banner39

Uluslararası Raporlarda Terör Örgütü YPG

Terör örgütü PKK, Türkiye’nin küresel vesayet odaklarına bağımlı politikalardan şaşmaması konusunda ustaca büyütülmüş ve kollanmıştır. Türkiye, bu sorunu çözmek için ne zaman somut ve sonuç getirici adımlar atsa, PKK’nın daha çok güçlendiği ya da kollandığı gerçeğiy-le yüz yüze kalıyoruz.

Genel 04.07.2018, 16:36 04.07.2018, 16:36
Uluslararası Raporlarda  Terör Örgütü YPG

İdris Kardaş 

Türkiye, meşakkatli zamanlardan geçiyor. Bir yandan Zeytin Dalı Operasyonu devam ederken bir yandan da uluslararası ilişkiler kapsamında birçok farklı konuyu ilk defa kendi çıkarlarını merkeze alarak ele almaya ve sonuç olarak bağımsız bir politika izlemenin yarattığı komplikasyonları çözmeye çalışıyor. Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana uzun yıllar boyunca kimi zaman zorunlu kimi zaman gönüllü devam eden bağımlı dış politi-kanın özellikle diğer devletlerle olan ilişkilerin biçiminin değişmesi ve buna mukabil bu devletlerin verdikleri tepkiler, Türkiye’nin esas sorun alanlarını oluşturuyor. 15 Temmuz sırasında ve sonrasında toplumun verdiği refleks ile siyaset kurumunun bu refleksi hem ha-rekete geçirmesi hem de daha bağımsız bir politika izlemek için bir dayanak noktası haline getirmesi son derece değerlidir. Çünkü toplum, ülkenin yaşadığı tüm sorunları ve krizleri bu perspektiften ele almakta; bu da her alanda bağımsızlık için verilen mücadelenin top-lumsal anlamda güçlü bir desteğinin olmasına yol açmaktadır. Bu destek de yeniden karar vericilerin ülke ve toplum çıkarına bağımsız politika izlemelerine yol açmaktadır.

Türkiye’nin bağımsız politikalar izleme ısrarı dolayısıyla yaşadığı sorunların ba-şında kendisine musallat edilen terör örgütleri gelmektedir elbette. Üstelik bu konu özellikle son otuz yılın en kritik, en hayati meselesi haline gelmiştir. Terör örgütü PKK, Türkiye’nin küresel vesayet odaklarına bağımlı politikalardan şaşmaması konusunda ustaca büyütülmüş ve kollanmıştır. Türkiye, bu sorunu çözmek için ne zaman somut ve sonuç getirici adımlar atsa, PKK’nın daha çok güçlendiği ya da kollandığı gerçeğiy-le yüz yüze kalıyoruz. Bu kollanma durumu PKK’yı sadece teknik ya da operasyonel olarak değil, meşruiyet bağlamında da Türkiye’nin elini bağlamaya yönelik bir gerçeği ifade etmektedir. Türkiye, sadece askeri ya da güvenlik paradigmalarıyla değil, algı ve meşruiyet zeminlerinde de PKK ile mücadele etmek durumunda kalmıştır. Esasında bu ikinci mücadele alanı askeri olandan daha zorlu ve titiz çalışmaları gerektirmekte-dir. Türkiye’nin bu alanlarda ürettiği çalışmalar ne yazık ki PKK’yı destekleyen güçlere nazaran pek başarılı olamamıştır. Zira uluslararası medya, düşünce ve lobi kuruluşla-rı çok büyük insan ve para kaynağını PKK’nın lehine bu mücadeleye ayırmış gözük-mektedir. Sadece düşünce kuruluşlarının da değil, insan hakları kuruluşlarının da bu mücadele alanında Türkiye’yi genelde yalnız bıraktığı açıktır. Ancak bazen bunların istisnaları ile de karşılaşmıyor değiliz. Kendi ülkelerinin çıkarları, uluslararası ilişkiler stratejileri, PKK ile olan ilişkileri dolayısıyla bu raporları yayınlayan uluslararası yapı-ların amaçları Türkiye’ye destek vermek olmasa da sonucu itibariyle bunu değerlendir-mek Türkiye’nin öncelikli görevi olmalıdır.

