Ergenekon ve Balyoz için önerilen formüller

TBB Başkanı Feyzioğlu'nun önerdiği modelde hükümetin, "emredici bir yasa" çıkarması gerekiyor. Sabih Kanadoğlu'nun önerdiği modele göre ise, Yargıtay'ın lehte karar vererek davanın başka bir mahkemeye havale edilmesi ve böylece beraat kararlarının verilmesi gerekiyor

Ergenekon ve Balyoz için önerilen formüller

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Ergenekon ve Balyoz gibi, özel yetkili mahkemeler tarafından görülen davalarda yeniden yargılanmanın yolları aranıyor. Son olarak, cumartesi günü Türkiye Barolar Birliği(TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu Başbakan Erdoğan'la İstanbul'da konuyla ilgili bir görüşme gerçekleştirdi. Feyzioğlu, yeniden yargılanma konusunda Başbakan Erdoğan'ın da olumlu yaklaştığını söylemişti. Feyzioğlu'nun anlattığına göre TBB ile Adalet Bakanlığı konu üzerinde bir çalışma yaparak formül bulacak.

Hükümetin ve FBB'nin formül arayışıyla ilgili bu hafta içinde somut adımlar atılması beklenirken basında da bazı öneriler dillendiriliyor. Önerilerde bulunanlardan biri de 2007 cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 formülünü dile getirerek gündeme gelen Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu oldu. Kanadoğlu'na göre, CMK 310. maddesi çıkış yolu olabilir. Hürriyet gazetesinden Taha Akyol’a konuşan Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, daha kısa bir yolun mümkün olduğu görüşünde..

Akyol’un “Çözüm yargıda” başlıklı yazısında Kanadoğlu ile Feyzioğlu'nun önerilerinin çözüm olabileceği belirtilerek her iki öneri de detaylı bir şekilde irdelendi.

Akyol'a göre; ortada iki öneri var: Biri TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun önerisi, öbürü Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun önerisi. Akyol, "Baştan belirteyim ben Sabih Kanadoğlu’nun önerisini doğal ve doğru buluyorum." diyor.

Akyol o modelleri şöyle anlattı:

METİN FEYZİOĞLU MODELİ

Özel yetkili mahkemeler kaldırılmış, fakat yasaya konulan geçici 2. madde ile bu mahkemelerin görülmekte olan davalara “Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesine göre” bakmaya devam etmeleri hükmü getirilmişti. Feyzioğlu’nun modeli, bu geçici maddenin kaldırılmasına dayanıyor. Ondan sonra şu düzenlemelerin yapılmasını istiyor:

- Bu mahkemeler ‘görevsiz’ hale geldiğinde, Yargıtay bu mahkemelerin kararlarını görevsizlik yönünden bozsun...

Halbuki normal usulde görev değişikliği bozmayı gerektirmez. Zira usul kanunları yürürlüğü girdiği andan itibaren geçerlidir, önceki işlemleri geçersiz hale getirmez. Sayın Feyzioğlu elbette bu temel hukuk prensibini biliyor, onun için, “Bu mahkemelerin kararları Yargıtay tarafından görevsizlik nedeniyle bozulur” diye ‘özel’ kanun çıkarılmasını istiyor.

- Balyoz gibi kesinleşmiş davalarda ise Feyzioğlu, yine “yasama” erkinin devreye girerek bu kesinleşmiş dosyalarda yeniden yargılama yapılması için emredici bir kanun çıkarılmasını istiyor. Ben Sayın Feyzioğlu’nun her iki önerisini de çok dolambaçlı ve ‘istisnai’ usuller olarak görüyorum. Hukuk tarihinde ve doktrinde bir örnek de bilmiyorum.

SABİH KANADOĞLU MODELİ
 
Sayın Sabih Kanadoğlu’nun önerdiği model CMK 310. maddenin uygulanmasıdır.

Bu maddeye göre, kesinleşmiş ceza davalarında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı her zaman hükmün “sanık lehine” bozulması için Yargıtay’a başvurabilir. Öyle bir durumda dosya, mesela Balyoz dosyası, 9. Ceza Dairesi’nde değil, Ceza Genel Kurulu’nda görülür. Otuz kişilik kurul, tahliye kararları ve beraat yönünde bozma kararı verebilir. Kanadoğlu’nun önerisi, sorunu yargının kendi içinde ve en üst kurulda çözmesidir. Doğal, normal bir yolla çözümü öngörüyor. Yasama erkini işe katmıyor.

Yargıtay’ın içinden geldiği için Ceza Genel Kurulu’na güveniyordur, diye de düşünüyorum. Üstelik dolambaçlı değil, hemen birkaç gün içinde başlatılabilecek adli bir süreçtir.

BAŞSAVCI BÖYLE BİR ŞEY YAPAR MI?

