banner39

Kamerun'dan yeryüzü notları -1-

Yusuf Armağan, gittiği Kamerun izlenimlerini anlatıyor...

Gezi-İzlenim 14.09.2011, 14:13 16.09.2011, 11:13
Kamerun'dan yeryüzü notları -1-

Yusuf Armağan/ Dünya Bülteni

Kamerun İHH'nın gönüllüsü olarak çalışmaya başladığımdan bu yana gündemimden düşmeyen bir yerdi doğrusu. İlk olarak 2006 yılında, sonrasında 2010 yılında Kamerun'a gidişim direklerden dönmüştü. Kısmet değilmiş demek ki. Bir şekilde aklımın bir köşesine yazılan bu güzel ülkeye gitmek bu yılın Ramazan ayının ilk haftasında nasip oldu. Kamerun'a gideceğim söylenir söylenmez Kamerun'a dair bu küçük geçmişimi hatırladığımı ve gülümsediğimi hatırlıyorum. 

İçinde İHH geçen, içinde yardımlaşma geçen, içinde Afrika geçen, içinde Müslüman geçen ne zaman bir cümle duysam hep heyecanlanırım. Bu heyecanımın bir gün eksilecek olmasına dair bir küçük ihtimal bile itiraf edeyim ki en önemli korkularımdan biridir. 

Kamerun Batı Afrika'da okyanusa kıyısı olan bir ülke. 17 milyon nüfusa sahip. Nijerya en önemli komşusu Kamerun'un.  Portekizlilerin bu ülkeyi keşfi ile başlayan süreç kötü hatıraların da başlangıcı sayılabilir kuşkusuz. Keşif kelimesi de bir acayip duruyor farkındayım. İçinde zaten yaşayanların bulunduğu bir yerin keşfedildiğini ifade etmek, bir (keşfeden) tarafın etken, diğer tarafın (keşfedilen) edilgen olması sonucunu doğuruyor. Bir bakıma orada yaşayanı yok saymak yani. 'Coğrafi keşifler' tabirini bu yüzden oldukça problemli bulduğumu söylemek istiyorum. Kamerun da böyle bir yer işte. İngilizler, Almanlar ve Fransızlar'ın uğrak yeri haline gelmiş sonraları. Kamerunlulara bakılırsa Almanlar ile ilgili bir sorunları olmamış hiç. Ama İngilizlere ve özellikle de Fransızlara karşı içten içe tarif edilmesi imkansız bir öfkeleri var. 

Önce Refik Sonra Tarik 

Kimi yolculuklar vardır unutulmaz. Yolculuğun unutulmaması aslında yol arkadaşınızdan kaynaklıdır çoğu zaman. Üstelik hiç tanımadığınız birileriyle bir yolculuğa çıkmışsanız ve bu yolculuğu unutulamayacaklar listenizin nadide bir köşesine yerleştirmişseniz bambaşka bir durumla karşı karşıyasınız demektir. Böylesi bir hatırayı paylaşma niyetindeyim bu yazımda.   

İHH'nın görevlisi olarak Kamerun'a gideceğim belli olduğunda yol arkadaşım da belliydi. Lakin kendisinin bir başka programı dolayısıyla geziye iştirak edemeyeceğini söylemesi yol arkadaşlarımın kimlerden oluşacağı sorusunu da beraberinde getirmiş oldu. Yol arkadaşlığı benim için her zaman ayrı bir müessese olagelmiştir. Bu yüzden unutamam eşimin eşim olmasının dışında yol arkadaşım da oluşunu. Mesela, Fatih Ketancı'nın, İsmail Kılıçarslan'ın, Ersin Şahin'in, İsmail Hayri Bolat'ın, Yusuf Müftüoğlu'nun, İbrahim Paşalı'nın, Murat Yılmaz'ın arkadaşlarım oluşlarının dışında bir de üstüne yol arkadaşlıklarını unutamam. 

Gidişimizden birkaç gün evvel vakıftan gelen telefon yol arkadaşlarımın ismini veriyordu; Ali Acar ve Cumhur Kırış. 

Cumhur Kırış İstanbul'da ticaretle uğraşan bir arkadaşımızmış. Ali Acar ise hemşerim çıktı; Urfalı. Nizip'te notermiş kendisi. Gidişimizden bir gün evvel İHH'nın Fatih'teki merkezinde bulutluk ekiple. Emanetlerimizi teslim aldık. Talimatları dinledik. Yapmamız gerekenlerin neler olduğuna dair tüm sorularımıza cevaplar istedik. Bu bizim birbirimizle ilk temasımızdı aynı zamanda. Ertesi sabah erken saatte havalimanında buluşmak üzere ayrıldık. 