Özellikle Suriye’de yaşanan gelişmeler ve bu gelişmelerin yarattığı sonuçlar itibariy-le bölgede etkinliğini artıran, ABD’nin resmi ve açık desteğini alan, Batı kamuoyunda DEAŞ’a karşı savaşan, özgürlük savaşçıları olarak adlandırılan terör örgütü YPG ile mücadele eden Türkiye’nin, YPG’nin gerçek yüzü hakkında uluslararası alanda yayın-lanan bazı raporları daha etkili bir şekilde kullanması gerekiyor. Bu çalışmamızda bu raporlardan ikisine değineceğiz.

İlk rapor; NATO’ya bağlı olarak çalışmalarını sürdüren Terörizmle Mücadele Mükem-meliyet Merkezi’nin (TMMM) hazırladığı bir rapor. Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi, kendini NATO’ya ve özellikle NATO dönüşüm sürecine, belirli bir alanda uzman-lık ve tecrübe sağlayan ulusal veya çok uluslu olarak kurulmuş merkez, olarak tanımlıyor.

TMMM’nin görevi; ulusları ve ortakları Terörizmle Mücadele alanında destekle-mek ve bir uzmanlık merkezi olarak hizmet vermek olarak belirtilirken2; vizyonu ise terörizmle mücadele alanında NATO’ya, uluslara, ortaklara ve uluslararası terörizmle mücadele topluluğu içinde tanınmış kurumlara destek sağlayan bir cazibe merkezi ol-mak3 şeklinde ifade edilmiştir.

YPG ile ilgili rapor ise bu kurumun periyodik olarak yayınladığı bilimsel bir dergide yer almıştır. Defence Against Terrorism Review (Terörizme Karşı Savunma İnceleme-leri) adlı derginin 2016 yılında yayınlanan 8. sayısının4 ilk raporu “Dead Men Tell No Lies: Using Killed in Action (KIA) Data to Expose the PKK’s Regional Shell Game” (İnsanlar Yalan Söylemez: PKK’nın Bölgesel Kılıf Oyununu Açığa Çıkarmak İçin Ölü Dataları Kullanmak)5 adını taşıyor.

Makalenin yazarları ise Andrew Self ve Jared Ferris adlı iki araştırmacı. Andrew Self, Orta Doğu analisti ve ABD Ordusunda yedek personel olarak görev yapıyor. George Was-hington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans ve Ortadoğu Araştırmaları Bö-lümünde de yüksek lisans yapmış, Türkiye ve Ortadoğu üzerine çalışmaları bulunuyor.6

Jared Ferris ise bölgesel Arap
medyası ile sosyal medya analizinde uzmanlaşmış bir Or-tadoğu analisti olarak tanınıyor. Başlıca odak noktası Suriye ve devlet dışı aktörler olan Fer-ris, Newman Üniversitesi Tarih Bölümünde lisans eğitimini tamamlamış ve halen George Washington Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları bölümünde çalışmalarına devam ediyor.

Makale hayli ilginç bir yöntemle YPG ile PKK’nın aynı örgüt olduğunu bilimsel olarak ortaya koyuyor. Çalışmada hem nitel hem de nicel metodolojik yaklaşımlardan faydalanılmış. Bununla birlikte sahadan birçok askeri uzman ve sahadan bilirkişilerin yorumlarına başvurulmuş. Çalışmanın sahadan da desteklenmesi önemli bir ayrıntı olarak not edilmelidir.

Çalışma; HPG’nin resmi internet sitesinde 2001’den Nisan 2015’e kadar Türkçe ya-yımlanan ölüm ilanları incelenerek ve 2.096 kişinin ölümüne ilişkin veriler toplanıp tahlil edilerek oluşturulmuş. Ancak bu ölüm ilanları, Türk medyasında çıkan bilgiler ile de çap-raz bir şekilde kontrol edilmiş. Ayrıca, HPG kaynaklarında olmayan bazı diğer bilgilere de Türkiye’de yayın yapan basın kuruluşlarından ulaşılmış. Zira bu kişilerin medyada hem kod adları hem de gerçek isim ve doğum yerleri ile yer alması, ulaşılan isimlerin daha önce hangi birimlere bağlı olduğu, örgüte nasıl katıldığı gibi teyit edici bilgiler de göz önüne alınması bakımından önemli bir dayanak noktası olmuş. Bunun yanı sıra Ankara, İstanbul ve Washington DC’de üst düzey Türk subaylar, güvenlik yetkilileri, Kürt uzmanlar ve di-ğer terör uzmanlarıyla mülakatlarla bilgiler farklı analizlere tabi tutulmuş.

