ABD - Rusya ilişkilerinde tansiyon nasıl düşer?

Medvedev döneminde kitle iltişim araçlarının da etkisiyle olumlu yönde gelişme kaydeden ABD algısı, aradan geçen süre içinde büyük düşüş gösterdi. Yarı resmi araştırma şirketlerine göre Rus halkı yüzde 80'lere varan oranda ABD'yi düşman olarak görüyor

ABD - Rusya ilişkilerinde tansiyon nasıl düşer?

İbrahim Şenol / Moskova

Çok değil, henüz dört yıl önce "reset" parolasıyla ikili ilişkilerde temiz bir sayfa açma iradesi gösteren ABD ile Rusya, kısa süre içinde soğuk savaş yıllarına geri döndü. 11 Eylül saldırılarından sonra Kremlin tarafından seslendirilen işbirliği çağrısı o sıralarda henüz bir kapalı kutu olan Devlet Başkanı Putin'in Washington'a bakışıyla ilgili büyük umutlar doğurmuştu. Ardından gelen Irak işgaline karşı çıkan Moskova yönetimi, hem o zaman dünya siyasetindeki ağırlığının istenen düzeye gelememiş olmasından, hem de içerideki sorunlarıyla uğraştığından gündemi kilitleyebilecek bir itiraz göstermedi.

Irak'tan sonra Afganistan'a dönük ABD operasyonu ikili ilişkilerde yeni bir boyutu beraberinde getirdi. içeride muhaliflerin tepkisini çekme bahasına ABD ordusuna transit geçiş izni veren Putin, Sovyet-Afgan savaşındaki tecrübelerinin ışığında, operasyonun şansını düşük olarak gördüklerini de her fırsatta tekrarladı. Aradan geçen süre içinde Yugoslavya meselesi haricinde büyük bir sorun yaşamayan taraflar, Gürcistan savaşıyla bir kez daha eski günlere döndü. Tiflis yönetimini Moskova'ya karşı kışkırtanın ABD olduğu tezini işleyen Rus diplomatlar, Saakaşvili'nin de Amerikan ajanı olduğu iddiasında ısrar ettiler. ABD ise işgale büyük tepki gösterdi ve Kafkaslar'daki fiili durumu asla tanımayacağını açıkladı. fakat Irak ve afganistan işgaline gölge etmeyen Rusya'nın Abhazya ve Osetya hamlesini çok büyütmedi. Rusya'nın G8'den atılması gündeme bile gelmedi, ticari ilişkilerde de büyük bir kısıtlamaya gidilmedi.

Göreve başladığı günlerde patlak veren Gürcistan savaşıyla gerilen ilişkileri düzeltmek yeni başkan Medvedev'e düştü. Hemen her fırsatta Putin'e sadakatini vurgulayan bu genç liderin teknolojiye olan düşkünlüğü, Batı kültürüne olan yakınlığı ve insan hakları konusunda abartılan duyarlılığı, ABD-Rusya ilişkilerine avantajlı bir zemin sundu. ABD'de de göreve gelen Obama'nın Rusya ziyareti, moskova devlet üniversitesinde Rusların milli gururunu okşayan konuşması ve sorunların çözümünde ortak kararlılık mesajı iki ülke arasındaki ilişkilerin rayına oturmaya başladığı şeklinde yorumlandı.

Fakat çok geçmeden Arap Baharı başladı. Tunus ve Mısır'daki olayları izlemekle yetinen Kremlin ilk ciddi ters hamlesini Libya sürecinde yaptı. BMGK'da Kaddafi'ye dönük operasyona çekimser kalan Rus itirazı, NATO koalisyonuyla by-pass edildi. Rejim devrildi, oysa sonrasında yaşanlar Rus Dışişleri'nin uyarılarını haklı çıkardı. Hemen ardından Suriye'de başlayan gösteriler ve iç savaş sürecine girilmesi ABD-Rusya ilişkileri açısından yeni bir dönüm noktası oldu. Zira bu krize kadar hemen her uyuşmazlıkta, Rusya ısrarcı bir tavır almamıştı. İç savaş süresince Şam yönetimine hem askeri, hem siyasi, hem de ekonomik destek vererek rejimin devamını sağladı. Yoğun diplomasiyle kimyasal silahlara dönük operasyonu engelledi. Ama ABD ile ilişkiler de tamiri zor yaralar aldı. Taraflar birbirlerini teröre destek olmakla, yalancılıkla suçladı.

Onlarca yıl aradan sonra Ortadoğu'da kendini tekrar göstermeye başlayan Kremlin, Filistin-İsrail barış sürecinde, ABD ile ters düşmedi. Washington da, Irak'la Rusya arasında enerjiye dönük ya da askeri işbirliğini baskı altına almadı. Ama Putin'in büyük umutlar beslediği Avrasya Birliği'ne fazla mesai harcamaya başlaması, Amerika'daki Sovyet alerjisini yeniden gözle görülür hale getirdi. ABD dışişleri bakanı Hillary Clinton'un bu yeni mekanizmayı ağır şekilde eleştirmesi ve ardında Sovyetleri yeniden kurma hayallerinin yattığını belirtmesi, taraflar arasındaki çelişkinin kısa dönemde kapanmayacağına işaret ediyordu.

