Diyadin'in sac kavurması

Ağrı'ya 57 km mesafede olan ilçe, Türkiye-İran karayolunun yakınındadır ve Murat Nehri hemen yanından derin vadiler yaparak akmaktadır.

Diyadin'in sac kavurması

İlçe, doğudan batıya doğru göç eden Oğuz Türklerinin, İranlıların, Selçukluların ordularına geçit vazifesi görmüştür. Diyadin ilçesi tarih boyunca değişik uygarlıklar elinde el değiştirmiştir. Son olarak Türklerin Asya’dan Anadolu’ya yayılmaları sırasında Türk hâkimiyetinin ve kültürünün etkisi altına girmiştir.



Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu olduğu iddia edilen Ziyaeddin'in (çünkü Uzun Hasan'ın yedi oğlu olmuştur: Ogurlu Muhammed, Halil Mirza, Maksud Bey, Yakub Bey, Masih Bey, Yusuf Bey ve Zeynel Bey) bir zamanlar burada bir kale yaptırdığı rivayet edilir. Bu kaleye de "Ziyaeddin Kalesi" isminin verildiği, Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde yazılıdır. Ziyaeddin kelimesi zamanla değişikliğe uğrayarak "Diyadin" şeklini almış olup, ilçenin bugünkü adı olmuştur.

1858 tarihinde Beyazıt Sancağı'na bağlanan Diyadin 1860, 1876 ve 1914 senelerinde üç defa işgale uğramış, Diyadinliler, düşmanı topraklarından atmak için Mehmetçikle omuz omuza çarpışmış ve bugünkü hürriyete kavuşmuşlardır. Diyadin 14 Nisan 1918’de düşman işgalinden kurtulmuştur.



SELÇUKLULAR DÖNEMİNDE DİYADİN

Maverarünnehir’de kötü duruma düşen Selçuklular, Çağrı ve Tuğrul Beyler döneminde daha elverişli yerler bulmak üzere batıya yöneldiler. 1010 yılında Horasan ve Azerbeycan üzerinden ilerleyerek Doğu Anadolu’ya girdiler. 1054 yılında Sultan Tuğrul bey; Erciş, Muradiye ve çevresini zaptedince Ağrı’yı ele geçirdi.

Böylece Diyadin ilçesi’de Selçukluların eline geçmiş oldu. Sonraki 100 yılda Gence’de Şeddadîler ortaya çıkmıştır. Bunlar Selçuklular'a bağlı kaldıkları halde, bir süre Doğu Anadolu’yu yönetmişlerdir. 1022 yılında, Moğolların önünden kaçarak daha batıya gelen Celalettin Harzemşah Selçuklu Devletinin Doğu sınırlarında faaliyet göstermeye başladı. Ağrı’yı işgal edip iç Anadolu'ya ilerleyen Harzemşah, Erzincan (Yassı Çimen 1230) Savaşı'nda Alaeddin Keykubat ordusuna yenildi. Bu savaş Selçuklular'ın Erzurum’a kadar uzanmasını sağladı.



OSMANLILAR DÖNEMİNDE DİYADİN

Şah İsmail Şiiliği yaymak amacıyla geniş propagandaya girişip ve bunda da büyük ölçüde başarı sağlarken; Şii güçleri Osmanlı İmparatorluğu'nun doğu hudutlarını tehdit ediyor, baskınlar yapıyor, bunlardan daha kötüsü Müslüman halkı bölüp parçalıyordu. Yavuz daha Trabzon Valisi iken, bir İran seferinin yapılmasını ve büyük tehlikenin önlenmesini istiyordu. İmparatorluğunun geleceğini tehdit eden ilk ve en önemli mesele İran olduğu için savaş kaçınılmaz hale gelmişti. Yavuz henüz Çaldıran Savaşı'nı yapmadan Ağrı’nın bazı yerleri Osmanlı topraklarına katılmış bulunuyordu.