Ne olursa olsun istersiniz ki uçaktayken bir arada oturalım da laflayalım gidene kadar. Her zaman istediğiniz gerçekleşmiyor ne yazık ki. Ben Ali Ağabey ile birlikte oturabildim, Cumhur Ağabey bizden bir hayli uzakta oturmak durumundaydı. 

Ali Ağabey Kur'an-ı Kerim'ini çıkarıp koydu önündeki bölmeye evvela. İnerken uçakta unutacağı gözlüğünü hatırlıyorum bir de. Ben de bir iki kitap yerleştirdim önümdeki göze. 

'Ekibimiz iyi görünüyor' dedim Ali Ağabey'e. 'Sabır' dedi, 'sabır, önce sabır...' 

Ali Ağabey eskilerden. Rahmetli Erbakan Hoca'nın mahkemelerini takip etmiş gençliğinde. Belediye Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş bir ara. Ticarete girmiş sonraları. Noterlik müracaatına Nizip için cevap gelmiş. Ve şimdi noterlik yapıyor. Camiamızın yakın tarihinde ne varsa olmuş bitmiş hepsinden haberdar. Ortak tanıdıklarımız var kendisiyle. İHH'yı birinci Gazze seferi ile tanımış. Urfa'dan aldıkları bir minibüsü Gazze'ye kadar ulaştırmayı başarmışlar. İHH'nın iyi yönetildiğini bizzat gördüğünü söylüyor. Önceleri aklımızın ucundan geçmeyen yerlere gidiyoruz şimdilerde diyor. Hayal bile edemezdik diye de ekliyor. Bilgisi, yakın tarihimize tanıklığı, üslubu, tanıdık hususlara kendince yaklaşımı ister istemez etkiliyor beni. 

Casablanca'ya iniyor uçağımız evvela. Burada yaklaşık bir on saat kadar bekledikten sonra Douala için bir başka uçağa bineceğiz. Madem vaktimiz var bir süre öyleyse çıkmalı Casablanca sokaklarına. 

Pasaport kuyruğunda uzun uzun bekledikten sonra çıkıyoruz dışarıya. Küçük bir mescide girip namaz kılıyoruz önce. Eski şehrin merkezine trenle mi gitmeliyiz yoksa taksiyle mi? Nümüzde duran soru bu. Treni tercih ediyoruz. Temiz, sessiz, kahverengiye çalan toprakların üzerinde güzel bir yolculuk başlıyor. 

Cumhur Ağabey fotokopi ve yazıcı cihazları üzerine bir distribütörlük yapan firmanın ortaklarından biri. Daha evvel İHH ile Etiyopya üzerinden Mali'ye bir seyahati olmuş. Son dönem İslami ve siyasi gelişmeleri yakından takip ediyor. Birbirini kontrol eden, birbirileri üzerinden hukuk tesis edebilmeyi başarabilmiş, birlikte hareket etmeye dair tereddütler yaşamayan bir arkadaş grubunun içerisinde yer aldığını hissediyorsunuz konuşmalarından. Üç oğlu olduğunu söylediğinde gözleri parlıyor. Erkeklere has bir üslupla 'bizim hanımın işi zor ünkü dört erkekle uğraşmak zorunda' diye eklemeden geçemiyor. 

Casablanca Limanı civarına iki tren sonrasında ulaştığımızda bir otele girip eski şehrin haritasını istiyorum. İkinci Hasan Camii'nin yerini işaretletiyorum harita üzerinde ve düşüyoruz yola. Hem konuşuyoruz hem yürüyoruz. Seyyar satıcılar, yabancı olduğumuzu sezer sezmez gözümüzün içinde nihayetlenen bakışlar, yüksek binalar eşliğinde giriyoruz Casablanca'nın eski sokaklarına.

Casablanca hesabımızda olmadığından çok fazla bir şey bilmiyoruz buraya dair. Bir çarşısı, bir ikinci Hasan Camii ve belki bir de deve kebabı... 

