir birlik bağı ile birbirine bağlı devletler topluluğu bulunmaktaydı.

Böyle bir Orta Avrupa'da yeni büyük devletler ile birleşik bir Almanya'nın, bağımsız bir İtalya'nın ortaya çıkmasına yer yoktu. Metternich, Alman Birliğini, Avusturya'nın egemenliği altına alabileceği prenslerin yönetimindeki küçük devletçikler halinde tutmayı hedef almıştı.

Dolayısıyla, Metternich'in Avrupa'nın yeniden yapılanması planında, Kıta'nın merkezinde yer alan Avusturya'ya çok güç bir görev verilmişti. Bu görev; yeni devlet sistemi ve eski toplum yapısı temeli üzerinde, bölgenin siyasal ve sosyal açılardan devamının sağlanmasında öncülük ve liderlik göreviydi. Ancak Maternich'in planı, İtalya ve Almanya'da siyasi birliğinin kurulmasıyla sekteye uğradı ve Avrupa çok geçmeden tüm dünyayı saracak bir savaşa sürüklendi.

BERLİN KONFERANSI: SÖMÜRGECİLİĞE YENİ PRENSİPLER

Viyana Kongresi'nden sonra Avrupa'da kurulan dengenin sürdürülemez olduğu, 1800'lerin ikinci yarısında Almanya ve İtalya'nın siyasi birliklerini kurmasıyla su yüzüne çıktı. Kurulan yeni yapılar, hem kıta Avrupası’nda hem de sömürgeler üzerinde yeni bir paylaşım istiyordu.

1884 yılında Portekiz’in talebiyle Alman lider Bismarck, Batı’nın büyük güçlerini Afrika toprakları konusundaki belirsizliği müzakere etmek amacıyla görüşmeye çağırdı. Bismarck'ın hedefi, İngiltere ve Fransa’ya göre çok az olan Afrika'daki Alman varlığını ve gücünü arttırmaktı.

Sömürgeciliğin prensipleri 1885 yılında Berlin'de sona eren konferans ile belirlendi. Konferansa dönemin Afrika kıtasında toprağı olan veya kıtanın paylaşılmasında siyasi ve ekonomik çıkarı olan 14 Avrupa ülkesi katıldı.

Konferans sonunda yapılan paylaşım, siyasi birliklerini yeni kuran Almanya ve İtalya'yı tatmin etmedi. Sömürge yarışına geç katılan ülkeler, çok geçmeden Avrupa'yı dünya savaşı'na sürükleyecek süreci de başlattı. Somali örneğinde olduğu gibi, Berlin Konferansı'nda çizilen yapay sınırlar bugün Afrika'da yaşanan pek çok çatışmanın da kaynağını oluşturuyor.

PARİS KONFERANSI: ALMANYA’YA AĞIR ŞARTLAR

Dünya tarihini şekillendiren ve Avrupa kentlerinin ev sahipliği yaptığı konferanslardan biri de Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Paris'te gerçekleşti. 32 devletin temsil edildiği konferans 18 Ocak 1919 günü açıldı. Konferansın açılış tarihi manidardı. Zira bu tarih, savaşı kaybeden Almanya'nın kuruluş yıldönümüne denk geliyordu.

Savaşın kaybedenleri Osmanlı Devleti, Almanya ve Macaristan ile yapılacak barış anlaşmalarının çerçevesi bu konferansta çizildi. Konferansta savaş sırasında imzalanmış olan gizli antlaşmaların uygulanması karara bağlandı. İngiltere ve Fransa; Wilson İlkeleri'ne tamamen ters düşmemek için “Savaş Tazminatı” yerine “Savaş Onarımı”, “Sömürgeciliğin” yerine ise “Manda-Himaye sistemi “ gibi kavramları gündeme getirerek istediklerini elde etti.

Almanya, ağır koşullarda bir barış anlaşmasına ikna edildi. Konferansın sonuçları Osmanlı Devleti açısından da yıkımı beraberinde getiriyordu. Ancak Osmanlı topraklarının paylaşımı konusunda müttefikler arasında da anlaşmazlıklar vardı. Bu nedenle Osmanlı ile imzalanacak barış anlaşmasının esasları daha sonraya bırakıldı.

Paris Konferansı'nda çizilen Avrupa'nın yeni sınırlarıydı. Avrupa'nın siyasi dengeleri bu konferansta ana hatları çizilen anlaşmalarla belirlendi. Konferans aynı zamanda Milletler Cemiyeti'nin kuruluşunda da önemli bir oynadı.

LOZAN KONFERANSI: ANKARA HÜKÜMETİ MASADA

Paris Barış Konferansı, Avrupa'nın yeni dengelerini belirlerken, Osmanlı üzerine yapılan pazarlıklar sonuçsuz kaldı. Zira müttefiklerin Anadolu üzerinde paylaşım planı, 11 Ekim 1922'de Mudanya'da imzalanan ateşkesle bozuldu.

