banner27

Bahattin Yıldız'ın notları-IV

Afganistan'da elim bir uçak kazasında kaybettiğimiz Yıldız'ın yayınlanmamış notlarının Keşmir bölümü devam ediyor.

Bahattin Yıldız'ın notları-IV

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Önemli bölgelere insani hizmete ömrünü adamış sitemiz yazarlarından ve İHH gönüllüsü olan merhum Bahattin Yıldız'ın yayınlanmamış notlarını Keşmir ile devam ettiriyoruz.

Keşmir – 26 Kasım 2005

Kızlar: ‘Ağabey teşekkür ederiz. Bir de yarın bahsettiğiniz Dava hastahanesine gidelim’.

‘Tamam’.

Sabah namazında hava daha soğuktu. Namazı kılıp yataktaki sıcaklığımızın içine yeniden gömüldük. Bu arada tencereye suyu doldurup, kısık ocağın üzerine koydum.Biz kalktığımızda çay suyumuz hazır olurdu.

Çaya oturma vaktini güneş dağın üzerinden çıkıp vurduğu an olarak belirlemiştik. Çünkü güneş vurduğu anda sıcaklığı hissediliyordu.

Davut ve Naim’i de çağırdık. Hastahane betonunun üzerinde neşeyle çaya başladık. Günlük iş bölümünü yaptık. Mecir’in fazla çadırı söküp klinikle, bekleme çadırının arasını açacaktık. Tuvalet kapıları ve çatısı hızlandırılacaktı. Okul çadırlarının altına tahta anlaşması yapılacaktı. Bir taraftan meydanın taş döşenmesi başlanacaktı.

Mecir Sayp, okulun altına tahta yapılmasına boşuna masraf yapıyorsunuz diye karşı çıkıyor. Zorla ikna ettik. Onu kırmak istemiyoruz. Çünkü kamp amiri olmanın dışında işini bilen, buranın adamı olduğu için, onun alanına giren her işte usulen de olsa onu ikna ediyorduk.

Dr. Alparslan’ı da alarak Gori seferine çıktık. Yarın ayrılacaktı. Gori’ye uzanan yol on kilometrenin biraz üzerindeydi. Yukarı Gori’ye çıkan yol 15 km’yi buluyordu. Yolun birinci kısmında hala yer yer kaymalar devam ediyordu. Yol nehrin elli metre yukarısından geçiyordu. Yukarı Gori’ye dört turlu bir tırmanışla çıkılıyordu. Ve tümüyle yıkılan köyle beraber, İHH’nın yardım dağıtım merkezi, buna bir de Mutayyibul Islam Foundation’ın çadırları eklenince şehre en yakın ve sadece yardım getiren insanlar için iyi bir özet veriyordu.

Muzafferabad’a üç saat sonra döndük. İslamabad’dan .... (notlarda ismi zikredilmiyor) hanım da gelmişti. Gençlerle sabaha kadar oturup tartışıp konuşmuşlar. Sabaha doğru da başlamışlar marş söylemeye. Akşam saat 04:30’da doktor kızlardan Ayşe:

∙ Ağabey müsaitseniz, bahsettiğiniz Dava hastahanesine gidelim.
∙ Bugün geç oldu, isterseniz yarın gidelim.
∙ Geç de olsa bugün gidelim.
∙ Tamam

İki doktor hanım arkaya bindi. Davut’la ikimiz öne sıkıştık. Tarık Mesut’u sordum, yoktu. Dr. Bilal’i sordum, o da gelmemiş. Kim var derken, ameliyathane sorumlusu Rıdvan’a rastladım. Sarıldık. Davut hanımları tanıttı. Ameliyathane, film bölümü, özellikle kadınlar bölümü, ağır yaralı kadınlar bölümü. Erkekler için demir aksamı kurulmuş, etrafına çadır çevrilmeye başlanmış. Akşam namazı için dışarıdaki mescide çıktım.

İçeride iki kişi oturuyordu. Namaz için durduğumda arkamdan bir ses geldi. Geri baktım, genç bir şey söylüyordu. El hareketi de yapınca, ‘Paçalarını yukarı çek’ dediğini anladım. Pantolonumun paçalarını yukarı kıvırdım. Rahatım kaçmıştı. ‘Ehl-i hadisçi’lerin mescidinde daha neyi eksik göreceklerdi.

