banner39

Litvanya'da bir Tatar köyü: Kırk Tatar

Sovyetler Birliği‘nin her türlü zulmü reva gördüğü günlerde dinini, tarihini bilen bir çoğu ağır şekillerde öldürülmüş, Sibiryaya‘ya sürülmüş. Yıldırıcı asimile politikaları ve tahripler sonucu Müslüman Tatarlar kimliklerinden büyük kopuşlar yaşamışlar.

Gezi-İzlenim 08.07.2021, 09:27 08.07.2021, 09:45
Litvanya'da bir Tatar köyü: Kırk Tatar

Emine Kocabaş Kılınç / Dünya Bülteni

Burası Litvanya, Avrupa‘nın kuzey doğusunda küçük soğuk bir ülke. İsmi  "Lietuva“ kelimesinden geliyor;   "yağmur ülkesi" demek ve bu küçücük ülkeden onsekiz nehir birden geçiyor. Sokaklarda yürürken Sezai Karakoç‘un mısraını hatırlamamak elde değil: "yağmur karşılıklı yağar ruhlarla karşılıklı"

Çok acılar çekmiş bir ülke Litvanya, o yoğun acıların ardında kendi içine kapatılmış bir çığlık kadar sessiz. Tarih boyunca bağımsız devletler kurmuş, topraklarını bugünkü Rusya ve Polonya‘nın ötesine yaymış, 2.Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası tarafından işgal edilmiş ve savaş öncesinde başkenti Vilnius‘un 2.Kudüs olarak anıldığı bu ülkede, yüzbinlerce Yahudi katledilmiş. 1945 yılında Sovyet ordusu Litvanya‘ya girmiş ve 1945-1952 yılları arasında bu ülke, Stalinizmin en katı örneklerinden birine sahne olmuş. 23 Ağustos 1989 tarihinde Litvanya, Letonya ve Estonya‘daki halk el ele tutuşarak Tallin‘den Riga‘ya oradan da Vilnius‘a kadar uzanan 600km uzunluğunda bir insan zinciri oluşturarak dünyaya seslerini duyurmuşlar ve "Şarkı Devrimi“ diye adlandırılan bu devrimin ardından 11 Mart 1990 tarihinde Litvanya bağımsızlığını ilk ilan eden ülke olmuş. Bu sebepledir ki Sovyetler Birliğini yıkan Baltık Cumhuriyeti diye anılıyor ve bu bağımsızlığı tanıyan ilk ülke de Türkiye .

Bu ülke insanının Türkiye‘ye ayrı bir sempatisi var ama onlar içinde sayıları çok olmasa da Litvanya tarihinde çok büyük yer kaplayan birileri var ki onlar için ayrı bir anlamı var Türkiye‘nin. Bu ülkeye, 14 ve 15.yy‘da Büyük Litvanya prensi Witold zamanında, Altınordu Devleti‘nin bitmek bilmez iç karışıklıklarından sakin ve huzurlu bir hayata ulaşma arzusuyla göç eden Müslüman Tatarlar, tabiri diğerle Kıpçak Türkleri. Her ne kadar geliş nedenleri sakin bir yaşam arzusu olsa da prens Witold onları ülkenin doğu sınır bölgelerinde kolonileştirerek Moskova prensliğine karşı bir set oluşturmayı hedeflemiş ve savaş sanatını çok iyi bilen Müslüman Tatarlar, bu ülkede de savaştan uzak kalamamışlar. Tüm askeri hizmetlerine karşılık ayrıcalıklar ve topraklar kazanmış Tatarlar, bu ayrıcalıklar sayesinde müslüman kalabildiklerini 16. yy‘da Polonya Kralı Zygmunt‘a gönderdikleri notada şöyle ifade ederler "Hatırası şanlı Witold artık yaşamıyor, o bize Hz. Muhammed‘i unutmamızı emretmedi. Biz de bu nedenle gözlerimizi mukaddes yerlere Mekke ve Medine‘ye çevirdiğimizde onun adını da kendi halifelerimizin adlarıyla birlikte zikrediyoruz.“

Müslüman Tatarların Litvanya‘ya gelişi bu şekilde olmuş. İlk olarak Vilnius, Trakai, Kozaklaru ve Keturiasdesimt Totoriu köylerine yerleşmişler. Bugün ise yoğunluklu olarak Nemezis ve  Kırk Tatar (Keturiasdesimt Totoriu) köylerinde yaşamlarını sürdürüyorlar.

