banner39

İslâm dünyasında Ramazan söyleşileri-3

"İslâm Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin üçüncü ve son bölümünde Doğu Türkistan, Mısır ve Kırcaali Müslümanlarının yaşamları konu ediliyor. Bölgelerin önde gelen temsilcileriyle Celalettin Alkan'ın yaptığı söyleşileri istifadelerinize sunuyoruz.

Dünya 09.05.2021, 00:49
İslâm dünyasında Ramazan söyleşileri-3

Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Doğu Türkistan ayağını kendisini üniversite yıllarından tanıdığım değerli ağabeyim Abdurrahman KAKARAŞ ile gerçekleştirdik. Kendisine bizi kırmadığı için teşekkür ederim.

Doğu Türkistan gerek yetiştirdiği çok önemli alimleriyle gerekse de ata toprağımız olması hasebiyle her Müslüman Türk için çok kıymetli bir coğrafya olma özelliğini taşıyor. Öte yandan Çin'in Doğu Türkistan'da ortaya koyduğu insanlık dışı uygulamaları hepimiz her gün az çok duyuyoruz. Bölgede şu anda tam bir dram yaşanıyor. Bu söyleşi ile Doğu Türkistan'da yaşananları bizzat bir Doğu Türkistan vatandaşının ağzından detaylarıyla dinleyecek, böylelikle oradaki kardeşlerimizin durumunu biraz daha yakından öğrenmiş olacağız. Bu söyleşi aslında yaşanan bir Ramazan'ı değil, yaşanamayan bir Ramazan'ı anlatacak bize.

Allah adeta mazlum bir coğrafya haline gelen İslam coğrafyasında acı çeken tüm kardeşlerimizin yâr ve yardımcısı olsun. Bize de onların duydukları acıyı hissedebilecek yürek sahibi olmayı nasip eylesin.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Esselâmualeyküm ve rahmetullâh. Adım Abdurrahman KAKARAŞ. Doğu Türkistanlıyım. On yılı aşkın bir süredir Türkiye’de yaşıyorum ve şu anda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devlet memuruyum.

Bize biraz Doğu Türkistan'dan bahseder misiniz? Oradaki kardeşlerimizin durumu nedir?

Doğu Türkistan bildiğiniz üzere Türk coğrafyasının en doğusunda yer aldığı için böyle isimlendirilmiştir. Bazen “Doğu Türkistan varsa Batı Türkistan da var mı?” diye soran kardeşlerimiz oluyor. Bu kavram kargaşasını açıklığa kavuşturmak için bunu izah etme ihtiyacı duydum. Doğu Türkistan coğrafi olarak şimdiki Çin sınırlarının içinde yer almaktadır. Bilindiği üzere ilk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar devletinden bugüne kadar hep Müslümanların yaşadığı, Türklerin ata toprağıdır Doğu Türkistan. Şu an Çin hükümetinin resmi rakamlarına göre bölgede 8 milyon civarında Uygur nüfusu yaşamaktadır.

1863 yılında küreselci Yahudiler işgal etmek, köleleştirmek ve yönetmek maksadıyla Çin’e ilk adımlarını atmışlar. Bu küreselci hareket 1911 yılındaki Şinhay İnkılabı sonucu kurulan Çin Minguo Devleti ve 1949 yılında kurulan Çin Halk Cumhuriyeti devleti sonucunda Çin’deki hakimiyeti tam anlamıyla ele almıştır. Bu hareketlerin arkasındaki figüran isim ise bir Polonya Yahudisi olan küreselci Israel EPSTEİN’dir. Kendisi bu hareketlerin iktisadi ayağını yöneten şahıstır. Bu kişi küreselcilerin bu işgalden sonraki tüm dünyayı ele geçirme planlarının en önemli bir projesi olan “Bir Kuşak Bir Yol” (The Belt and Road) projesinin temelini atmadaki en önemli şahıstır. İşte Doğu Türkistan da bu projenin en önemli başlangıç noktasıdır. Doğu Türkistan’da yaşanan bunca zulüm ve trajedik olayların ana sebebi bu projenin güvenliğini korumak isteyen küreselci örgüt ile bu projeyi yok etmek isteyenlerin arasında çıkan savaştır. Haliyle bölge Müslümanları da bu mücadeleden olumsuz anlamda etkilenmiş durumdalar. Şu anda Doğu Türkistan halkı güçlerinin çok üzerindeki bu güçlerle kendi imkanları nispetinde mücadele etmeye, hiç değilse öz kimliklerini yitirmeden hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Salgınla birlikte Doğu Türkistan'daki Müslümanların hayatında neler değişti? Salgın öncesi/ sonrası Ramazan ve dini bayramlar nasıl geçiyor? Özellikle Ramazan'a mahsus ne gibi gelenekleriniz var? Çin’in Doğu Türkistan’a amansız bir şekilde baskı ve işkence uyguladığını tüm dünya gibi biz de biliyoruz. Doğu Türkistan'da Ramazan yaşanabiliyor mu? İbadetlerinizi yapabiliyor musunuz?

