banner39

'İşte Amerikan gücü budur'

Köşesinde ABD'nin Afganistan'dan çekilmesini değerlendiren bir yazı kaleme alan Nedret Ersanel, "Washington kendi kamuoyuna, “Taliban 31 Ağustos’a kadar’ demişti ama biz nasıl bir gün önceden çıktık! İşte Amerikan gücü budur” pazarlaması yaparken, Türkiye’de, ‘ABD, Afganistan’tan çıktı-çıkmadı-çıkmaz, çıkarsa da döner, ABD yenilmedi, planı var, hepsini tuzağa çekiyor’ tartışmaları yapılıyordu…" ifadelerini kullandı.

Düşünce 01.09.2021, 07:23 01.09.2021, 07:52
'İşte Amerikan gücü budur'

Siz Amerika’dan korkuyor musunuz?..

‘Ne korkacağız, neyinden korkacağız, geçti o işler’ diyorsunuz değil mi?..

Oysa korkmalısınız.

Ama Amerika’dan değil.. ‘Amerikan korkusu’nu yüreğinden atamadığı gibi, bunu bir tür ‘koku’ yayar gibi zihin altı sensörleri çoktan tohumlanmış özel bir kamuoyu kesitine yayanlardan…

Onlar yaşıyor!

Mesela…

Washington kendi kamuoyuna, “Taliban 31 Ağustos’a kadar’ demişti ama biz nasıl bir gün önceden çıktık! İşte Amerikan gücü budur” pazarlaması yaparken, Türkiye’de, ‘ABD, Afganistan’tan çıktı-çıkmadı-çıkmaz, çıkarsa da döner, ABD yenilmedi, planı var, hepsini tuzağa çekiyor’ tartışmaları yapılıyordu…

Yani Amerika’dan değil.. ‘Küçük Amerikalılardan korkun…

İnanıyorlar çünkü…

***

‘Küçük Amerikalılar’ şimdi dünyanın her yerinde kontra ‘Yankee Yumruğu’ bekliyorlar…

Oysa durum şu; Afganistan’da öldürülen 13 Amerikan askerini karşılama töreninde ‘Başkomutan Biden’ sürekli saatine bakarak ‘bitse de gitsek’ havasındayken…

Londra matbuatında, “İngiliz ordusuna bağlı SAS komandoları, ‘biz kalıyoruz, Amerikan askerlerinin intikamını alacağız’ dedi” haberleri uçuyor…

‘Cesaret Eden Kazanır’ isimli birliğin ‘gönüllülüğüne’ bakarak dahi, Afganistan jeopolitiğini anlayabilirsiniz…

ABD, asker kanının bile hesabını soramazken, Beyaz Saray’ın çekilme kararına içerleyen Birleşik Krallık, jestle eziyor. İngiltere kalınması gerektiğini düşünüyordu.. Hâlâ düşünüyor!..

***

Berlin, Paris ve Londra’ya artık ABD’den daha çok bakmalıyız.. Afganistan’dan sonra bölgeye; Kafkasya’dan Yemen’e, Akdeniz’den Afganistan’ın Çin sınırına bakışlarını gölge gibi izlemeliyiz…

Almanya Dışişleri Bakanı, 20 Ağustos; “ABD karar alıyor, biz uyguluyoruz. Avrupa’nın Washington’a bağımlılığı azaltılmalı. Afganistan’dan sonra NATO müttefiklerinin kendi temel misyonu dışındaki dış görevlerin anlamı olup olmadığını tartışmalıyız” demişti.. (Hiç açılmamış parantezdir: Almanya, Amerikan istihbaratının kendisini ve diğer müttefik ülkeleri Afganistan konusunda yanlış yönlendirdiğini düşünüyor. Bu aldanışın sorumlularından biri olarak da kendi istihbarat servisi BND’yi işaretliyor. Çok ders vardır!)

Aynı Maas, Türkiye Afganistan’dan çekildiği an apar topar Türkiye’ye geldi! Antalya’da Sayın Çavuşoğlu ile görüştü ve perde arkasına ilişkin bizim medyada tık yoktur. Taliban’la ilişkiler konusunun ‘da’ görüşüldüğünü biz yazalım.

