banner39

Ömer Çelik: Diaspora Ermenistan'ı çöküşe sürüklemektedir

AK Parti MYK toplantısı sona erdi. Toplantı sonrası AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıklamalarda bulundu.

Güncel 22.12.2020, 18:45 22.12.2020, 19:33
Ömer Çelik: Diaspora Ermenistan'ı çöküşe sürüklemektedir

Ömer Çelik'in açıklamalarından satır başları:

Teşkilat başkanlığımız kongre süreçleriyle ilgili sunum yaptı. Meclis gündemiyle ilgili olarak bütçe görüşmelerinde muhalefet tarafından dile getirilen iddialar, arkadaşlarımızın verdiği cevaplar kapsamlı bir şekilde değerlendiriliyor. Terörle gayretli mücadele kesintisiz devam ediyor. Polis, jandarma ve silahlı kuvvetlerimizin mücadelesi tavizsiz bir şekilde devam ediyor. Türkiye'nin yürüttüğü bu mücadele dünyanın en yüksek meşruiyetine sahip mücadelesidir.

Terörle mücadele 7 gün 24 saat esasına göre kesintisiz sürüyor ve başarıyla devam ediyor. Gerek İçişleri Bakanlığımız, gerek Milli Savunma Bakanlığımız, polisimiz, jandarmamızın ne tür başarılar ede ettiğiyle ilgili yakın takibimiz var. Bazı dost ülkeler ve hatta müttefik ülkeler ne yazık ki, birbirlerine karşı kullanmaya çalışıyorlar. Suriye'nin kuzeyinde güya DEAŞ'la mücadele altına yerleştiği yerlerden Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı Harekatı ile çıkarılmıştı. Bu şekilde müdahale olmasaydı bir terör örgütü devletçiği kurulmuş olacaktı.

Kobani düşme tehlikesiyle karşı karşıyayken çeşitli yerlerdeki unsurlar, bazı Kürt bölgelerindeki unsurlar yardıma geldiğinde PKK bunu engellemeye çalışıp orada katliam olsun, kendi sesi duyulsun diye bir yaklaşım içerisindeydi. Türkiye Kobani'deki kardeşlerimize kapısını açarak 100 bin kardeşimizi ölümden kurtarmıştır. PKK'nın son zamanda Kuzey Irak'taki güçlere saldırdığını görüyoruz. Oradaki yerleşik halklara ister Türkmen, ister Arap ister Kürt olsun bu düşmanlığı sürdürüyorlar. PKK'nın orada kurmaya çalıştığı totaliter yapıya boyun eğmeyen herkes bundan nasibini alıyor.

Türkiye'nin PKK terör örgütüyle mücadelesi insanlığa karşı suç işleyen nefret örgütüyle hem kendi güvenliği ve hem de insanlığa karşı suçu engellemek bakımından son derece meşruiyet sağlayan bir iştir. Çeşitli propaganda merkezleri tarafından gündeme getiriliyor, DEAŞ'la mücadelesi diye PKK ve PYD'nin bir durumu yok. Oradaki meşru yapıya saldırdığı gibi Suriye'deki yerleşik halklara aynı şekilde saldırılar gerçekleştirdi. Esas DEAŞ'la mücadele eden güç Türk Silahlı Kuvvetli'dir.

Türkiye'nin içine sızmaya çalışan DEAŞ unsurlarına karşı polisimiz, jandarmamız mücadeleyi yürütüyor. Bu hataların hepsini Afganistan'da yaptılar, orayı vahşete teslim ettiler. Bu bölgedeki barışı tehdit eden, halklar arasında birlikte yaşamayı tehdit eden en tehlikeli organizasyonlardan biridir PKK terör örgütü. Birilerinin PKK terör örgütünü meşrulaştırmak için DEAŞ terör örgütünü kullanması çifte standardın bir örneğidir.

Aynı anda hem PKK ile hem DEAŞ'la mücadele etmiyorsanız, aslında siz DEAŞ'la da mücadele etmiyorsunuz demektir. Bu terör örgütleri arasında nasıl bir geçişkenlik olduğunu biliyoruz.