Bugüne kadar “sanık lehine, kanun yararına bozma” talebinde bulunmayan başsavcı şimdi bunu yapar mı? Bence yapmalı. Toplumsal ihtiyaç netleşmiştir. Artık Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan ve muhalefet hukuki bir yol bulunması gerektiğini söylüyorlar. Hatta, “kumpas” konusunda iktidar muhalefetle aynı görüşe gelmiştir. Başbakan’ın toplantısını izleyen Ali Bayramoğlu, Başbakan’ın “yargıyı Cemaat tarafından ele geçirilmiş devlet kurumlarının başına koyduğunu” yazdı. Bir hukukçu olarak ben böyle bir genellemeyi kabul edemem, fakat şunu da vurgulamak isterim: Başsavcının harekete geçmesi yargının kendini tanımlaması bakımından da son derece gereklidir. Kaldı ki ondan sonra ve halen Anayasa Mahkemesi ve AİHM yolları açıktır.

'ADALET BAKANLIĞI TALEP EDECEK' İDDİASI

Bir başka formüle göre ise Adalet Bakanlığı, kanundaki "Temyiz incelemesinden geçmeksizin" ifadesini çözüm için kaldıracak. Sabah'ın haberine göre; Adalet Bakanlığı'nın Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi'ne Balyoz davasını yeniden götürmesinin trafiği de şöyle işleyecek: Balyoz davası sanıklarının avukatları, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne başvurarak, yargılama sırasında sahte delillerin yeterince incelenmediği iddiasında bulanacak, bakanlıktan kanun yararına bozma hakkının kullanılmasını isteyecek.

Ceza İşleri Genel Müdürlüğü de yapacağı inceleme sonunda, "Kanun yararına bozma başvurusu" hazırlayarak, dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderecek. Başsavcılığın bu durumda "Kanun yararına bozma talebini ilgili daireye göndermiyorum" deme hakkı bulunmuyor. Başsavcılık sadece bakanlık ile 9'uncu Ceza Dairesi arasında "aracılık" yaparak, bir görüş belirtecek ve dosyayı iletecek. Daire, bakanlığın talebini yerinde görürse, kararı kanun yararına bozacak. Bu durumda Balyoz davası sanıkları için tahliye yolu da açılmış olacak. Yargıtay, bakanlığın talebi doğrultusunda kanun yararına bozma kararı verirse, İstanbul 10'ncu Ağır Ceza Mahkemesi, bu karara uymak zorunda olacak. Çünkü CMK'da kanun yararına bozma kararı verilmesi halinde yerel mahkemelerin bu kararlara direnemeyeceği açık hükmü bulunuyor

BALYOZ HAKİMİ'NİN YORUMU

Yargılamanın yenilenmesi konusunda Balyoz hükümlülerinin başvuruda bulunduğu İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin başkanı Ömer Diken, Milliyet Gazetesi'ne yaptığı açıklamalarda mahkemeye yapılan başvuruların bir üst mahkemeye gönderilmesine ilişkin şunları söyledi:

"Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda (CMK) hâkimin davaya bakamaması halleri vardır. Bir hâkimin davaya bakamaması veya davadan çekilmesi halinde yerine kimin bakacağı konularını bir üst mahkeme belirler. Bu CMK’daki usul hükümleri gereğincedir. Silsile halinde bir üst mahkemeye talepler gönderilmiştir.

“Biz bunu daha çok AİHM’de ihlal kararı alınan dosyalarda, tabii daha çok 90’lı yıllarda, verilen kararlarda uyguluyoruz. AİHM’nin hukuka aykırı dediği delili çıkarıyoruz, kalan delillerle tekrar karar veriyoruz. Bu çoğu zaman da hükmün onanması şeklinde oluyor. Mesela ‘Sanığın işkence görmüş olduğuna dair şüphe vardır’ deniyorsa onun ikrar beyanına dayanamazsınız. Biz o ikrar beyanını çıkarıyoruz. Geriye ne kaldı? Örneğin mağdur terör örgütü adına kendisinden haraç isteyen, tehdit eden kişiyi teşhis etmiş o teşhis beyanı. ‘Bizim için yeterlidir’ diyoruz ve önceki kararı onuyoruz. Yeterli değilse ki önceki kararı şu ana kadar kaldırdığımız olmadı ama bu da hukuken mümkün. Hukuki prosedür bu. Zamanı geldiğinde herkes bunu değerlendirir. Ben Yargıtay’da çalışırken böyle çok dosya gelirdi. Bizim mahkemelerimiz yargılamanın yenilenmesi konusunda tecrübesiz değil. Sıkıntı olmaz yani. Arkadaşlar değerlendirebilirler. Daha doğrusu özel yetkili ağır ceza mahkemelerinden bu AİHM kararları sebebiyle CMK 311’e madde eklendi. ‘AİHM’den ihlal geldiğinde yeniden yargılama yapılır’ maddesi gereğince yeniden yargılama konusu mahkemelerin ellerinden çok geçiyor."

 

Güncelleme Tarihi: 06 Ocak 2014, 11:58
banner53
YORUM EKLE

banner39