ABD’yi iterken, Taliban’la ve Türkiye’nin bu bağlamdaki özel yeriyle ilgilenen Berlin’i, İngiltere ve Fransa’nın geliştirmeye başladığı pozisyonlarla birlikte değerlendirmeliyiz…

***

Maas Türkiye’deyken, Macron Irak’taydı. Musul ve Bağdat’ı ziyaret etmeden şunları söyledi; “Fransa ve İngiltere, Kabil’de BM kontrolünde güvenlik bölgesi oluşturma amacıyla ortak tasarı sunacaklar. Önerimiz, bir güvenli bölge tanımlamayı amaçlıyor”. (28/08.)

Anlıyoruz ki, Avrupa’nın üç kilit ülkesi, Afganistan’da özel bir politika geliştirmeye çalışıyorlar. Üstelik bu plan sadece Kabil’i kapsamıyor; Irak merkezli daha geniş bir alanı hedefliyor.

‘Daha geniş’i Türkiye penceresinden ele aldığımızda, en sürpriz ülkelerin bile tıpkı Maas gibi Ankara’ya meylettiğidir…

Irak’ta gerçekleştirilen ve ‘sıra dışı’, ‘içeriğinden bir şey çıkmasına gerek olmadan’, Katar, Mısır, BAE, Ürdün, Fransa, Türkiye, S. Arabistan, İran’ı bir araya getirmesi yeterli sayılan ‘Bağdat Konferansı’ dikkat çekicidir.

Nitekim, kanlı-bıçaklı olan Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki buzları hızla eriten adımları da-en son Veliaht Prens el Nahyan ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında Pazartesi günü yapılan telefon görüşmesi-aynı yola katabiliriz. Mısır’la Eylül buluşmasını da!

Türkiye’nin bu sürecin bir çıktısı olarak, Irak ve Suriye’deki PKK/YPG varlığı ile yeniden hızlanan ABD desteğini köreltme imkânları aradığı da yazılabilir…

***

Türkiye askerlerini çekse de Afganistan’daki varlığını birçok yolla korumaya çalışıyor. Bunun için Kabil’de yeni hükümet ve özel anlaşmalar beklendiği belli. Yanı sıra, ağızları ne söylerse söylesin, İngiltere, Fransa, Almanya ve ABD’nin, tıpkı Rusya ve Çin gibi, Taliban’la ilişkiye hazır oldukları bilinmeli…

Bu hal, Türkiye için yine çok sayıda avantajlı süreç barındırıyor. Üstelik Ortadoğu’ya etkileri olacağından, örneğin İran’ın elini açacağından, bundan rahatsız ülkeler üreteceğinden, birden çok masada Ankara majör kartlar çekmeye devam ediyor…

***

Retoriği bir yana ABD zaten Taliban ile angaje oluyor. Kısaca, Taliban hükümetinin dışlanması-şu an-seçenek değil.

Taliban’ın bakış açısından da tatmin edici bir uzlaşı bu. Şubat 2020’deki Doha Paktı çözülmeye başladıktan sonra bile, Taliban anlaşmanın en önemli güvence maddesi olan ABD güçlerine saldırmayacağına dair sözünü tuttu.

İlginç şekilde, BM Güvenlik Konseyi’nin Kabil’deki saldırıları kınayan 27 Ağustos tarihli açıklaması, Taliban’ı ilk kez teröristleri destekleyen Afgan gruplar listesinden görmedi ve sadece “hiçbir Afgan grubun başka ülke topraklarında faaliyet gösteren teröristleri desteklememesi gerektiğini” söyledi…

Geriye, ‘Türkiye (Batı’ya) çatlak ses çıkarmasın’ dışında dişe dokunur önerisi bulunmayan muhalefet ile ‘ABD’nin çekildiğine bakmayın, Vietnam’da da öyle olmuştu, sonra döndü’ tezi üzerinden aslında ‘Orta Asya’daki varlığımızdan paniğe kapılan ‘küçük Amerikalıları ıslah kalıyor…

Doğrusu bu Afganistan’ın ıslahından daha zor. Ne kadar yanıldıklarını, ‘yeni dünyanın gerçeklerini’, sonraki yazımızda iyi anlayacaklar…

Yeni Şafak

banner53
Yorumlar (0)
19
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?