banner39

İİT, Suriye'ye dış müdahaleye karşı

İİT Genel Sekreteri İhsanoğlu, Suriye'ye herhagi bir dış müdahaye kesinlikle karşı olduklarını belirterek Afganistan, Irak ve Libya'a yaşanan tahribatları örnek gösterdi

Genel 21.03.2012, 18:22 22.03.2012, 09:55
İİT, Suriye'ye dış müdahaleye karşı

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

İslam İşbirliği (İİT) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu ABD Dışişleri Bakanı Clinton ve BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la New York'ta gerçekleştirdiği görüşmeler sonrası, Arap dili toplantılarına katılmak üzere Mısır'ın başkenti Kahire'ye geldi.

İhsanoğlu Kahire temasları sırasında TRT'ye konuştu. TRT Kahire temsilcisi Mehmet Akif Ersoy'un sorularını cevaplayan İhsanoğlu, başta Suriye'deki son gelişmeler ve Kofi Annan'ın çabaları olmak üzere bölgeye ilişkin birçok önemli değerlendirmede bulundu.

DIŞ MÜDAHALEYE KARŞIYIZ

İhsanoğlu, Suriye'ye yapılacak bir dış müdahaleye kesinlikle karşı olduklarını belirterek özellikle Afganistan ve Irak'a yapılan müdahalaleri hatırlattı. İhsanoğlu dış müdahalelerin verdiği zararı şu cümlelerle özetledi: "Suriye ile ilgili şunu söylemek istiyorum. Yani bizim pozisyonumuz, teşkilatımızın pozisyonu, benim ilk günden itibaren ilan ettiğim pozisyon, askeri müdahaleye karşıtlık. Dışarıdan yapılacak askeri müdahaleye karşı olmaktı. Çünkü, çok yakın tarihte örneklerini gördüğümüz askeri müdahale gerek ırak'ta, gerekse Afganistan'da, daha önce Somali'de, sonra Libya'da olan müdahaleler, çok pahalıya mal oldu, çok kan döküldü, çok insan telef edildi. Ülkenin altyapısı yerle bir edildi ve bunların hepsinin ötesinde o ülkelerin yapısı değişti. Tarihin derinliklerinden gelen, asırlar boyu devam eden dokusu ve o toplumları oluşturan mozaikler arasında oluşan huzur, ahenk ve bir arada yaşama kültürü yerle bir edildi. Ve krize gebe olan bir yapı doğdu. Her gün bunların sıkıntısını yaşıyoruz"

M.A.E.- Teşekkür ediyoruz vakit ayırdığınız için, Kahire'ye de hoş geldiniz.

Tabi burası sizin ülkeniz bir anlamda. Sorularımıza Suriye ile başlamak istiyorum ben öncelikle. BM genel sekreteriyle bir görüşmeniz oldu ardından sayın Hillary Clinton'la görüştünüz.

E.İ.- Daha önce Clinton'la görüştüm.

M.A.E.- Suriye konusu yine gündemdeydi zannediyorum. İİT'nin özellikle son dönemlerde bu konuda çok yoğun çaba sarf ediyor. Son durum nedir? Görüşmelerde neler konuşuldu? Sizin faaliyetlerinizden kısaca söz eder misiniz?