Salgınla birlikte neler değişti konusunu daha sağlıklı bir şekilde anlatabilmek için salgın öncesinden biraz bahsetmek istiyorum. Doğu Türkistan’da 2017 yılı şubat ayında sıkı yönetim başladı. 2017 yılından sonra Ramazan ayının adının anılması bile yasaklandı. Buna bağlı olarak Müslümanların oruç tutmaları da engellendi, gizlice tutanlar bile hükümete ispiyonlandı. Örnek verirsek, devlet kurumlarında çalışanların oruç tutmalarını engellemek adına ya da oruçlarını bozmak için tüm çalışanlara zorla öğlen yemeği yedirildi. Kuran okumak, öğrenmek ve öğretmek yasaklandı. Dini bilgiler ancak ailede bilen biri varsa gizli bir şekilde öğretilmeye çalışıldı. O dönemlerde mutlak çoğunluğu erkek olmak üzere Müslüman erkek ve kadınlar zorla sözde eğitim kampı adı altındaki hapishanelere kapatıldı. Bu kamplarda bu insanlara “tanrımız Şi Jin Ping (Çin Devlet Başkanı), dinimiz komünizm, andımız komünist parti şiarı…” gibi ideolojiler zorla söylettirilmeye, böylece Doğu Türkistan halkı dinsizleştirilmeye çalışıldı. Maalesef bölgede tüm bunlar ve insanlık dışı pek çok işkence halen devam etmektedir. Tüm bu anlattıklarımdan anlaşılacağı gibi Çin, yani küreselci örgüt Doğu Türkistan’da Ramazan ayını, Ramazan’a dair her şeyi, hatta İslam’ı yok etmeye çalışıyor.

Yine de sorunuza dönecek olursak, uzun zamandır ülkeme gidemediğim için size hatırladıklarım kadarıyla cevap vereceğim. Çocukluğumda Ramazan ayında oruç tutardık, tutamasak bile tutanlara hürmet ederdik ve gıpta ile bakardık. Teravihlere giderdik, yolda karşılaştığımız komşularımıza hal-hatır sorar, onlarla sohbet eder ve eğlenirdik. Fakat gelin görün ki artık camilere gitmek yasaklandı, teravihlere zaten izin verilmiyor. Yani çok uzun zamandır Doğu Türkistan camilerinde Çin zulmünden dolayı teravih kılınamıyor. Türk toplumlarında atanın önemini bilirsiniz. Bayramlarda biz de ilk önce büyük dedemizi büyük annemizi ziyarete giderdik, tüm akrabalarla büyük dedemizin evinde toplanırdık. Bir tarafta çocuklar birbirleriyle oyunlar oynayıp kaynaşırlardı, bir diğer tarafta da büyükler birbirlerine sarılır, musâfaha yapar ve muhabbet eder, böylece hasret giderirlerdi. Topluca yemekler yapılırdı, herkes derdi olanlara derman olmaya çalışırdı. Şimdi ise Doğu Türkistan halkının yaralarına derman olacak hiç kimse yok.

Bu yüzden isterseniz sorunuzun “salgınla beraber” kısmını “salgından önce” şeklinde değiştirelim. Çünkü 2017 yılından bu yana ülkemizde ne Ramazan’da oruç tutulabiliyor ne de bayram edilebiliyoruz. Hatta şunu söyleyebilirim ki şahsen annem, babamla telefonda görüşemiyorum. Onlarla sadece hükümetin denetiminde olan “Wechat” adlı sosyal medya programı ile konuşabiliyoruz. Bu görüşme de yalnızca anne ve babam ile sınırlı kalabiliyor. Diğer dost ve akrabalarımla hiç irtibat kuramıyorum. Çünkü irtibat kurduğum dostlarım akrabalarım “yurtdışı ile bağlantısı var” adı altındaki uyduruk bir suç ile içeriye alınıyor. Artık eski bayramlara hasret kaldık, dost ve akrabalarımızın sesine, yüzüne hasret kaldık.

