banner39

Özgürlüğün doğduğu ada: Robben Island/ İbrahim Tığlı

Mandela'nın kaldığı hapishanenin de yer aldığı Roben Adası'na gidenlerin genellikle beyaz turistlerden oluşması dikkat çekiyor...

Gezi-İzlenim 29.04.2013, 10:27 30.04.2013, 18:06
Özgürlüğün doğduğu ada: Robben Island/ İbrahim Tığlı

İbrahim Tığlı/ Dünya Bülteni - Güney Afrika

Cape Town'a geleli yaklaşık iki ay oldu. Buraya gelmeden önce Cape Town hakkında iki önemli bilgiye sahiptim. Birisi Afrika'nın en uç noktası Cape Point'in buraya yakın olması, diğeri de Güney Afrika'nın efsanevi lideri Nelson Mandela'nın ömrünün büyük bir bölümünü bu şehre yalnızca 10 kilometre uzaklıktaki Robben Adası'nda geçirmiş olmasıydı. Cape Town'a gelmeden önce özellikle en kısa zamanda adayı görmeyi niyetlensem de kısmet ancak Güney Afrikalılar için anlamlı bir gün olan 27 Nisan Özgürlük gününde nasip oldu.

Adaya gitmeden önce rezervasyon yaptırmanız, biletinizi önceden almanız gerekiyor. Yaklaşık bir hafta önce Cape Town'lı arkadaşım Shu'eyb, biletleri aldığını söyleyince sevindiğimi söylemeliyim. Yalnız adayı ziyaret etmeden önce Cape Town'daki köle veya apartheid müzesini önceden görmek gerekiyor.  Cape Town'un merkezindeki bu müzede görsel olarak siyah adamın beyaz adama karşı yürüttüğü mücadelenin detaylarını görebiliyorsunuz. Özgürlüğün ne kadar uzun bir yolu yürümekten geçtiğini fark ediyor ve müzeden çıkınca "özgürlük ne kadar güzel bir şeymiş" demeden kendinizi alamıyorsunuz.

Robben adasına gitmek için Cape Town'un turistik merkezi Waterfront'tan  belirli aralıklarla kalkan botlara biniyorsunuz. Nedense 30 kişilik botlara 50-60 kişi alıyorlar ve eğer oturacak bir yer bulamadıysanız yaklaşık yarım saat zahmetli bir yolculuğa katlanmak zorunda kalıyorsunuz. Genelde turistlerin beyaz olması şaşırtıcı, neredeyse siyahların pek ilgisini çekmiyor gibi...

Yaklaşık 5 kilometre kare büyüklüğündeki adaya ilk yaklaştığınızda sizi, martı, penguen ve fok balıkları karşılıyor. Yemyeşil bir adanın uzun yıllar hapishane olarak kullanılması insanı şaşırtıyor doğrusu. Botlardan inildiğinde otobüsler ve rehberler sizi karşılıyor. İngilizcesi pek düzgün olmayan bir rehber kız oldukça espirili ve duygusal bir konuşmayla adanın kısa bir tanıtımını yapıyor.

Robben adasına ilk gelen batılılar Portekizliler olmuş. Ünlü Portekizli kaşif Bartelmi Diaz Fırtınalar burnuna gitmeden önce bir süre Roben adasında konaklamış. Daha sonra ise kolanyalist Hollandalılar adanın ilk batılı sakinler olmuşlar. Hollandalılar bu adayı önce köle pazarı,  daha sonra da köleler için hapishane olarak kullanmışlar. Rehber, adanın tarihini anlatırken sağ tarafta yeşil bir türbe dikkat çekiyor. Cape Town'ın değişik yerlerinde keramet denilen bu tür türbelerden yaklaşık 60 tane var,fakat burada olması ilginç. Türbe, Cape Town'un ilk imamı, Endenozya'nın Java adasından Hollandalılar tarafından sürgün getirilmiş Seyyid Abdurahman Moturu'ya ait. Özellikle Malay Müslümanlar için saygın bir kişi olan Moturu ilk önce Cape Town'daki Contantia'ya yerleştirilmiş. Fakat Müslümanlar arasında nüfuzunun artması ve bazı siyahların İslam dini kabul etmeleri üzerine kolanyalist yönetim, Moturu'yı Roben adasına sürgün etmiş ve  hapsetmiş, ada da yaklaşık 14 sene sürgün hayatı yaşamış;1740'dan öldüğü yıl 1754'e kadar. Adanın mezarlıklarında Müslümanlara ait çok sayıda mezarı görmek mümkün.