Sovyetler Birliği‘nin her türlü zulmü reva gördüğü günlerde dinini, tarihini bilen bir çoğu ağır şekillerde öldürülmüş, Sibiryaya‘ya sürülmüş. Şimdi ise ödenen ağır bedellerin ardından, ellerinde kalan küçücük parçalara tutunmaya çalışıyorlar.Yıldırıcı asimile politikaları ve tahripler sonucu Müslüman Tatarlar kimliklerinden büyük kopuşlar yaşamışlar. Vilnius‘taki derneğin başkanı Doç Galina Miskiene: Mesela burada yaşayan tatarlar kendilerini Litvan olarak hissetmeye başlıyor. Polonya'da yaşayan Leh tatarı olarak kendisini hissediyor. Beyaz Rusya'daki Beyaz Rus gibi hissediyor ve bu bizi çok ayırıyor. O zaman Leh tatarları deyince Leh kökenleri. Tatar kökenleri yok oluyor. Türk kökenleri yok oluyor.Bu köklere bağı sadece din tutuyor. şeklinde ifade ediyor bu kopuşu.

1988, Litvanyalı Tatarların kendine geldiği yıl olmuş. Litvan -Tatar Kültür Muhiti yeniden kurulmuş, daha sonra Vilnius Tatar Din Grubu kurulmuş. Litvanya Cumhuriyeti bu gurubu tanıdığı için müftü de bu grup tarafından belirleniyor. Tatarlara ait faaliyet gösteren 19 dernek var bugün, içlerinden 6 tanesi birleşerek, Litvanyalı Tatarlar Birliği adını taşıyan bir federasyon oluşturmuş.Bugün Adas Yakubauskas ın başkanlığında faaliyetlerini sürdürüyorlar. Tatarlar, 1995'ten beri Litvanyalı Tatarlar adında bir gazete çıkarıyorlar ve kültürel faaliyetlere fazlasıyla önem veriyorlar.

Geçtiğimiz kurban bayramının 3. gününü Tatarların Litvanya‘da ilk yerleşim yerlerinden biri olan Kırk Tatar (Keturiasdesimt Totoriu)köyünde onlarla birlikte geçirdik. Vilnius‘a 40km uzaklıkta küçük bir köy burası. 112 Müslüman Tatar‘ın yaşadığı bu köy, çok acılardan geçmiş bu ülkede, herşeyi içinde yaşamak zorunda kalanların agır iklim şartlarına rağmen, tüm kaybedişlere rağmen, hayata tutunduğu bir ıssızlık.

Köyün girişinde müslüman ülkelerdeki ihtişamlı camilere hiç benzemeyen, olabildiğince sade, ahşaptan küçük bir cami karşılıyor bizi.Dörtgen şekliyle kilise mimarisini andırıyor. Litvanya'nın en eski camilerinden olan Kırk Tatar köyü camii 16.yy.da Büyük Vitaustas zamanında yapılmış ve bu bölgedeki tek camiymiş.Kayıtlara böyle geçmiş ama caminin daha eski dönemlerde inşa edilmiş olabileceği söyleniyor. 1815 yılında yanan bu cami sonradan Müslümanlar tarafından yenilenmiş. En son yenileme 1993 yılında Türk konsolosluğu'nun katkılarıyla yapılmış ve açılış bir bayram havasında gerçekleştirilmiş.Bu cami Cuma namazlar, bayram namazları ile bazı günler eğitim ve kültür faaliyetleri için açılıyormuş.Yakından bakınca, bu küçücük minarenin göğe yükselişi çok büyük görünüyor bana; çünkü gökyüzünün ezan sesiyle uyandırılmadığı bir ülke Litvanya..Ezanın okunması yasak olduğu için sadece camilerin içinde okunuyor.Herşey gibi onu da içlerinde yaşıyorlar yıllardır.

Köy, genel itibariyle çok sade ve mütevazi. Gerçek acılar insana en sade şeklini veriyor, mekana en sade görüntüyü bırakıyor.Buradaki insanlar, geçimlerini küçük arazilerinde birşeyler yetiştirerek sağlıyorlar,geçmişin o soylu, askeri başarılarla müteşekkil günlerini özlemle anıyorlar.Mezarların çok başka bir anlamı var onlar için. Bu bölgede mutlaka müslüman mezarlıkları ayrı, temizliğine çok önem gösteriliyor, bayramlarda ziyaretleri aksatılmıyor. Atalarını, benliklerini, ellerinden acımasızca sökülen dili, tarihi ve hatta dini geri almak ister gibiler sanki...

Camiden yaklaşık 5 km uzaklaşınca kurbanın kesileceği eve geliyoruz.Burada müftü Romas Yakubauskas ve bu köydeki derneğin başkanı Fatıma Bujnovskaja bizimle birlikte. Fatıma, kurbanı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için bekliyor. Herkes kurban işleriyle meşgul, yoğun bir koşuşturma var. Havanın aşırı soğuk olması nedeniyle bizi evin içine alıyorlar, olabildiğince mütevazi bir ev. Odanın içinde bizdeki sobalara benzer ama tavana kadar sütun gibi yükselen bir soba var,zaman zaman -30 dereceye ulaşan soğuğu ancak onunla kırıyorlar.

