banner39

Bırak ve Rahatla - Zihin bastırılmış duyguları yönetemez

Adem Güneş’in kaleme aldığı son kitabı “Bırak ve Rahatla”, çocukluk yıllarından itibaren duygularını yönetemeyen, ruhsal özgürlüğünü sağlayamamış kişilere altı haftalık bir yöntem öneriyor.

Eğitim 06.11.2019, 14:06
Bırak ve Rahatla - Zihin bastırılmış duyguları yönetemez

Adem Güneş’in kaleme aldığı son kitabı “Bırak ve Rahatla”, çocukluk yıllarından itibaren duygularını yönetemeyen, ruhsal özgürlüğünü sağlayamamış kişilere altı haftalık bir yöntem önerisiyle hazırladığı bir kitap. Kitap, duygularını onarmak ve gerçek kimliğini bulmak isteyen herkese rehber olacak nitelikte.

Kitabın başından sonuna kadar devam eden bu rehberlik sayesinde okuruna; yalıtım, hissi hissetme, hissi yönlendirme, biyolojik ritmin düzenlenmesi, duyguyu yönetme, kaygıya rağmen bırakmama gibi mühim konuların derinlik boyutlarını tanımlayan, uygulatan ve kendinize kaliteli bir yaşam sözü vermeniz ile son bulan bir yol haritası sunuyor.

İlk uçak yolculuğumu 23 yaşında yaptım. Benim için çok heyecan verici bir deneyimdi. Gökyüzünde olmak, bembeyaz bulutların üzerinde gezinmek… Keyifle geçen bu yolculuğun ardından iki yıl uçak yolculuğu yapmadım. İki yıl sonra bir uçak yolculuğuna çıkmam gerekti. Ancak içimden bir ses bu yolculuğa çıkmamam gerektiğini, uçağın düşeceğini ve herkesin öleceğini söylüyordu. Günler geçiyor ve uçuş tarihi yaklaşıyordu, kalbimdeki tuhaf çarpıntı gün geçtikçe artıyor, zihnimdeki olumsuz düşünceler içimi daraltıyordu.

Sonunda bu endişemi bir arkadaşımla paylaştım. Güldü, “Ölümden mi korkuyorsun?” diye sordu. Beni anlamamıştı! Yaşadığım şey korku değildi. Yolculuğa çıkacağımız sabahın gecesinde neredeyse hiç uyumadım, uykumda sürekli boşluğa düşüyor gibi hissediyor ve çırpınarak uyanıyordum. Bu arada bilmenizi isterim ki psikolojik bir durumla mücadele eden insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey yaşadığı zorlukla baş edebilecek güce erişebilmesi için düşünsel ve duygusal destektir.

Kendimizi onaracağız!

Havaalanına vardığımda kalbimin daralmaya başladığını hatırlıyorum. İçeriye girdim ama sanki o an orada değildim. Her şeyi hayal dünyasında yaşıyor gibiydim. Sonunda uçağa bindim ve koltuğuma oturdum. Camdan dışarıyı kontrol etmeye başladım. Kanatlarda gevşemiş bir vida var mı? Mekanik aksam da gözden kaçan bir ayrıntı var mı? Üç saat boyunca gözlerimi sıkı sıkı kapattım, dişlerimi sıktım ve koltuğa yapışık bir şekilde yolculuğu tamamladım.

Yolculuk bittiğindeyse düşündüğüm tek şey dönüş yolculuğuydu… Artık benim için uzun yola çıkmak ölümle aynı anlama geliyordu. Ancak uçak fobimden kurtulmak hiçbir zaman birinci gündemim de olmadı. Bir psikiyatr ile görüşüp anti depresan ilaçlar kullanmak istemiyordum. Bu yüzden sürekli bahaneler üreterek onarım sürecimi erteledim. Zaten sürekli uçak yolculuğu yapan biri de değildim. Bu gelgitler içinde yıllar geçti. Fobim diplerde bir yerlerde öylece saklı kaldı.

Yıllar sonra insanların psikolojik sorunlarının pedagojik kökenlerini araştıran bir uzman olmuştum. Bir gün uçak fobisi olan bir kişi ile karşılaştım. Orta yaşlarda bir iş adamıydı. Uçak fobisi sebebiyle yaşamının nasıl alt üst olduğunu anlattı. Konuşması bittiğinde “Sizi çok iyi anlıyorum, bende de uçak fobisi var.” dedim. Beyefendinin yüzünde anlamsız bir ifade belirdi. “Nasıl yani?” diye sordu bende durumu anlattım. “Peki, ne yapacağım?” dedi. “Kendimizi onaracağız!” dedim. Uçak fobisiyle ilgili fark ettiğimiz şey; insanın belli ortamlarda duygularını yönetemediği ve bedeninin duygularının kontrolüne girip istemsiz tepkiler verdiğidir. 