Ateşkesin ardından İngiltere, Fransa ve İtalya barış görüşmelerinin Kasım ayında İsviçre’nin Lozan kentinde başlamasını istemiş, ancak barış görüşmelerine Ankara hükümetiyle birlikte İstanbul hükümetini de davet etmişlerdi.

Bu teklif kabul görmedi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Lozan Barış Konferansı’na İsmet Paşa'nın başkanlığında oluşan heyet gönderildi. 21 Kasım 1922'de Uşi Şatosu otelinde başlayan konferansa İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı ve Japonya hükümetleri katıldı.

Boğazlar nedeniyle Sovyetler Birliği, Bulgaristan ve Romanya'nın da konferansa katılması kabul edilmişti. Amerika Birleşik Devletleri de konferansta gözlemci statüsüyle yer aldı. Lozan'da tartışılan sorunlar kapitülasyonlar, azınlık hakları, Osmanlı borçları bulunuyordu. Sınır ve toprak sorunları geniş ölçüde savaşlarla çözülmüştü.

KAPİTÜLASYONLAR KALDIRILDI

Osmanlı borçları ve kapitülasyonlar konusunda bir uzlaşmaya varılamadı. Osmanlı İmparatorluğu devletlere değil fakat bankerlere borçlanmıştı. Türk heyeti ayrıca Musul sorunu ve Ermeni devleti konusunda taviz vermemişti. Gerilen ortam nedeniyle görüşmeler 4 Şubat 1923'de kesildi. Konferansın kesilmesi Türkiye'de büyük kaygı yarattı. Savaşın yeniden başlama olasılığı belirmişti.

Fransız ve İtalyan delegelerin araya girmesiyle Lozan Konferansı 23 Nisan 1923'te yeniden başladı. İkinci dönem görüşmelerde kapitülasyonlar kesin olarak kaldırıldı, Osmanlı borçları da imparatorluktan ayrılan ülkeler arasında paylaştırıldı. Düyun-u Umumiye kapatıldı, Batı Trakya ve İstanbul'un dışında Yunanistan'la nüfus değişimi kabul edildi.

Musul sorununun İngiltere ile ikili görüşmelerle çözümlenmesi karara bağlandı, boğazlarla ilgili komisyonun varlığı geçici olarak kabul edildi. Varılan uzlaşmanın ardından Lozan barış antlaşması, 24 Temmuz 1923'de Rumini otelinde büyük bir törenle imzalandı.

YALTA KONFERANSI: YENİ DÜNYA DÜZENİ KURULUYOR

1945 yılına girildiğinde artık savaşın sonlarına gelinmişti. Kızıl Ordu doğudan, Amerika ve müttefikler de batıdan Almanya'nın içlerine doğru ilerliyordu. Amerikan uçaklarının bomba yağdırdığı Almanya yerle bir olmuş, Nazilerin bütün direnci kırılmıştı. Artık sıra savaşın sonunda dünyada nasıl bir düzenin kurulacağına gelmişti.

Savaş sırasında Tahran’da, Kahire’de bir araya gelen Amerika Birleşik Devletler Başkanı Roosevelt, İngiltere Başbakanı Churchill ve Sovyetler Birliği lideri Stalin,  anlaşmazlıkların bir çözüme bağlanması ve savaş sonrası dünya haritasının yeniden çizilmesi amacıyla 4 Şubat 1945 günü bu kez Sovyetler Birliği'nin Yalta kentinde buluşuyordu.

Kırım'ın bu şirin sahil kasabasında bir zamanlar çarların yazlık olarak kullandığı Livadia sarayında yapılan görüşmeler bir hafta sürdü. Müttefik liderler, masaya koydukları harita üzerinde savaş sonrası kurulacak yeni dünya düzenini enine boyuna tartıştılar ve sıkı pazarlıklar sonunda dünyayı nasıl paylaşacakları konusunda bir anlaşmaya vardılar.

BM’NİN TEMELLERİ YALTA'DA ATILDI

11 Şubat 1945'te sona eren Yalta konferansında İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yeni bir dünya düzeninin temeli atıldı. Konferansta karara bağlanan konular arasında Almanya'nın silahsızlandırılması, Avrupa'nın etki alanlarının belirlenmesi gibi konuların yansıra Birleşmiş Milletler'in kurulması da kabul edildi ve Birleşmiş Milletler'in temel ilkeleri belirlendi.

Birleşmiş Milletler Hazırlık Konferansı'nın San Francisco'da yapılması kararlaştırıldı ve 1 mart 1945 tarihinden önce Almanya'ya savaş açan ülkelerin bu toplantıya kurucu üye olarak katılabilecekleri ilkesi getirildi. Aslında Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere büyük devletler daha savaş sürerken Milletler Cemiyeti'ni yeniden yapılandırmayı düşünüyordu.