Namazı kılıp çıktım. Kızların da ziyareti bitmişti. Ortalık iyice kararmıştı.
∙ Erken olsaydı, ileride çokça depremzede çadırı var. Oraları dolaşırdık. İnşaallah sonra ziyaret ederiz.

∙ Burayı gördüğümüz iyi oldu, teşekkür ederiz ağabey.

Kampa geldiğimizde bir telaş vardı. Dr. Alparslan:
Ağabey az daha sizi göremeden gidecektik.

Nasıl gidecektiniz, hayırdır?

Nalan hanım şimdi geri dönüyormuş, biz de onunla gidelim diyoruz. Yarın bir daha araç problemimiz olmaz.

Dr. Halil’e:

∙ Hani sabah son kahvaltımızı yapacaktık. Ne oldu, nereden çıktı hemen gitmek?

Dr. Halil:
∙ Yapma be ağabey.
∙ Neyse hayırlısı olsun.
∙ Biz bazı eşyalar bıraktık. Dr. Adnan’ın montu da var. Onları uygun birilerine verirsiniz.

Ve doktorları da yolcu etmiştik. Ortalık biraz daha tenhalaşmıştı. Şöyle ortada durduk. Yaşar ‘Haydi Kızılay’ı ziyarete gidelim’. Kamyonete doluştuk, yola çıktık. CNN’den 32. Gün, programı çekimi yapıyormuş. Yazarlar Birliği’nin geldiğini söylediler. Kanal 7’den gelen varmış. Hasan’ı aradım. Yazarlar Sendikası’ndan gelmişler. İslamabad’a dönmüşler. Büyük şehrin ekmek ustası Cengiz de buradaydı. Onların salonunda çay içtik. Yirmi gün sonra TV gördük. Sonra doktorların yanına çıktık. Kızılay’ın elemanlarından biri Davut’a transfer teklifi yapıyordu, köylerine de yardım yapacaklarını vaad ediyordu. İnsanın midesi bulanıyor. Ziyarete geliyorsun, yanındaki adama transfer teklifi. Ziyarete gelenler de Naim’le Davut’u kenara çekiyordu. En kötüsü de Almanya’dan gelenlerin benim yanımda öğrenci Hamza’ya ‘Bundan sonra bizim oraya gelmelisin. Unutma ki senin Pakistan vizeni bizim arkadaşımız aldı.’ demeleriydi.

O sırada Naim geldi.

∙ Bahauddin ağabey size misafir geldi.

∙ Kim?

∙ Davet’ten Dr. Bilal.

Hep beraber izin isteyip çıktık. Dr. Bilal, Rıdvan ve başka bir doktorla beraber önce bizim kampa uğrayıp, sonra buraya gelmişlerdi. Ben onların aracına, Rıdvan bizim araca geçti. Celobandi’ye doğru yola çıktık.

Resepsiyon çadırına oturduk. Bilal, ‘Akşam geldiğimde uğradığınızı duyunca hemen iade-i ziyarete geldim. Bu doktor bey Pakistan asıllı. Fakat İngiltere’de yaşıyor.’ Elinde bir de inşaat projesi vardı. ‘Siz hastahane yapacakmışsınız. Bizim projemiz var. İsteriz ki, bunu beraber yapalım, hem güçlerimiz birleşir, hem de yatırım büyür.’ Yaşar, ‘Bu daha güzel olur. Bunu hem İslamabad’la hem de İstanbul’la görüşelim.’ dedi. Bu arada İHH’nın faaliyetlerinden de bahsetti. Yetim çalışmasını anlatınca Londra’lı doktorun ilgisini çekti.

∙ Ben yıllık 50 yetimin bakımını üstlenirim. Yetimhaneyi ziyaret etmek isterim, mümkün mü?

∙ Tabii. İslamabad’a gidince arkadaşları ararsınız, sizi gezdirip bilgi verirler. Bilal bey, ameliyathane için ihtiyacınız varsa size bir jeneratör hediye edelim.

∙ İhtiyaç yok.

∙ Yine de bilginiz olsun.

Uzun bir oturma oldu. Sonra yolcu ettik.

İLGİLİ YAZI: Bahattin Yıldız'ın notları-III / VİDEO

 




 

Güncelleme Tarihi: 20 Ağustos 2010, 18:02
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25