Makalede yer alan, “Suriye iç savaşının başlaması ve PKK/YPG/PJAK’ın verdiği yanıtlar her üç örgütün de Kandil’den ayrıldığını ve stratejik olarak PKK’dan ayırt edilemeyeceği yönündeki teoriyi destekleyen en iyi kanıtları sunuyor.” ifadesi özel-likle önemli. Tarihsel süreci ve PKK’nın İran’daki kolu olan PJAK ile ilgili birçok istatistik de raporda bulunuyor. Makale tam da bu noktada, terör örgütü YPG’nin güçlendi-rilmesi kararı ile PJAK’ın İran’dan geri çekilmesi kararının birbiriyle örtüştüğünü, YPG bünyesinde ölenlerden bazılarının daha önce PJAK çatısı altında bulunduğunu istatis-tiklerle anlatıyor. Kandil’de bulunan Salih Müslim’in Suriye’ye geri dönüşü, rejim ile iliş-kilenmesi ve sonrasında YPG’ye alan açılması hususları da makalenin önemli bölümleri.

Raporda yer alan istatistiklere baktığımızda HPG yani daha yaygın olarak bildiğimiz adıyla PKK verileri bize YPG-PKK ilişkisi hakkında da ufuk açıcı bilgiler veriyor. Örne-ğin Grafik-1’e baktığımızda HPG içinde Suriye orjinlilerin yoğunluğunu görüyorsunuz. Büyük çoğunluğun da Türkiye olduğu bir yapılanma söz konusu. Dolayısıyla YPG için-deki PKK’lıların da büyük çoğunluğunun Suriyeli olduğu tezi gerçeği yansıtmamakta-dır. Rapora göre bu oranlar Suriye’deki YPG’nin PKK’dan meydana geldiğini gösteriyor.

 

Makaleden bir bölümle bitirelim.

“PKK, PYD ve PJAK’ın Suriye Iç Savaşının başlamasına verdikleri tepki bu üç örgütün Kandil’den yönetildiği ve PKK ile aralarında stratejik bir fark olmadığına dair en kuvvet-li kanıtı sunmaktadır. 2011 yılının Mart ayında Suriye’de protestoların başlamasından he-men sonra Nisan ayında Suriye’ye dönen Salih Müslim, siyasi ve askerî faaliyetlere hemen başlamıştır. Birçok kaynak, PKK’nın bu esnada PYD’nin silahlı kanadı YPG’nin kuruluşuna destek vermek üzere bin hatta iki bin militanını Suriye’ye gönderdiği konusunda hemfikirdir. YPG’nin kurucu komutanı Khebat Derik de bu militanlar arasında yer almıştır. Kendisi YPG’den önce PKK’nın kurucu üyesi ve kıdemli bir komutanı olarak bilinmektedir. PYD her ne kadar PKK militanlarının Suriye’ye gönderildiğini inkâr etse de çatışmada ölüm verile-rindeki iki gösterge, bir grup PKK’lının Suriye’ye gönderildiğini doğrulamaktadır. PJAK’ın kuruluşunda olduğu gibi, HPG kayıplarındaki Suriyelilerin oranı 2010’da %14’ten 2011’de %9’a gerileyerek son on yılın en büyük düşüşünü sergilemiş ve iç savaş öncesi ortalama oran olan %16’dan, 2011’den 2015’e %9’a kadar düşmek suretiyle neredeyse yarı yarıya azalmıştır. Aynı zamanda PJAK, Iran cephesinde ateşkes çağrısında bulunmasının ardından HPG ka-yıpları arasında Iranlıların oranı %4 artmış ve 2011’den 2015’e kadar ölen Iranlıların sayısı neredeyse 2001-2010 arasındaki toplama ulaşmıştır. Bu rakamlar, PKK’nın YPG’nin çekir-dek kadrosunu oluşturmak maksadıyla Suriyeli militanları Suriye’ye gönderdiği iddialarını desteklemektedir. Suriye cephesinde terörist ihtiyacı hisseden PKK, PJAK’ın kuruluşundaki modeli takip ederek çoğunlukla Suriyelilerden oluşan bir çekirdek kadroyu YPG birliklerini desteklemek üzere Suriye’ye yollamıştır. Bu esnada, Türkiye cephesinde artan askeri baskıy-la karşılaşan PKK, YRK (Doğu Kürdistan Savunma Birlikleri) bünyesindeki birimlerini HPG saflarına çekmiş ve kayıpları HPG kayıpları olarak duyurmuştur.” 7

