banner27

AB - ABD transatlantik ticaret anlaşması

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği, ekonomik güçlenme hedefiyle Transatlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması için adım atmıştı. Müzakerelerdeki gizlilik kararı, görüşmelerin içeriği hakkında somut bilgilere ulaşılmasını zorlaştırsa da başlıkların büyük bir çoğunluğu biliniyor.

AB - ABD transatlantik ticaret anlaşması

13 Şubat 2013 tarihinde ortak bir açıklama yapan ABD Başkanı Barack Obama ve dönemin AB Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso, AB ve ABD arasında çok kapsamlı bir ticaret ve yatırım ortaklığı kurulması için müzakerelere başlama kararı aldıklarını duyurdu.

Transatlantik Ticaret ve Yatırım ortaklığı adıyla başlatılan bu girişim sadece Amerik Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği için değil tüm dünya ticaretini etkilemesi muhtemel bir ortaklık adımıydı.

Tarafları anlaşmaya yönelten ise ekonomilerinin zayıflama eğilimi göstermesi, Çin sanayi ürünlerinin dünya piyasalarına hızlı yayılışı, dünya ekonomik merkezinin Asya kıtasına doğru kayması oldu.

Üç yıldır süren müzakerelerdeki gizlilik kararı, görüşmelerin içeriği hakkında somut bilgilere ulaşılmasını zorlaştırıyor. Ancak üzerinde görüşmelerin sürdüğü başlıkların büyük bir çoğunluğu biliniyor.

Taraflar arasında süren müzakerelerde görüşülen başlıca konular, gümrük duvarlarının kaldırılması, ticari düzenlemeler, hayvan ve bitki sağlığı, gıda güvenliği standartları, hizmet ticareti, üçüncü ülkelere karşı dayanışma, yatırımların serbestliği, standartların yükseltilmesi, kamu ihalelerinde şeffaflık olarak sıralanıyor.

Müzakere edilen konularda anlaşma sağlanmasıyla birlikte iki ekonomi arasındaki dış ticaret ve yatırım olanaklarının artırılması hedefleniyor. Bu yolla hem ekonomik atılım hem de dayanışma yoluyla dünya ticaretinde söz sahibi olunması amaçlanıyor.

ANLAŞMA HEDEFİ NE?

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği, dünya ticaretinde iki dev ekonomik güç. Taraflar, pazarlarını entegre etme adına önemli çalışmalar yürütüyor. Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşması, bu çalışmalarda çok önemli bir adım olarak görülüyor.

Özellikle Ukrayna ve Rusya ile yaşanan krizden sonra anlaşma daha hayati bir anlam taşımaya başladı. Zira Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşması, hem Amerika Birleşik Devletleri'ne Avrupa'da bir enerji pazarı açıyor, hem de Avrupa ekonomisinin yeniden canlanması için bir çözüm yolu oluşturuyor.

Anlaşma ile iki taraf arasında çoğu sektörde hâlihazırda düşük olan gümrük vergilerinin sıfırlanması için çalışılıyor. Ayrıca güvenlik, çevre gibi konularda sektörel düzenlemelerin karşılıklı tanınır hale getirilmesi ve böylece ‘tarife dışı engellerin’ ortadan kaldırılması hedefleniyor.

Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması ile Atlantik'ın her iki cephesinde de yeni iş alanları açılması planlanıyor. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği arasındaki anlaşmayla gümrüklerin kalkması hedefleniyor. 820 bin insanın dâhil olduğu 32 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğün oluşturulmasının hedeflendiği anlaşma, ayrıca hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Avrupa Birliği'nin gayri safi milli hasılalarına yıllık yüzde 0,5 oranında ek katkı yapacak.

Anlaşma, trans-pasifik ortaklık ile birlikte ele alındığında, dünya ticaretinde yeni bir düzenin oluşturulması sürecindeki en büyük yapı taşlarından biri olarak gösteriliyor. Anlaşmanın tam olarak yürürlüğe girmesi halinde Avrupa Birliği ekonomisine 120 milyar, Amerika Birleşik Devletleri ekonomisine 90 milyar, dünyanın geri kalanına ise 100 milyar euro katkıda bulunacağı tahmin ediliyor.