Bütün dünyadaki küresel sistemi Covid salgını sarsmaya devam ediyor. Bugün yine çeşitli açıklamalar oldu. CHP Türkiye en kötü yöneten ülkedir vesair diye. Tabii ki onlardan hakkaniyet beklemiyoruz. Başka bir alemde, başka bir paralel evrende yaşıyorlar. Vatandaşlarımızın sağlığını korumak bakımdan Türkiye etkili bir mücadele ortaya koydu. Şimdi ortaya çıkan haberler, bu virüsün mutasyona uğradığı şeklinde bir değerlendirme konusu oldu. Neticede birçok AB ülkesi İngiltere ile uçuşlarını durdurdu.

Biz de uçuşlarımızı durdurduk. Halihazırda 96 ülke ile uçuşlarımız düzenli olarak sürüyor. Covid'le ilgili bir süreç ortaya çıktığı zaman hiç şüphe yok ki bu tür önlemler alınacaktır. Umuyoruz ki aşılar kitlesel bir zaferin kazanılmasına imkan verir. Türkiye bu konuyu Sağlık Bakanlığımız üzerinden takip ediyor. İstanbul kontrolden çıkmıştı epey, ama tedbirler alındığında, birtakım sokağa çıkma yasakları konulduğunda bakın vakalarda düşme başladı. Bütün hayatını kaybeden vatandaşlarımız için çok üzülüyoruz. Bir müddet maske, mesafeyle yaşamaya devam edeceğiz. Aşı gelse de bir müddet devam edeceğiz. Bütün bu süre içerisinde en büyük teşekkürlerimiz sağlık çalışanlarımız için.

Hayatlarını kaybeden sağlık çalışanlarımız var. Onların vazife malülü ve meslek hastalıkları olarak hızla takip etmemiz gereken bir konu. Sosyal koruma kalkanı altında çok sayıda nakit desteğinde bulundu. İstihdam ve üretimi desteklemek için hayata geçirilen paketler var. Hayatı korumak için almamız gereken tedbirler ve sosyal mesafe diyoruz. Aynı zamanda da hayatın döngüsünün devam etmesi için yürümesi gereken çalışmalar var.

Burada öncelik hayatı korumak. Bunun da esası maske, mesafe ve temizlik ve zorunlu olmadıkça evden çıkmamak gibi bir yaklaşım. Yasakları ihlal eden vatandaşlarımız oluyor ama bilsinler ki güvenlik güçlerimiz, diğer yetkililerimiz onların hayatlarını korumak için bir tutum geliştiriyorlar. Her bir vatandaşımızın hayatı kıymetlidir, lütfen bu yasaklara tam olarak uyarak, özellikle yılbaşında tam olarak uyarak gayret sarfedelim.

Azerbaycan'ın elde ettiği zaferden sonraki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız son derece vizyoner bir politika izleyerek platform oluşturulabileceğini söylemişti. Fakat her nedense Azerbaycan'ın kendisine ait olan topraklarını yeniden alması gerek Minsk grubu içinde ve gerek dışında birçok ülkeyi rahatsız etti. Fransa'da alınan kararları gördük. Gayrimeşru bir iş yapılmış gibisinden Azerbaycan'a dönük bizce geçersiz tehditler savuranlar var. En son Belçika'da kınayan bir karar tasarısı oldu. Belçika Temsilciler Meclisi'ne mesajımız nettir, bu tasarının hiçbir hükmü yoktur. Haksız Ermeni işgali karşısında susanların, hakkaniyetle zafer elde edildiği zaman rahasızlık duymaları hukuk dışı davranışlar olarak görülmelidir.

Bu karar ne Türkiye-Belçika ilişkilerine ne Belçika-Azerbaycan ilişkilerine katkı sağlar. Son derece vizyonsuz bir karardır. Bunların bir terör örgütünü meşrulaştırıcı şekilde karar almanın hukukla ilgisi olmadığı izahtan varestedir. Ne kadar ideolojik motivasyonla hareket ettiklerini ortaya koyuyor. 30 yıldır işgalde Minsk grubu ne yapmıştır sorusu büyüyen bir sorudur. Fransa'nın sürekli Türkiye'ye karşı durmaya çalışan, Türkiye neredeyse Libya, Suriye, Doğu Akdeniz, Azerbaycan'da, Türkiye'nin durduğu yerin karşısında konumlandırmaya çalışan bir tutumu var. Türkiye ile doğru zeminlerde doğru bir dille konuşmak her zaman diplomatik çözüm yollarının arayışı içinde olmak en doğru yoldur.