Terör örgütü YPG ile PKK’nın aynı örgüt olduğu konusunda yayınlanan bu makale, hem nicel ve nitel verileri kullanmasıyla hem de NATO bünyesinde yayınlanmasıyla Türkiye’nin uluslararası alanda haklılığını pekiştirecek ve gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayacak dere-cede değerlidir. Gerçeklerin, algılar karşısındaki savaşın bu denli zor olduğu bir dönemde, bu makalenin her bölümü bizi gerçeklere ulaştırmada bir yol sunuyor.

YPG ile ilgili hazırlanan bir diğer uluslararası rapor “Henry Jackson Society” adlı İn-giltere merkezli bir düşünce kuruluşuna ait. Bu raporda YPG’nin PKK ile aynı örgüt olduğu konusu da önemli bir yer tutmuş ancak raporu daha da eşsiz kılan kısmı, YPG bünyesinde bulunan yabancı savaşçılara dikkat çekmesi. Dünyanın hemen her bölgesinden yabancıla-rın katıldığı YPG’nin bu durumu, Türkiye’nin ısrarla üzerinde durduğu bir diğer gerçeği de kanıtlar nitelikte. Zira YPG’nin Kürtleri temsil etmediği ve dolayısıyla YPG ile yapılan mücadelenin Kürtlere karşı yapılan bir savaş anlamına gelmediği gerçeğinin yanı sıra; YPG bünyesindeki yabancılar, Türkiye’nin nasıl bir uluslararası koalisyona karşı savaş verdiğini de gözler önüne sermesi bakımından da önemli bir parametreyi ifade ediyor. Dolayısıyla bu raporun da en az bir önceki kadar uluslararası alanda ve dönem dönem ülke içindeki tartış-malarda önemli bir boşluğu doldurması gerekir.

Raporu hazırlayan kuruluşa hızlıca bakalım. Henry Jackson Society, Henry Jackson Ce-miyeti İngiltere’de Cambridge Üniversitesi Peterhouse Koleji’nde, herhangi bir parti ile bağı olmayacak şekilde Mart 2005’te kurulmuş bir siyasi cemiyettir. Başta ABD ve İngiltere olmak üzere, pek çok ülkenin siyaset, bürokrasi ve akademi dünyalarından tanınmış isimleri bir ara-ya getirmektedir.8 Wikipedia’nın böyle tatsız tuzsuz tanımladığı bu yapı, esasında çok etkili ve derin ilişkilere sahip bir kuruluştur. ABD, İngiltere ve Avrupa’dan birçok kritik görevlerde çalışmış veya hala çalışan isimler, cemiyetin ana eksenini oluşturuyorlar. ABD’li senatörlerden eski CIA başkanlarına, NATO’nun önemli üst düzey komutanlarından Avrupalı siyaset-çilere kadar geniş bir yelpazeyi barındıran bu cemiyet katıksız bir liberalleşmeyi savunuyor.9

Raporun adı “The Forgetten Foreign Fighters: The PKK in Syria” (Unutulmuş yabancı savaşçılar: Suriye’deki PKK) Raporun yazarı Kyle Orton, Henry Jackson Cemi-yeti’nin bünyesinde çalışan bir araştırmacı. Raporun amacı Türkiye’nin tezlerine destek olmak değil elbette. Orton rapor hakkında şunları söylüyor; “Gerçek, PKK ile YPG’nin aynı örgüt olduğunu gösteriyor.” Rapor, YPG’ye katılan İngilizleri ve diğer yabancı savaşçıları kapsıyor. Dolayısıyla bu insanların YPG’nin aslında ne olduğunu bilmeleri gerekiyor. Ayrıca raporda özellikle bu konuyla ilgili ifadeleri de ele almakta fayda var.

