banner39

AYM, Kürtçe ilana cezayı ihlal saydı

Anayasa Mahkemesi, Kürtçe el ilanları dolayısıyla bir siyasi parti mensuplarına verilen cezayı hak ihlali saydı

Güncel 14.03.2015, 14:18 14.03.2015, 15:14
AYM, Kürtçe ilana cezayı ihlal saydı

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Anayasa Mahkemesi, Demokratik Toplum Partisi üyelerinin "Nevruz bayramı kutlamaları için Kürtçe-Türkçe hazırladıkları el ilanları dolayısıyla ceza almalarının, ifade özgürlüğünün ihlali olduğu"na karar verdi.

Yüksek Mahkemenin gerekçeli kararında, devletlerin seçim kampanyaları sırasında kullanılacak dilleri belirleme ve makul kısıtlamalar uygulama hakkına sahip olduğu, ancak Türkçe dışında kalan dillerin siyasi partilerin tüm faaliyetlerinde kullanımının tamamen yasaklanmasının, ifade özgürlüğü gibi demokratik toplumun temel değerleriyle bağdaşmayacağı belirtildi.

İdil'de, 2007 yılında Nevruz Bayramı kutlama komitesinde yer alan 6 Demokratik Toplum Partisi üyesi hakkında, hazırlanan Kürtçe-Türkçe el ilanları nedeniyle "Türkçe'den başka bir dili siyasi parti faaliyetlerinde kullanmak" suçundan soruşturma başlatıldı.

Söz konusu 6 kişi, haklarında İdil Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davada çeşitli cezalara çarptırıldı ve karar için Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunuldu.

Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesi, sanıkların yargılandığı Siyasi Partiler Kanunu'nun ilgili hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Başvuruyu yerinde bulan Yüksek Mahkeme, söz konusu hükmü iptal etti ve bu kararın yürürlüğe girmesi için 6 ay süre verdi.  

Bu süreçte, Yargıtay 7. Ceza Dairesi sanıklar hakkındaki hükmü onadı ve bazıları hakkındaki hüküm infaz edildi. 

Yargıtay tarafından cezaları onanan 6 kişi ise ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Anayasa Mahkemesinin başvuruya ilişkin gerekçeli kararı bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandı.

3 GÜNLÜK GECİKME İÇİN 4 BAŞVURUYA RET

Başvuruları öncelikle süre yönünden inceleyen Yüksek Mahkeme, 4 kişinin başvurusunu 3 gün gecikmeyle yapıldığı için "süre aşımı" nedeniyle kabul etmedi. 

Diğer 2 kişinin başvurularını ise esas yönünden inceleyen Yüksek Mahkeme, olayda ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğini değerlendirirken, öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığını, daha sonra da bu varsa haklı sebeplere dayanıp dayanmadığını irdeledi. 

 Gerekçede, başvuru konusu olayda değerlendirmelerin temel eksenini, ifade özgürlüğünü kısıtlamanın öncelikle "demokratik toplumda gerekliliğinin", daha sonra da "ölçülülük ilkesine uygunluğunun" inandırıcı şekilde ortaya konulup konulmadığının oluşturduğu kaydedildi.

Başvuru konusu davada, bireysel başvuruya konu edilen meselenin, seçim kampanyaları sırasında resmi dil dışında bir dilin kullanılmasına izin verilip verilmemesi olmadığı, bireylere, diğer bireylerle ilişkilerinde dilsel kısıtlamaların getirilmesi olduğu belirtildi.

İPTALE RAĞMEN CEZALAR İNFAZ EDİLDİ

Gerekçede, sanıklar hakkında verilen cezaya konu olan yasa hükmünün iptal edilmesine rağmen başvurucuların aldığı cezaların infaz edildiğine dikkat çekilerek, bu durumda iptal edilen hükmün yürürlükte bulunduğu şekliyle ve halen yürürlükte bulunan bir başka yasa maddesi uyarınca, siyasi partilere resmi dil dışında dil kullanılmasına getirilen yasağın demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının incelenmesi, yapılan başvuruda müdahalenin gerekliliğinin tespit edilmesi gerektiği belirtildi.  

