27 Mayıs'tan sonra siyasete ikinci müdahale: 12 Mart

43 yıl önce bugün TSK yönetimi, Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanına bir muhtıra vererek, hükümetin istifasını ve yeni bir hükümet kurulmasını istemiş, Başbakan Süleyman Demirel istifa etmek zorunda kalmıştı

27 Mayıs'tan sonra siyasete ikinci müdahale: 12 Mart

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

43 yıl önce, asker, 27 Mayıs'tan sonra ikinci kez siyasete müdahale etti ve hükümeti devirdi; dönemin başbakanı da, daha sonra 12 Eylül'de bir darbe daha yiyen, üçüncü kez ise post modern bir darbenin içinde yer alan Süleyman Demirel'di.

12 Mart 1971’de Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Güler, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyicioğlu, Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanına bir muhtıra vererek, hükümetin istifasını ve yeni bir hükümet kurulmasını istedi. Başbakan Süleyman Demirel de bu muhtıra sonrası istifa etti.

Asker muhtıraya gerekçe olarak ise ekonominin bozulmasından, paranın değerinin düşmesine, üniversitelerde başlayan öğrenci gösterilerine, sendikaların grevleri sonucu üretimin düşmesine, Aleviler ile Sünniler arasında çatışmaların başlamasına kadar bir dizi sebep gösterdi. Hatta Genelkurmay başkanı, metni kendisinin ağlayarak yazdığını öne sürerek, demokrasinin gelmesi için bu muhtırayı verdiklerini iddia etti.

SOLCULARIN BEKLENTİLERİ YANLIŞ ÇIKINCA

Muhtırayı ilk alkışlayan ise TİP lideri Behice Boran’dı. Sol, daha sonra 9 Mart cuntası olarak adlandırılacak askeri bir ekibin yönetime el koyduğunu düşünüyordu. DİSK de muhtıraya destek verdiğini, solcu liderlerden Mucip Ataklı ise askerin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek “hukuki bir ihtilal” yaptığını açıkladı. Sol Kemalist dernekler ortak bir bildiri yayınlayarak muhtıraya destek verdiklerini ilan etti. Ama solcuların beklentilerinin yanlış olduğu ilerleyen günlerde ortaya çıktı.

Solcuların büyük kısmı 12 Mart’taki muhtırayı, kendi cuntalarının verdiğini sanarak, zafer naraları atmış, soluğu Ziverbey’de alınca gerçekle yüzyüzü gelmişti.

Genelkurmay’ın o dönemki başkanı Memduh Tağmaç ise ordunun siyasete karışmaması gerektiğini savunan bir subaydı. Gürler ve Batur’u yanına çekerek, bir muhtırayla dönemin atlatılmasını sağlamıştı.

Muhsin Batur, anılarında muhtıranın sağ hükümete karşı yapıldığını fakat olayları tırmandıranların muhtıraya destek veren radikal sol örgütler olduğunu ilerleyen günlerde itiraf edecektir.

Muhtıradan sekiz gün önce dört Amerikalı asker THKO adlı örgüt tarafından kaçırılmıştı. Memduh Tağmaç, bu olayın arkasında radikal örgütlerin olduğunu söyleyerek polise bulunmaları için çağrı yapmıştı. Ankara Emniyet Müdürü istihbarat bilgilerine göre kaçıranların Deniz Gezmiş ve ekibi olduğunu söyleyerek örgütün karargahı konumunda kurtarılmış bölge olarak görülen Erdal İnönü’nün rektör olduğu ODTÜ’ne polis baskın düzenledi. Solcu öğrenciler polisle çatışmaya girdi ve bir gün süren çatışmada 3 kişi öldü, 26 kişi yaralandı.

12 Mart'ın en önemli sebebi ülkede Baasçı bir siyaset gütmek için medya ve TSK içinde yapılanan ve daha sonra darbe yapacakları tarihten dolayı '9 Mart Cuntası' olarak adlandırılacak olan cunta yapılanmasıdır.

