banner39

Adnan Menderes'in el yazısı ile Yassıada savunmaları-1

Yakın tarihimizin unutulmaz trajik hadiselerinden olan ve Türk milletinin hafızasında silinmez travmatik izler bırakan 27 Mayıs 1960 darbesi neticesinde Başbakan Adnan Menderes ve bakanları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idamla öldürüldüler. İşte bu elîm hadisede çeşitli zulümlere uğrayan Demokrat Parti Lideri ve Başbakan Adnan Menderes, türlü baskılar ve zulüm altında kendi savunmasını, kendisi yapmıştır. Bugünden itibaren Adnan Menderes'in yargılanma sürecinde bizâtihi yapmış olduğu savunmaya dair, "Yassıada Savunmaları" olarak tarihe şerh düştüğü belgeleri istifadelerinize sunuyoruz.

Genel 06.12.2022, 09:07 09.12.2022, 16:16
Adnan Menderes'in el yazısı ile Yassıada savunmaları-1

02.08.1961

Çok muhterem Başkan,

Çok muhterem hâkimler,

müdafiler, müşterek ve münferit müdafaalarda davanın hukuki cephesini büyük bir vukufla ve bütün teferruatıyla sizlere arz ve izah etmiş bulunuyorlar. Müdafiler de ayrıca müdafaalarda bulundular. Bütün bu müdafilere hayatım boyunca daima minnettar olacağım ve bu müdafaaların hepsine iştirak ediyorum. İdam talebiyle huzurunuzda bulunduğum hâlde 26.07.1961 günü müdafaamı serbestçe ve sözlü olarak yapma imkânı bulamamış olmama daima üzüleceğim.

27.07.1961 günü müdafaa hususunda yapılan davete, bir gün önceki vaziyete yeniden düşmemek mülahazası ile icabet edemedim. Müdafaamı yazılı olarak vermeyi tercih eyledim. Hakkında hem de 2. defa ölüm cezası talep edilen bir siyaset adamının, adalet huzurunda her türlü müdahaleden uzak, müdafaasını serbestçe yapabilecek bir morale sahip olarak bulunması gerekeceğini, takdir buyuracağınızdan eminim.

Sayfa 2

Muhterem Başkan;

Bir iktidar, devlet reisi, hükümet reisi, vekilleri, meclis reis, reis vekilleri, mebusları ile topyekûn suçlandırılarak huzurlarınıza getirilmiştir. Sadece Türkiye değil, dünya tarihinde bu ölçüde bir dava ilk defa uryan etmektedir. Gelecekte hukuk anlayışı gerilemeyeceğine göre bundan sonra da böyle bir davanın cereyan etmeyeceğini düşünebiliriz. İçinde bulunduğum bu kalabalık heyet “Anayasa’yı tebdil, tagyir ve ilga etmemekle, dikta rejimine gidişle” suçlandırılmaktadır. İsnat ve ithamın izahı ne şekilde yapılırsa yapılsın bu davada vicdanî kanaatler, inanışlar sulandırılmaya çalışılmakta, ceza olarak da ölüm talep edilmektedir. Çok eski çağlarda vicdani kanaatlerin, inanışların suç sayılmasından dolayı insanların ateşlerde yakılarak cezalandırıldıklarının birçok misâli vardır fakat zamanımızda artık bu misâllere rastlamak şöyle dursun; bu vakalar insanlık tarihinin pek de yakın olmayan devirlerinde görülen hadiseler olarak kalmış bulunmaktadır. Bu davada kastımız tespit olunmuş değil, bize maksatlar atfolunmaktadır:

Sayfa 3

“Cumhuriyet Halk Partisi mallarının hazine iadesi kanunu tasvip etmekten maksadınız muhalefeti yok etmektir. “Kırşehir Kanunu” kabulden maksadınız muhalefete rey verenleri te’ziyedir. “Emekli Sandığı” Kanunu’nun 39 maddesini ta’dilden maksadınız hâkim teminatını ortadan kaldırmaktır, esas maksadınız da anayasayı ilga ve diktaya gidiştir gidişe yardımcı oldunuz” diyerek sadece irade ve kastımızın değil hayallerimizin ve rüyalarımızın bile dışında bir cürümle beni itham etmek ve ölüm cezasına çarptırılmamı istemek, hukuki değil en hafif tabiriyle bâtınî bir izahtır. Hukuki değil, siyasi bir ithamdır, cezaî değil olsa olsa siyasi bir mesuliyetten dolayı huzurunuzda bulunuyoruz. Bir yıldan beri devam eden bir davalar serisinden sonra tarih huzuruna bu şekilde çıkılmam uygun bulundu.

Mamafih kararnamede ve iddianamede yeni yeni vergi kanunları çıkartmak, vergi nispetlerini artırmak, “Vergi Usul Kanunu’nda tadilat yaparak cezaları ağırlaştırmak suretiyle muhalefete mensup vergi mükellefleri üzerinde baskı yapmak istediniz, bu suretle muhalefete mensup vergi mükellefleri yok etmeye teşebbüs ettiniz.” Bu dahi “diktaya gidiş sayılır” denmemiş olmasından dolayı da müteşekkirim.

Sayfa 4

Diktaya gidiş meselesine ve isnadında delil olarak gösterilen; Cumhuriyet Halk Partisi mallarının hazineye iadesi kanununu teklif eden meclis kürsüsünde müdafaasını yapan bazı mebuslar, bugün bu davanın müsebbiplerinden olan Cumhuriyet Halk Partisi safında bulunduğu için suçlular arasında görünmüyor. 1950'den, 28 Nisan 1960 tarihine kadar 10 yıl mebusluk yapan ve 27 Mayıs'tan bir ay önce istifa edenler de suçlular arasında değil. O hâlde itham edilmemizin, suçlu görülmemizin hakiki sebebini diktaya gidişe delil diye gösterilen bazı kanunları kabul etmek değil, 27 Mayıs 1960 günü Demokrat Parti iktidarının kadrosu veya hükümeti içinde bulunmuş olmamız, teşkil ediyor. Gezi cemiyetlerindeki kabile mücadelelerinde galip gelen tarafın mağlup kabilenin efradını topyekün cezalandırması ve bir kabile intikamı alınması gibi iki partide mücadelesi sonunda 27 Mayıs günü iktidar ve hükümet içinde bulunmamızdan dolayı toptan tebyizemiz talep edilmiş bulunuyor. Kararname ve sayın iddia makamı: “Mademki 27 Mayıs 1960 tarihinde Büyük Millet Meclisi'nde iktidar mebusu olarak bulunuyordunuz ve hükümetin içinde idiniz, kastınız ve zihniyetiniz ne olursa olsun suçlusunuz ve cezanızı ölüm cezasıdır” diyor.

Sayfa 5

107 kişilik bir kafilenin vatana ihanet, diktaya gidiş suçu ile ölüm cezasına çarptırılmasını, 295 mebusun da “fer’i şerik” sıfatıyla 5 yıldan başlayan hapis cezasına çarptırılmasının istemiş olmanın başka türlü izahı mümkün değildir.

1950 ile 1960 arasında Anayasa’nın tebdil takdir ve ilga edildiğini iddia etmek, diktaya gidildiğini ileri sürmek kavl-i mücerredde bir iddaa olmaktan ileri geçemez. Bazı kanunlar diktaya gidişin mesnedi olarak gösteriliyor. Anayasa’nın kabulü tarihi olan 1924'ten 1950'ye kadar çıkarılan kanunlarla anayasanın fevkalâde zedelendiği çeyrek asırlık bir devir tarihe…

Devam edecek…

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?