Ramazan ayına özel olarak Türkiye’den farklı bir geleneğimiz yok diye biliyorum. Biz birbirimize çok benziyoruz. Sadece şunu söyleyebilirim: Biz Doğu Türkistan halkı olarak sıklıkla komşularımıza yemek götürürdük. Bu adetimizi de Ramazan ayında daha da sıklaştırırdık. Şu an hatırlayabildiklerim bu kadar. Gördüğünüz gibi yaşadığımız baskılar sebebiyle ailemizden toplumumuzdan ve ülkemizden uzun süre ayrı kaldık. Bu yüzden de en önemli, en mutlu hatıralarımızı bile yavaş yavaş unutmaya başladık. Bunun sonu insanın kimlik ve kişiliğini kaybetmesidir ki uygulanan zulümlerin amacı da bu zaten. Küreselcilerin gerçekleştirmeye çalıştıkları hedefi “Yeni Dünya Düzeni”nde (New World Order) de zaten örf, adet, dil, ırk, ve bunların içinde en önemli olan din, yani İslam yoktur. Hatta bu düzene göre İslam yok edilmelidir. Allah tüm Müslümanlara uyanıklık nasip etsin. Biz bir an önce bu oyunların farkına varmalıyız.

Doğu Türkistan'daki dini hayatı hangi kurumlar düzenliyor? Müslümanların din işlerinden sorumlu bir kurum var mı? Camilerin vatandaşlara yönelik ne gibi faaliyetleri oluyor?

Çin’de Din İşleri Müdürlüğü adı altında bir kurum var. O kurumda da diğer kurumlardan farksız olarak bir komünist parti sekreteri var ve her kurumda olduğu gibi bu kurumda da en yetkili olan kişi o. Tüm dini faaliyetler onun onayından geçiyor. Örnek verirsek, Hac ibadetini veya namaz ibadetini ifa etmek isteyenlerde şu özellikler aranıyor: 65 yaş üstü olma, kendisi ve ailesinde devlet memuru olmama, eğitim görüyor olmama. Bu tür kuralların belirlenmesini de bu komünist parti sekreteri yapıyor.

Bu yüzden camilerin vatandaşa yönelik kendi başlarına düzenleyebileceği herhangi bir faaliyet bulunmuyor, olamaz da zaten. Zira tüm dini faaliyetler için Çin’in yetkili makamlarından onay alınması gerekiyor. İzinsiz dini faaliyet yürüten herhangi bir kurum veya şahıs anında yakalanıyor ve yargısız hapse atılıyor. Belirttiğim gibi, böyle bir ortamda camilerin kendi istedikleri şekilde faaliyet yürütebilmesi maalesef imkânsız hale geliyor.

Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Sizin Türkiye'deki Müslümanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Ve aleykumselâm ve rahmetullâhi ve berakâtuh. Ben “İnnemel müminûne ihvetun”, yani “Müslümanlar ancak kardeştirler” (Hucûrât 49/ 10) diyorum. Fakir de tüm Doğu Türkistan’daki Müslüman kardeşlerim adına selamınızı alıyorum ve tüm kalbimle inanıyorum ki, o Türkistan’daki kardeşlerim de selamınızı işitebilseydi mutlaka sizin gibi tüm dünyadaki Müslüman kardeşlerimize selam söylerlerdi. “ed duâü silâhu’l mümin”, “Dua müminin silahıdır” (Hâkim, el-Müstedrek, 1/ 492). Biz bu zulümden ancak Allah’ın yardımı ile kurtulabiliriz. Tüm Müslüman kardeşlerimden istediğim şudur ki sadece Doğu Türkistan için değil, Tüm Müslüman kardeşlerimize dua etmeyi unutmasınlar. Hele ki zulüm gören Müslüman kardeşlerimize ayrıca dua etsinler. Türkiye İslâm’ın kalbidir, biz böyle inanıyoruz. Sakın ola Batının siyasi oyunlarına gelmeyelim. Son zamanlarda medyaya düşen birtakım haberlerde bazı Batı ülkelerin sanki Doğu Türkistan’ı savunmak istiyormuşçasına söylemde bulunduklarını görüyoruz. Ama unutmayalım, Doğu Türkistan’ı Batı devletlerinin uluslararası kuruluşlarda beyan ettikleri ve edecekleri bir iki cümle söz kurtarmaz ve kurtaramaz. Batı devletleri ancak kendi çıkarları üzerinde durur, bizi de ancak o çıkarlarına alet ederler. İşte tam da bu noktada bizi ancak ve ancak ümmetin birliği kurtarır. Türkiye gerek kendi içinde gerekse tüm Türkî devletler dahil tüm İslam dünyasında asla ayrılığa düşmemeli, ayrımcılığa da izin vermemelidir. İslam ittifakını sağlamalıyız ve ehli sünnet itikadına sımsıkı sarılmalıyız. Yol kesici kuttâ-i tarîklerden uzak durmalıyız. En iyi şekilde sünnete uyup hazreti Mehdî’yi beklemeliyiz ki o geldiğinde tüm Müslümanlar birleşecek ve tüm dünyada galibiyet biz Müslümanların olacaktır inşallah. Sözümü Cennet mekân Yavuz Sultan Selim Han hazretlerinin şu beyti ile bitirmek istiyorum ve cümlemize hayırlı Ramazanlar diliyorum. İnşallah nice güzel Ramazanlar’a hep beraber kavuşuruz.

Esselâmu aleykum ve rahmetullâh. Fi emânillâh.

“Milletimde ihtilâf u tefrikâ endişesi,

Kûşe-i kabrimde hatta bikarar eyler beni.

İttihâd oldu hücûmu hasme def’e çaremiz,

İttifâk etmezse millet dağdâr eyler beni.”

                                        ------------------------------------------------------------------------------

Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Mısır ayağını Ezher Üniversitesi İslâm Şeriatı Fakültesi son sınıf öğrencisi Enes ATIŞ kardeşimizle gerçekleştirdik. Bu sebeple söyleşiye geçmeden önce yardımlarından dolayı kendisine şükranlarımı sunarım.

Mısır Kuzey Afrika'nın nüfusu en büyük ülkesidir ve yaklaşık 7000 yıllık köklü bir geçmişi vardır. İlk medeniyetlerden bu yana birçok yönetim, ülke ve kavim gelmiş ve geçmiştir Mısır'dan. Öyle ki vaktiyle Osmanlı'nın da bir vilayeti olmuştur. Hem devletler düzeyinde hem de iki ülke halkları açısından Mısır ve Türkiye birbirleri için hep önemli ülkeler olmuşlardır. Bu söyleşide Enes ATIŞ kardeşimizin bize aktaracağı bilgiler sayesinde bu önemli ülkeyi halkı, gelenekleri ve Ramazan ayındaki büründüğü hava açısından tanımaya çalışacağız. İlgilileri söyleşinin satır aralarında Ezher'de eğitim görmenin nasıl bir duygu olduğunu da bulacaklar. Keyifli okumalar.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

İsmim Enes ATIŞ. Ezher Üniversitesi İslâm Şeriatı Fakültesi son sınıf öğrencisiyim. Yaklaşık 5 senedir Mısır, Kahire'de yaşıyorum.

Bize biraz Mısır'dan bahseder misiniz? Bir Türk olarak Mısır'da yaşamak ve eğitim görmek nasıl bir duygu? Böyle bir tecrübeyi başkalarına da tavsiye eder misiniz?

Mısır ilmî ve kültürel manada çok zengin bir ülke. Özellikle İslâmî İlimler hususunda önde gelen alimleriyle, ders halkalarıyla öne çıkmış bir ülke. Bir müessese olarak Ezher, tarihten beri dünyanın dört bir yanından gelen ilim talebelerinin, alimlerin uğrak mekânlarından biri olmuş. Konumu itibariyle Mısır da tarih boyunca ilmî gelişmelerin ve münakaşaların merkezi durumunda olmuş. Yakından tanıdığımız Zâhidü'l Kevserî ve Mustafa Sabri Efendilerin de burayı tercih sebebi biraz budur. Hala daha kendine has ilmî çizgisini devam ettiriyor burası. Her ilimde alanında mütehassıs hocalar ve ilgilisine göre dersler bulma imkânınız var burada. Bu da burayı ilmî açıdan çok cazip kılıyor.

