banner39

Davutoğlu: Misilleme mantığı kabul edilemez

Davutoğlu, "Kimse devletin meşru güvenlik güçleriyle teröristleri aynı zeminde, düzlemde göremez. 'Şurada teröristlere dönük bir operasyonda 3 terörist öldürüldü diye misilleme' gibi bir mantığı kabul etmemiz mümkün değildir" dedi

Güncel 26.10.2014, 11:49 26.10.2014, 16:06
Davutoğlu: Misilleme mantığı kabul edilemez

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Başbakan Ahmet Davutoğlu, sivil toplum kuruluşları ile kahvaltıda bir araya geldi.

Davutoğlu,  Kim ne tuzak kurarsa kursun, bizim yeni Türkiye'yi inşa vizyonumuz kesintisiz bir şekilde devam edecektir. Hiçbir güç bizi bu kararlı yoldan alıkoyamayacaktır" dedi.

Başbakan Davutoğlu, "28 Şubat'ın diktacılarının, darbecilerinin, vesayet dönemlerinde onların aleti olan siyasetçilerin tutuğu 'dışarı' temposu artık anlamını yitirdi ve bir daha bu ülkenin evlatlarına hiç kimse 'dışarı' diye bir tempo tutamayacak. Ne kamu dairelerinden ne ortaöğretimden ne üniversiteden ne diğer alanlardan ne de TBMM'den bir daha Sütçü İmam'ın torunlarına kimse kıyafeti dolayısıyla 'dışarı' diye tempo tutamayacak" diye konuştu.

Davutoğlu, "Kimse devletin meşru güvenlik güçleriyle teröristleri aynı zeminde, düzlemde göremez. 'Şurada teröristlere dönük bir operasyonda 3 terörist öldürüldü diye misilleme' gibi bir mantığı kabul etmemiz mümkün değildir. Hain saldırıyı gerçekleştirenler mutlaka cezalandırılacaktır" dedi.

Başbakan Davutoğlu, "Kimse Türkiye'yi çevredeki ülkelerin kaos kıskacına, girdabına sokamaz, sokmaya da cesaret edemeyecek. İç barışı temin edeceğiz, kamu düzenini teminat altına alacağız, çözüm sürecini de kararlılıkla sürdüreceğiz" diye konuştu.

"Çocuklarımın vatan bilinci Kahramanraş üzerinden"

Malezya'da görev yaptığı 1990 yılında, kızlarının 3 ve 5 yaşlarında olduğunu belirten Davutoğlu, çocuklarının o dönemde Kahramanmaraş'ın kurtuluşunu anlatan "Sahibini Arayan Madalya" filmini gece gündüz izlediklerini anlattı. 

Çocuklarının filmini her bir karesini ezberleyerek "Kahramanraş aşığı" olduklarını söyleyen Davutoğlu, çocuklarının ilk Türkiye ve vatan bilincini, gurbetteKahramanraş üzerinden aldıklarını kaydetti. 

Kahramanca bir destanı Türkiye'ye emanet eden Kahramanraşlılara teşekkür eden Başbakan Davutoğlu, "Onun için en iyi Kahramanmaraşlılar anlar, bir şehirle bir milletin kaderinin nasıl bütünleştiğini. Bugün Suriye'de yaşananları en iyi Kahramanmaraşlılar anlar. Halep'in, Humus'un, Hama'nın nasıl direndiğini. Bir şehrin direnmesinin ne demek olduğunu Kahramanmaraşlılar anlar" dedi. 

Davutoğlu, kendi kaderine sahip olmayanların kendi şehirlerine, kendi şehirlerine sahip olmayanların da istiklal ve vatanlarına sahip olamayacaklarını ifade ederek, "Herkes bunu bilsin ki, şehir şehir, mahalle mahalle bu vatanı sonuna kadar korumaya ahdetmişiz, and etmişiz. Onun için yine Kahramanmaraşlılar anlar, Kobani olayları bahane edilerek, şehirleri yakanların, gasp edenlerin, şehir ruhunu öldürmeye çalışanların nasıl büyük bir ihanet içinde olduğunu yine Kahramanmaraşlılar anlar" diye konuştu.