Çarşı çok hareketli... Kasaplar, giysi dükkanları, lokantalar, dericiler arasında akan kalabalığın bir ferdiyiz. Ali Ağabey haşlanmış salyangoz satan bir seyyar satıcının önünde durup 'müslüman mahallesinde salyangoz satmak' deyimini hatırlattığında gülüyoruz bolca. Yürürken Türk müsünüz sorusunu sorarak Türk olduğumuz cevabını alınca bize yardım etmek istediğini söyleyen brini de yanımıza alıyoruz. Artık dört kişiyiz. Biz nereye o da bizimle. Deve kebabı yememiz için bize alternatif yerler gösteriyor. Henüz hazır değiliz bu iş için. Temiz olmadığını görüyoruz çünkü. Son olarak sahile bakan yüzüyle bir kaleyi andıran ve şimdilerde bir restoran olarak hizmet veren tarihi bir mekana giriyoruz. Bize eşlik eden adamdan İkinci Hasan Camii'nin yolunu öğrenip ayrılıyoruz kendisinden. 

Çarşıdan aldığımız meşhur Fas ekmeklerinden kopardığımız lokmalar eşlik ediyor adımlarımıza. Casablanca'nın sahil yolunda yüksek duvarlarına gerdikleri mekanizmalarda yün eğirerek ekmeklerini kazananları görüyoruz. Bizden başka da kimsecikler yok ortada. Uzunca bir yürüyüşün ardından ulaşıyoruz İkinci Hasan Camii'ne. Caminin ezanların hemen akabindeki kısa zaman dilimleri dışında açık olmayacağını biliyoruz önceden. Bakalım biz girebilecek miyiz camiye? 

Eskiye dair herşey çok tanıdık burada. II. Hasan Camii ise ne yalan söyleyeyim biraz yabancı yana düşüyor. Sadece ezan okunduktan sonraki kısa zaman diliminde açık kalıyor cami. Onun haricinde avlusunda dilediğinizce vakit geçirebilirsiniz ama içeriye asla giremezsiniz. Neyse ki, bir punduna getiriyoruz da iki rekat vakit namazımızı eda edebiliyoruz okyanus kenarındaki bu devasa camide. 

Kamerun'da yağmurun ellerine düşüyoruz evvela 

Kamerun'a gidiş yolculuğumuz için havalimanındayız. Görevlilerin sonu gelmeyecek sandığımız yavaşlıkları, polislerin 'bahşiş' taleplerini dile getiren seslenmeleri ve Fas'ın nane çayı kadar üzerimizde bıraktığı tatlı hava eşliğinde biniyoruz bizi Douala'ya götürecek uçağa. 

Sabaha karşı iri damlalı harika bir yağmur eşliğinde iniyoruz Douala'ya. Kamerun ve civarının kışı sayılabilecek bir zaman dilimindeyiz. Hava sıcaklığı 25 derece civarında seyredecek seyahatimiz boyunca. Uçaktan inerken yere düşen yağmurun yerin sıcaklığını da yüklenerek ılık ılık buharlaşmasını hissediyoruz evvela. Bagaj bandında uzunca bekleyişimiz son bulduğunda bagajlarımızın kayıp olduğunu anlıyor ve Casablanca'da yolcuların koca koca valizlerini neden uçağın içine almak için canhıraş bir şekilde mücadeleye giriştiklerini o an anlamlandırabiliyoruz. Yapacak bir şey yok, buralarda olağan şeylerden sayılıyor bu durum. 

Kamerun'da İHH gönüllülerince yapılmış bağışlar ile Ramazan'a mahsus erzak dağıtım işlerimiz olacak. Birincil işimiz bu. Daha evvel yapılmış kalıcı hizmetlerin yerinde görülmesi, Kamerunlu Müslümanların yeni ihtiyaçlarının tespit edilerek raporlanması, uzun yıllardan bu yana burada yürütülen faaliyetlerin gelmiş olduğu noktayı tespit etmek ve elbette ki buradaki Müslümanlarla hasret gidermek de işlerimiz arasında. Bu yüzden oldukça planlı ama bir o kadar da yoğun bir program bizi bekliyor. 

Şunu söylemeliyim; Bu ülke İHH'nın partner kuruluş açısından en şanslı olduğu ülke. Sebebine gelince... İHH Kamerun'da HURDEC isimli bir kuruluş ile çalışıyor. HURDEC yönetiminde öğrenimlerini Türkiye'de tamamlamış iki isim (Muhammed İdrisi ve Adem Bia Muhammed) ve Türkiye'den Kamerun'a yerleşmiş bir genç girişimci (Hüsrev Çakmak) var. 

