banner39

Büyük Dönüş Yürüyüşü nedir?

Filistin halkının Siyonist İsrail işgaline karşı Toprak gününde yaptıkları kitlesel etkinlik Büyük Dönüş Yürüyüşü olarak adlandırılmaktadır.

Filistin 13.04.2021, 13:20 13.04.2021, 13:36
Büyük Dönüş Yürüyüşü nedir?

Büyük Dönüş Yürüyüşü ile hem Filistin halkının tarihi bilinci yenilenmekte hem de Siyonist Rejime ve Dünyaya bu toprakların asıl sahiplerinin kim olduğunun mesajı verilmektedir.

Filistin içinde ve dışında Filistin bayrakları taşıyarak, 1948’de topraklarından göçe zorlanan Filistinlilerin dönüş hakkını savunmak ve İsrail’i protesto etmek için yürüyüş yapılıyor.

Diğer ülkelerde yaşayan en az 5 milyon Filistinli mültecinin ana vatanlarına geri dönme hakkı, ” Büyük Dönüş” gösterisinin en önemli anlamıdır.

Siyonist rejimi dünyaya ve yeni nesillere “gasıp ve katil” olarak tanıtmak “Büyük Dönüş” gösterisinin önemli mesajlarındandır.

Söz konusu gösteriler bir yandan siyonist rejimin işgalci olduğuna dair eski kamuoyuna “tarihi hatırlatıp” genç kamu oyuna “bilgi verirken” diğer yandan İsrail rejiminin “katil” mahiyetini vurguluyor.

Orantısız güç kullanımı meşrulaştırılıyor

İsrail hükümeti olayların başladığı ilk günden beri, Filistinlilerin protestolarını kendi egemenliklerine karşı girişilen bir terör eylemi olarak gösterme çabası içerisindedir. Hatta gösterilerin başladığı ilk hafta içinde öldürülen Filistinlilerden birkaçının Hamas üyesi olduğuna dair görseller medyaya servis edilmişti. Başbakanlık tarafından İsrail’in tüm misyonlarına verilen talimatta, protestoların itibarsızlaştırılması için aynı dilin kullanılması ve Filistinliler lehine oluşabilecek atmosferin engellenmesi için girişimlerde bulunulması talep edilmiştir. Bu sayede tel örgüler civarına gelerek İsrail’in yetmiş yıllık işgalini protesto eden ve kendi topraklarına dönme istediklerini dünyaya haykırmaya çalışan silahsız Filistinlilere karşı sergilenen orantısız güç kullanımı da meşrulaştırılmaktadır.

Bu çabalar sonuç vermiş olacak ki, BM Güvenlik Konseyinin geçici üyesi Kuveyt tarafından “Filistinlilerin barışçıl gösterilerinin desteklenmesi ve İsrail’in müdahalesinin soruşturulmasını” talep eden taslak konseyde ABD tarafından veto edilmiştir. Böylelikle İsrail’in herhangi bir uluslararası baskı görmeden, 15 Mayıs’a kadar sürdürüleceği açıklanan gösterilere kendi uygun gördüğü şekilde müdahale etmesinin de önünde herhangi bir engel kalmamıştır.

Hamas’ın sorumlu olduğunu ileri sürdüler

İsrail, gösterilerin başladığı ilk günden itibaren mevcut ABD yönetimini arkasına alarak orantısız güç kullanmaya devam etmektedir. Hem Beyaz Saray hem de dışişlerinden yapılan açıklamalarda konuyu bir “meşru müdafaa” olarak gördükleri ve "İsrail’in kendi sınırlarını koruma hakkı olduğu" vurgulanmıştır. Hatta insanları öldürüleceklerini bile bile sınıra gönderdikleri gerekçesiyle yaşananlardan dolayı Hamas’ın sorumlu olduğu ileri sürülmektedir. Dolayısıyla ABD yönetimi için mesele, gösterilerde kaç kişinin öldürüldüğü ya da yaralandığı değil, Filistinlilerin İsrail’in egemenliğine meydan okumaları nedeniyle cezalandırılmalarının normal olduğu şeklinde görülmektedir. Bu sayede sınıra yerleştirilen keskin nişancılar menzillerine girenlerin gazeteci, çocuk, yaşlı veya engelli olup olmadığına bakmaksızın öldürmeye ve kendilerine verilen emirleri yerine getirmeye devam etmektedirler.

