banner39

04.04.2019, 13:08

Endonezya’da seçimi projeler değil ideolojiler belirleyecek

Endonezya’da 17 Nisan’da yapılacak başkanlık ve parlamento seçimleri yaklaşırken iki temel argümanın öne çıktığı görülüyor. İlki Jokowi için ileri sürülen ‘komünist’, ikincisi ise Prabowo için söylenen İslamcı, hatta ve hatta halifeci olduğudur. 

Endonezya’da 17 Nisan’da yapılacak başkanlık ve parlamento seçimleri yaklaşırken, iki başkan adayı ve yardımcılarını televizyon kanalında canlı yayında buluşturan programlardan dördüncüsü geçen hafta yapıldı. 

Bu sefer, halen başkanlık görevini sürdüren Joko Widodo (Jokowi) ile muhalefetin alternatif aday olarak öne çıkardığı Prabowo Subianto kamuoyu önünde kozlarını paylaştı. 

İdeolojik tartışma zemininde adaylar

Gündemde yönetim, güvenlik, dış politika gibi gayet önemli konular olmasına rağmen, tartışmaya ve sonrasına damgasını vuran ise hiç kuşku yok ki tarafların kendilerine yönelik ideolojik temelli iddialara yanıtları oldu. 

Bu ideolojik bağlamın yanı sıra, bugüne kadar her iki adayın destekçisi olduğu söylenen kesimlerin öteki başkanla ilgili gündeme taşıdığı söylem ve iddiaların her iki başkan tarafından yalanlanmış olması da bir o kadar önemliydi. 

Bu iddialar neydi diye baktığımızda, iki temel argümanın öne çıktığı görülüyor. İlki Jokowi için ileri sürülen ‘komünist’, ikincisi ise Prabowo için söylenen İslamcı, hatta ve hatta halifeci olduğudur. 

Bu iki kavramın, geniş seçmen kitlesini etkileyebilecek öneme sahip olduğuna kuşku yok. 

Ancak iddiaların her iki başkan tarafından da benimsenmek bir yana, üzerlerine iliştirilmeye çalışılan birer olumsuzluk olarak gündeme taşımaları siyasetçiler ile destekçileri arasındaki farkın ne denli açık olduğunu ortaya koyuyor. 

Jokowi’nin halkçı duruşu

Jokowiyi, komünistlikle suçlama eğiliminde olanların ne türden politikalarını ve söylemlerini kanıt olarak gösterdikleri meçhul. 

Son beş yıllık temel politikalarına baktığınızda karşımıza ülkenin birikmiş alt yapı sorunlarını çözmeye yönelik projeleri gündeme taşıyan bir başkan görüyorsunuz. 

Burada, ülkenin seküler bir nizam üzerine temellenmesinin getirdiği özelliklerden hareketle, Jokowi’yi sekülerci olarak addetmek mümkün olabilir, ancak komünistlik gibi uç bir ideoloji ile örtüştürmek pek makul gözükmüyor. 

Şayet iddia, Jokowi’nin Müslümanlığını gündelik pratiklerine yansıtmayan bir lider olmasına dayandırılıyor ise, bunun sorgulanabilir bir yanı olmadığı gibi, bu lideri iddia edilen ideolojik kampa yerleştirmek için de yeter sebep değil. 

Kaldı ki, -kamuoyu yoklamalarının güvenilirliğinin sorgulandığını unutmamakla beraber-, geçen yıl yapılan bir kamuoyu yoklamasında başkan adayları arasında dindarlığı ile öne çıkan Prabowo değil, Jokowi olmuş ve bu hususu o dönemki yazımızda paylaşmıştım.
 
Jokowi hükümetinin Çin’le yakınlaşma eğiliminde olmasının, komünistlikle bir ilişkiye bağlandırılması çabasına haklı bir gerekçe olmaktan uzak. 

Öyle ki, Çin’in mevcut siyasi ideolojisini ithal eden bir ülke olmadığı, aksine küresel kapitalizmin çarkının içine önemli ölçüde çekilmiş bir ekonomik düzeni temsil ettiği aşikârdır.
 
Hal böyleyken, Jokowi hükümetinin yakınlaşmasını, tıpkı diğer ülkeler gibi, mevcut ekonomik kazanımlarından pragmatik olarak faydalanmayla izah edilmesi çok daha rasyonal bir tutum olacaktır. 