Afrika deyince benim zihnimde öteden beri hep çok renkli bir çağrışım vardır. Oysa ki hep Afrika'nın kara olduğuna vurgu yapar alışageldik metinler, filmler ya da müzikler; Kara Afrika! Sarıdan, kırmızıdan, yeşilden ve maviden bir harmonisi var bu kıtanın. Siyah bu güzelliğin bir büyük parçası halinde sadece. Ve beyaz hiç yakışmaz Afrika'ya. Bu yüzden tedirginlik yaşarsınız buralarda evvela. Yakıştıramazsınız kendinizi, defalarca talan edilmiş olsa da hala bakir kalabilmiş bu topraklara. Garip bir duygudur aslında bu. Ama ne zaman ki selam yolunuzun besmelesi olur işte o zaman bir parçası olursunuz Afrika'nın. Bu yüzdendir ki, Afrika'ya sadece Müslüman bir beyaz yakışabilir. Ben bunu bilir bunu söylerim. 

Dinamik insanlar bu Kamerunlular. Organizasyon yetenekleri üst seviyede. Ramazan'ın ilk günü (Türkiye'den bir gün evveli) II. Nobel isimli ilçede ilçe kaymakamı ile birlikte bir organizasyonumuz var. İşin içine devlet girince ister istemez protokol de giriyor. Aynı beyaz plastik sandalyelerden bir kaçının farklı bir yere sıralanmış olması kadar basit ama o kadar da rahatsız edici bir şey işte bu protokol. Sonrasında, konuşmalar, konuşmalar ve konuşmalar... Hiçbir şey bir Kamerunluyla göz göze gelip, elini bulup, karşılıklı bir iki cümle kurmaktan kıymetli değil kuşkusuz.

Eseka'yı çok sevdik 

İkinci gün başkent Yaunde'ye üçüncü gün ise başkentten Bertoua'ya gideceğiz. Toplam yolumuz 700 kilometre kadar. Bu yüzden Yaunde'de konaklayacağız. Ama yolda uğrayacağımız bir önemli şehir var; Eseka. 

Eseka'da sonradan Müslüman olmuş bir kardeşimizin HURDEC'ten Adem'in yönlendirmesi ile yürüttüğü tebliğ faaliyetine tanıklık edeceğiz. Buradaki Müslüman kardeşlerimizle erzaklarımızı paylaşıyoruz. Sonrasında bir sohbet halkası oluşuyor doğal olarak. Çok kısa bir sürede seksen kadar kişi olmuşlar. Oldukça zorlu bir süreç doğrusu. Müslüman olmak demek, alışageldik hayattan kopmak demek buralarda. Bu yüzden yalnızlık hissi kaplamış içlerini biraz. Çoğu işsiz ve fukaralığın pençesindeler. Ama bu umutsuz gibi görülen vaziyetten bir umut yeşertebilmenin imkanına da iman etmiş durumda herbiri. Kendilerinin bizden bir mescid, bir okul, konaklayabilecekleri bir mekan talepleri oluyor. En çok da dini bilgilerini artırmaya yönelik Fransızca kitaba ihtiyaç duyduğunu söylüyor içlerinden biri. Ne kadar da benziyor kalın çerçeveli gözlükleriyle Malcolm X'e... Bu ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik ilk işi daha hemen oradayken yapıyoruz. Şehrin valisini, emniyet müdürünü, belediye başkanını ve diğer üst düzey kamu görevlilerini ziyaret ederek bizim bu talebi karşılamamız için gerekli arsa tahsisi hususunu konuşuyoruz. Söz de alıyoruz elhamdülillah. Buradaki arkadaşlarımıza çiftçilik öğretilmesi için bir çalışma başlatacağını ifade ediyor Adem Bia. Tarla açarak başlayacaklarmış işe. Burada gösterecekleri istikrara göre çiftçilik işinin seyri de belli olacakmış. 

Eseka'yı gördüğüm en güzel şehirlerden biri olarak kendi kişisel tarihime bir not olarak düşüyorum. Şehir derken beton binaları, geceleri yanan pırıltılı ışıkları, anlamsız kalabalıkları kastetmediğimi sanırım söylememe gerek yok. Doğrusu, sayıları her geçen gün artmakta olan Müslümanlar bu şehre bir başka anlam katacaklar. 