E.İ.: Şimdi tabi Suriye'deki durum çok karışık,ve Suriye'deki durumu daha iyi anlamamız lazım. Çünkü herkes, Tunus'ta Mısır'da Libya'da Ürdün'de olan gelişmelere kıyasen Suriye'nin aynı şekilde  değişebileceği hakkında bir kanaate varmıştı. Fakat Suriye'nin yapısı, gerek iktidar yapısı, gerek demografik yapısı, gerek coğrafi konumu ve oradaki değişikliklerin Suriye için değil bütün bölge için etkilerinin olabileceği göz önünde tutularak, bütün bu faktörleri yani iç ve dış faktörleri göz önünde tutarak, öyle anlaşılıyor ki Suriye'deki gelişmeler farklı bir mecrada gidiyor. Tabi ilk önce bunu hemen idrak etmek belki herkes için mümkün değildi. fakat zaman içerisinde bunu idrak etmeyenler, edemeyenler yavaş yavaş bu noktaya gelmeye başladılar. Şimdi elbet bu değişim, demokratikleşme gerçekleşecektir Suriye'de. Çünkü bu Arap dünyasına has bir şey değil, bu demokratikleşme tarihi bir süreç, ve bu sürecin dünyada belki en son safhasına katılanlar bu ülkeler olmuştur. Yakın bir zaman da iki sene önce Kırgızistan'da başladı demokratikleşme hareketi İslam dünyası olarak bakacak olursak. Daha önce balkanlarda, doğu Avrupa'da başladı Berlin duvarının yıkılmasından sonra, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra başladı. Latin Amerika'da farklı zamanlarda başladı. Afrika ve Asya'da başka zamanlarda başladı. Bu diktatöryel rejim altında yaşayan Arap ülkeleri yahut bazı  İslam ülkelerinde bu demokratikleşme süreci gecikti. Şimdi en zayıf noktasından başladı. Yani korku bariyerinin yıkıldığı Tunus'tan başladı Mısır'a, Mısır'dan Libya'ya, Yemen'e vs. Ve şimdi 1 seneden beri Suriye'de acı bir şekilde bu süreç yaşanıyor. Çok sayıda insanlar öldürüldü. Kan dökülüyor, şehirler yerle bir ediliyor. Ama neticede demokratikleşme süreci tamamlanmalı.

M.A.E.- Bu şekilde mi tamamlanacaktır?

E.İ.-  Yani şüphesiz ki tamamlanacaktır. Ama bütün çabamız gerek İİT  içerisinde gerek uluslararası camia olarak, bizim hedefimiz daha az kan dökülmesi, insanların hayatını kaybetmemesi. İnsan varlığını korumak, ülkeyi korumak. Şimdi gayretler şu istikamette, biliyorsunuz güvenlik konseyi karar alamamak durumundaydı, çünkü vetolarla kilitlendi. Şimdi bunların aşılması için Rusya'nın da devreye girmesi ve Kofi Annan'ın bizim de desteklediğimiz misyonunun neticelenmesini bekliyoruz. İki hafta önce Tunus'ta bir toplantı yapıldı. Nisan ayı başında bu toplantı İstanbul'da yapılacak. Suriye dostları ve bizim temennimiz nisan başına kadar ki daha önce Bağdat'ta da Arap zirvesi olacak, biz ona da aktif şekilde katılıyoruz. Bütün bu süreç

İçerisinde yani, Kofi Annan misyonunun belli bir noktaya gelmesi ve müsbet bir şekilde neticelenmesi, ümit ettiğimiz Annan misyonunun başarılı olması, arkasından  Arap ligi zirvesi ve sonra da 1 yada 2 nisanda istanbul'da toplanacak Suriye'nin dostları kongresi. Temenni ediyoruz ki bu tarijhe kadar bir neticeye varılsın ve herşeyden önce çatışmanın durması, kan dökülmesinin önlenmesi, burada şunu ifade etmem gerekiyor İİT BM ile beraber halen geçen cuma başlayan bir insani yardım misyonumuz, bir müşterek heyet gönderdik, bu heyet devam ediyor, şam'dan, humus'a, hama'ya, edlib'e gittiler, yani değişik yerlere gidiyor, tesbitler yapıyor bu mufassal bir rapor  yazılacak.ihtiyaçlar tespit edilecek, neler gerektiği tespit edilecek ve bu iki teşkilata sunulacak. Biz de tüm dünyaya bunu sunacağğız ve ihtiyaçları karşılamak için gerekeni yapacağız.

M.A.E.-  Peki, mevcut rejim şuan, göndermiş olduğunuz heyetlerin oradaki çalışmalarına müsade ediyor mu, yahut destekliyor mu?

E.İ.-  Ediyor, zaten onların yardımı olmadan biz bunu yapamayız.

Yani çünkü, anlaşmanın temelinde, iki uluslararası kuruluş BM ve İİT müşterek bir heyet gönderecek ve bu heyet Suriye hükümetinin yardımıyla bütün bu felaketzede şehirleri ve yerleri gezecektir.