9 MART DARBE GİRİŞİMİ

27 Mayıs’ın önemli generallerinden Cemal Madanoğlu, 1967’den 1971’e kadar sol bir darbe hazırlığı içerisinde olmuştu. Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk gibi gazete ve yazarlarla yakın ilişkide olan “Madanoğlu Cuntası” 27 mayıs’ın amacından saptığını düşünerek demokrasinin Türkiye gerçekleriyle uyuşmadığı savı ile hareket edip “Milli Demokratik Devrim” arayışına girmişti. Türkiye’yi asker-sivil işbirliğinin yönetmesi gereken grup gazetecilerin ve ordudaki solcu Kemalist subayların desteği ile yeni bir darbe yapmayı planlıyordu.

Darbenin tarihi bile belirlenmiş ve 9 Mart 1971’de yönetime el koymayı planlamışlardı. 9 Mart’ta Yeni bir anayasa kurulacak, MDD ilkeleri yürürlüğe girecekti. Devlet başkanlığına önce Faruk Gürler getirilecek daha sonra yerini Milli Demokratik Devrimcilerin lideri Mihri Belli’ye devredecekti. Başbakanlığa ise Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur getirilecekti. Bütün kuvvet komutanları değiştirilecek bu komutanlar aynı zamanda yeni oluşturulacak Devrim Partisi hükümetinde bakanlık görevlerini üstleneceklerdi.

Darbe girişimi Mahir Kaynak'ın cuntacıların içine sızması, MİT’in de durumu Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’a haber vermesiyle önlendi.

Memduh Tağmaç, 8 Mart’’ta 200 subayın katıldığı olağanüstü bir toplantı düzenledi. Darbe de ismi geçen subaylardan bir kısmı açığa alındı, bir kısmı da emekli edildi. Bu sırada Genelkurmay’ın baskısı sonucu, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ile Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur da darbe girişiminden desteklerini çekti.

MECLİS’TE OKUNDU, CHP'LİLER ALKIŞLADILAR

12 Mart Muhtırası, öğle haberlierinde, TRT haber spikeri tarafından radyoda okundu. Aynı saatlerde, Meclis başkanına da verilen muhtıra Meclis Başkan vekili Fikret Turhangil tarafından meclis genel kurulunda okundu. Muhtıraya ilk tepki senato başkanı Tekin Arıburnu’ndan geldi. Adalet Partisi milletvekilleri, muhtırayı sessiz bir şekilde karşılarken, CHP’liler muhtırayı alkışladılar. Süleyman Demirel, askeri darbeye yol açmamak için hükümetin istifa etmesinden yana tavır sergiledi; bazı bakanlar ise istifanın çözüm olmadığını Cumhurbaşkanının desteğini alarak karşı bir muhtıranın yayınlanmasını istiyorlardı. Demirel, Cumhurbaşkanının da bu muhtırada askerden yana olacağını söyleyerek karşı bir muhtıraya sıcak bakmadığını söyledi. Sonunda Demirel’in isteği oldu ve hükümet sadece Demirel’in imzasını taşıyarak istifa etti.

Hükümetin istifası sonrası Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay partiler üstü bir hükümetin kurulması için Nihat Erim’e görev verdi.

12 Mart muhtırasını gerçekleştirenlerin 1961 darbesini yapanlar gibi düşündükleri sanılıyordu. Fakat askeri yönetim ilk olarak kendisini destekleyen solcuları ezdi. Türkiye İşçi Partisi, DEV-GENÇ kapatıldı ve liderleri tutuklandı.

9 MARTÇILARI YOLDA BIRAKAN İSİM: MUHSİN BATUR

12 Martın şöyle ya da böyle 9 Mart’a karşı yani Cemal Madanoğlu Cuntası`na karşı yapıldığını belirten Batur 9 Mart cuntasının büyütülmüş bir olay olduğunu ifade eder. Ona göre bunların kadroları belliydi ve gizlisi yoktu. O hareketin toplantılarına katılan bazı generallerin gelip Genelkurmay Başkanı`na bilgi verdiğini, ikili oynadıklarınısöyleyen Baturn anılarında şunları anlatıyor: “12 Mart olmaz da 15 Mart olurdu. Bir müdahale kaçınılmazdı. Fakat müdahalenin 27 Mayıs yahut 12 Eylül gibi olmasına hiçbirimiz yanaşmadık. Hakikaten memlekette gerçekleştirilmesi lazım gelen bazı işler varsa işte biz müdahale ediyoruz, size süre tanıyoruz şunu meclis yapsın dedik. Particilikten bir süre sıyrılsınlar, bir müşterek zemin bulsunlar dedik ama olmadı maalesef."

