İstanbul'da bir İslamofobi konferansı

İstanbul'da düzenlenen konferansta İslamofobi, çok kültürlülük, medyanın rolü ve sorumluluğu, hukuk ve insan hakları gibi konular farklı oturumlarda masaya yatırıldı

İstanbul'da bir İslamofobi konferansı

Abdullah Aydın/ Dünya Bülteni

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ile Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce (BYEGM) The Grand Tarabya Otel'de düzenlenen "Hukuk ve Medya Bağlamında Uluslararası İslamofobi Konferansı" dün başladı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'nun açılış konuşmalarını yaptığı Konferansa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da bir mesajla katıldı. Ardından çok kültürlülük, medyanın rolü ve sorumluluğu, hukuk ve insan hakları gibi konular farklı oturumlarda masaya yatırıldı. Bazı konuşmacıların İslamofobinin nedenlerine değindiği Konferansta daha çok tezahürleri üzerinde duruldu. Hükümet yetkililerin katılımıyla resmi bir karakter kazanan Konferans sunulan çözüm önerilerinin mevcut siyasete gönderme yapması ya da muğlak kalmasıyla dikkat çekti. Bu sebeple konferans için "siyaset parantezine alınmış ilmi tartışmalar" yorumu yapıldı.

Konferansın açılışında konuşan Arınç, "Son derece sinsi şekilde ilerleyen ırkçılık, ayrımcılık, köktencilik, aşırılık gibi sorunlar adeta toplumlara ölümcül bir virüs gibi nüfuz etmeye çalışıyor. İşte bu virüslerden birisi de İslamofobidir. 11 Eylül saldırılarının ardından sadece Amerika'da değil, başta Avrupa olmak üzere çok geniş bir coğrafyada, sistemli bir şekilde nefret ideolojisinin propagandası yapılmaktadır. Bu noktada İslamofobi; İslam'ın ve dolayısıyla Müslümanların Batı toplumları için potansiyel bir tehdit olduğu algısına dayanan bir 'nefret ideolojisi' olarak yaygınlaşmaktadır..." dedi.

İslamofobinin bir baskı aracı olarak kullanıldığını vurgulayan Başbakan Yardımcısı Arınç, 'İslam ve demokrasi bir arada düşünülemez' ya da 'Müslümanlar demokrat olamaz' yargısının son derece yanlış olduğunu ileri sürdü. İlmi ve siyasi boyutları olan İslamofobi gibi bir konuda Başbakan Yardımcısının İslam açısından demokrasi tartışmalarını geri çeken bu açıklaması dinleyiciler tarafından endişeyle karşılandı. Nitekim "Muhafazakar demokrasi şiarıyla ortaya çıkan AK Parti'nin Müslümanlar ve İslam tehdittir diyenlere karşı, demokratik bir rejim ve laik bir idareyi birlikte yürüten AK Parti iktidarının karşı bir tez olarak var olduğunu" iddia etti. Bu noktada Müslümanların küresel İslamofobi olgusunun tanımlanması ve buna karşı cevap üretilmesi yönündeki çabalarının bir siyasetçi tarafından parti siyasetine eşitlemesi de yeni soru işaretlerinin oluşmasına sebep oldu.

Konferansta konuşan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ise, "İslamofobi konusu sadece islam dünyasını değil tüm uluslararası toplumu ilgilendirmektedir. İslamofobi, İslam'ı ve Müslümanlar'ın imajını çarpıtmayı amaçlayan radikal ve aşırıcı unsurlar nedeniyle artış göstermiştir" dedi. İslamofobinin dünya barışı ve güvenliği için tehdit olduğunu söyleyen İhsanoğlu, hoşgörü ve saygıya dayalı hür ve eşit toplumlar oluşturulmasını istedi. İhsanoğlu, uluslararası toplumu uzmanlar arası dayanışmayı güçlendirme ve bu amaçla uluslararası bir gözlemevi açma çağrısında bulundu ve İslamofobiyi suç kabul eden yumuşak bir kanun üzerinde çalışılması ve üzerinde uzlaşılmış ilkeler bildirisi yayınlanması zaruretinden söz etti. Ancak bu ilkelerin neyi referans alacağı sorusu cevapsız kaldı.

