Dünya Çevre Günü'nde 'hareket geç' çağrısı

Yarın kutlanacak dünya Çevre günü dolayısıyla açıklama yayınlayan TEMA mevcut ilkim sorunları ile ilgili bildiri yayınlayarak harekete geçme çağrısı yaptı

Dünya Çevre Günü'nde 'hareket geç' çağrısı

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Birleşmiş Milletler (BM) kararıyla, her yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günü olarak kutlanıyor. TEMA Vakfı, Dünya Çevre Günü’nde, “Parçası olduğun doğa için harekete geç!” diyerek, tüm Türkiye’yi doğal varlıkları korumaya çağırdı.

TEMA Vakfı’nın 5 Haziran Dünya Çevre Günü açıklamasında, bugün sadece ülkemizin değil, yaşam mucizesinin evi olan gezegenimizin insan kaynaklı tehditler altında olduğuna dikkat çekildi.

TÜRKİYE VE GEZEGEN İÇİN KOLLARI SIVA

Açıklamada, “Karamsarlık için bile vaktimiz yok. Hepimiz hemen şimdi doğal varlıkları korumak için harekete geçmeli, Türkiye’yi ve gezegenimizi korumak için kolları sıvamalıyız. Türkiye’de pek çok noktada, ekonomik kalkınma niyetiyle doğal varlıkların ikinci plana atıldığını üzülerek görüyoruz. Oysa yaşamımızı sürdürebilmemiz ancak ve ancak doğal varlıkların korunmasına bağlıdır. Biz insanlar doğanın sahibi değil, yalnızca bir parçasıyız. TEMA Vakfı olarak 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde herkesi sürdürülebilir yaşam için doğanın bir parçası olmaya davet ediyoruz. Bununla birlikte karar vericileri de Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne uyumlu politikalar üretmeye çağırıyoruz” denildi.

TEMA Vakfı açıklamasında doğal varlıkları tehdit eden konular şöyle sıralandı:

KURAKLIK

Gezegenimiz iklim değişikliği tehdidi altında. Suriye’de 2006 sonrası yaşanan iklim değişikliğine bağlı kuraklıklar nedeniyle yaklaşık 1,5 milyon insan kırsaldan şehirlere göç etmek zorunda kaldı. İklim değişikliklerinin etkilerini ektiği buğday daha tane vermeden kuruduğu için tarlada bırakan üreticinin çaresizliğinde görebiliriz. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede  yüzde 25’lere varan verim kayıpları yaşanıyor. Bunun sonucu yoksulların daha da yoksullaşması.

İklim değişikliği ile birlikte; azalan yağış miktarları nedeniyle tatlı su varlıklarının hem niceliği hem de niteliği düşecek ve bu durum su güvenliği sorununa yol açacaktır. Sıcaklık artışları ve aşırı hava olayları nedeniyle tarımsal üretim düşecek ve bu durum artan yiyecek talebi ile birleştiğinde küresel ve bölgesel olarak gıda güvenliğine ilişkin büyük riskler oluşacaktır.

Ayrıca, sıcaklık artışı, yüksek nem oranları, aşırı hava olayları ve benzeri etkiler nedeniyle, özellikle az gelişmiş ülkelerde, insan sağlığı kötü yönde etkilenecek, hastalık görülme sıklıklarında artışlar yaşanacaktır. Tüm bunların sonucunda da, iklim değişikliği ve beraberinde ekosistem üzerine getirdiği baskı unsurları nedeniyle 21. yüzyıl içinde çok sayıda canlı türü yok olacak ya da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

ORMAN KAYBI

Türkiye’nin toplam 21.5 milyon hektar orman alanının yüzde 48’i erozyona maruz kalıyor ve topraklar yok oluyor. Resmi verilere göre Türkiye’de orman kaybı görülmüyor. Fakat 2015 yılında dünyada yaklaşık 4000 hektar orman kaybedildi.

2/B uygulamaları ile Orman Kanunu’nun 16.,17.,18. Maddeleri gibi yasal mevzuatın uygulanması, ormansızlaşma ve orman alanlarının tahribatı gibi sonuçlara neden olmuştur. Şimdiye kadar 2/B uygulaması ile 473.420 hektar alan orman rejimi dışına çıkarılmış, Orman Kanunu’nun söz konusu maddeleri ile 2013 sonuna kadar 414.222 hektar ormanlık alanda madencilik, ulaşım, enerji, haberleşme, atık yönetimi ve benzeri amaçlı tesisler için izin verilmiştir. Ormanların sürdürülebilir yönetimi ve korunması için Türkiye’de sayısı 7 milyonu bulan orman köylülerinin kalkındırılması da önemlidir.

TARIMSAL SULAMA

2050 yılında dünya nüfusu 9 milyarı geçecek. 2025’ten itibaren 1.8 milyardan fazla insanın su kıtlığına maruz kalacağı tahmin ediliyor. Hala dünyada su tüketiminin yüzde 71’i, Türkiye’de ise yüzde 73’ü tarım sektöründe gerçekleşiyor.

Artan sulamalı tarımla birlikte 2050 yılına kadar tarımın ihtiyacı olan su miktarı yüzde 19 oranında artacaktır.

HAVA KİRLİLİĞİ

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2016 verilerine göre dünyada şehirlerde yaşayan nüfusun yüzde 80’inden fazlası temiz hava soluyamıyor. Türkiye’de hava kirliliğinin kabul edilebilir sınırı 2015’te 81 ilin 41’inde aşıldı. En yüksek düzeyde hava kirliliği görülen 3 il Aksaray, Ağrı ve Muş oldu. DSÖ’nün hava kalitesi limiti dikkate alınarak yapılan değerlendirmede sadece Çankırı’daki değerlerin limitin altında olduğu görüldü. Türkiye’de bir an önce hava kirliliğini önleme konusunda adım atılması ve hava kirleticileri için DSÖ tarafından önerilen sınır değerlerin kullanılmasını sağlamak amacıyla yasal düzenleme yapılması gerekiyor.



 

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2016, 16:20
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35