Türk vasfıyla Mısır'da bulunmak genel itibariyle avantajlı bir durum. Çünkü Mısır halkı ciddi manada Türkleri seviyor. Kuvvetli bir dini ve tarihi bağ var aramızda. Memlûkler, sonrasında Osmanlı ve Hidivler dönemiyle Mısır ve Türk halkı hep beraber yaşamış. Şu anda da Türkiye'nin uluslararası sahada sergilediği duruş sebebiyle ülkemizin müsbet bir imajı var. Tabiî bunda Diriliş Ertuğrul gibi Türk dizilerin de çok etkisi var. Zira dizilerimizin ciddi bir izleyici kitlesi var burada. Bundan sebep de dil olarak Türkçe öğrenimine de çok fazla rağbet var. Netice olarak Türk olduğunuzu söylediğinizde genel itibariyle bize bakan gözlerin parıldadığını görmeniz mümkün. Mesela geldiğimden beri ülkemden dolayı asla herhangi bir ırkçılığa veya ötekileştirmeye maruz kalmadım hamdolsun.

Mısır'ı ise elbette ki tavsiye ediyorum, müthiş bir tarihi ve kültürel dokusu var. Arap ülkeleri arasında gezilip görülmesi gereken ülkelerin başında geliyor. Burada bulunan İmam Şafiî, İbni Hacer el-Askalânî, İmam Tahâvîu, İbni Ataillah, Zâhidu'l Kevserî ve Mustafa Sabri Efendi’nin kabirleri gibi ulema ve evliya kabirleri dahi tek başına gelinmesi için yeterli bir sebep. Uzun süreli kalma noktasında da İslami İlimler alanında ihtisas yapmak isteyen, Arapça öğrenmek isteyen kardeşlere muhakkak tavsiye ederim.

Salgınla birlikte Mısır'daki Müslümanların hayatında neler değişti? Devlet ne gibi tedbirler aldı bu süreçte?

Açıkçası çok bir değişiklik olmadı desem yanlış söylemiş olmam. Mısır insanı genel olarak gamsız insanlardır. O yüzden virüsü de çok fazla önemsediklerine şahit olmadım. Bazı kapalı alanlarda maske zorunluluğu, okulların tatil edilmesi gibi standart tedbirler dışında göze çarpan bir tedbir görmedim. “Biz zaten bünye olarak kuvvetliyiz, alışkınız virüse, mikroba. Biz virüsten değil, virüs bizden korksun.” diyorlar. Çok da haksız sayılmazlar kanaatimce.

Salgın öncesi/ sonrası Ramazan ve dini bayramlar nasıl geçiyor? Özellikle Ramazan'a mahsus ne gibi gelenekleri var Mısır halkının?

Mısır'da Ramazan dolu dolu yaşanıyor. Mesela adettir, Ramazan yaklaşınca sokakları süslerler, apartmanları ışıklandırırlar, binaların kapılarına Ramazan fanusu dedikleri özel bir fanus asarlar. Bayram gelmiş gibi herkes birbirini kutlar, dualar eder. Sokakta çocuklar çatapat patlatır, Ramazan şarkıları söylerler. İftar yaklaşınca camiler hoparlörle dışarıya Mısır'ın meşhur karilerinin en güzel kıraatlarini dinletir. Dışarı çıktığında mübarek ayın geldiğini her yerde hissedersin. Bizde de olan davulcu kültürü, sokaklarda ihtiyaç sahipleri için toplu iftar masaları, aileler arası misafirlikler onlarda da fazlasıyla mevcut.