"7 güzel adam bize güzel bir miras bıraktı"

Destanı ve kahramanlığı, şehir dokusu içinde yazan Kahramanmaraş'ın bağrından, Türk edebiyatının en güzel şairlerinin de çıktığını söyleyen Davutoğlu, Necip Fazıl'ın Kahramanmaraş kökenli olduğunu, Sezai Karakoç'ın bu şehirden feyz aldığını anlattı.

Davutoğlu, Nuri Pakdil, Rasim Özden, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu'nu anarak, edebiyatta Kahramanmaraş ekolünü oluşturan "7 güzel adama" minnetlerini sundu. "7 güzel adam bize güzel bir miras bıraktılar, bu güzel mirası biz de gelecek nesillere en iyi şekilde aktarmaya kararlıyız" diyen Davutoğlu, Türkçe'yi de en güzel kullanan "7 güzel adamın" Kahramanraş'tan çıktığını, fikirleriyle, şiirleriyle yolu aydınlattıklarını ifade etti.

Nuri Pakdil'in, "Ve Bağdat ve Kufe ve Trablusgarp ve Ürdün daha dün biraz Erzurum biraz Maraş biraz İstanbul. Kutlu bir el bağlamıştı kentleri birbirine evreni kaplayan bir iple" dizelerini okuyan Davutoğlu, "Bizim bugünkü siyasi anlayışımızı dizelerine döktüler ve bir anlamda kendi ruh dünyalarındaki güçlü sesi bir milletin kaderiyle bütünleştiren bir çizgide, ortak hissiyatımıza tercüman oldular" dedi. 

Davutoğlu, nasıl 12 Şubat 1920'de, karamsarlığa, ümitsizliğe düşülen günlerde Kahramanmaraş'ın, "bu topraklardaki istiklal ve onur davası ayaktadır" demişse, 2002'de de Türkiye'nin ümitlerinin söndüğü, dış borç batağında sürüklenen, ekonomik krizlerle insanların gelecek perspektiflerini bitirdiği bir anda AK Parti'nin, "bu topraklardaki can suyu, derin irfan susmadıkça bu dava bitmez" dediğini aktardı.

"MAHCUP VE MUHTAÇ TÜRKİYE'DEN, MÜŞFİK VE KUDRETLİ TÜRKİYE'YE"

Türkiye'nin son 12 yılda nereden nereye geldiğini herkesin bildiğini belirten Davutoğlu, şöyle devam etti: 

"IMF kapılarında çok küçük miktarlar için uzun müzakerelerin yapıldığı bir Türkiye'den geçen sene Mayıs ayında IMF dosyasını tümüyle kapatan bir Türkiye inşa edildi. İstanbul'un hemen yakınında, Adapazarı'nda olan bir depremde, ülkenin Başbakanın, deprem mahalline bir kaç gün gidemediği bir Türkiye'den, Van'da bundan 1 yıl önce deprem olduğunda 1 yıl geçmeden 17 bin 894 konutu yapıp, Van'ı yeniden inşa eden kudrette bir Türkiye geldi.

12 yıl önce, dış borç için çaba sarf eden ve 'nereden birkaç milyon dolar kaynak bulabilirim' diyen Türkiye'den bugün dünyanın en fazla yardım yapan ve dış yardımlarda en yüksek oranı tutturarak birinci olan bir Türkiye geldi. Kendisine derman olamayan bir Türkiye'den, Nuri Pakdil üstadın, ifadelerini ve atıflarını biraz dahageliştirirek, Bağdat'a, Trablusgarb'a, Somali'ye, Myanmar'a, Haiti'ye, Filipinler'e, herhangi bir felakette hemen ulaşabilen bir Türkiye geldi.

Müşfik ve kudretli bir Türkiye geldi. Mahcup ve muhtaç Türkiye'den, müşfik ve kudretli Türkiye gelmemizin temel sırrı milletimizin devletiyle buluşmasıdır. Derin milletin, kendi devlet felsefesini inşa etmesinin adıdır AK Parti hareketi. Onun için her bir şehrimizin bizim ruhumuza hitap ettiği bir yönü var."