Önce çocuk ve kadınların hapis yattığı hücreleri görüyorsunuz, yaklaşık 2 metrekare olan bu hücrelerde iki üç çocuk birlikte kalmış. 8-15 yaşlarında olan çocuklar siyasi suçlu kabul edilmiş ve bu çocukların büyük bir bölümü özgürlüğe kavuşmadan bu hapishane adasında can vermiş. Çocukların burada tek oyuncakları çakıl taşları olmuş.

Robben adası 1960'dan önce hapishane olarak kullanıldığı gibi toplumdan tecrit edilen cüzamlılar için barınak olarak ta kullanılmış. Adayı gezinizde hastanenin kalıntılarını, kiliseyi ve ölen cüzamlıların konulduğu mezarları görebiliyorsunuz.

Robben adası, ikinci dünya savaşı sonrası siyasi suçluların tutulduğu hapishane görevi görmüş. Başta Nelson Mandela, eski devlet başkanı Mbeki ve şimdiki başkan Zuma burada hapis yatanlardan. Adadaki taş ocağında başta Mandela olmak üzere Afrika ulusal Kongre partisinin liderleri ağır şartlar altında çalışmış.

Kapalı hapishane kadın ve çocukların kaldığı bölümden hayli uzakta bir yere kurulmuş ve tamamen kapalı bir hapishane özelliği taşıyor. Hapishanede hem koğuş hem hücre sistemi de mevcut. Mandela'nın  27 yıllık hapis hayatının 18 yılını kaldığı hücre, yaklaşık 2 metrekare. Yerde sunta bir yatak, küçük bir masa ve tabure var. Mandela kızına bu küçük hücreden yüzlerce mektup yazmış fakat hiç birisi kızına ulaşmamış.

Kapalı hapishaneyi gezdiren eski mahkum rehber, hapishaneyi anlatırken sanki o yılları tekrar yaşıyormuş gibi o günlere gidiyor, Mandela'nın kendisine yaptığı şakayı anlatırken gözleri doluyor. Eski mahkumun konuşmasında bir pişmanlık ya da öfke göremiyorsunuz. Hapishanede kalışının özgürlüğün bir gerekliliği olduğunu beyaz veya siyah adam değil özgürlüklerini engelleyen tahakküme karşı savaştıkları için burada kaldıklarını söylüyor.

Hapishanede koğuşlar ise 30-40 kişilik, yalnız bu koğuşlarda 60-70 mahkumun kaldığı aynı yatağı iki kişinin paylaştığı olurmuş. Koğuşlar ve hücreler birbirinden ayrılmış, buradaki mahkumların birbirlerini görmeleri yasakmış. Mahkumlar genellikle olta atarken topladıkları taşlarla haberleşirmiş. Günlük yemek çizelgesi gözünüze ilişiyor. Sabah çay ve kuru ekmek akşam çorba ya da yoğurt ekmek. Koğuşların yanında tuvalet ve banyonun beraber kullanıldığı oda var. Yalnız üç duş bulunan banyoda tuvalet sayısı da yetersiz ve bölmelerle ayrılmamış. Bazı mahkumların 15 günde 1 bazı mahkumların ise ayda bir yıkanma hakları var. Yıkanma süresi 15-20 dakika arasında değişiyormuş.

Ailelerin mahkumları  ziyaret etmesi oldukça kısıtlı, altı ayda bir mektup yazma hakları var, ailerin gönderdikleri mektuplar ise mahkumlara hiç verilmezmiş, bu mektupların örneklerini hücre odalarında görebiliyorsunuz.

Mahkumlar için ada bir hapishane olarak düşünülmüş olsa da hapishane görevlileri için lüks bir yerleşim yeri olarak tanzim edilmiş, 18. Yüzyıldan kalma tek katlı evler, bahçeler, okul ve kilise sanki bu adanın bir hapishane adasını unutturuyor. Fakat hapishane yüzyıllık bir geçmişe tanklık ederken bu evler martı gibi deniz kuşlarının mekanı olmuş.  Sanki geçmiş özgürlük için burada kalmış insanlara görülen zulmü affetmemiş.

Yorumlar (1)
Aydoğan 9 yıl önce
güzel bir yazı olmuş üstad, devamını bekleriz. selam ile...
22
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?