Neyse ki yaşanan bu insanlık dramını herkes aynı pencereden görmemektedir. Beşinci haftasına giren protestoların bütün kayıplara ve her türlü engellemeye rağmen ısrarla sürdürülüyor olması şimdiye kadar sessiz kalan kesimlerin de itirazlarına yol açmaya başlamıştır. İsrail’in orantısız davranışlarını en başından beri kınayarak Filistinlilerle tam bir dayanışma gösteren Türkiye’nin dışında İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra Rusya ve Çin gibi devletler de İsrail’i uyguladığı şiddet politikalarından ötürü kınayarak, barışçıl gösterilere izin vermesi çağrısında bulunmuşlardır. Buna ilave olarak Arap Birliği aldığı kararla İsrail’i kınarken, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nden yapılan açıklamalarda ise İsrail’in barışçıl gösterilere izin vermesi ve müdahalenin daha ölçülü olması tavsiye edilmiştir. Ayrıca BM ve AB tarafından yaşananlarla ilgili bağımsız bir soruşturma açılması talep edilmiş ancak İsrail bu talepleri reddetmiştir. En çarpıcı açıklama ise Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Fatou Bensouda’dan gelmiştir. Bensouda yaptığı açıklama, “olayları yakından takip ettiklerini ve yaşananları not ettiklerini” söyleyerek mahkemenin sivillere yönelik yapılan saldırıları ve etnik temizliği andıran müdahaleleri re’sen soruşturma yetkisi olduğunu hatırlatarak bu konuda emir verenlerin de emri uygulayanların da ortak sorumluluğu olduğunu belirterek İsrail ordusuna çağrıda bulunmuştur.

Sivillere ateş eden İsrail askerlerine çağrı

Benzer bir çağrı da İsrail’in en etkili hak temelli sivil toplum örgütlerinden olan B’Tselem’den gelmiştir. Sivillere ateş eden İsrail askerlerine çağrı yapan örgüt, “bu davranışlarının hem uluslararası hukuka hem de İsrail kanunlarına aykırı olduğu gerekçesiyle kendilerine verilen emirleri uygulamamalarını” tavsiye etmiştir. Hukuksuz emrin uygulanmamasının itaatsizlik olarak değerlendirilemeyeceğini belirten örgüt, aksi takdirde ateş edenlerin de sonuçlardan sorumlu olacağını söyleyerek, askerleri bu suça ortak olmamaya davet etmiştir.

İsrail-Filistin barışının sağlanması için önemli çalışmalar yapan ABD merkezli Barış İçin Yahudi Sesi (Jewish Voice for Peace) isimli örgüt ise yaptığı açıklamada, “İsrail’in olayları karşılıklı bir çatışma gibi lanse ettiğini ancak sahaya bakıldığında bir tarafta silahlı ve donanımlı askerler varken diğer tarafta barışçıl haklarını kullanmak isteyen silahsız siviller olduğu görülmektedir” diyerek durumun vahametini dünyaya göstermeye çalışmaktadır.

Büyük Dönüş Yürüyüşü her türlü karalamaya rağmen devam ediyor

Sonuç olarak, İsrail’in başından beri bir kalkışma olarak göstermeye çalıştığı Filistinlilerin “Büyük Dönüş Yürüyüşü” her türlü karalamaya ve dezenformasyona rağmen devam etmektedir. İsrail işgalini sonlandırmayı ve kendi topraklarına yeniden dönmeyi mümkün kılmak adına, dünyanın ilgisini tekrar bu bölgeye çekmek amacıyla yapılan barışçıl gösterilerin aşırı güç kullanarak engellenmeye çalışılmasının hukuki bir zemini yoktur. Mevcut ABD yönetiminin de desteği sayesinde uluslararası yaptırımdan muaf olduğunu düşünen İsrail yönetiminin bu hukuksuz ve insanlık dışı davranışları kendi halkı tarafından da kabul görmemektedir. Kaldı ki tarihte maruz kaldıkları sürgünler, kötü muamele ve soykırım nedeniyle “bir daha asla” mottosunu geliştiren Yahudilerin, ellerine fırsat geçince aynı kötü muameleyi başkalarına yapmaları da anlaşılır bir durum değildir. Netice olarak İsrail'i devlet terörü mahiyetindeki müdahalelerden kaçınmaya ve müşterek bir gelecek için tarafları memnun edebilecek adil bir çözüme zorlamak için uluslararası toplumun aktif olarak devreye girmesi başlıca öncelik olarak ortaya çıkmaktadır.

banner53
Yorumlar (0)
11
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?