Davutoğlu, burada yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na yönelik eleştirilerde bulundu.

Kılıçdaroğlu'nun birkaç gün önce "Doğuda da Asya'da Avrupa'da da Türkiye'ye kaygıyla izleniyor" açıklamasında bulunduğunu aktaran Davutoğlu, "Tabii doğuya ve batıya, Asya ve Avrupa'ya hiç gitmediği için, oralarda Türkiye hakkında neler düşünüldüğünü bilmez" dedi. 

"Bir gitse Myanmar'a, Arakan'da gözü yaşlı birini kucaklasa... Yağmurlar altında bataklıkta ben onları kucakladım. Onların gözlerinin içine baksa, 'o gözlerde tek umut ışığımız Türkiye' diyen gözleri görecek" diye konuşan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Ah bir gitse Somali'de bir yetimin başını okşasa... Oralarda çadırlara girse ve Somali'lerin gözlerine baksa görecek ki 'Somali sanki bir Kahramanmaraşlı gibi aşkla Türkiye'ye bağlıdır. Hiç görmediği Türkiye'yi  büyük bir muhabbetle kalbinde beslemektedir. Ama bilmez.... Bu millete, Kahramanmaraş'ın istiklal bilincine uzak olanlar, bu vatanın her bir köşesindeki manevi derinliğe sahip olmayanlar, bu milletin dışarıdan nasıl algılandığını bilmez. 

Gazze'ye bir gitse ve görse ki hemen hemen her bir dükkanın her bir evin camında bir Türk bayrağı asılı. Ben gittim, nasıl bir muhabbetle bağlandıklarını biliyorum. İşte Kahramanmaraşlılar bunu anlarlar. Bu yedi güzel adamı bağrından çıkaran Kahramanmaraşlılar, Filistinli'nin ruhundaki Türkiye'ye çok iyi anlarlar. Görmeseler dahi anlarlar. Çünkü, onlar uzakları da görebilecek gönül gözlerine de sahiptirler. Ama bazılarının gönül gözleri kapalı olduğu gibi, bedeni gözleri bile görebildikleri ufkun ötesini göremez."

Davutoğlu, iki sene önce Gazze'nin havadan bombalanırken kendilerinin bölgede olduğunu ifade ederek, orada bomba yüzünden şehit olan bir genç kızın başında babasıyla kucaklaştıklarını anımsattı. Bu fotoğrafın zihinlere kazındığını vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bir resmi daha size hatırlatmak isterim. Dışarı çıktığımızda, Gazzeli bir topluluk, Türk bayraklarıyla bizi hastane önünde bekliyordu. Yukarıdan hala İsrail uçakları geçiyordu. Kucakladılar, sarıldılar, o al bayrağı bütünüyle nasıl benimsediklerini ortaya koydular. 

Bir taraftan 'nereden bir saldırı gelir' diye etrafta sağa sola bakarken, diğer taraftan elimi tuttu. Hiçbir zaman unutmayacağım şu sözleri söyledi bana: 'Ondan kısa bir süre önce Arakan'daydım. Sizi Arakan'da gördük. Ne olur onları yalnız bırakmayın, Gazze'yi yalnız bırakmadığınız gibi onları da yalnız bırakmayın.' dedi."

Nuri Pakdil'in "Kutlu bir el bağlamıştı bir kentleri birbirine, evreni kaplayan iple..."  dizelerini söyleyen Davutoğlu, "Evreni birbirine Allah'ın ipiyle, merhametin, vicdanın ipiyle bağladık biz" dedi. Davutoğlu, Gazzeli'nin kendilerini Myanmar'da, Myanmarlının Somali'de, Somalilinin Bosna'da, Bosnalının ise Afganistan'da gördüğünü dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"12 yıl içinde gördüler ki nerede başı okşanması gereken bir yetim varsa, biz oradayız. Nerede, 'bize yardımcı olacak biri yok mu Rabbim?' diye soran biri varsa, biz onların yanındaydık. Nerede, 'artık gelecekle ilgili hiçbir umudumuz kalmadı' diyen insanlar varsa, yanlarında al bayrağı gördüler.