Muhsin Batur bir konuşmasında da, 12 Eylülün 12 Marttan ders aldığını, aralarında en büyük farkın ise 12 Eylül`ün komuta kademesinde birlik ve beraberlik varken 12 Mart`ın komuta kademesinde uyumun olmadığını belirtir.

KAYNAK: DARBE OLSAYDI BAAS REJİMİ GELECEKTİ!

Eski MİT'çi Mahir Kaynak da, bir mülakatında 9 Mart'taki darbecilerin Baas rejimini getireceğini söylemişti. Ordu içindeki cuntacıların 9 Mart'ta yapmayı planladıkları darbeyi deşifre eden eski MİT mensubu Prof. Dr. Mahir Kaynak, girişimin ortaya çıkmasının ardından cuntacıların değil, darbeyi ortaya çıkaranların tasfiye edildiğini söylemişti.

Darbenin deşifre olması ile darbe karşıtları ve cuntacıların gizli bir uzlaşmaya gittiğini anlatan Kaynak’a göre, darbe planının ortaya çıkarılmasını sağlayan MİT Müsteşarı Fuat Doğu ve ona yakın kişiler bu uzlaşma sonrasında tasfiye edildi. Uzlaşma sonrası kurulan hükümet sonrasında MİT'in başına ve önemli görevlere de darbe yanlıları yerleştirildi.

Darbe girişiminin şimdiye kadar hep darbe yapmak isteyenler ve engelleyenler açısından değerlendirildiğini belirten Prof. Dr. Mahir Kaynak şunları anlatmıştı: "ABD Vietnam savaşında ciddi bir yenilgiye uğramıştı. Avrupa bunu da fırsat bilerek kendisini bir güç odağı haline getirmek, Amerika karşısında bağımsız bir güç haline gelmek amacı taşıyordu. Bu amaçla da Türkiye'nin kendi kontrolüne girmesini istedi. Ben 9 Mart'çıları Avrupa ile ittifak yapan bir siyasal güç olarak o zaman değerlendirdim. Aslında İnönü de böyle bir politikadan yanaydı. Yani İnönü'nün dünya görüşü Amerika ile yakınlaşmak değil, Avrupa ile bütünleşmek istemekteydi. Onun için de 9 Mart cuntasını destekledi. Ancak biz bunu deşifre ettik ve başından sonuna kadar takip ettim. Milli İstihbarat Teşkilatı çok başarılı bir operasyonla ilk günden itibaren izledi. Tabi engellendi de darbe.

9 Mart darbe girişiminin engellenmemesi halinde Türkiye'nin rejimi değişecekti. ‘O darbe engellenmeseydi Türkiye'de neler olurdu?' hatta 'bölgede ne olurdu?' sorusunun cevabı çok ilgi çekici olmalıdır. Çünkü 9 Mart'çılar eğer başarılı olsaydı bir defa Türkiye'deki rejim değişecekti. Baas tipi bir rejim gelecekti. Türkiye Anti-Amerikan bir çizgiye oturacaktı. Bu iyi midir? Kötü müdür? bilmiyorum ama bu Türkiye'nin geleceğine yön verecekti. Biz bunu engelledik ve buna ağır bedeller ödettiler. Biz Türkiye'nin kanunlarına riayet ettik. Hiçbir aksaklığımız yoktu. Yaptığımız işlerde bütün kurallarına riayet ettik."

Güncelleme Tarihi: 12 Mart 2014, 13:45
banner53
YORUM EKLE

banner39