Zihin bastırılmış duyguları yönetemez. Çünkü duygular bastırıldıkça da güçlenir. Zihin sadece gelişimi normal devam etmiş duyguları yönetebilecek yeteneğe sahiptir.”

Bu yüzden çocuklara verilecek eğitimin en önemli iki konusu; çocuğa zorda kaldığı sırada duygularını yönetmeyi öğretmek ve sosyal yaşama ait davranış eğitimi vermektir.

Oyalanma davranışı

Oyalanarak duygularını bastırmak çocukluk yıllarında öğrenilen, yetişkinlikte devam eden bir duyarsızlaşma davranışıdır. Anne babasının kavgasına şahit olan bir çocuğun bir köşeye çekilip oyuncakları ile oynaması tartışmadan dolayı kalbinde hissettiği acıyı bastırmak için oyunu bir oyalanma davranışa dönüştürmesindendir. Oyalanma davranışı duyguları yöneterek güçlenmek yerine acıdan kaçmayı öğretir. Ne duygularımızı ne bedenimizi yönetemediğimizi düşündüğümüz anda yapmamız gereken şey “Kendimizi bırakmak!” Bastırarak güçlendirdiğimiz duygularımızı normalleştirmek ve ruhsal özgürlüğümüzü yeniden elde etmektir.

Temizlik takıntısı olan biri ellerini ne kadar yıkarsa yıkasın temiz olduğundan emin olamaz. Çünkü yıkadığı elleri bedenine, kirlilik hissi ise duygularına aittir. Hissin kökeni olan duygu değişmedikçe kişi yine ellerini kirli hissedecektir. Duyguların hafızası, çocukluk yıllarından itibaren yaşanılan her his duygu dünyasında bir birikinti hâlinde toplanır. Bu his birikintisine de “Bilinçaltı” diyoruz. Bilinçaltında ki hisler normalde pasiftir. Ancak olumsuz bir durum oluştuğunda uyanır ve kişinin bedeninde aktifleşir.

“Kişi ancak içinde birikmiş olumsuz duyguları tek tek bırakarak ruhsal özgürlüğe erişebilir. Kişinin kendini onarmasının ilk adımı farkındalıktır. Psikolojik sorunun en yalın tarifi, bireyin duygularını yönetememesidir. Kişiler genellikle yönetemedikleri duygularını değil, duygularını etkileyen olayları problem zanneder.”

Duygularımızı yönetememek çocukluk yıllarından itibaren biriken olumsuz hislerin bireyin duygularını kontrol altına alması ile ilgilidir. İnsan vücudunun kendi kendini onarma özelliği vardır. Örneğin bir yerimiz kesilmiş olsa kesilen yer önce kanar, sonra kan pıhtılaşır, bir süre sonra kabuk bağlar, kabuğun altında fizyolojik onarım başlar ve onarım tamamlandığında kabuk düşer. Duygularında tıpkı bu şekilde kendini onarma özelliği vardır. Zarara uğramış duygular sürekli olarak kendini onarma çabası içindedir. İçsel bir pozitif enerji ile duygular sürekli normallik seviyesine çıkmaya çalışır.

Ama insanın kendini onarması, doktora gidip kırılmış kolunu tedavi ettirmesi kadar pratik bir iş değildir. Kol kırığı elle tutulabilen ve gözle görülebilen somut bir durumdur. Ancak kırılan yer duygularsa ve bu kırılmalar çocuklukta başlamışsa zarara uğramış duyguları bulmak ve onarmak için daha farklı bilgi ve yönteme ihtiyaç duyulacaktır. Ama bu noktada şunu da belirtmeliyiz. Duygular soyut olsa da görünürlüğü somuttur.

Duygunun kendisi elle tutulamaz ama sonucunda gelişen eylemler elle tutulabilir ve gözle görülebilir olabilir. İnsan kendini ancak yalnızlığı içinde onarabilir. Çevresinden dürtüler aldığı sürece içe derinleşmesi, duyguya odaklanması zordur. Nasıl bir araç hareket hâlinde iken tamir edilemez, tamirhaneye çekilip orada gözlemlenmesi gerekirse kendisini onarabilmesi için insanın da kendini biraz kenara çekilip sakince içe doğru derinleşmesi gerekir. Yalıtım, içe bakış dönemidir, bir bireyin kendi iç dünyasını seyretmesi için mutlaka ihtiyaç olan bir dönemdir.