“Gerçek şu ki PKK ve YPG aynı varlıklardır. Raporumuz, Suriye’deki YPG için sava-şacak olan İngilizler de dahil olmak üzere yabancılar için birçok veriyi ortaya koyuyor. Ancak bu örgütün gerçek doğasını anlamaları gerekir. Onlar terörle mücadele etmekten çok, yasaklanmış bir terör örgütünün amaçlarının gerçekleşmesine yardım ediyorlar. Hükümetin, Britanyalıların bu tuzağa düşmesini önlemek için şimdi harekete geçmesi gerekiyor. Zaten oradaysalar ve geri dönmek isterlerse, toplumumuzdaki potansiyel teh-likeli kişiler haline gelmelerini önlemek için kapsamlı testler yapılmalıdır.” 10

Gerçekten de raporu okuduğunuzda amacının;

• PKK ile YPG’nin aynı örgüt olduğunu izah etmek,

• İngilizlerin bu örgüte katıldıklarında aslında PKK’ya katıldıklarını göstermek,

• YPG’ye katılmış İngilizlerin her şey bittikten sonra Britanya topraklarına geri gel-meleri durumunda olası tehditlere dikkat çekmek olduğu görülüyor.
Raporun yazarı Kyle Orton’un 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi sonrası, Türki-ye’nin kendi içinde aldığı tedbirleri ve Suriye’ye müdahalesini eleştiren yazılar ve ra-porlar yazdığını da not etmekte fayda var.11 Dolayısıyla buradaki temel motivasyonun Türkiye’nin faydasına bir çalışma yapmak değil, Batı demokrasilerinin karşılaşabilecek-leri tehditlere dikkat çekmek olduğunu söylemeliyiz.

Rapor; terör örgütü PKK hakkında tüm bileşenleri, parametreleri, gelişimini etki-leyen tüm süreçleri, bölgedeki ülkelerin bu süreçler içerisindeki politik durumlarını, PKK’nın kuruluşunu ve gelişimini bugüne kadar en geniş çerçeve içinde ele almış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Sadece Türkiye değil, Suriye, Irak ve İran’daki PKK’nın ülke yönetimleriyle çatışmalarını, ittifaklarını, ilişkilerini tarihsel bir süreç içinde ele alıyor. Dolayısıyla rapor, PKK ile YPG’nin aynı örgüt olduğu tezini temellendirirken yoğun bir bilgi süreciyle karşılıyor muhataplarını. Bunların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın Su-riye’den çıkış sürecini de detaylıca anlatan rapor, Avrupa’da PKK varlığını ve şiddet eylemlerini terör örgütü bağlamında incelemiş. PKK’nın terör suçları kapsamında sa-dece şiddet kullanmasını değil, aynı zamanda Avrupa’ya yönelik insan ve uyuşturucu trafiğini de nasıl kontrol ettiğini detaylıca ele almış


“Daha merkezi olarak PKK, neredeyse tamamen organize suç merkezli olarak para üretmek ve PKK’ya destek sağlamak için Avrupa’da geniş bir altyapıya sahiptir. Bazı tahminlere göre, PKK’nın Avrupa kanadı, Kürt diasporasını zorla gasp etmek, para aklamak ve uyuşturucu, insan, yasadışı silah ticareti ile sigara ve çay gibi öğe-lerin ticaretini yapmak suretiyle yılda yaklaşık 80 milyon dolar gelir elde ediyor.”

Bu noktada raporun içeriğinden bir bölümle devam edelim.