Merkezi, başkent Moskova'da bulunan uluslararası düşünce kuruluşu Carnegie'nin genel müdürü prof  Dimitri Trenin'e göre Rusya'nın, SSCB'yi canlandırmak istediği yönündeki kaygılar yersiz:

"Aslında ABD dışişleri bakanlığı, Rusya'nın sovyetler birliği'ne tekrar dönüş hayalleri içinde olduğuyla ilgili tartışmaların kendisini bağlamadığını açıkladı. Bakın bu kaygının gerçeklerle ilgisi yok. 20 yıldır ilk kez, bu ülkeler biraraya gelip ekonomik bir güç oluşturmak, iyi bir güvenlik bloğuna hayat vermek istiyor. Ve benim gördüğüm tüm tarafların bu sürece gönüllü olarak katıldığı.. Rusya, ortaklarının muhalefetine rağmen bir faaliyet içinde değil ki.. Bu yeni birlikte diğer üyelere uymayan bir yön varsa, ortak kararla bu düzeltiliyor, ya da o ülkenin şartlarına uyarlanıyor. asla bir zorlama yok. Örneğin Ukrayna.. Batı, kamuoyu Rusya'nın Kiev yönetimine baskı yaptığığını düşünüyor. oysa Kremlin sadece zor bir seçim şansı sunuyor : eğer bizimle olmak istiyorsan koşullarım bu"

Moskova yönetiminin koşullarını beğenmeyen Ukrayna, yüzünü batıya dönerek tercihini ortaya koydu. Fakat bu tercihi hayata geçirmesi kolay olmadı. Kırım'ın ilhakıyla başlayarak Donbass bölgesindeki de facto yönetimlerin ilanına kadar uzanan birçok aşamada Kremlin'in sert hamleleriyle karşılaştı. Uluslararası hukukun defalarca ihlal edildiği bu çatışmalı dönem, Washington'u Rusya ile tarihin en gerilimli ilişkilerinden birine sürükledi. Karşılıklı yaptırım hamleleri ve tehditlerle geride bırakılan bir yıl içinde, hem Obama hem de Putin iç kamoyunda oluşan rüzgarın da etkisiyle tansiyonu yükseltti. Rus liderin ABD'yi hedef alan " tek kutuplu dünya sistemi sona erdi" ifadesine Obama, BM genel kurulunda cevap verdi. Dünyayı tehdit edenler listesinde ebola virüsü ile beraber Rusya'yı da sayan ABD liderine Putin'den nükleer uyarısı geldi. Rusya'nın sahip olduğu nükleer silah gücünü hatırlatan Rus lider, bu ölçekteki devletler arasında meydana gelen bir alaşmazlığın strateji düzeyde etkileri olacağını hatırlattı.

Medvedev döneminde kitle iltişim araçlarının da etkisiyle olumlu yönde gelişme kaydeden ABD algısı, aradan geçen süre içinde büyük düşüş gösterdi. Yarı resmi araştırma şirketlerine göre Rus halkı yüzde 80'lere varan oranda ABD'yi düşman olarak görüyor. Ukrayna krizinin arkasında ABD'nin olduğu düşüncesi üst düzey ve sıradan Rus’u aynı çizgide buluşturuyor; Amerikan karşıtlığı..

Duma dış ilişkiler komitesi başkanı Aleksey Puşkov: “Rusya'da iki farklı ekol vardır. Bunlardan ilki Avrupa'nın ABD'den bağımsız hareket edebileceğini düşünür. Diğeri ise Avrupa'nın ABD'nin sözünden çıkmayacağını savunur. Bu krizle birlikte gördük ki, Avrupa tamamen ABD'ye bağımlı. Angela Merkel bile telefonlarını dinleyen ABD yönetimine ses çıkaramadı. Alman vatandaşlarının sokaklara dökülerek Washington'u protesto ettiği bir ortamda Merkel hiç bir şey yapmadı. Ama bizim yine de umudumuz var. ABD'nin baskısına rağmen avrupa devletleriyle iyi ilişkiler içinde olacağız. Çünkü o ülkelerde sağdan sosyal demokratlara, yeşillerden sola kadar birçok grup haklılığımızı görüyor.

Ulusal Birlik Günü'nü tarihi Arbat sokağında geçiren rus vatandaşlarından biri ise şöyle konuşuyor: "ABD bu dünyanın jandarması olmak istiyor. Irak, Suriye, Afganistan, Libya... Birçok yere saldırıyor, kendisine saldırılmadan başkasına savaş açıyor. Ve her ayak bastığı yeri eskisinden daha kötü bir hale getiriyor. Bu saydığım ülkelerin hepsinde radikal gruplar dehşet saçıyor"

Ülkede güçlenen milliyetçi eğilimler hedef koydukları ABD yönetimiyle dostluk kurulabileceği ihtimalini yok sayıyor. Fakat bir de yeni nesil var. SSCB dönemini görmemiş, Batı kültürüne açık büyümüş ve küresel eğilimlere sahip bu yeni nesil iki ülke ilişkilerinin nasıl seyredeceği noktasında belirleyici olacak.

 

Güncelleme Tarihi: 09 Aralık 2014, 12:10
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner10

banner12