Bir Somalili, uluslararası bir toplantıda, 'tam ümidimiz bitmişken, artık hiçbir şekilde kurtuluşumuz yok dediğimiz anda, 20 yıldır hiçbir resmi uçağın inmediği semalarda al bayrakla birlikte Türk Başbakan'ın uçağı görüldü ve o an bizim kaderimiz değişti' dedi."

Davutoğlu, bunları yaşamayanların bunu anlayamayacağını, bunu Kahramanmaraşlıların iyi anlayacağını söyledi. Kahramanmaraşlıların, burayı savunurken bile hendeği kazan sahabi gibi, bir dönem sonra "o savunmadan yeni ve bağımsız bir devletin doğacağını, o devletin birgün tarihi irfanla birleşerek evreni kaplayan bir iple insanlığa sesleneceğini 12 Şubat 1920'de gördüklerini" ifade eden Davutoğlu, "Onun için engellemeye çalışıyorlar. Size, sadece Türkiye'yi anlatmaya gelmedim. Size, aynı zamanda sığınmaya da geldik. Kahramanmaraş'ın ruhuna sığınmaya da geldik" diye konuştu.

"İSTANBUL SOKAKLARINI BAHANELERLE HAREKETLENDİRMEYE ÇALIŞTILAR"

Davutoğlu, Gezi olaylarına da değinerek, "12 yıllık büyük başarı hikayesinden sonra Gezi olaylarıyla, tam da Türkiye IMF'ye borcunu 14 Mayıs 2013'te tümüyle kapatmışken, iki hafta sonra İstanbul sokaklarını bazı bahanelerle hareketlendirmeye çalıştılar" dedi. 

Devletin sembolünün ağaç olduğunu anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bizim, devletimizin sembolü ağaçtır, çınardır. Bizim türkülerimiz, kavağı anlatır bize. Bizim, şiirlerimizde ağaç esastır. Bizim ruhumuzda tabiata sevgi vardır. Çünkü, Yunus Emre gibi sarı çiçekle konuşuruz biz. 'Sordum sarı çiçeğe' diyerek. Biz, tabiatla konuşuruz. Doğuya doğru her gittiğimde Erciyes ile selamlaşmadan gökyüzünde yola devam etmezdim. Batıya doğru gittiğimizde Uludağ ile kuzeye doğru gittiğimizde Ilgaz'da her bir taş ile selamlaşırız biz manevi olarak bu ülkenin. Ama ağacı bahane ederek, Gezi olayları ile Türkiye'nin 12 yıllık başarı hikayesini durdurmak istediler. Durdurmak istedikleri şey, aslında AK Parti iktidarı değildi, durdurmak istedikleri şey Kahramanmaraş'ta ekilen İstiklal tohumuydu. Kahramanmaraş'ta ekilen onur ve vakar mücadelesiydi. İstediler ama durduramadılar, aksine 30 Eylül'de Sayın Başbakanımız o zaman yeni bir demokratikleşme paketini açıkladı. 

Demokratikleşme paketi ile devletle daha da derinden buluşmanın adımları atıldı."

Davutoğlu, çözüm sürecinden de rahatsız olunduğunu belirterek, 'İki yılı aşkın süredir, hiçbir şehidin Anadolu'nun Trakya'nın bağrına ateş düşmesine sebep olacak şekilde katledilmemiş olmasından rahatsız oldular" dedi.

Başbakan Davutoğlu, 17 ve 25 Aralıkta tekrar darbe vurulmak istendiğinin altını çizerek, cevabın 30 Mart'ta geldiğini söyledi. Davutoğlu, "30 Mart tarihinde aziz milletimiz, 'Hayır, bir daha o vesayetçi günlere dönülmeyecek' diye her yerden gür bir sesle seslendi" diye konuştu. Bu seslerden birinin de Kahramanmaraş'tan geldiğini belirten Davutoğlu, "Allah razı olsun Kahramanmaraş'tan" dedi.

Davutoğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimleri için çatı adayların gündeme geldiğini dile getirerek, "Yeni oyunlar oynandı, ama millet 'ben çatıya matıya bakmam. Ben temele bakarım. Temeli inşa edecek ruh nedir?' dedi ve temelden bir ülkenin yeniden inşa edilmesi için Sayın Başbakanımız, Türkiye tarihinde ilk kez doğrudan halkın seçtiği Cumhurbaşkanı olarak ödüllendirdi" diye konuştu.

Kahramanmaraş'ın o zaman da en çok destek veren ikinci büyük şehir olduğunu anımsatarak, bundan dolayı tebriklerini sundu. Konya'nın birinci şehir olmasının da gurur verici olduğunu dile getiren Davutoğlu, "İkinci büyük şehrin Kahramanmaraş olması da gurur vericidir. Çünkü, biz manen Türkiye'nin her bir şehrine bağlıyız. Özellikle de Kahramanmaraş'a gönülden muhabbet duymayan hiç bir vatan evladını tanımıyorum. Kahramanmaraş'ın adı anıldığında yüreği titremeyen hiçbir vatan evladı görmedim şimdiye kadar" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, yeni Türkiye inşası için yola koyulduklarını ama hemen tuzakların tekrar başladığını vurguladı.

Davutoğlu, "Bu sefer bütünüyle ülkeyi tekrar kaosa sürükleyebilmek için Kobani olayları bahane edilerek şehirlerimizde büyük bir kardeş kavgasının önünü açmaya çalıştılar" diye konuştu.

"Bunu da Kahramanmaraşlılar çok iyi bilir" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Kahramanmaraş olaylarında sünni-alevi ayrımı üzerinden bir şehrin nasıl bölünmeye çalışıldığını en iyi Kahramanmaraşlılar bilir ve en iyi cevabı da Kaharamanmaraşlılar verir. Nasıl İstiklal Harbi'nde nasıl Kahramanmaraş savunmasında hiçbir mezhep ve etnisite ayrımı olmadan hiçbir kökene bakmadan bütün Kahramanmaraşlılar şehirlerini savundularsa yeni Türkiye'de biz de sünni, alevi Türk, Kürt gibi bütün ayrımları ortadan kaldırarak vatandaşlık bağı ve tarihdaşlıkruhuyla bu milletin omuz omuza geleceğe yürümesini teminat altına alacağız. 

Tarihdaşlık ve vatandaşlık... Tarihdaşlık demek, bu topraklara sinmiş o derin tarihe kardeşlik bağına sadık kalmak demektir, aidiyet hissetmek demektir. Vatandaşlık demek hiç bir ayrım gözetmeden bütün vatandaşlarımıza eşit bir nazarla, eşit bir gözle bakmak demektir. "

"ETRAFIMIZDA 7-8 TANE ÜLKE VAR Kİ İDARE EDİLEMEZ DURUMDA"

Davutoğlu, "Borç alırsan emir alırsın", "Silahı başkasından alırsan o silahın ne zaman duracağını, ne zaman ateş edeceğini bilemezsin" sözlerinin tarihten iyi bilindiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

"İşte Kıbrıs olaylarında bunları yaşadık. Onun için borç almayan, borç veren yardım eden, onun için kendi  savunma sanayine sahip olan, onun için kendi tarımıyla, kendi imkanlarıyla bereketli topraklarla kendine yetecek yiyeceği temin eden, onun için kendi sağlık sistemleriyle vatandaşının sağlığını teminat altına alan yepyeni bir vizyonla bakıyoruz dünyaya.

Bu sebep, bu yükseliş ve bu yükselişin getirdiği uluslararası hızla, geleceğe dönük olarak biz ümitle bakarken bazıları da bu geleceği karartmaya çalıştılar. Etrafımız bir ateş çemberi. Etrafımızda 7-8 tane ülke var ki idare edilemez durumda. Suriye'yi, Irak'ı, Ukrayna'yı, Libya'yı, Mısır'ı, Yemen'i görüyorsunuz. 