Yavuz Sultan Selim Han; Çaldıran'a Eleşkirt, Diyadin, Doğubeyazıt üzerinden giderek 23 Ağustos 1514’de Şah İsmail’in ordusuyla karşılaşıp büyük başarı elde etmiştir. Şah İsmail buradan Tebriz’e kaçmıştır. Bundan sonra Ağrı dâhil Doğu Anadolu yeniden Osmanlı Devleti eline geçmiştir.

1578 fethi ile Van eyaletine bağlanan şimdiki Ağrı ili bölgesindeki Türkçe konuşan yerli Şii halkının çoğu Azerbaycan ve İran içlerine kaçtıklarından, 1578 yaz mevsiminde Osmanlılar bunları beş sancağa ayrıldı. Bunlar: Beyazıt kalesi, Diyadin, Ovacık, Eleşkirt, Şelve (Karaköse ve Tutak Bölgesi).

1828 Rus istilasında Ağrılılar,  düşmana karşı koymuşlarsa da işgali önleyememişlerdir. Gürcistan ve Azerbaycan’ın bir bölümünü zapteden Ruslar; Erivan'dan ilerleyerek Bayazıt, Diyadin, Karaköse ve Eleşkirt’i işgal ederek halkın çoğunu da zorla Gümrü ve Revan’a sürdüler. İşgal edilen bu yerlere Ruslar Malakan, Ermeni ve Yezidî gibi Müslüman olmayan azınlıkları yerleştirmeye çalıştılar. 1829'da yapılan savaşta Ruslar, Erzurum ve Kars’tan geri püskürtülerek bu bölgeler kurtarıldı. Ruslar, 13 Nisan 1293'de (24 Nisan 1877) harp ilan etmeden Doğu Anadolu ve Rumeli’de sınırlarımızı geçerek Osmanlı Devleti’ne saldırdılar. Böylece '93 harbi diye bilinen Rumî 1293 (1877-1878) savaşı başlamış oldu.



Savaş henüz başlamadan Müşir (Mareşal) Gazi Ahmet Muhtar Paşa kumandasında Karakilise'de (Karaköse) iki tabur Doğu Bayazıt'ta da dört tabur asker bulunmakta idi. Doğu cephesi olarak, elimizde 65. piyade taburu ile 60 top ve 600 kişilik üç süvari alayımız bulunuyordu. Bizim, 80.000 askerimize karşı düşmanın ağır silahlarla mücehhez 120.000 askeri bulunmaktaydı.

'93 Harbi (1877-1878)

Kurt İsmail Paşa, Diyadin’de de birliklerini konaklatmıştır. Bu savaşta Osmanlı İmparatorluğu topraklarını kaybedilmiş; Ardahan, Kars, Oltu, Batum, Artvin ve Bayazıt Sancakları Ruslara verilmiştir.
Yine bu savaşta Ermeniler, yörede yaşayan Müslüman Türk halkına çok eziyetler yaparak Kars, Ağrı, Van ve Muş vilayeti gibi doğu illerimiz ile Azerbaycan’ın bir kısmını içine alan bölgeye “Ermenistan" adını vermişlerdir.

Birinci Dünya savaşının başında Erzurum, Ağrı ve Van Ermenileri silaha sarılıp Rusların yanında yer aldılar. Ağrı’ya yerleşip iyice çoğalmaya başlayan Ermeniler, bölgede birçok değirmen ve kiliseler yapmaya başladılar. Diyadin’de de Karapazar, Seydo, Cücan (Heybeliyurt), Ezdo (Akyolaç) köyleri Ermenilerin kontrolüne geçti. 1917 Rus İhtilâli ile ricat eden Rus ordusu ile birlikte Ermeniler de geri çekilmek zorunda kaldılar. Ermeniler geri çekilirken, yöredeki birçok Müslümanı katledip çeşitli eziyetlerde bulundular.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE DİYADİN

Ağrı, düşman işgalinden kurtulunca rahatladı. Erzurum’da yapılan Kongrede Diyadin’den İsmail Nalbantoğlu ve Mustafa Bey adındaki zatlar Kongre'ye delege olarak katıldılar. Diyadin cumhuriyetten sonra vilayet olan Doğu Beyazıt'a ilçe olarak bağlandı. Daha sonra Karaköse'nin vilayet olması sonucu buraya bağlandı. İlçenin düşman işgalinden kurtuluş tarihi 14 Nisan 1918’dir.



