banner39

banner35

Darbe girişiminden sonra 18 bin gözaltı

Darbe girişiminden sonraki bir aylık süreçte TSK ve diğer kamu kurumlarında 80 bini aşkın kişi görevinden alındı, 18 bin 756 kişi gözaltına alındı

Güncel 15.08.2016, 17:35 15.08.2016, 17:35
Darbe girişiminden sonra 18 bin gözaltı

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

15 Temmuz’da gerçekleştirilen kanlı darbe girişimi Türkiye’nin toplumsal ve siyasal tarihinin en önemli günlerinden biri olarak kayda geçti. Son bir ayda yaşanan gelişmeler ise bir yandan Türkiye'deki artan siyasi kutuplaşmayı yumuşattı, diğer yandan başta Türk ordusu olmak üzere tüm devlet kurumlarında yeniden yapılanmanın önünü açtı.

80 BİNİ AŞKIN KİŞİ GÖREVDEN ALINDI

15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece gerçekleşen darbe girişimi 240 vatandaşın ölümüne, 2 binden fazla insanın da yaralanmasına neden oldu. 15 Temmuz ardından geçen bir ayda Türkiye genelinde OHAL ilan edilirken, darbe girişimini gerçekleştirdiği iddiasıyla Gülen cemaatine yönelik çok kapsamlı bir operasyonlar gerçekleştirildi.

Bu kapsamda başta Türk Silahlı Kuvvetler olmak üzere tüm kamu kurumlarında 80 bini aşkın kişi görevinden alındı. İçişleri Bakanlığı verilerine göre 18 bin 756 kişi gözaltına alındı. Bunlardan 10 bin 192 kişi tutuklandı.

“SİYASETÇİLERE GÜVEN ARTTI”

DW Türkçe’ye konuşan A&G Araştırma Şirketi sahibi Adil Gür'e göre, halkın yüzde 70’i OHAL uygulamasına destek verirken, Cumhurbaşkanlığı, Meclis ve polise olan güven ise yüzde 80 oranında artmış durumda. Gür, “15 Temmuz öncesinde tüm seçmenler oy verdikleri parti dışındaki partileri ve liderleri güvenilir bulmazken, 15 Temmuz’da bu tablo değişti. Türkiye’de genel olarak siyasi partilerin ve siyasetin itibarı arttı” diyor.

Gür, halkın yüzde 70’inin darbe girişiminin Gülen cemaati tarafından gerçekleştirildiği, bunun yanında darbenin uluslararası bağlantıları da olduğu konusunda hemfikir olduğunu kaydediyor. Bu bakış açısının Türkiye toplumunda batılı ülkeler dönük olumsuz görüşü artırdığını kaydeden Gür, “Bir dönem Türkiye’de yüzde 75’lere kadar çıkan AB üyeliğine olumlu bakış, 15 Temmuz sonrasında yüzde 50’nin altına inmiş durumda. ABD ve AB’ye bakış giderek kötüye gidiyor. En kısa sürede bu kırılmayı giderecek yakınlaşma adımlarına ihtiyaç var” diye konuşuyor.

“TÜRKİYE, MÜTTEFİKLERİNİ YANINDA GÖREMEDİ”

15 Temmuz’un yaralarını hızla sarmaya çalışan Türkiye’nin bir yandan siyasette barış ve diyalog ortamı kurmaya çalışırken, diğer yandan ABD ve AB ülkeleri ile bozulan ilişkileri tamir etmesi mümkün mü? Türkiye’nin bir ay önce bugün iki travmayı birlikte yaşadığına işaret eden Prof. Dr. Mensur Akgün’e göre, bu iki travma ordu içerisinden çıkan bir grubun gerçekleştirdiği kanlı darbe girişimi ve sonrasında Türkiye’nin çoğu müttefikini yanında görememesi oldu.