ANLAŞMAYA İLİŞKİN ENDİŞELER

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği arasında imzalanması beklenen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması'na yönelik endişeler sürüyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama, görev süresinin dolacağı kasım ayına kadar anlaşmayı imzalamak istediğini söylemişti.

Ancak yorumlar Obama'nın koltuğu devretmesinin ardından yerine kim gelirse gelsin bu anlaşmanın uzun bir süre imzaya hazır hale gelmeyeceği yönünde. Anlaşmada en tartışılan konularından biri şirketlerin devletlerle eşit statüde sayılması ve şirketlerin devletleri ulusal mahkemeler dışında da dava edebilecek olması.

Anlaşmanın içeriğine ilişkin bir diğer sorun, iki tarafın da farklı standartlara sahip olması. Gıda ve güvenlik konusunun yanı sıra, fikri mülkiyet hakları, ilaç ve finans sektörleri gibi birçok zorlu başlıkta anlaşmazlık yaşanabileceği belirtiliyor.

Bu nedenle imzalansa dahi talep edilen çok sayıda muafiyet sebebiyle bunun yeterince kapsamlı bir anlaşma olmayacağı öne sürülüyor. Öte yandan üçüncü ülkelerde Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması ile ilgili olarak ticaretin başka yönlere kayması ve bu kadar büyük bir anlaşmanın dünyanın güç dengeleri üzerinde olası etkilerine dair endişeler de bulunuyor.

Ülkeler veya ülke blokları ticari bariyerleri kaldırdığında bu ülkelerde refahın artışını destekleyen net ticaret artışları yaşanıyor. Ancak aynı zamanda üçüncü taraflarla ticaretin de bu yöne kaydırıldığı düşünülüyor. Uzmanlar, bu nedenle anlaşmayla birlikte dünya üzerindeki ittifakların değişeceğini ifade ediyor.

SIZAN BELGELER

Çevre Örgütü Greenpeace, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yürütülen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Görüşmeleri hakkındaki 248 belgeyi basına sızdırdı. Belgeler, müzakereleri sürdüren avrupalı ve amerikalı diplomatların çalışmalarını içeriyor.

Kamuya kapalı bir şekilde devam eden görüşmelere ilişkin belgeler, genetiğiyle oynanmış GDO’lu gıdalardan, çevrenin korunmasına ve kamu sağlığına kadar pek çok konuya ilişkin düzenlemenin, Amerikan şirketlerinin lehine değiştirilmek istendiğini gösterdi.

Sızan belgeler Amerikan yönetiminin Avrupalı ortaklarına çevre ve sağlık yasalarını esnetmesi için baskı yaptığını ortaya çıkardı. Ayrıca basına sızdırılan belgelere göre Avrupa'nın Amerika Birleşik Devletleri'nden daha fazla tarım ürünü almaması durumunda, Avrupa’da imal edilen otomobillerin ülkeye ihracında kolaylık sağlamayacak.

Mühendislik ve kozmetik sektörlerindeki düzenlemeler ile tüketici haklarının korunmasına dair görüşmelerde de derin anlaşmazlıkların olduğunu gösteren belgelerde bir başka dikkat çeken husus, Avrupa Komisyonu’nun görüşmelerin içeriğini Avrupa Parlamentosu'ndan gizlemesi.

Avrupa Parlamentosu'na karşı sorumlu konumda olan komisyonun görüşmelere ilişkin parlamentoya sunduğu raporda sızan belgelerde yer alan çoğu bilgiye yer vermediği belirtiliyor. Belgeler Amerikan şirketlerinin, çok sayıda teknik çalışma grubu ve komite aracılığıyla Avrupa Birliği'nin yasama sürecini etki altına almaya çalıştığını gösteriyor.

Konu hakkında açıklamalarda bulunan Greenpeace Avrupa Direktörü Jorge Riss Avrupa Birliği'nin yapacağı bir düzenlemeyi parlamentodan geçirmeden önce Amerikan şirketlerine danışmak zorunda kalacağını öne sürdü.

SIZAN BELGELERE TEPKİ

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği arasında imzalanması hedeflenen Transatlantik Yatırım ve Ticaret Ortaklığı müzakerelerinin içeriğine dair sızan belgeler tepkiye neden oluyor. Tepkilerin merkezinde Washington yönetiminin hiçbir konuda taviz vermeyen tavrı ve Avrupa Birliği'ne kendi taleplerini dayatması var.