Artık dua etmek için kiliseden bile kovulan bir Ermenistan Başbakanı var. Ermenistan'ın gittiği yer net bir şekilde çöküştür. Diasporanın Ermenistan'ı nereye sürüklediğini gösteren bir yaklaşımdır. Bütün bunlar sağlıklı sonuçlar doğuracak işler değil.

UNESCO insanlığın somut olmayan kültürel mirası listesi var. Bu listeye Türkiye'nin yaptığı katkı sayısı 20'ye ulaşmıştır. Azerbaycan, İran ve Özbekistan'la ortak değer sunduğumuz minyatür sanatı, diğeri Kazakistan, Kırgırizstan'la birlikte sunduğumuz geleneksel mangala oyunudur. Bu konu son derece kıymetli konu. Emeği geçen, çalışma yapan arkadaşlarımıza teşekkür etmek istiyoruz.

Bugün Sayın Kılıçdaroğlu'nun tehdit sayısı çiftçilere gelmiş. AK Parti'ye oy veren çiftçileri tehdit etmiş. Daha önce işçileri ve daha önce öğretmenleri tehdit etmişti. Normal şartlar altında şaşırmak gerekiyor. Ama artık bunlar yadırganmaz hale geldi. Birtakım politikaları eleştirebilir, demokratik haktır bu. Eleştiri ile husumet arasına düzgün çizgiler çekilirse tabii ki eleştiri demokrasinin olmazsa olmazıdır. Bu bizim açımızdan da faydalanacağımız sonuçlar doğurabilir. Ama çıkıp da belli kesimi 'siz niye AK Parti'ye oy veriyorsunuz' demek bir tehdit yaklaşımıdır. Kuşkusuz işçilerimiz, öğretmenlerimiz, çiftçilerimiz gereken karşılığı verecektir.

Kutuplaşma dili iki tarafı karşı karşıya getirmek şeklinde siyasi dil ve argüman kullanmak şeklinde tezahür eder. Siz kutuplaşmayı eleştirirken işçilere, öğretmenlere ve bugün de çiftçilere karşı düşmanlık üreten dil kullanıyorsunuz. Bu dil zehirleyici bir dildir. Belli bir dönemde hakimleri hedef alarak tehdit ettiler. Bugün çiftçiler meselesine geldi. Belli bir toplumsal kesimin belli partiye oy vermesini eleştirmek başka, vatandaşı oy veriyor diye eleştirmek başka. Vatandaşımızın iradesi ve oyunun başımız üstünde yeri var.

Yalan siyaseti, yıkım siyaseti, tehdit siyasetini kullanacaksınız ondan sonra kutuplaşmadan bahsedeceksiniz, doğrusu bu Türk siyasi hayatında bu kadar düşmanlık üreten bir şey görülmemiştir. Hiç kimse milletin üstünde değildir. Zihniyetin altyapısı kriz zamanlarında ortaya çıkıyor. Netice itibarıyla vatandaşı tehdit ederek siyaset yapma arzusu kendini tutamıyor, tezahür ediyor. Milletimiz basiretiyle gereken cevabı verecektir. Biz de bu tehdit siyasetine karşı siyasetin her zemininde mücadele etmeye devam edeceğiz. Kendilerini siyaset üstü gördüğü vesayet zamanları ve o statüko sona ermiştir. Hepimizin patronu vatandaşlarımızdır. Vatandaşının söylediği sözü tehdit unsuru haline getirmek, demokratik siyasi kültürü olmaması gerekir.