Bunlara ilâve olarak Jokowi’nin halka yakın durması onu ‘halkçı başkan’ statüsüne çıkarması, siyasi bir tavırdan öte geldiği toplumsal kesimle ilintilidir. Yoksul kesimlerin yanında duran bir yaklaşım sergilemesi, başkan Jokowi’yi doğrudan sol ideolojiyle bağlantılandırmaya yetmeyecek bir niteliktir. 

Bu bağlamda, toplumsal katmanlar özelinde dikkat çekmek gerekirse, ülkenin ekonomik anlamda aşağı ve orta-aşağı katmanlarına yakın duran bir tavrın, kahir ekseriyeti Müslüman olan ülkede Müslümanları memnun etmesi doğal bir sonuç olarak görülmeye daha yatkın olsa gerek. 

Prabowo’dan varoluşsal çıkış

Prabowo kendisine yöneltilen halifelik yanlısı olduğu iddiasına oldukça ilginç ve bir anlamda varoluşsal bir karşılık vererek yadsıdığını ortaya koydu. Hıristiyan bir anneden doğduğunu hatırlatarak, halifelik gibi salt dini değil dini-siyasi bir bağlama kendisinin oturtulmayacağının kanıtı olarak sundu.  

Bu iddiayı çürütmeye yönelik olarak gündeme getirdiği ikinci dayanak noktası ülkenin ideolojik temelini oluşturan Beş İlke’ye (Panca Sila) bağlılığına işaret etti. 

Prabowo’nun ülkeyi 32 yıl yönetmiş olan Suharto’nun üvey oğlu olması, orduda önemli görevler yapmış bir komutan olması gibi faktörler de Beş İlkecilik olgusuna bağlılığının pratik, somut göstergeleri olarak kabul edileceğini söyleyebiliriz. 

Bu noktada, her iki liderin kendilerine yönelik iddiaları kabul etmediklerini açık seçik beyan ettikleri bir ortamda, iki lideri destekleyen kesimlerin kendilerini nasıl hissettiklerine yönelik bir araştırma oldukça ilginç olacaktır. 

Özellikle de, Prabowo cephesinde yer alan ve kendilerini İslamcı olarak addeden veya böyle bir görünüm veren ve hatta politikalarını buna dayandırma arzusunda olan koalisyon partileri ve destekçilerinin Prabowo’nun “halifeci” ve/ya “İslamcı” olmadığı yolundaki söyleminden sonra kendilerini nasıl bir anlam çerçevesine oturttukları merak konusu olsa gerek. 

Bunu söylerken, Prabowo’ya herhangi bir negatif atıfta bulunduğum anlaşılmasın. Bir siyasetçi olarak tıpkı diğerleri kadar ideolojik bağlamını ortaya koyma hakkına sahiptir. 

Ancak burada temel sorun, sıradan kendi halinde seçmen bir yana bazı cemaat yapılarının, dini-toplumsal grupların ve de siyasi partilerin “halifeci/İslamcı Prabowo” söylemini nasıl ürettikleri, Prabowo’nun hangi söylem ve eylemini dayanak noktası alarak bu söylemin peşine nasıl takıldıkları ve bu duruşun kendilerini nereye götüreceği konusunda ne kadar kafa yordukları meselesi gayet önem arz etmektedir. 

Seçim arefesinde siyasal ortamı ideolojik temeller üzerine inşa etmenin zararından ziyade, faydası olacaktır. Nihayetinde siyaset bir ideolojik temeller üzerinden siyasal ve toplumsal açılım hedeflemesiyle dikkat çekmektedir. 

Ancak yukarıda dile getirilen yaklaşımlara bakıldığında, ülkede ciddi bir ideoloji(leri) algılama ve anlatma sorunu olduğu göze batmaktadır. 

Seçimlere birkaç hafta kalmışken, tarafların bu ideolojik algı bozukluğunu bertaraf etmelerini beklemek elbette mümkün değil. Yapılacak en iyi iş seçimlerin olabilecek en sağlıklı şekilde gerçekleşmesini beklemek. 

Ardından tarafların kendilerini sigaya çekecekleri bir ortamın oluşması umuduyla ideolojik talepler ile farklılaşan pratikler, siyasal donanımsızlık ile çok bilmişlik acziyeti arasındaki farkı kapatacak bir entelektüel çaba içine girmelerini beklemek en iyi temenni olacaktır.

Yorumlar (0)
14
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?