DW’ye yaptığı açıklamasında darbe girişiminin Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın kararlı duruşu, tüm partilerin dayanışması, medyanın desteği, polisin direnci ve sokağa çıkan insanların fedakarlığıyla bastırıldığını vurgulayan Akgün, “Ancak Türkiye’ye darbe kadar ağır gelen çoğu müttefikini yanında görememesiydi. Darbe teşebbüsü sonrasında Batı başkentlerinde yapılan açıklamalar son derece talihsizdi. AB ve ABD’yi temsil eden isimler 15 Temmuz’u atlayıp sonrasına, hatta yıllar sonrasına odaklanmışlar, AB üyesi olma şansı verilmeyen Türkiye’yi idam cezası tartışması üstünden tehdit etmeye kalkmışlardı” diye konuşuyor.

Darbe teşebbüsünün çok açık bir şekilde lideri ABD’de yaşayan Gülen cemaati tarafından tasarlandığının ortaya çıktığını ifade eden Akgün, “Buna karşın Obama yönetimi kendi toprakları üstünde yaşayan birisinin böylesi bir teşebbüsünü önleyemediği, müttefikini bilgilendiremediği için özür dileyeceğine, başka bir müttefikinin başına benzeri bir şey gelse göstermeyeceği hukuki hassasiyeti Türkiye’nin taleplerine karşı gösterdi. ABD’nin darbeler ve müdahaleler geçmişini bilen, Gülen Cemaati’nin istihbarat servisleriyle olan ilişkisini tahmin eden herkes Amerika’dan şüphelendi. Türkiye’nin darbe travması müttefiklerinden göremediği ilgiyle büyüdü” değerlendirmesinde bulunuyor. Öte yandan Türkiye medyasında bazı kesimlerin bu tespit edilemeyen darbe bağlantısını kurgulayarak okuyucusuna, seyircisine sunmaya kalktığını belirten Akgün, bu süreçte üretilen hayali haberlerin Türkiye’nin inanılırlığı, algısı ve dolayısıyla pazarlık gücünü olumsuz etkilendiğine dikkat çekiyor.

“HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ SAĞLANMALI”

Geçen bir ay içerisinde Türkiye toplumunun darbe girişiminin yarattığı travmayı büyük ölçüde atlattığını, demokrasi nöbetleriyle ve Yenikapı mitingiyle kendine de, dünyaya bir daha böyle şeylerin olamayacağını gösterdiğini vurgulayan Akgün, Erdoğan’ın Rusya ile yeniden yakınlaşması sonrasında ABD Başkan Yardımcısı Biden’ın Türkiye’yi ziyaret edecek olmasının da ikinci travmayı atlatmak için bir fırsat olduğunu söylüyor. Akgün, “Hiç şüphe yok ki Türkiye’nin yapması gereken çok şey var. Hukukun üstünlüğü mutlak anlamda sağlanmalı, insan hakları ihlallerine karşı çok daha hassas olunmalı. Ama AB ve ABD de Türkiye’yi anlamalı, tehdit yerine cesaretlendirmeyi yöntem olarak seçmeli. Bir de darbeye darbe demeyi öğrenmeli” diyor.

Son bir ayda yaşanan tüm gelişmeler içerisinde en önemli olanın tüm siyasi partilerin darbeye karşı ortak tutum alması olduğunu dile getiren Doç. Dr. Vahap Coşkun ise, darbe girişiminin bastırılması sonrasında yeni bir sürece girildiğini söylüyor. Başta ordu, yargı ve eğitim olmak üzere her alanda Gülen cemaatinin tasfiye edilme sürecinin uzun süre devam edeceğini kaydeden Coşkun, şunları belirtiyor: “Toplumda ve kurumlarda yaşanan tahribatı düzeltmek için yeniden yapılanma kaçınılmaz. Bunun etkilerini yaşayacağız. Öte yandan AKP, CHP ve MHP’nin yakınlaşması toplumsal tansiyonu düşürmek açısından çok önemli. Ancak HDP’nin dışlanması doğru değil. HDP, darbe sonrasındaki söylemleri ile darbeye karşı durmakta yetersiz kalmış olsa da 15 Temmuz’un ardından diyalog kanallarının sürekli açık tutulması gerekiyor.”

Yorumlar (0)
20
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?