“PYD/YPG hiyerarşisi, birbirine bağlı dört katmandan oluşur. Nadiren kamu-ya açık olan en kıdemli YPG yetkilileri tamamen Kandil’de yerleşiktirler. Görünür YPG liderliği, bir sonraki katmandır ve yüzde 80’i PKK tarafından eğitilen kadro-lardan oluşur. Askeri tugayların başları, asayiş (polis) ve ön cepheden uzaktaki yö-netiminin omurgası olan diğer güvenlik organlarının yarısı Kandil’den oluşmuş-tur. En son katmanda YPG ve PYD tarafından yönetilen sivil yönetim, yerel olarak işe alınan Kürtlerin çoğunluğundan oluşurken, Kandil kilit noktaları ve tüm sivil yönetim ağını kontrolü altında tutar. Rojava toprakları üzerinde sıkı kontrol ya-parlar, bütçeden komutanların atanmasına, malların dağıtımına kadar her konu-da karar verirler.”13

Raporda PKK ile YPG’nin aynı örgüt olduğu birçok bilgi ve belgeyle desteklenmiş. Çalışmanın bir bölümünde geçen şu ifadeler, YPG’nin sadece PKK’nın bir kolu değil, bütünleşik bir bileşeni olduğunu net bir şekilde ifade etmiş.

“PKK, PCDK, PYD / YPG ve PJAK hepsi resmi olarak ulus ötesi siyasi bir şemsiye olan Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK)’nin bir parçasıdır. KCK’nın bu unsurları, PKK’nın kolu ya da dalı veya kardeş grupları değil; Irak’ın Kandil Dağları’ndaki PKK karargahında Abdullah Öcalan ve ekibinin nihai otoritesi altında üyelik, ideoloji ve komuta yapısını paylaşan aynı organizasyonun bütünleşik bileşenleridir.”

Rapordan bazı PKK’lı isimlere de yer verilmesi çalışmanın detaylardaki önemi orta-ya koyması bakımından da önemlidir.
Raporda geçen ve perde arkasından YPG’yi yöneten Suriye kökenli PKK komutanların-dan bazıları şöyle; Nasr Abdallah; Hasaka Eyaleti valisi, Lewend Rojava; şu anda Şam’da oturan ve üst düzey YPG yetkilisi olan Nuri Mahmud (Karwan); Serdar Derek, Koalisyon temsilcisi Ahmed Abdulkadir Abdi (Polat Can), Mahmud Muhammed (Xebat Derik) koa-lisyon güçlerinin PYD temsilcisi, İlham Ahmed (Ronahi Efrin), Walid Fahim Halil (Aldar Halil) Hedi-ya Yousef ve “Rojin Ramo” - hepsi PKK tarafından eğitilmiş militanlar.

Rapor, 12 ülkeden gelen 60 yabancı savaşçının kendi hikayeleri ve deneyimleri ana-liz edilerek hazırlanmış. Terör örgütü YPG’nin yabancı savaşçılarının ulusal köken-lerine göre dağılımı ise şöyledir: 10’u ABD, 4’ü İngiltere ve Almanya, 3’ü Avustralya, 2’si Kanada, İran, Portekiz, Rusya, Slovenya ve İsveç’ten ise 1’er kişi. Her birinin kendi ülkesindeki meslekleri farklı olmakla birlikte çoğunluğu asker ve öğrenci grubunda değerlendirilebilir. Bu insanların motivasyonları da birbirinden çok farklıdır.

Bu motivasyonların en çok örtüştüğü alan ise 11 Eylül sonrası oluşan İslam algısı ve bu sapkın algının doğurduğu sözde mücadele zemini. YPG işte tam da bu noktada çok önemli bir işlev gördü. Batılı destek alanlarında iki temel temanın altını çizdi; örgütün DEAŞ ile olan karşıtlığını ön plana çıkardı. Ancak bununla da yetinmedi ve alt metinde tüm İslam-cılara ve hatta apolitik dini muhafazakarlara da muhalefet merkezi haline getirdi kendini. İkinci tema olarak da aralarında kadın hakları, demokrasi, çoğulculuk, çeşitlilik, ekonomik adalet, çevresel sürdürülebilirlik, ekoloji ve LGBT konularını işledi. Yani Batılılar tarafın-dan DEAŞ başlığı altında kümelenen baskı, terör, işkence, zulüm gibi tüm kötülüklere karşı bölgede seküler, sol ve liberal tüm argümanları kendi bünyesinde topladığını göstermeyi başardı.

Yabancı savaşçılar ile ilgili raporda detaylı bilgiler yer alıyor. Bunlardan birkaç ör-neği taşıyalım.