Kamerun çok güzel bir memleket. Bir defa ülke sanki ormandan ibaret gibi. Uzun, geniş gövdeli, geniş yapraklı ve çok kıymetli tropikal ağaçlar var dört bir yanımızda. Bütün karayoları da bu ormanların arasından uzayıp gidiyor. Zaman zaman barikatlarla kesilen yollarda devlet varlığını acımasızca hissettiriyor. Barikatları fırsat bilen civar köylerden gelmiş seyyar satıcılar birşeyler satabilmenin derdindeler. Yerel yiyecekler, kapalı şişe içecekler v.s. Bitekola adında bir meyve alıyor ekibimizden bir arkadaşımız. Bitekola mide ile ilgili sıkıntılara iyi geliyormuş.  Kiviye benziyor kabuğuyla. Üzüm gibi salkım halinde ama seyrek dizili. Sarımsak büyüklüğünde. Tadına gelince, bu konuyu burada noktalama niyetindeyim müsaadenizle. Ama bilenler için şu kadarını söyleyeyim; Her ne kadar uzak asyanın enteresan meyvesi düryan gibi kokmuyor olsa da soğan ve sarımsak karışımı bir meyvenin hafif tatlı olanı gibi düşünebilirsiniz.  

Başkent her yerde başkenttir 

Bürokratik binalar, büyük oteller, geniş caddeler, Douala'da görmediğimiz trafik ışıkları, İyi giyimli, güneş gözlüklü ve illa ki çantalı devlet gibi yürüyen adamlar var burada. Dünyanın bütün başkentleri için aynı şey geçerli midir bilemiyorum ama şu ana kadar gördüğüm zamane ülkelerinin başkentleri hiç bana göre değil. 

Bu geceyi Yaunde'de geçireceğiz. Bagajlarımız kayıp olduğundan ötürü ihtiyacımız olan birkaç parça giysiyi almak için pazarına çıkıyoruz başkentin. Kalabalık, gürültü, sürekli hareket halinde insanlar,  rengarenk, tahtadan dükkanlar, çamurlu yollar, sempatik satıcılar... Güzel ile hep çirkin içiçe buralarda. Güzelin içinden güzel olmayanı, güzel olmayanın içinden güzel olanı bulup çıkarmak için çok çaba sarfetmenize gerek yok oysa. Bu tamamen sizin ne yanda olduğunuzla doğru bağlantılı bir şey. Üstadın da dediği gibi, güzel bakarsanız güzel görürsünüz, güzel görürseniz güzel düşünürsünüz.      

İftar için bir evdeyiz. Büyük bir villa burası. Kamerun'da şimdiye kadar girip çıktığımız evler gibi değil. Ev sahibimiz bir bankada muhasebe servisinde çalışıyor. Arapçası çok iyi. Kendisi Adem Bia'nın arkadaşı. Kamerun'da olduğumuzu öğrenince davet etmiş bizi evine. Yöresel yemekler var sofrada. İlk kez yöresel yemeklerinden tadıyoruz Kamerun'un. Özellikle biri bizim yemeklerimizi andırıyor; etli patates yemeği gibi sanki.    

Yaunde'den Bertoua'ya giden yol tıpkı Douala'dan geldiğimiz yol gibi çok düzgün. Suudi Arabistan hükümetinin hibesiyle yapılıyormuş bu yollar. En ufak bir çukur yok ve güzel bir asfalt. İki yanı ormanlarla kaplı yoldan ilerliyoruz. Zaman zaman sohbet halinde zaman zaman susmayı tercih ederek. Otoyolun kimi yerlerinde Birkaç araba lastiği, bir ağaç parçası, bir küçük kulübeden oluşan barikatlarla yol kesiliyor ve yol parası ödüyoruz devlete. Kamyonlar, çekiciler oldukça iri ağaçlar taşıyorlar. Çoğunluğu Euroka cinsinden bu ağaçlardan bazen bir tır sadece bir tane taşıyor. Bütün bu ağaçlar bir liman kenti olan Douala'ya taşınıyor. Oradan da dünya pazarlarında kereste olarak yerini almak üzere gemilere yükleniyor. 

Yol boyu sağlı sollu köyler var. Kimi Hıristiyan bu köylülerin kimi Müslüman. Bazen aynı köyde her ikisini de gördüğümüz oluyor. Şunu söylemem lazım; Kamerun'un köyleri şehirlerinden daha bakımlı ve temiz. Burada kurulu olan evler Kamerun'un geleneklerini daha çok yansıtıyor. Evlerinin önü, en az, bir kız çocuğunun iki yana taranmış ve iki yandan örülmüş saçları kadar düzenli. Evlerden bahsetmişken hemen söylemem gereken bir husus var. Yaunde'de geleneksel Kamerun evleri ile ilgili bir müze var. Hararetle tavsiye ediyorum.

İKİNCİ BÖLÜM İÇİN TIKLAYINIZ

İ

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?