Buna ek olarak iftar yaklaşınca her yerde iftarlık dağıtan insanlar görürsünüz. Oruçlunun sevabını almak için caddelerde arabaları durdurup hurma, su, süt gibi ikramlarda bulunurlar. Eğer bir yere iftara davetliyseniz ve iftar vaktine yakın hala yoldaysanız, misafirliğe varmadan yoldaki ikramlarla karnınızın doyması gayet mümkün. Yatsıdan sonra teravih de çok yaygındır Mısırlılar arasında. Ciddi bir katılım olur, genelde toplam 8 rekat şeklinde kılınır. Bizdeki aralarda dinlenmek için salavat okuma yerine onlarda imam efendi kısaca cemaate vaaz ü nasihat eder. Ezher'de teravih 20 rekat kılınır ve her 4 rekatta farklı bir kıraat okunur. İlk başta Âsım kıraati okunmuşsa sonraki dörtlükte Verş kıraati okunması gibi. Bir de Mısır'da ciddi bir Hristiyan Kıptî nüfusu olmasına rağmen bunlar asla Ramazan ayında dışarıda açıkça yemek yemezler. Müslümanların oruçlarına, bu ayın özel bir ay olmasına karşı saygıları sonsuzdur. O konuda çok takdir ediyorum onları. Bizim memlekette bazı Müslümanlarda olmayan saygı, burada gayrimüslim Kıptîlerde var.

Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Sizin onlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Ve aleykümselâm ve rahmetullâh. Vatanımın ve tüm Alem-i İslam'ın Ramazan-ı Şerif'i mübarek olsun. Ülkemizde güzel gelişmelerin yan ısıra Ramazan ruhunun, bu aya duyulan hürmetin gittikçe azaldığına esefle şahit oluyoruz. Rabbim Ramazan'ı her yanıyla sokaklarımızda, caddelerimizde, evlerimizde ve en önemlisi kalplerimizde dolu dolu yaşamayı ve yaşatmayı bizlere nasip eylesin.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Kırcaali (Bulgaristan) ayağını Kırcaali Bölge Müftümüz sn. Basri EMİNEFENDİ ile gerçekleştirdik. Kıymetli Müftümüze göstermiş oldukları nezaketten dolayı teşekkür ederim.

Kırcaali barındırdığı 80 bin küsür Müslüman Türk nüfusuyla tanımamız ve bilmemiz gereken bil bölge. Türkülere konu olan Rodop dağlarının etekleri ve meşhur Arda nehrinin kıyılarında yaşayan Müslüman kardeşlerimizin ahvâlini gelin hep birlikte Müftümüzden öğrenelim.

Hocam, evvelâ bizi kırmayıp söyleşi isteğimize cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. Sorulara geçmeden önce sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Asıl ben böyle bir fırsat verip kendimizi ifade edebilme şansını bize sunduğunuz için teşekkür ederim. Ben Basri EMİNEFENDİ. 1977 Koşukavak doğumluyum. İmam-Hatip Lisesini ve Yüksek İslam Enstitüsü’nü Bulgaristan'da okudum. 2009-2021 Haskova Bölge Müftüsü olarak atandım. Mart 2021 başı itibari ile de Kırcaali Bölge Müftülüğü görevini yürütmekteyim.

Bize biraz Kırcaali'den de bahseder misiniz?

Kırcaali Bulgaristan'ın önemli illerinden biridir. Bu il 7 ilçeden, takriben 300 köy ve mahalleden oluşan, Bulgaristan Türklerinin yoğunlukta yaşadığı bir ildir. Burada 250 camii ve 170 mescidimiz var. Köylerin tamamı, 1 tanesi (Pcelarovo) hariç Müslüman Türk köyleridir. Yani Kırcaali halkının çok büyük bir çoğunluğu Müslümandır. Halkını da Bulgaristan Türkleri oluşturmaktadır.

Salgınla birlikte Kırcaali'de Müslümanların hayatında neler değişti? Ramazan nasıl geçiyor?

Bildiğiniz gibi İslam dini kardeşlik ve bilgi dinidir. Dolayısıyla kardeşliğimizin ve bilgilerimizin pekişmesi için Müslümanlar olarak zaman zaman bir araya gelme ihtiyacı hissederiz. Fakat Kovid 19 salgınından dolayı özellikle toplu programları eskisi gibi organize edemiyoruz. Yine de Sağlık Bakanlığının belirlemiş olduğu kurallar çerçevesinde daha az katılımlı programlar organize etmeye devam ediyoruz. Özellikle içinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayında salgın şartlarına riayet ederek bütün camilerimiz beş vakit namaza ve sâir ibadetlere açık. Teravih namazlarımızı elhamdülillah camilerimizde kılabiliyoruz ve yine Ramazan'a özel mukabele ve sohbet programlarımızı devam ettiriyoruz. Daha önce organize ettiğimiz toplu iftarların yerine paket halinde sıcak yemekleri belirlediğimiz ihtiyaç sahibi ailelerin evlerine kadar götürerek kendilerine ikram ediyoruz. Özellikle Ramazan ayında ihtiyaç sahibi ailelere, Müslüman ve Hristiyan ayırımı yapmaksızın erzak kolileri dağıtımına önem veriyoruz. Kırcaali Bölge Müftülüğü her daim halkla beraberdir. Bu birlikteliğin bizi ayakta tutacağına inanıyoruz.