Maksım Trifonov John Robert Gallagher

Kod Adı: Maksim Peresvet; Norman Kod Adı: Heval Gabar Rojava

Doğum Tarihi: 13 Eylül 1989 Doğum Tarihi: 1983


YPG’ye Katıldığı Tarih: 16 Eylül 2015 YPG’ye Katıldığı Tarih: Mayıs 2015

Ölüm Tarihi: 22 Eylül 2015 Ölüm Tarihi: 4 Kasım 2015

Yaşı: 26 Yaşı: 32

Cinsiyeti: Erkek
 Cinsiyeti: Erkek


Doğum Yeri: St. Petersburg, Rusya
 Doğum Yeri: Ontario, Kanada

Görevi: İstihbarat Görevlisi 
 Görevi: Bilinmiyor


Kürt Aidiyeti: Hayır
 Kürt Aidiyeti: Hayır


Askeri Geçmiş: Evet
 Askeri Geçmiş: Evet


Sadece bazı kimlik bilgileri değil, aynı zamanda örgüte katılış hikayesi, sosyal med-yada paylaştığı mesajlar ve diğer önemli bilgiler de her profilin altında tek tek belirtil-miş. Dolayısıyla YPG içindeki “yabancı savaşçılar” konusunda bugüne kadar hazır-lanan en detaylı çalışmalardan biri bu rapor. Örneğin Kanadalı Robert Gallagher’in profilinden bazı detayları inceleyelim.

“Gallagher, Kanada ordusunda 3 yıl çalıştı. Bosna’da da görev aldı. Meslektaş-larına sık sık, El Kaide, Taliban ve benzeri oluşumlara karşı savaşta kaybettikleri için kendisini suçlu hissettiğini, YPG’ye katılmanın sadece DEAŞ gibi bir düşmanı yenmek için değil, aynı zamanda dünyayı daha kötü bir yer olmaktan kurtarmak için gerekli olduğunu, söylüyordu.”

Gallegher’in Facebook paylaşımlarının da yer aldığı bu profil bilgileri YPG’ye katı-lan her yabancının ortalama motivasyonuyla örtüşüyor.
Raporda değinilmeyen ancak YPG bünyesinde kurulan ve bu yabancı savaşçıların içerisinde yer aldığı bir birlikten de bahsetmemiz gerekiyor bu aşamada. Haziran 2015 yılında “Enternasyonalist Özgürlük Taburu” (EÖT) adında kurulan bu yapı, özellikle Suriye dışından gelenler için bir şemsiye örgüt niteliğinde.

EÖT içindeki örgütlere kısaca baktığımızda Henry Jackson Cemiyeti’nin hazırlamış olduğu bu detaylı rapordaki yabancıların temel motivasyonlarını, neden YPG’ye ka-tıldıklarını nasıl bir yoldan geçtiklerini, nasıl bir endoktirinasyona maruz kaldıklarını bizlere apaçık göstermektedir.

YPG bünyesinde kurulan EÖT şemsiyesi altındaki örgütler:

United Freedom Forces (Birleşik Özgürlük Güçleri)- İspanya iç savaşında faaliyet gösteren Uluslararası Tugay adlı örgüt tarafından 2014 yılında Kobani’de sosyalist dev-rim amacıyla kuruldu.

Reconstrucción Comunista; yine İspanya’dan Marksit-Leninist bir örgüt.

Revolutionary Union for Internationalist Solidarity (Uluslararası Dayanışma için Devrimci Birlik) Yunanistan orjinli bir anarko komünist örgüt. 2015 yılından beri Su-riye’de savaşıyor.

Bob Crow Brigade (Bob Crow Tugayı); adını İngiltereli sosyalist bir sendika liderin-den alan bu örgüt, Birleşik Krallık ve İrlanda orjinli.
Henri Krasucki Brigade (Henri Krasucki Tugayı); bu örgüt de Fransız sendika lideri Henri Krasucki’den adını alan Fransa orjinli sosyalist bir örgüt. Son iki örgüt İngiltere ve Fransa’da bildiğiniz sendika faaliyetleri de yürütüyorlar.