Bütün bu ülkelerde devlet ile milletin arası olağanüstü açıldı. Devletin, devlet otoritesini temsil edenlerle, o halk arasındaki ara açıldığında biz bunu biliriz 28 Şubat'tan, 27 Mayıs'tan, 12 Eylül'den biz bunu biliriz tek parti döneminden, o ülkeden hayır gelmez. O ülke, yeni bir enerji bulamaz. Tek parti dönemlerinde kendi halkını tehdit olarak tanımladığı zaman, bu ülkede siyasi hareketler ya da 27 Mayıs'ta kendi halkına dönük ve o halkın seçtiği başbakanı idam ederek şehitlik şerbetini tattıranlar nasıl bu ülkeye bir hız, enerji verememişlerse kendi halkıyla savaşan rejimler de bugün çevremizdeki ülkelerine sadece felaketler getiriyorlar. Bir ateş çemberinin ortasında bir ülke var ki ışıltıyla parıldıyor. O ülke Türkiye Cumhuriyeti Devleti... Sadece kendi içinde barış ve huzuru temin etmeye çalışmıyor, aynı zamanda başka ülkelere ilham kaynağı olacak şekilde dışarıda yepyeni ufuklara açılıyor. "

"SÜNNİSİYLE ALEVİSİYLE EHLİ BEYT'İN YOLCULARIYIZ"

Türkiye'nin kapılarını kendisine gelen yetimlere kapatması halinde Türkiye olamayacağını dile getiren Davutoğlu, bunun hesabının ahirette sorulacağını belirtti.

Davutoğlu, "Oturdukları yerden hükmetmek kolay. Bizim yerimizde olsunlar, bizim bilincimizle düşünsünler işte o zaman görecekler ki bu mazlumlara kapımızı kapatamayız" ifadesini kullandı.

Hz. Hüseyinin Kerbela'da insanlık vicdanı adına duruşunu bilenlerin zalime boyun eğmeyeceğini, sessiz kalmayacağını, destek vermeyeceğini, modern yezitlerin karşısında susmayacağını vurgulayan Davutoğlu, "Biz Hüseyin'in yolunun yolcularıyız. Sünnisiyle Alevisiyle Ehli Beyt'in yolcularıyız" dedi.

Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bu bilince sahip olmayan çevrelerin, 'Biraz realist olsanıza, biraz gerçekçi davransanıza, alemin davası size mi düştü, niye güçlüye karşı bu kadar sesinizi yükseltiyorsunuz. Davos'ta sesinizi yükseltiyorsunuz, Gazze'de herkes susarken siz susmuyorsunuz, biz sadece kendi refahımıza bakalım, çıkarımıza bakalım' dediler. Emin olun ki bunun içinde ana muhalefet partisi de var, diğer partiler de var. Emin olun eğer bunlar Kerbela'ya doğru yürüyen Hz. Hüseyin'i görselerdi, ona da şunu derlerdi: 'O kadar güçlü ordu karşısında niye yürüyorsun ya Hüseyin, şehrine dönsene sessiz kalsana tam da bu dönem sessiz kalma dönemidir. Bırak zalimler zulmetmeye devam etsin, nedir senin görevin' derlerdi. Muharrem ayında zikrediyorum, Allah şahittir ve Hz. Hüseyin'in huzuruna inşallah bir gün varacağımızı düşünerek zikrediyorum. Ona o gün o telkini yaşasaydı yapacak olanlara diye sesleniyorum. Nasıl Hz. Hüseyin inandığı yoldan dönmemişse ve sonunda ne olacağını bile bile insanlığa ders olmak adına o yolda yürümüşse biz de bundan sonra mazlumların yanında olan yürüyüşümüze devam edeceğiz. Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin. Şundan da eminiz, bu aynı zamanda, realist bir politikadır. Kısa dönemde küçük hesap yapanlar kazanmış gibi görünürler ama uzun dönemde insanlık vicdanıyla bütünleşenler kazanırlar ancak."