Tepkilere yönelik açıklamada bulunan Almanya Tarım Bakanı Christian Schmidt, Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa'nın taleplerine yönelik hiçbır ciddi adım atmadığını söyledi. Almanya’nın otomotiv sanayisinin bu anlaşmadan olumsuz etkilenmesine izin vermeyeceklerini belirten Alman bakan, “Eğer Amerikalılar otomotiv sektöründe bizden bir taviz alabileceklerini düşünüyorlarsa yanılıyorlar” ifadelerini kullandı.

Alman bakan, "Otomotiv sektöründe ABD’nin vereceği tavizler karşılığında bizden de üst düzey gıda güvenliğimiz konusunda taviz talep etmeleri kabul edilemez. Gıda güvenliği standartlarımızdan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Benzer tepkiler başka Avrupa ülkelerinden de geldi. Fransa, kültür-sanat politikalarını ABD’nin ve Holywood’un hegemonyasına teslim etmemek için kültür-sanat başlığını anlaşma metinlerinden çıkardı. Bununla da yetinilmedi. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande "Anlaşmanın bu haline kesinlikle hayır diyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Tepkiler sokağa da taştı. Avrupa Sol Partisi başta olmak üzere çok sayıda siyasi parti, sendika ve toplumsal örgüt, aylardır anlaşmaya karşı kitlesel eylemler düzenliyor. Son olarak haftasonu İtalya’da on binlerce gösterici, anlaşmaya karşı Roma’daki San Giovanni Meydanı’nda toplanarak “NATO ve Transatlantik Yatırım ve Ticaret Ortaklığına hayır” sloganları attı.

İtalya’nın en büyük sendikalarından Genel Sendikalar Konfederasyonu tarafından örgütlenen eyleme diğer demokratik kitle örgütleri de destek verdi. Daha önce de Avrupa’daki onlarca örgütün biraraya gelerek oluşturduğu "Anlaşmayı durdurun" kampanyası kapsamında toplanan 3 milyon yüz bin imza Avrupa Birliği'ne teslim edilmişti.

ASYA ÜLKELERİ ENDİŞELİ

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği arasında müzakerelerin devam ettiği Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması, gelişmekte olan ekonomileri de yakından ilgilendiriyor. Zira bu girişim bugüne dek serbest ticaret alanı oluşturulması konusunda atılmış en büyük adım olarak değerlendiriliyor. Bu anlaşma, dünya ticaretinin üçte birini kapsıyor.
Uzmanlar planlanan ortaklığın sağlanması halinde taraflar arasında oluşturulacak serbest ticaret bölgesinin küresel kuralları belirleyebilecek bir güç meydana getireceğini düşünüyor. Bu durum taraflar dışındaki üçüncü ülkelerin anlaşma sonucunda oluşacak etkileri sorgulamasına neden oluyor.
Zira Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın ileri teknoloji ürünleri, yüksek kalitede üretim ve güvenlik alanlarındaki yüksek standartları, özellikle Çin mallarının bu standartlara ulaşamaması durumunda Pekin'in taraflarla olan dış ticaretini zarara uğratacak. Pekin yönetimi, bu kaygıyla anlaşmanın Doha ve Dünya Ticaret Örgütünün çerçevesine aykırı olmaması gerektiğini savunuyor.

Ayrıca Çin'in yanı sıra Hindistan gibi bir diğer büyük ekonominin de anlaşma dışında kalması Asya ülkelerinin Amerikan pazarındaki paylarını Avrupalı rakiplerine kaptırma ihtimalini gündeme getiriyor. Bu durum Asya'daki kamplaşmanın da hızlanabileceği yorumlarının yapılmasına neden oluyor.

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa'yı yakından ilgilendiren en önemli yakınlaşma ise Çin ile Rusya arasında yaşanıyor. Özellikle Pekin ile Moskova arasındaki üst düzey ziyaretlerin sıklaşması ve bu ziyaretler sırasında imzalanan dev enerji anlaşmaları Batı'yı endişelendiriyor.

Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Zirvesi'nde Rusya'nın Çin'e 30 yıl içinde 30 milyar metreküp doğalgaz ihraç etmesini öngören bir anlaşma imzalanmıştı. Bu, Rusya ile Çin arasında yakın zamanda imzalanan ikinci büyük anlaşma oldu. Daha önce imzalanan anlaşma, Çin Halk Cumhuriyeti'nin 2018'den itibaren Rusya'dan 30 yıl boyunca her yıl 38 milyar metreküp doğalgaz satın almasını öngörüyordu.

İki ülke arasında "Sibirya'nın gücü" adlı boru hattının inşaatı 2007 yılında tamamlanmıştı. Ancak ittifak bu kadarla sınırlı değil. Çin halen Rusya'nın en büyük ticari ortağı. Pekin ile Moskova arasındaki ticaret hacmi geçen yıl 90 milyar dolara ulaşmıştı. İki ülkenin hedefi, bu rakamı 10 yıl içinde 200 milyar dolara çıkartmak.

TÜRKİYE EKONOMİSİNİ DE ETKİLEYECEK

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği arasında görüşmeleri süren Transatlantik Yatırım Ortaklığı Anlaşması'na Türkiye de dâhil olmak istiyor. Mart ayı sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, işadamlarına hitap ettiği bir toplantıda, hem Türkiye'ye yatırım çağrısı yapmış hem de anlaşmaya ilişkin görüşlerini paylaşmıştı.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında var olan Gümrük Birliği nedeniyle bu anlaşmanın, Türkiye ekonomisi üzerinde ciddi sonuçlar yaratacağını belirten Erdoğan, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle Amerika Birleşik Devleti menşeli ürünlerin, Avrupa Birliği piyasası üzerinden Türkiye'ye girebileceğine dikkati çekti.

Buna karşılık Türk menşeli ürünlerin aynı ayrıcalıktan yararlanamayacağını belirtti. Erdoğan "Ülkemizin böyle bir haksızlığa uğramasını önlemek için Avrupa Birliği ile paralel şekilde ABD ile bir serbest ticaret anlaşması akdetmek veya bu anlaşmaya katılmak arzusundayız" dedi.

Türkiye - Avrupa Birliği ilişkilerinin önemli ayaklarından biri de gümrük birliği. Ancak Türkiye, Gümrük birliği sürecinin AB lehine tek taraflı işliyor olmasından rahatsız. Türkiye, Avrupa Birliği'nin Gümrük Birliği içinde yer alan, Andora, Monaco ve San Marino'nun dışında, birlik üyesi olmayan tek ülke.

1995 yılı sonunda yürürlüğe giren Gümrük Birliği ile taraflar arasındaki ticarette mevcut gümrük vergileri kaldırılmış durumda. AB ile Serbest Ticaret Anlaşması imzalayan ülkelerin malları gümrük birliği sayesinde Türkiye'ye gümrüksüz bir şekilde girebilirken bunun tersi geçerli olmuyor.

Avrupa Birliği ile ABD arasında 2013'te başlayan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı müzakereleri Ankara tarafından da yakından izleniyor. Ankara, öngörülen anlaşma ile ABD ürünlerinin tek taraflı olarak gümrüksüz bir şekilde Türkiye pazarına girişini engellemek için, Gümrük Birliği'nin revize edilmesini istiyor.

Türkiye, AB'den gümrük birliği anlaşması konusunda eksikliklerin giderilmesiyle ilgili çeşitli talepleri sık sık dile getiriyor. Bunlar; Türkiye'nin karar alma mekanizmalarında mutlaka yer alması, AB'nin üçüncü ülkelerle imzalayacağı serbest ticaret anlaşmalarına Türkiye'nin otomatik olarak taraf olması, Türkiye'nin gümrük birliği kapsamındaki ürünlerinin AB içinde serbest dolaşımının önündeki engellerin ve kotaların kaldırılması ve AB ile Gümrük Birliği kapsamında 1996 yılında kapsam dışında bırakılan hizmetler, kamu alımları ve tarımın görüşmelere dâhil edilmesi.

Brookings Enstitüsü ve Tüsiad’ın hazırladığı bır rapora göre, Türkiye’nin AB- ABD Transatlantik yatırım ortaklığı anlaşması dışında kalmasının ülkeye maliyeti yaklaşık 20 milyar dolar. Bunun en büyük sebebi ise Gümrük Birliği anlaşması.

Kaynak: Kuzey Haber Ajansı

Güncelleme Tarihi: 17 Mayıs 2016, 18:04
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25