Birleşmiş Milletler adı ilk olarak ABD Başkanı Franklin Roosevelt tarafından II. Dünya Savaşı sırasında Almanya'ya karşı savaşan müttefik ülkeler için kullanılmıştı.

Birleşmiş Milletler örgütünün kurulması çalışmaları da yine II. Dünya savaşı sırasında, yine Roosevelt ile İngiltere Başbakanı Churchil'in 14 Ağustos 1941 tarihli Atlantik Bildirisi ile başlamıştı. 

POTSDAM KONFERANSI: ÜÇ BÜYÜKLER BULUŞMASI

Almanya'nın teslim olmasından sonra İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulacak düzeni şekillendiren önemli bir buluşma da Berlin yakınlarındaki Potsdam'da gerçekleşti. 17 Temmuz- 2 Ağustos 1945 tarihleri arasında düzenlenen konferansa İngiltere Başbakanı Winston Churchill, ülkedeki seçimleri kazanan İşçi Partisi lideri Clement Attlee, Sovyet lideri Josef Stalin ve Amerikan Başkanı Harry Truman katıldı.

"Üç Büyükler" buluşması olarak da bilinen konferansın başlıca konuları, Nazi Almanyası'nın işgal ettiği toprakların geri alınması ve Almanya'nın "demokratikleştirilmesi" idi. Berlin'in bölünmesi, Avusturya'nın Almanya’dan ayrılması, Polonya-Almanya sınırının netleştirilmesi be savaş suçlularının yargılanması konuları da bu konferansta karara bağlandı.

Konferansta savaşa devam etmekte olan Japon İmparatorluğu'na karşı Potsdam demeci olarak bilinen bir açıklama da yer aldı. Potsdam’da, müttefikler arasında bazı görüş ayrılıkları bulunduğu da ortaya çıktı. İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri Polonya’daki Sovyet yanlısı geçici hükümeti onaylamayı reddetti.

Ayrıca, Romanya, Bulgaristan ve Macaristan’da serbest seçimler yapılması istendi. Stalin ise, Batılı müttefiklerin, söz konusu ülkelerde Sovyetler tarafından kurulan hükümetlerin tanımasında ısrar etti. Almanların ödeyeceği savaş tazminatı konusunda da farklı görüşler ileri sürüldü. Müteffikler arasındaki bu görüş ayrılıkları, dünyanda yeni bir kamplaşma sürecinin başladığının ve soğuk savaş'ın kaçınılmaz olduğunu ortaya koydu.

BİRİNCİ CENEVRE: UYGULANMADAN ÇÖKEN PLAN

Suriye'de üç yıl önce başlayan yönetim karşıtı gösteriler, Beşar Esed yönetiminin halkına karşı silah kullanmasıyla kısa sürede bir iç savaşa dönüştü. Cenevre'de 2012'nin haziran ayında yapılan toplantı Suriye'deki krizin diplomatik yollarla çözülmesi için bir fırsat olarak değerlendiriliyordu.

Toplantıya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki 5 daimi üyenin yanı sıra bölge ülkelerinin dışişleri bakanları da katıldı.  Taraflar toplantının sonunda Suriye'de barışın tesisi için bir geçiş hükümetinin kurulması konusunda anlaşmaya vardı.

Yayınlanan sonuç bildirisinde söz konusu geçiş hükümetinin, mevcut yönetimin, muhaliflerin ve diğer grupların üyelerini içerebileceği belirtildi. Suriye'de toplumun tüm kesimlerinin, ulusal diyalog sürecine dâhil edilmesi gerektiği de vurgulandı.

Geçiş sürecinin ardından adil ve şeffaf seçimlerin yapılması ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması da sonuç bildirisinde yer alan maddeler arasındaydı. Cenevre'deki bu mutabakatın taraflar ve uluslararası toplum için halen geçerli olup olmadığı şüpheli. Zira sonuç bildirisinde yer alan maddeler bir türlü hayata geçirilemedi.

Kaldı ki, Cenevre'deki ilk konferans Kofi Annan'ın 6 maddelik planını temel alıyordu ancak bu planın çöktüğünü kabul eden Kofi Annan artık görevinin başında değil. 

22 Temmuz’da başlayan Cenevre II Konferansı ise, bazı muhalif grupların Esed yönetiminden isimlerle masaya oturmama kararı nedeniyle ümitvar başlamadı. Konferansta Esed yönetimi ve muhalif gruplar bir odada ancak, BM Suriye Özel Temsilcisi Lakdhar Brahimi aracılığıyla görüşüyor. Ancak bazı bölgelerde yardım faaliyetlerine izin verileceğine yönelik haberler dışında geçen 6 günlük sürede kaydedeğer bir ilerleme sağlanamadığı açıklandı.

 

Kaynak: Kuzey Haber Ajansı

 

 

Güncelleme Tarihi: 28 Ocak 2014, 23:03
banner53
YORUM EKLE

banner39