Türk hariciye geleneği dünyadaki üç beş ekolden bir tanesidir. Türk hariciyesi, Türk diplomatları sayılı gelenekten bir tanesine sahiptir. Burada sistem şöyle işler, kuşkusuz dünyanın her yerindeki büyükelçiler, her konudaki görüşlerini aşağıdan yukarıya doğru şekillendirirler Dışişleri Bakanlığı'na oradan da Cumhurbaşkanlığı makamına göre götürür. Biz iktidara geldiğimizde bazı meseleler vardı, mesela 'Kıbrıs meselesi siyaset üstüdür' derlerdi. Devletimizin ortadoğu politikası bellidir vesaire gibisinden. Bunlar siyaseti vesayet altına almaya çalışan, iktidarlar değişse de bürokratik siyaseti seçilmiş siyasetin önüne koymaya yaklaşımlardır. Sanki AK Parti siyasetçileriyle diplomatlar arasında gerilim varmış da, biz de kavga ediyormuşuz. Tam tersine Türk hariciyesini Cumhurbaşkanlığmızın başbakanlığı döneminde güçlendirmek, kadın diplomatlarımızın sayısını arttırmak, Afrika vizyonu, latin Amerika vizyonu konusunda devrimci adımlar atılmıştır. Ortadoğuya gidersiniz, iktidarımız ilk yıllarından hatırlarım, belli gruplarla temas edilmemiş. Irak'ta belli mezhep yapılarıyla temas edilmiş, belli yapılarla temas edilmemiş, halbuki hepsi kardeşlerimiz. Türk diplomasi aklının siyasi olarak en yetkin bir şekilde çalıştırıldığı dönem bizim dönemlerimiz olmuştur. Diplomatlarımızla, hariciye geleneğimizle gurur duyuyoruz. Türkiye demokratik bir cumhuriyettir, bürokratik bir cumhuriyet değil. Tabii ki siyasi irade siyasetten de, işadamlarından ve tabii ki diplomatlardan da atama yapabilir. Dışişleri Bakanımız Mevlüt kardeşim darbecilere, vesayet peşinde koşanlara cevap vermiştir. Türk hariciyesi teşkilatımız gurur duyduğumuz teşkilattır.

Çıplak arama meselesiyle ilgili. Arkadaşlar bunların yapıldığı dönemlere şahit olduğumuzda en önemli tavırlarımızdan bir tanesi işkenceye sıfır toleranstır. İnsan şerefini ayaklar altına alan her türlü uygulamaya karşı çok ciddi mücadele verdik biz. Bunları dile getiren şahısların her gün adliye teşkilatını, güvenlik teşkilatını zan altında bırakmaya çalışan onlara iftira atan her gün yeni bir açıklaması oluyor. Bunların sayısı üç beş kişiyi geçmiyor. Burada cezaevleri ve diğer yerlerdeki arama prosedürleri AİHM, Anayasa Mahkemesi kararları ve diğer içtihatlara göre yapılıyor. Ayrıca her gün denetleniyor. Bugün sayın Kılıçdaroğlu çıkmış, bu önceden de vardı bugün de vardır diyor. İnsan biraz sorumlu davranır. Adliye, güvenlik teşkilatlarını zan altında bırakmaya hakkın yok. Nihayetinde Uşak'taki polis kardeşlerimizle ilgili suç duyurusunda bulundunuz. Bahsedilen şekilde sistematik uygulama yapılıyormuş, adres veriyorlar, yetkililer oradaki görüntüleri, kayıtları yayınlıyorlar. Bunun yalan olduğu ortaya çıkıyor. İşkenceye sıfır tolerans ilkesinden hiçbir şekilde tolerans olamaz. Tabii ki üzeri aranacak, AİHM içtihatları ve Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde yapılan uygulamadır. Siyasilerin daha özenli dil kullanması gerekir. İftira mekanizmasına dönmüş birtakım siyasetçiler var onları hiç saymıyorum zaten, onların etkisi altında kalanlar var.