M.A.E.- Annan'ı konuştuk, Annan'ın oradaki temasları ve çabalarıyla ilgili kafalara takılan bazı sorular var. Rusya ve Çin'in ortak çağrıları oldu. Yine, BM'nin de oldu. Artık tarafların özellikle Suriye yönetiminin askeri operasyonlarını durdurması, muhaliflerin de silahları bırakması yönünde, ancak geçtiğimiz hafta ulusal konsey silahlanma çağrısı yapmıştı. Yer yer çok duyuyoruz bazı ülkelerin Suriyeli muhaliflere silah temin ettiklerini, dolayısıyla muhalifler de artık, bir şekilde mecburen kendilerini savunmak için, farklı bölgelerde  çatışmalara  girmeye başladılar, karşılıklı bombalar patlıyor ve böyle bir kriz durumu var. Annan'ın temasları bu bağlamda çok havada kalıyor mu, yada gerçekten süreci etkileyebilecek temaslar olacak mı? Böyle bir umudunuz var mı?

E.İ.- Şimdi tabi, Annan'ın misyonunun ne olduğuna iyi bakmak lazım, yetkilerine ve yahut gücüne bakmak lazım. Şimdi burada Annan'ın gücü tarafları ikna etmek konusunda ve bunları ikna derken sunacağı planın ve programın, kendi menfaatleri, yani Suriyenin menfaatleri için olduğunu ve kanın dökülmesinin önlenmesi olduğunu kabul etmeleri. Bunu iki tarafta kabul etmezse bir sıkıntı olacak ve işte mesela üzerinde çalışılan bir husus var: Belli saatlerde insani yardımların ulaştırılması için ateşkesin sağlanması, bu göründüğü kadarıyla mümkün olacaktır. Yani belli zaman dilimleri içerisinde, belli yerlerde insani yardımın ulaştırılması için bir ateşkes sağlanacaktır, taraflar arasında. Bizim arzumuz birinci adımın ötesinde, ikinci adım, devamlı bir ateşkes sağlanması ve 3. Adım olarak da siyasi tarafların müzakereye geçmesidir, çünkü siyasi taraflar müzakere etmediği taktirde bu problemin çözümü uzayacaktır.çok daha kan dökülecektir ve çok insan telef olacaktır.

M.A.E.- Tam burada, muhaliflerin tek çatı altında toplanamaması sorunu belki karşımıza çıkıyor. Esad yönetimi dedi ki, onlar silahlarını bıraksınlar, ondan sonra masaya oturalım, biz de operasyonları durduracağız.. Ancak muhaliflerden de farklı sesler duyabiliyoruz. Tek bir muhatap bulamama sorunu gibi bir şey var mı?

E.İ.-  Yani bizim temennimiz, muhalefet gruplarının birleşmesidir, koordinasyon sağlanmasıdır, Tunus toplantısı aslında, ben ulusal konsey başkanı sayın galyonla görüştüm kendisine de  bu tavsiyede bulundum. Bu konuda da telkinler herkes tarafından yapılmaktadır. Bence muhalif grupların bir araya gelmesi, yani siyasi birlik olmasa bile, işbiriliği ve koordinasyonun sağlanması şarttır. Aksi taktirde bu kriz daha uzayacaktır.

M.A.E.- Peki, tampon bölgeyi konuşuyoruz, herkes dış müdahaleye şu aşamada karşı, bölgeyi çok ciddi manada sarsabileceği söyleniyor. Siz de röportajın başında Suriye'nin daha farklı bir ülke olduğunu ve doğru okunması gerektiğini bir anlamda ifade etmeye çalıştınız. İİT içinde çok uzun zamandır konuşulan bir barış gücü  projesi var, bununla ilgili gelişme var mı? Suriye hususunda gündeme geldi mi?

E.İ.- Şimdi bunları birbirinden ayrı tutmak lazım,  bizim barış gücü oluşturma ve barış programımızla ilgili meseleleri ayrı tutmak lazım, belki daha geniş bir zaman dilimi içerisinde ele alabiliriz. Suriye ile ilgili şunu söylemek istiyorum. Yani bizim pozisyonumuz, teşkilatımızın pozisyonu, benim ilk günden itibaren ilan ettiğim pozisyon, askeri müdahaleye karşıtlık. Dışarıdan yapılacak askeri müdahaleye karşı olmaktı. Çünkü, çok yakın tarihte örneklerini gördüğümüz askeri müdahale gerek ırak'ta, gerekse Afganistan'da, daha önce Somali'de, sonra Libya'da olan müdahaleler, çok pahalıya mal oldu, çok kan döküldü, çok insan telef edildi. Ülkenin altyapısı yerle bir edildi ve bunların hepsinin ötesinde o ülkelerin yapısı değişti. Tarihin derinliklerinden gelen, asırlar boyu devam eden dokusu ve o toplumları oluşturan mozaikler arasında oluşan huzur, ahenk ve bir arada yaşama kültürü yerle bir edildi. Ve krize gebe olan bir yapı doğdu. Her gün bunların sıkıntısını yaşıyoruz. Onun için buna benzer veya bunlarda daha vahim bir durum  olabileceğini Suriye'nin yapısı, demografik yapısı, yani Araplar, Kürtler, Türkmenler, Ermeniler, Müslümanlar, Sünniler, Şiiler, İsmailliler, Dürziler, Alevi-Nusayriler) tabi onlara Nusayri demek lazım teknik bir tabirle) bütün bunlardan ve başkalarından oluşan bir mozaik, asırlar boyu bir arada yaşadı, şimdi bunu, bu mozaiği bozmak, kırmak ve sonra parçaları bir daha bir araya getirmek mümkün değil.onun için buna çok daha dikkatli bir şekilde yaklaşmak lazım.