Türkiye'nin Cezayir'in bağımsızlığı esnasında çekimser kaldığını anımsatan Davutoğlu, yaklaşık 30 yıl sonra bir Türk başbakanının Cazayir'den özür dilemek zorunda kaldığını ifade etti. Davutoğlu, "Biz, bir daha gelecek nesillere özür dilenecek bir miras bırakmayacağız. Hiçbir Türk başbakanı bizim yaptıklarımız dolayısıyla gelecek nesillerden özür dilemeyecek. Belki zorluklar çekeceğiz, belki kısa dönemde acımasızca eleştirileceğiz, belki kısa dönemde akılları yetmeyenler Türkiye için 'risk üretiyor' diyecekler, belki bize 'hayalperest' diyecekler ama bize 'zalim, zalimlere destek verdi, mazlumların ıstırabı karşısında sesiz kaldı' diyemeyecekler. İşte aramızdaki fark bu" değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin yükselişinin durdurulamayacağına dikkati çeken Davutoğlu, dünyada ekonomik gelişmenin eksilerde olduğunu söyledi. Ülkelerin gelişmediğini ifade eden Davutoğlu, Türkiye'nin yüzde 3,5 büyüdüğünü belirtti.

Türkiye'nin geliştikçe şehirlerinin de büyüyeceğini söyleyen Davutoğlu, kentlerin kendilerine yeni bir misyon tanımlaması ve bunu ülke vizyonuyla bütünleştirmesi gerektiğini vurguladı. 

 "GAZİANTEP'İ, HATAY'I, ADANA'YI HEPSİNİ BÜTÜNLEŞTİRMELİYİZ"

Dışişleri Bakanı iken dörtlü işbirliği projesinin teorik çerçevesini çizdiğini, her ülkeyle, Ürdün, Suriye, Lübnan ile konuştuğunu hatırlatan Davutoğlu, bunun, bu coğrafyanın hepsini ayağa kaldıracak bir proje olduğunu ifade etti. 

Davutoğlu, Arap baharı başladığında bu projenin dışişleri bakanı toplantısını yaptıklarını, liderler düzeyine çıkarmayı planladıklarını ama Beşşar Esed'in kendileriyle, demokrasiyle, halkıyla bütünleşerek yol yürümek yerine kendi halkıyla savaşmayı tercih ettiğini belirtti.

Kahramanmaraş'ı da içine alan vizyonun hayata geçmiş olması halinde Maraş'ın İç Anadolu ve Karadeniz'e kadar Kızılırmak Havzası üzerinden açılan kapısı olacağına işaret eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Maraş'ın özellikle tekstil alanındaki o merkezi konumu güney şehirleriyle buluşacaktı. Benim zihnimdeki ideal o eski Halep-Konya merkezi hat içindeki o bütünleşmeyi temin edecek İpek Yolu'nun canlanmasıydı. İzin vermediler. Önce Beşşar Esed zulmüyle izin vermedi, sonra da Beşşar Esed'i durduramayan, durdurmak istemeyen uluslararası toplum izin vermedi. Maalesef sınırlarımızdan bu sefer büyük göçler almaya başladık. Ama hiçbir zaman vizyonumuzu kaybetmeyelim. Bu dönemler geçicidir, bir gün onlar istese de istemeseler de Sykes Picot'un böldüğü bu sınırlar bütünleşecek ve Kahramanmaraş, Halep'le Beyrut'la ta Şam'a, Humus'a kadar, biraz önce tarihi bilenler onu bilirler, Türkmen boyları Humus'tan ta Suriye içlerine kadar gider gelirlerdi ve buralarda harmanlandı. Humus'a yerleştirilen Türkmen boylarının yerleşme gerekçeleri, Haçlı Seferleri'ne karşı direnç noktası olsundu. Ta o zamandan beri bu coğrafyanın kaderi bir, Kürt, Arap, Türkmen, Türk hepsinin kaderi bir. Şimdi biz geçici bir krizin etkisi altından Kahramanmaraş'ı ve bütün bu bölgeyi çıkarmalıyız. Gaziantep'i, Hatay'ı, Adana'yı hepsini bütünleştirmeliyiz."

Toplantıya, Başbakan Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, AK Parti Grup Başkanvekilleri Mahir Ünal ve Ahmet Aydın ile bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

Toplantıda, Başbakan Davutoğlu’na, bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri hediye takdim etti.

banner53
Yorumlar (0)
21
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?