Cumhur İttifakı içinde farklı yaklaşım yok. Geçmiş yıllarda siyaseti ortadan kaldırmak için vesayet kurumları partilerin üzerinde usulü olmayan yollarla gidiyorlardı. Burada esas olan vatandaş iradesinin siyasal katılım yollarına tam olarak yansımasıdır. Neticede siyasi partiler ne için var? Vatandaşın iradesini hukuk devleti ve demokrasinin kuralları içerisinde toplumsal talebi siyasi talebe dönüştürmek için var. Bir parti terör örgütünün propogandasını yapıyorsa, hukuk devletini, demokrasiyi yok etmek için performans gösteriyorsa bu durumda hukuk devleti ve demokratik sistem çaresiz değil. İspanya'da Batasuna kapatıldığı zaman İspanya yüksek mahkemesi bu partinin terör örütünün aparatı olarak kapatılmasını haklı buldu. AİHM bunu onayladı. Siyasi partilerin görevi demokrasiyi ve hukuk devletini korumaktır. Bu misyonun dışına çıkıldığında demokrasi ve hukuk devleti çaresiz değildir. ETA terör örgütünün mensubunun cenazesine katılmak vardı. Terör örgütünün propagandasının açık ve net şekilde yapılması. Hukuk devleti tabii ki bununla ilgili tedbirini alacak. Peki bu alana özgü hassasiyet üretildiği zaman. Türkiye'de birisi çıktı, parti kurdu Meclis'e girdi. Şu ifadeleri kullanıyorlar, 'DEAŞ bir terör örgütü değildir, bizim siyasi misyonumuz DEAŞ terör örgütü liderinin heykelini dikmektir' dedi diyelim. Hukuk devletin bunu seyir mi edecek? Numan Bey'in söylediği bizim daha önce parti kapatmalarının siyasi hayatta sonuç doğurmaması. Numan Bey terör propagandasının engellenmesi gerektiğini, siyasetçilerin kendisini ayrıştırması gerektiğini söylüyor. Sayın Bahçeli de bunlara müsaade edilmemesi şeklinde söylüyor. Dünyada örnekler var, hazine yardımı engellenmesi gibi. Size genel bir çerçeve sunuyorum, MYK'da ele alınmadı bu konu. Siyasal katılma yolları açık, birisi çıkıp da şu ya da bu terör örgütünün liderinin heykelini dikeceğiz dediği zaman, masum kadın ve sivillerimizi öldürenleri kutsadığı zaman tabii ki mücadelesi yapılacak. Demokrasinin ve hukukun en büyük düşmanı terördür. Demokrasi ve hukuk devleti terör karşısında asla çaresiz değildir. Siyaset kuşkusuz terörün meşrulaşması, estetize edilmesi, kutsanması konusunda şüphesiz tedbirini alacaktır.

Taciz ve tecavüz meselesinde kurumsal bir suskunluğa dönüştü bu. Öteden beri bu susanlardan daha kıdemli CHP'liler bunun karşısında partinin susmaması gerektiğini ifade ediyorlar. Tam tersine bu taciz ve tecavüz olayları karşısında susulmasının CHP açısından siyasi ahlak açısından kabul edilemez olduğunu söylüyorlar. Kadın onuru karşısında susanın siyasi ahlaktan bahsetmeye hakkı olabilir mi? Biz bu konuda konuşmuyoruz mağdurlarda daha fazla travma yaratmamak için diyorlar. Biz çıkın da mağdurun eşkalini verin demiyoruz. Mağdurun hakkına sahip çıkmadığınız zaman asıl travmayı yaratıyorsunuz. Bu suskunluk Türk siyasi hayatına geçecek utanç durumudur. Bu konuda herkesin sesini çıkarması gerekmektedir. Maalesef siyasi meselelerde söylenen sözler içselleştirilmediği zaman, birilerinin yazdığı metinden okunduğu zaman bu tip saçma sapan görüntüler ortaya çıkabiliyor.

Muhalefet diyor ki, böyle bir görüşme olmuş, neticesi şudur diyor. Sözüne itibar ettikleri kişi kim? Bunun arkasından erken seçim gelecek deniliyor. Kimi referans alıyorlar. Türkiye'nin resmi kurumlarının açıklamalarını referans almıyorlar. AİHM meselesinde ben buraya gelirken gerçekleşen sıcak karar. Yaklaşık 100-150 sayfalık gerekçeli kararı var. Tabii ki hukuk sistemimiz değerlendirecek bir yaklaşım üretecektir. Şu anda yeni bir gelişme.