Bu küçük odada kilometrelerce uzağımızda ama giyimleriyle, misafirperverlikleriyle bizim köylerimizde yaşayan insanlara bir o kadar benzeyen bu insanları düşünüyorum. Bakışları hiç bir duyguyu elevermemeye öyle alışmış ki eskitilmiş fotoğrafları andırıyorlar. Biraz zaman geçince bize sofralarını açıyorlar. Tatar böreğini,erişte ve köftelerle hazırladıkları lokşinaisimli yemeği, sıcak hoşafı. ve bir çok leziz yemeği hiç tanımadığımız bu insanlarla aynı sofrada yerken Türkiye çok yakın gibi hissediyorum, hemen şurası. Henüz dillerini bilmiyorum, onlar Litvanca konuşuyorlar. Onlar da benim dilimi bilmiyorlar ama dillerin üstünde bir dil var işte; arada uzun kopmalar, yabancılaşmalar olsa da bizi tanıdık kılan bir dil. Onların içinden pek azı Tatarca biliyor. Yaşadıkları en elim kırılmalardan biri bu belki de.

Şimdi Tatar gençlerinin kendi dillerini öğrenmek istemediğinden, camiye gitmek istemediklerinden yakınıyorlar. Dillerinde dinle ilgili mevlüt,aşure, ramazan, bayram gibi sayılı kelimenin kaldığını söylüyorlar. Daha önceleri Cuma gecelerinde-perşembeyi cumaya bağlayan gece- akşam yemeğinden sonra ekmeği, tuzu ve sıta adını verdikleri bal şerbetini temiz bir masaya koyup kur‘an okuduklarından bahsediyorlar ve sadece Arapça yazılı, daha çok dini içerikli eserleri kitap diye adlandırıyorlar. Şimdi ise çoğu Kur‘an okumayı bilmiyor.

Öğrenmek istediklerini ama Sovyet zulmünün seslerini bastırdığı dönemde, aile büyüklerinin sadece onların canlarını korumak için çocuklarına, torunlarına Kur‘an okumayı öğretmekten kaçındığını anlatıyorlar. Aşure günlerinin hala bir bayram gibi kutlandığını hatta o gün bayram namazı kıldıklarını duyunca şaşırıyorum. Öylesine küçük, küçücük parçalardan tutup yine de kopmamak yıllarca, yüzyıllarca... Tüm gerçekliğiyle yaşanan bir dinden sözetmek belki zor; daha çok kültürel bir miras gibi tutunmuşlar ona. Herşeye rağmen tutunmuşlar, seslerini içlerinde tutarak, ezan sesinin gökleri çınlattığını duymadıkları bir ülkede, tüm ödenen bedellere rağmen sıkıca tutunmuşlar.

Bırakırlarsa kendileri kalamayacaklarını hep hatırlayarak...Böyle dik ve onurlu duruşları bundan..
Kurban kesim ve dağıtım işleri tamamlandıktan sonra vedalaşıyoruz o güzel insanlarla.Vilnius‘a doğru yol alırken isimlerini düşünüyorum. Bizi birbirimize yabancı kılan onca ses, kelime varken tek tanıdık görünen şey; hepimizin çok aşina olduğu şey, onların isimleri: Fatıma, Halime, Ayşa, Yasemin, Yakubas vs. Tek şeyi soruyorum kendime, ne farkı var Keturiasdesimt Totoriu‘da bir Fatıma‘nın Türkiye‘deki, Beyrut‘taki, Şam‘daki, New York‘taki, Kuala Lumpur‘daki, Paris‘teki, Berlin‘deki, dünyanın tüm başkentlerindeki bir Fatıma‘dan ne farkı var; hepimizin tutunduğu şey böyle aynıyken. Altın göz yaşları dedikleri amberler ülkesinden, kuzeydeki bu sessiz ülkeden, herkese çok selamları var o güzel insanların en çok da İstanbul‘a...
 

banner53
Yorumlar (5)
ahmetyahya 11 yıl önce
ufkumuzun yalancı sınırlarla ne kadar da daraltıldığını farkettim adını bile bin yılda bir duyduğumuz bir yerde adı ben olan birilerinin varlığı ne kadar da yabancı ama tatlı geldi ruhuma. Dünya bizim öyle değil mi?
fatıma 11 yıl önce
we aleykum selam. bizden de onlara selam olsun...
musa demirtaş 11 yıl önce
bu yazı beni biraz daha yaşlandırdı.......
Edip 11 yıl önce
Dünyanın kuzey ucundan önümüze getirdiğiniz şahitliğiniz ve oradaki müslüman türklerin varlığına dair sunduğunuz bu değerli bilgiler için size teşekkürü borç biliyorum sn. yazar.
yolcu mobil52 2 yıl önce
hüzünlendim
27
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?