International Revolutionary People’s Guerrilla Forces (Uluslararası Devrimci Halk Gerilla Güçleri); bu örgüt Mart 2017’de kuruluşunu açıkladı. Kuruluş amacı tüm dün-yadaki anarşistleri bünyesinde barındırmak ve Suriye-Rojava bölgesinde devrim yapa-rak anarşizmin yayılmasını sağlamak.

The Queer Insurrection and Liberation Army; Temmuz 2017’de kuruluşunu ilan eden bu örgütün amacı; LGBT bireylerinin haklarını savunmak. Savaşmaktan ziyade YPG’ye uluslararası alanda büyük destek gelmesini sağlamaya yönelik bir amacı var. Bu desteğin uluslararası alanda neye karşılık geldiği son yıllarda yaşadığımız YPG propa-gandalarından aşina olduğumuz bir gerçek.

Terör örgütü YPG’nin kurduğu bu birlik içerisinde yakından tanıdığımız MLKP, TKP/ML, TIKKO gibi örgütler de var.

Sonuç

Terör örgütünün belirli bir tanımının olmaması ve küresel güçlerin bu belirsizlik üze-rinden dünyanın belirli bölgelerinde terör örgütleri eliyle dizayn ve kontrol çalışmaları, gü-nümüzün önemli bir gerçekliğidir ne yazık ki. Terörle mücadele kapsamında Irak’ta olduğu gibi ülkeler işgal ediliyor, Suriye’de olduğu gibi diktatörler konumlarını güçlendirebiliyor, Avrupa’da olduğu gibi Müslümanların hak ve özgürlükleri kısıtlanıyor ve dünya genelinde en temelde İslamofobya’nın yükselişi ile karşılaşıyoruz. Dolayısıyla terör örgütleri ile mü-cadele konusu sadece bu örgütlerin operasyon alanı olan ülkeler için hakiki bir zeminde yürümek zorunda kalıyor. Türkiye de ne yazık ki bu ülkelerden biri olarak on yıllardır bu süreçleri yaşıyor. Ancak YPG ile yeni bir boyut kazanan PKK’nın artık uluslararası meşru-iyet ve bu meşruiyet üzerinden elde ettiği kazanımlar Türkiye’nin geleceğini, uluslararası arenadaki konumunu, siyasal ve ekonomik pozisyonunu ve toplumsal huzurunu daha güçlü etkileyecek ölçüde genişlemiştir. Terör örgütü PKK/YPG konusunda sıkça karşılaştığımız tüm argümanlar yine uluslararası bazı kurumlar tarafından küresel yapıların kısmi çekişme-lerindeki boşluklardan faydalanılarak ortaya konmuş durumda. Yukarıda kısaca değinmeye çalıştığımız iki rapor, bu boşluklardan sızabilen istisna raporlardandır. Hem NATO hem de küresel bir oyuncu olan İngiltere’nin desteklediği Henry Jackson Cemiyeti’nin raporları bu açıdan kıymetli raporlardır. Sadece biricik oldukları için değil, aynı zamanda somut verilere dayandıkları için de değerlidirler. Söz konusu raporlar hem YPG ile PKK’nın bir bütünün parçaları olduğunu çok güçlü bir şekilde ortaya koyuyor hem de YPG içerisindeki ulusla-rarası koalisyonu açık edip YPG’ye yüklenen seküler misyon dolayısıyla “İslamofobya’nın merkezi” haline getirildiğini gösteriyorlar. Türkiye’nin terörle mücadele kapsamında böy-lesine uluslararası raporları küresel bazda daha çok yaygınlaştırıp, daha fazla tartışması ve sonuçta da daha çok gündemleştirmesi gereklidir.

İdris Kardaş kimdir?

İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi mezunudur. Çalışma hayatına sivil toplum kuruluşlarında başlayan Kardaş, ulusal/uluslararası birçok ekonomik, sosyal ve insan hakları projeleri yürüttü. İngiltere’de bir süre eğitim ve sivil toplum kuruluşu

çalışmalarını sürdürdü. Halen İstinye Üniversitesi’nde çalışmalarına devam etmekte, ulusal televizyonlarda güncel siyaset ve uluslararası ilişkiler konulu programlar yapmaktadır.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi Sayı: 4

 

banner53
Yorumlar (0)
19
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?