Konferansa Başbakan Erdoğan da bir mesajla katıldı. Erdoğan mesajında, "Bilinmelidir ki, ırkçılık ne kadar tehlikeli ise, antisemitizm ne kadar tehlikeli ise, ayrımcılık ne kadar tehlikeli ise, İslamofobi de en az o kadar tehlikelidir. Çünkü diğer ayrımcılık türleri gibi İslamofobi de bir ırkçılık türüdür. Bir insanlık suçudur. Akıl ve vicdan sahibi tüm insanlar, ayrımcılık ve ırkçılığın her türüne, yek vücut halde karşı durmalıdır. Hiçbir semavi din terörü benimsemez, teröre cevaz vermez, teröre yol açmaz ve desteklemez" ifadelerine yer verdi.

İSLAMOFOBİ FİNANS KAYNAKLARI

Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Doç. Dr. İbrahim Kalın moderatörlüğünde gerçekleştirilen "Demokrasi, Çok Kültürlülük ve İslamofobi" adlı birinci oturumda John L. Esposito, Norman Gary Finkelstein, Fatma Benli ve Marwan Mohammed konuşmacı olarak yer aldı.

Konuşmasına New York'da Müslümanların açmak istedikleri Park 51 ve diğer toplum kesimlerinin de kullanımına açık toplum merkezine karşı yapılan gösterilere değinerek başlayan Georgetown Üniversitesi'nden Prof. John L. Esposito, bütün dünyada yankı bulan bu gösterilerin 'buz dağının görünen kısmı' olduğunu söyleyerek, İslamofobinin Avrupa ve ABD'de 1990'dan itibaren yükselişe geçtiğini hatırlattı ve kısa bir tarihi özet sundu. Sağcı siyasetçiler ve aşırı sağcı Hıristiyan dini gruplarca İslam karşıtlığının körüklendiğine değinen Esposito, ABD merkezli yedi kuruluşun geçen on yılda İslamofobi taraftarlarına 42,5 milyon dolar yardımda bulunduğunu söyledi ve özellikle Avrupa'da müslümanların bir nüfüs tehditi olarak sunulduğunun üzerinde durdu.

"Günümüzde İslamofobinin bu kadar taraftar toplamasında popüler kültürü şekillendiren sosyal medyanın oldukça önemli bir yeri olduğuna inanıyorum" diyen Esposito, ABD'deki 13 eyalette akıl dışı şeriat karşıtı yasaları geçirtmeye çalıştıklarına değindi ve Park 51 girişiminin ardından başka yerlerde de camilerin açılmasının engellenmeye çalışıldığını söyledi.

Esposito, "Eyaletlerdeki insanlar henüz şeriatın ne olduğunu bilmiyor ki şeriat karşıtı yasaların lehinde veya aleyhinde oy versin. Görebildiğimiz tek şey mantık dışı bir korku. Ana akım medyada her gün İslam korkusuyla dolu haberler çıkıyor. İslama dair vardıkları sonuçlar ise sosyal yaşamda tartışmaya yer bırakmayan ve temelsiz doğrular haline geliyor" diye konuştu.

MISIR'DA İSLAMOFOBİ CANLANIYOR

Esposito, Mursi sonrası Mısır'da da aynı İslamofobik söylemin hakim olduğunu belirterek, askeri rejimin şiddet uygulamalarına ve binlerce masum Mısırlının öldürülmesine ise sessiz kalındığına dikkati çekti.

Mısır'daki askeri darbenin eylemlerine müsamahayla yanaşan Batı'nın çifte standart uyguladığına işaret eden Esposito, aynı şeylerin yüzde onunun dahi Mursi hükümeti tarafından yapılması halinde ise "terör dalgası yayılıyor" deneceğini aktardı.

Esposito, Mısır'da yaşananların darbe olup olmadığını merak etmeyenleri ve seçilmiş hükümeti devirmenin mi yoksa seçimle görevden uzaklaştırmanın mı meşru olduğunu sorgulamayanları da eleştirdi.

Mısır'da İslamcı hükümetin göreve gelmesinden korkanların, "ordunun uyguladığı şiddetin boyutunu görmekten ve demokratik yollarla seçilmiş hükümeti devirmenin meşru olup olmadığını sorgulamaktan aciz" olduklarını söyledi.

AÇIK TARTIŞMA ORTAMI OLUŞMALI

Bir diğer panelist, Anti-semitizm ve Filistin-İsrail çatışması üzerine çalışan Amerikalı siyaset bilimci Norman Gary Finkelstein da anti-Semitizm'in bazı ülkelere suç haline getirildiği gerçeğinden yola çıkarak bu tip bir yasaklamanın doğru olup olmadığı üzerinde fikirlerini ifade etti. İslamofobi ve anti-Semitizmi birlikte kapsayan bir ortak tanımın 'grupları veya grupların çekirdek inançlarını incitici ve rasyonel olmayan şekilde hedef alma" şeklinde olabileceğini söyleyen Finkelstein bu duruma tipik bir örnek olarak 'Müslümanlar teröristtir' ve 'Yahudiler cimridir' gibi genellemelerin örnek verilebileceğini belirtti.