Bu bizim kültürel, dini, sosyal hayatımızda ciddi acılar, acı hatıralar oluşturmuş mesele. İbadet dilini değiştirmeye çalışmak. Bu ortaya çıktıktan sonra özür dileriz diyecekleri yerde çok d aha sakıncalı bir iş yapıyorlar. Türkçe bizim dilimiz değil mi diye. Tabii ki Türkçe meal okuyabilir, bu bizim karar vereceğimiz bir şey. Alimlerin dediği çerçevede ibadet diliyle oynamak çok zalim bir yaklaşımdır. Bu kadar acı hatıranın üzerine hala ibadet diliyle oynamaya çalışmak gerçekten Murat Bardakçı'ya atıf yapayım insanın zihninde bir istiklal mahkemesiyle ilgili bir şeydir. Hiç kimse milletin diniyle, diyanetiyle, ibadetiyle oynamaya kalkmasın. Çok sert tepki veririz, vermeye de devam ederiz.

Birisi iyileştirilmiş birisi güçlendirilmiş parlamenter sistem diyor. Birisi çıkıp parlamenter sistem meşrudur, başkanlık sistemi gayrimeşrudur diyorsa söylediği şey cahilane bir şeydir. Sistemlerin hepsi meşrudur. Siz şu sistemi tercih edersiniz, bu sistemi tercih edersiniz. Burada kullanılan argümanlara bakmak lazım. Birisi diyor ki Türkiye'nin ciddi parlamenter sistemi vardı. Ben de diyorum ki, nerede. Darbeler, vesayet, hükümetin üstünde MGK'nın Türkiye'yi yönettiği bir dönem. Anayasanın üzerinde kırmızı kitapların olduğu dönem. Nerede oluşmuş parlamenter sistem? Parlamenter sistem AK Parti döneminde işletilmeye başlandı orada da parti kapatma davasıyla karşı karşıya kaldı. Mesele başkanlık sistemi midir, başkanlık sisteminin başında Tayyip Erdoğan'ın olması mıdır? Bugün kuvvetler ayrılığından bahsedenlerin hiçbiri modern parlamenter sistemdeki yaklaşımların hiçbirini getirmediler. Verilecek raporların zamanı geldiği zaman AK Parti bütün raporları zamanında veriyordu. CHP sürekli olarak parlamenter sistem diyor hiçbir raporu zamanında veremiyordu. Yapılan şey kuvvetler ayrılığına vurgu yapan parlamenter sistemi değil tam tersine etkin vesayet kurumlarını yeni dönemde nasıl koruruz diye düşünmeleridir. Parlamenter sistemler içinde performansları neydi? Tamamen Cumhur İttifakı'nın Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni savunmasına karşı sadece eleştirel bir alan açmak için. Sonra deniyor ki masa kuralım oturalım. Masada oturmasını istediklerinizden bir tanesi Türkiye Cumhuriyeti'nin seçilmiş Cumhurbaşkanına diktatör diyor. Nasıl oturacaksınız? Bunlar günlük siyaseti tüketmek için söylenen şeyler.

Altılı platform bölge barışı için önerdiğimiz son derece önemli bir mekanizma. Burada hem sayın Cumhurbaşkanımız hem sayın Aliyev, gerekirse işgalci tavrından vazgeçerse Ermenistan'ın da olabileceğini söyledi. Bu tarihi bir fırsat. Sayın Putin'in de aralarında sorunlar olmasına rağmen Cumhurbaşkanımızın Gürcistan'ı teklif etmesi karşısında uygun bulunması da vizyoner yaklaşımdır. Burada da İran'da sayın Ruhani olumlu, sayın Aliyev olumlu, Putin ve sayın Cumhurbaşkanımız olumlu. Burada Ermenistan'ın kendisini bir yerde konumlandırması gerekiyor. Ermenistan için fırsat penceresi açılmış oluyor. Bu mekanizma ilerliyor, teknik görüşmeler sürüyor. Herhangi şekilde negatif bir durum olmadığını söyleyebilirim, gayet pozitif.

Kaynak: HABERTÜRK

banner53
Yorumlar (0)
19
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?