M.A.E.- Herhalde mezhep çatışması endişesi?

E.İ.- Gayet tabi. Hem o hem sivil savaş endişesi, şimdi sivil savaşın mesela komşu ülke Lübnan. Lübnan'ın dokusuyla Suriye'nin dokusu birdir. Biladüşşam, bunlar tarih boyunca, Osmanlı döneminde 400 sene Şam vilayeti olarak, daha önce de Abbasi, Emevi ve Memlüklerin idaresi altında bu coğrafya, bu mozaik bir arada yaşadı.şimdi 1.dünya savaşından sonra Fransızların işgaline uğrayan Lübnan'da  mezhep ve din kotasına dayalı bir anayasal yapı teşekkül etti. Falan yere Şii, falan yere Maruni gelecektir, şu pozisyon ancak Sünnilere aittir, böyle bir yapı içerisinde, Lübnan çok uzun bir süre sivil savaş yaşadı. Ve bu sivil savaşta Lübnan yıkıldı, on binlerce insan öldü, vatanından oldu. Bu örneği bilen, gören insanlar, Suriye'de böyle bir şeyin olabileceğini idrak ederler ve onun için bunda çok dikkatli olmaları lazım.

M.A.E.- Ki zaten hep konuştuğumuz şeydir, Suriye hastalansa Lübnan öksürür diye, oradaki  problemlerin yansıması da açıkçası şuan bile Trablus civarında hissediliyor. Rusya ve Çin etkisinden bahsedelim. Rusya ve. Çin veto ediyor ama, yeni bir tasarı hazırlanıyor BMGK'da ve  yine veto etmesini bekliyoruz açıkçası, o vetonun Libya olaylarından, Libya müdahalesinden  kaynaklı olabileceğini düşünüyor musunuz, Libya'da askeri müdahale çok hızlı geldi ve Rusya  artık bunun endişesini taşıdığı için veto ediyor olabilir mi?

E.İ.- Şimdi tabi şu var, Suriye bir soğuk savaş malzemesi haline dönüşmeye başladı, yani batıyla Rusya ve Çin arasında nüfus kavgasına dönüşmeye başladı. Bu tehlikeli bir gidiştir. Onun için burada çatışmaya girmeden, bunu önlemenin yollarını aramak lazım. Bizim işte, biraz önce konuşmamın başında sayın Ban Ki Moon'la ve sayın Clinton'la yaptığımız müzakerelerde, BMGK içerisinde daimi üyeler arasında bir müşterek anlayışa varılmasının çok önemli olduğuna işaret ettik. Ve sayın Lavrov'un da bazı beyanatlarından anlaşılıyor ki, bir müşterek zemin üzerinde bir noktaya varılabilecektir. Ve biz onu yakın zamanda göreceğimizi ümit ediyoruz. Tabi bu herkesin arzu ettiği çözüm yollu olmayacaktır. Ama en azından kan dökülmesini önleyecektir. Ve bunun üzerine daha ileri kararların alınmasını söylemek mümkündür. En azından kanın dökülmesi önlenecektir, tahribattın önü alınacaktır, insani yardımların ulaştırılması sağlanacaktır, bu arada herkesin bir nefes alıp belki muhalefetle iktidar arasında siyasi sürecin başlatılması sağlanacaktır. Bizim temennimiz bu istikamettedir.

M.A.E.- Peki, çok teşekkür ediyoruz.

banner53
Yorumlar (0)
20
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?