banner15

'Kayıp Türkler' bulundu

Gazeteci Ülkü Özel Akagündüz, Suriye, Lübnan, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Sudan ve Yemen'de "Bizim gibi yaşayan, bizim gibi konuşan, kalpleri hâlâ Türkiye için atan" insanların hikayesini yazdı.

'Kayıp Türkler' bulundu

Suriye, Lübnan, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Sudan ve Yemen'de varlığından haberdar olunmayan Türkler'in izini süren gazeteci Ülkü Özel Akagündüz, tesbihin dağılan tanelerini toplar gibi ecdad yadigarlarının izini sürdü ve ortaya Kayıp Türkler adıyla bir kitap çıktı. Kaynak Yayınları'ndan okura ulaşan Akagündüz'ün kitabı Osmanlı topraklarına yaptığı geziler sırasında tanıklık ettiği hayat hikayelerinin toplamından oluşuyor. Bir kitap niyetiyle yola çıkmadığını belirten Akagündüz, Halep'te 'İstanbul kaç dağ sonra?' diye soran Türkmen çocuklarla tanışır. Humus'ta, 'Şimdi sen beni ağnıyon mu?' diyen yaşlı adamlarla konuşur. Tüm bu ipuçlarının peşi sıra gittiğinde ise asırlık aile hikayeleri ile karşı karşıya kalır. 

Gazeteci Ülkü Özel Akagündüz, 2004'ten 2010'a kadar geçen zamanda, yalnız Suriye'de değil Lübnan, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Sudan ve Yemen'de de, "Bizim gibi yaşayan, bizim gibi konuşan, kalpleri hâlâ Türkiye için atan" insanlarla tanıştıkça fark etmiş hikâyeleri.

Ve sonunda o hikâyeler bir kitabın sayfalarında da yer bulmuş kendine: Kayıp Türkler.

Yol, iz bilmeden vurmuş kendini yollara Akagündüz, böyle 'sürpriz'lisini daha çok sevdiğini söylüyor. "Belki ayıplanabilir ama boş kafayla gitmeyi seviyorum. Bana daha öncekileri, izlenimleri, haberleri anlatmasınlar, hiçbir şey duymak istemiyorum. Gidip insanlarla konuşunca soru işaretleri oluşuyor. Bunun arkasında ne var diyorsun. Dönünce onu araştırıyorsun. Kahire için mesela herkes çok kötü şeyler yazmış ama ben bunları okumadan gittim ve çok sevdim.'' Akagündüz, kolunda çanta, içinde fotoğraf makinesi ile seyahat edip kendi deyimiyle "Kahve içmeye gider gibi" gittiği için pek çok kapı daha kolay açılmış. "Siyasete girmedim, günlük hayatlarını konuştuk. Şimdiye o kadar kimsesiz kalmışlar ki kendileriyle ilgilenen birine çok şaşırdılar" diyor. Şaşırmanın peşinden gelen sevinci ise ölçmek mümkün değil.

TÜRKİYE SEVDASI HİÇ EKSİLMEMİŞ 

"Durumları iyi olmamasına rağmen hemen kızarmış tavuklu mükellef sofraya oturtuyorlar ve odanın kapısı kapanıyor ki evdeki çocuklar görmesin. İşte o mahcubiyeti anlatamam" Buna sebep de Türkiye sevdasından başka bir şey değil; bütün kayıp Türkler, Türkiye'den bir iz, bir koku bekleyip durmuş aslında. Sırf Türkiye'ye ait oldukları ispatlansın diye şapka kanununun uygulanmasını bekleyen mi ararsınız, duvarına Sultanahmet resimli halı asan mı... Akagündüz, memleketi Sivas'ta kullanılıp İstanbul Türkçesinde duymadığı bir kelimeden bahsediyor; ellaham. Yıllar sonra Yaşar Çağbayır'ın hazırladığı sözlük sayesinde bunun, uyduruk bir kelime değil Allahualem'in halk söyleyişi olduğunu öğrenip sevinmiş. Asıl sevinci ise Suriye Türkmenleri'nden 'ellahem'ı duyunca yaşamış. "Türkmen olduğuma iyice inandım" diye gülüyor. Bir de tuz bahsi var. "Osmanlı zamanında Yemen'de tuza gümrük ödenmezmiş. Görevlilere 'tuz' denince hiçbir işlem yapılmadan geçilip gidilirmiş. O yüzden tuz kelimesi 'boşver, bir şey yok' anlamında kullanılmaya başlanmış ve şu an Yemen'de hâlâ böyle kullanılıyor. Görüp duyduklarından sonra Akagündüz için de Türkiye'nin anlamı değişmiş. "Türkiye'nin neleri, nereleri etkileyebileceğini gördüm. Türkiye'deki demokrasi burada bize nefes aldırıyor dediklerine şahit oldum. Ve nasıl bir nimet içinde olduğumuzu fark ettim"

Kaynak: Star

Güncelleme Tarihi: 12 Ağustos 2011, 09:33
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35