Yüksek Mahkemenin gerekçeli kararında şu ifadelere yer verildi:

"İlke olarak devletlerin seçim kampanyaları sırasında adaylar ve diğer kişiler tarafından kullanılacak dilleri belirleme ve gerekli olması halinde makul kısıtlamalar uygulama hakkına sahip olduklarının kabul edilmesi gerekir. Buna karşın, Türkçe dışında kalan dillerin siyasi partilerin tüm faaliyetlerinde kullanımının tamamen yasaklanması ve beraberinde cezai yaptırımlar getirilmesi, Anayasanın 26. maddesinde teminat altına alınan ifade özgürlüğü gibi demokratik toplumun temel değerleriyle bağdaşmaz." 

EL İLANLARI SEÇİMLE İLGİLİ DEĞİL

Cezai yaptırımlar nedeniyle görüş ve fikirlerin iletilmesi için uygun dilin kullanılamaması durumunda, görüş ve fikirleri açıklama ve bunları dinleme hakkının varlığından söz edilemeyeceği belirtilen gerekçede, dava konusu olayda hazırlanan el ilanlarının seçim kampanyasıyla ilgili olmadığı, Nevruz bayramına davet içerdiği vurgulandı.

Bu bağlamda başvurucuların Kürtçe el ilanı bastırmalarından dolayı cezalandırılmalarının zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamadığı ifade edilerek, "Açıklanan nedenlerle başvuranların ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucuların Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir" ifadesine yer verildi. 

Yüksek Mahkemenin gerekçeli kararında, başvurucular hakkında verilen cezanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gözetilerek, söz konusu kişilerle ilgili davada yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar görüldüğü, dosyanın gereği yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verildiği bildirildi.

Yüksek Mahkeme, başvurucular ödedikleri para cezalarını yeniden yargılama sonucunda isteyebilecekleri için maddi tazminat, ihlal tespiti yeterli tatmin sağladığı için de manevi tazminat taleplerini reddetti.

 Anayasa Mahkemesi, bu gerekçelerle 4 kişinin başvurusunun "süre aşımı" nedeniyle "kabul edilemez olduğu"na, diğer 2 kişinin başvurusuyla ilgili de "ifade özgürlüğünün ihlal edildiği"ne hükmetti. 

TUNCEL KARARININ GEREKÇESİ DE AÇIKLANDI

Anayasa Mahkemesi'nin terör örgütüne üye olma suçundan mahkum olan HDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in yaptığı bireysel başvuruya ilişkin kararında, "İlk derece mahkemesinin, tanık beyanlarına karşıileri sürülen hususları araştırmaması ve gerekçeli kararında da tanık beyanlarını ve başvurucu tarafından yapılan itirazları yeterince ve makul bir biçimde değerlendirmemesi nedeniyle yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleştiği söylenemez" değerlendirmesi yapıldı.

Tuncel, hakkında açılan ceza davasında, lehine olan delillerin toplanması talebinin reddedildiğini, yasak delillere dayanıldığını ve savunma haklarının kısıtlandığını, bu nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, Anayasa
Mahkemesine başvurmuştu. Tuncel'in tanık beyanlarına yönelttiği itirazların ilk derece mahkemesince araştırmamasından, tanıkların beyanlarında geçen bazı maddi olay ve olguların doğruluğunun talepte bulunmasına rağmen mahkemece soruşturulmamasından ve kendisinin ortaya koyduğu delillerin dikkate alınmamasından şikayetçi olduğuna işaret edilen kararda, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde, Tuncel'in yakalandığı sırada yapıldığı iddia edilen terör toplantısı hakkında hiçbir bilgi yer almadığı gibi yargılama boyunca da iddianamede başvurucunun terör örgütü üyesi olduğunun bir delili olarak gösterilen söz konusu toplantının tartışma konusu yapılmadığı ifade edildi.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?