Kırcaali Müftülüğü olarak vatandaşlara yönelik ne gibi faaliyetleriniz oluyor? Kaç tane cami ve dini eğitim veren kurum var Kırcaali'de? Müslümanlar ibadetlerini rahatça yapabiliyorlar mı?

Kırcaali Bölge Müftülüğü Kuzey Trakya Ovası ile Batı Trakya arasında Rodoplar’ın Doğu kısımlarında yer almaktadır. Smolyan, Plovdiv ve Haskovo Bölge Müftülükleri ile sınırı bulunmaktadır. Kırcaali Bölge Müftülüğü 3.208 km² alana sahiptir. Müftülüğe bağlı 43 cami ve mescit mevcuttur. Bölgede yaklaşık 83.000 Müslüman yaşamaktadır. Bölge Müftülüğünün merkezi Kırcaali şehridir.

Kırcaali Müftülüğü olarak yıllık ve yaz Kur'an Kursları başta olmak üzere din eğitimi çalışmaları, vaaz, hutbe ve sohbetlerle irşad çalışmaları, toplu sünnet, kumanya dağıtımı, iftar organizasyonları, geniş kapsamlı kurban organizasyonları vb. pek çok faaliyet ile halkımızın gönlüne dokunmaya çalışıyoruz. Camii ve vakıf mallarının onarımı, ihtiyaca binaen yeni eğitim-öğretim kurumlarının inşası da yürüttüğümüz önemli çalışmalardan. İmamlarımızla mutad aylık toplantılar yapıyor, Bulgaristan'daki gelişmeleri onlarla paylaşıyor, halkımızın güncel sorunlarından bahsediyoruz. Varsa Başmüftülüğümüz’ün kampanyaları hakkında kendileirne bilgi veriyoruz. Müftülüğümüz olarak Başmüftülüğümüz’ün yayımladığı "Müslümanlar" dergisine 470 adet abonemiz bulunuyor. Bu türlü yayınlar ülkemizde Müslüman halkın birliği ve kenetlenmesi açısından oldukça büyük önem arz ediyor. Bu anlamlı hayırın öncülüğünü biz yürütüyoruz.

Bunların yanı sıra Afrika'da, Nepal'de yoksul bölgelerde kurban kesimi, su kuyusu açma çalışmaları, kumanya dağıtım çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Din görevlilerimizin sayısı şu an 150 civarında. Hac ve Umre tercihlerinde de en fazla gönüllü hamdolsun Kırcaali ilimizden.

Halkımızdan da kısaca bahsedecek olursak çoğunluğunun çifte vatandaş olduğunu belirtmem gerekiyor. Yazın burada, kışın İstanbul, Bursa, İzmir'de yaşıyorlar. Gençlerimizin çoğunluğu Avrupa ülkelerinde nasip aramaktalar. Bu sebeple gelişmekte olan Kırcaali'nin, 10-15 yıl sonrasında Avrupa'dan dönen imkan sahibi, duyarlı kardeşlerimizle daha da güzel bir hal alacağına inanıyoruz. Bölgede yasayan Müslüman Türk toplumu gayrimüslimlerle genelde iyi geçiniyorlar. Bir sorun yaşayamıyoruz. İbadetlerimizi de rahatça yerine getirebiliyoruz.

Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Sizin Türkiye'deki Müslümanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Ve aleykümselâm. Ben de Anavatan Türkiye'ye temsil ettiğim Kırcaali Türk Müslüman halkının selamlarını iletiyorum. Mübarek Ramazan aylarını kutluyorum. Feyzinden ve bereketinden bol bol istifade etmelerini Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.

banner53
Yorumlar (0)
19
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?