COĞRAFİ YAPI

İlçe, doğudan ve kuzeyden Doğubeyazıt, batıdan Taşlıçay ve güneyde Erciş (Van) ilçeleriyle çevrilidir. Türkiye-İran karayolu ilçenin 7 km kuzeyinden geçmektedir. İlçe, düz bir alana kurulmuş olup, hemen yanından Murat Nehri derin vadiler yaparak akmaktadır. Ağrı iline uzaklığı 57 km olup, yüzölçümü 1274 km.karedir. Denizden yuksekliği 1.825 metredir.

Bölgede dağlar, sıradağlar halinde olup, yükseklikleri bir hayli fazladır. En önemli dağları Aladağlar ve Tendürek dağlarıdır.

İpek Geçidi

Doğubeyazıt ile Diyadin arasında bir geçittir. Tarihe İpek Yolu diye geçen yollardan biri de buradan geçerek Doğubeyazıt’tan Erzurum'a ulaşırdı. Hindistan’dan, İran’dan gelen ipekliler, çeşitli kumaşlar vb. kervanlarla Beyazıt üzerinden Karaköse, Erzurum ve Trabzon'a götürülürken Diyadin’in kuzeydoğusunda kervan şiddetli bir fırtınaya tutulmuş, fırtına, develerin yüklerini yıkmış, ipekleri ve diğer kumaşları yamaca ve ovaya dağıtmıştır. Bu olay halk arasında konuşula konuşula darb-ı mesel haline gelmiş ve buraya "İpek Geçidi" denilmiştir.

Murat nehri üzerinde yıllardan beri yapılması düşünülen fakat bir türlü yapılamayan baraj yapıldığı takdirde tarım ürünlerinin çeşidi ve verimi yükselecektir. Böylece tarımla birlikte enerji üretimine geçilecek, balıkçılık daha da verimli hale gelecektir.
 
İlçede buğday, arpa, patates, şeker pancarı ile son dönemlerde yeşil mercimek ve nohut ekilmektedir. Önemli ölçüde hayvancılık yapıldığı için ot alanları oldukça büyüktür. Bu alanlar en verimli arazilerdir. Orman ve meyve ağaçları yok denecek gibidir. Hatta meyve ağaçları hiç yoktur. Tendürek Dağı'nın sarp yerlerinde ağaç ve çalılıklara rastlanmaktadır.

Köy ve ilçe merkezinde vatandaşlar eve yakın yerlerdeki sulak kısımlara kavak ağacı dikmektedirler. Diyadin Kaymakamlığının başlatmış olup ağaçlandırma kampanyası çerçevesinde ilçeye çam ve kavak ağaçları dikilmeye başlanmıştır.

Diyadin ilçesinde 1.925 m yükseklikte, 78 derece sıcaklıktaki suyun travertenler oluşturduğu termal kaynağın bulunduğu alanın turizme kazandırılması için yatırımcıların bölgeye ilgi göstermesi bekleniyor. İlçeye 7 kilometre uzaklıkta bulunan ve minarelli su niteliğinde olan Diyadin kaplıcaları, eklem ve romatizmal rahatsızlıklar, cilt ve iç hastalıklarına iyi geldiği belirlenen su kaynağının bulunduğu alanda belediye ve özel birkaç küçük işletme faaliyet gösteriyor.

Selekeli

Diyadin ilçesine has bir yemek olan Selekeli (sac kavurma) için gerekli malzemeler; oğlak veya kuzu eti, yoğurt, sarmısak, tereyağı ve tuz...

Taze et doğranır, tereyağında kızartılır. Kızartılan et indirilip bir süre dinlendirilir, üzerine sarmısaklı yoğurt dökülerek servis yapılır.

Güncelleme Tarihi: 16 Mart 2014, 19:26
banner53
YORUM EKLE

banner39