Dört seanslık çalışma

Adem Güneş, kitabının içerisinde yer alan bölümlerden birinde dört seanslık bir programını biz okuyucular ile paylaşıyor. İlk seans yalıtım ile başlıyor. Duygularımızı dış etkenlerden uzaklaştırmayı öğretiyor. Bunu insan ilişkilerinden, telefondan, sosyal medyadan, televizyon ve radyodan, oyalanma davranışlarından kendimizi yalıtarak yapmaya çalışıyoruz. İçimize yönelebileceğimiz bir zemin hazırlamamızı öneriyor ve nasıl yapacağımızı detaylı olarak anlatıyor. İkinci seans, hissi hissetme ve hissi yönlendirme seansı. Köken hislerimizin kişiliğimizi oluşturduğunu öğreneceğimiz, çocukluk yıllarımıza odaklanarak hüzün duygusuna izin verdiğimiz, kalpten nefes almayı öğrendiğimiz bir seans.

Üçüncü seans biyolojik ritmimizi metronomla düzenlemeyi öğreten, kendimize sıklıkla ismimizi söyleyerek yavaşla demeyi telkin eden, kendimizi duymayı, karşımızda ki kişiyi hissedebilmeyi, evrene daha farkındalık gözü ile bakabilmeyi öğrendiğimiz seans. Dördüncü seans ise köken hislerimizi, olumsuz düşünceler üreterek aktifleştirmeyi ve aktifleşen köken hislerimizi yönetmeyi öğretiyor. Duyguyu yönetmeyi öğreten bu programı okumanızı ve uygulamanızı öneririm. Köken hisler; geçmişte bir dönem yaşanan olaylar sırasında içimizde birikmiş hislerdir.

Baskın ve pasif duygular

Bir çocuk sınavdan düşük not aldığı için babasından “Bu kadar basit bir sınavdan nasıl zayıf alırsın, geri zekâlı mısın oğlum sen?” sözünü işitmiş olduğunu varsayalım. Çocuk işittiği bu sözle kendisini kötü hisseder. Bu hissin adı; suçluluk hissidir. Şu an çocukta oluşan birinci kötü his, bir aile bireyi tarafından geri zekâlılıkla suçlanmasından kaynaklanmaktadır. Ancak çocukta aynı zamanda babası tarafından “Geri zekâlı mısın oğlum sen?” diye aşağılandığı için içten içe bir de öfke durumu da gelişecektir. Böylelikle uyanan ikincil olumsuz his ise öfkedir.

Organizma, şimdi öfke duygusundan aldığı güçle suçluluk duygusunu bastırmayı deneyecektir. Zira öfke aktif, suçluluk pasif bir duygudur. Aktif negatif duygu pasif negatif duyguyu her zaman bastırır. Bu örnekte çocuk babasının oluşturduğu suçluluk duygusunu babasına öfke duyarak bastırmıştır. Birey olumsuz bir olay yaşadığında, kendisine olumsuzluk yaşatan kişiyi yok etmeye, bastırmaya çalışmak yerine, içinde oluşan duyguya odaklanmalıdır. Onarımın en temel prensibi kişinin hangi duygu olursa olsun, kendini o duyguya bırakmamasıdır.

Farkındalık dediğimiz şey, bilinçaltı süreçlerini bilinç düzeyinde gözlemleyebilme yeteneğidir. Bilinçaltı ise duyguların hafızasıdır. Mademki hislerimiz ile duygularımızı onaracağız. His nedir? His; duygulanım öncesi oluşan ruhsal haldir. Hisler yoğunlaştığında duyguya dönüşür. His, organizmaya bir uğrak verir, seziler oluşturur sonra ayrılır. Uğrak verme uzun sürer ve yoğunluk kazanırsa bu yoğunluk duyguyu doğurur. Duygu; his yoğunlaşması ile oluşan kalıcı ruhsal hâldir. Burada öğrenmemiz gereken şey şu; insan ancak kendi hisleri ile kendi duygularını onarabilir…

Peki, duygularımız nerede? Hisler nerede yoğunlaşıyor ve duyguya dönüşüyor? Duygulanım yerimiz, kalbin hemen sol yan tarafında bir karış genişliğinde bir alandır. Hisler, bu bölgede yoğunlaşır ve duyguya dönüşür. Duygular burada kendi hissini üretir. Öfkelendiğiniz de burada sıkışma hissedilir. Heyecanlandığımızda kelebekler burada uçuşur. Hepimizin duygulanım noktasında sadece mutluluk biriktirdiği yıllarımız olması dileğiyle yazımı hiç unutmamamız gerektiğini düşündüğüm şu cümleler ile tamamlamak istiyorum:

 “Hiçbir duygu gerçeklik barındırmaz, tüm hissettiklerimiz sadece bir yanılsamadan ibarettir.”

İkbal Çobanoğlu, “Ruhsal Özgürlüğümüzü Elde Etmeliyiz”,  Kitabın Ortası dergisi, Kasım 2019, 32. sayı

banner53
Yorumlar (0)
23
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?