Etiket ve tanımlamaların işe yaramadığını vurgulayan Finkelstein, bunun gerçekleri çarpıttığını söyledi. Bu çerçevede genellemeler yapılmasına karşı çıkan ve negatif genellemeleri yasaklamacı bir tavrın doğru olup olmadığını tartıştı. Genellemelerin tamamiyle doğru olmadığını, ama yanlış genellemelerin de bazı durumlarda gerçeklik payı taşıyabileceğini vurgulayan Finkelstein, doğru ve yanlışı ayırt etmenin en iyi yolunun açık tartışma ortamı olduğunu ve bu nedenle de bazı yanlışlıkların önüne geçmek için yasaklamacı tavrın benimsenmemesi gerektiğini söyledi.

MÜSLÜMANLAR KENDİLERİ OLARAK YAŞAYAMIYOR

"İslamofobi ve Kadın Hakları" konusunda konuşan Fatma Benli, insanları etiketleyerek homojenleştirici ve onun üzerinden söylem kuran bir tavrın ne adına olursa olsun reddedilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye'de yaşanan başörtüsü yasağı ve müslümanların tehdit olarak görülmesinden kaynaklanan güvenlikçi politikaların toplumda açtiğı derin yaraları özetle izah eden Benli, Müslümanların hakkında ortaya çıkan bazı olumsuz yargıların bir kısmının Müslümanların kendileri olarak yaşamamalarından kaynaklandığını ve Müslümanların kendi içlerine bakması gerektiğini ifade etti.

MÜSLÜMANLAR FRANSA'DA ÖTEKİLEŞTİRİLİYOR

"Fransa'da "Müslüman Problemi"nin İnşası" adlı sunumu yapan Mervan Muhammed ise konuşmasına İslamofobi kavramının tanımlanmasında karşılaşılan problemli içeriği ile başladı. İslamofobi'nin bir dünya görüşü değil, bir sosyal fenomen olduğuna değinen Muhammed, kimliğinde pek çok ögeyi barındıran bireyin sadece bir dine aidiyete indirgenerek bunun üzerinden aşağılandığına değindi. Müslümanların Avrupa genelinde ve Fransa özelinde görünürlük kazanmasının beraberinde bu görünürlüğün reddini getirdiğini ifade eden Muhammed, bu reddiyenin de müslüman karşıtı bir kollektif hafıza ve kültürel arşivin ürünü olduğuna değindi. Muhammed, Müslümanlardan vücutlarını ve zihinlerini terbiye etmelerinin beklendiğini ve bunun olmadığı algılanınca da bunun toplumsal sorun olarak algılandığındığını söyledi. Fransız toplumunda yaşanan benzer veya farklı başka sorunların toplumsal sorun olarak aynı boyutta algılanmadığını söyleyen konuşmacı, müslümanların sorun olarak görünmesindeki ana nedenin onların temel bir norma ters düştüklerine olan kanaat olduğunu dile getirdi. Bu temel normun ise 'ulusun homojenliği, ulusun kimliği ve ulusun değerleri' olarak özetlenebileceğini açıklayan Muhammed, Müslümanların Fransa'da her geçen gün ötekileştirildiğini ifade etti. Başörtüsü karşıtlığının yüzde 80'e, kurban kesimine karşıtlığın yüzde 40'a ulaştığı ülkede 2002'den beri İslam karşıtı eylemlerin arttığına ve kadınlar da dahil olmak üzere bireylere karşı yapılan saldırılarda artış olduğuna işaret eden Muhammed, sınıfsal sorunlarda bile kamuoyu tepkisini bertaraf etmek için İslam karşıtlığının manipüle edildiğine vurgu yaptı.

İSLAM VE MÜSLÜMANLAR HAKKINDA ANA BİLGİ KAYNAĞI: MEDYA

Günün ikinci oturumunda "İslamofobi Konusunda Medyanın Rolü ve Sorumluluğu" tartışıldı.

Avustralyalı katılımcı Dr. Halim Rane, 'Avustralya Medyasında İslamofobi" konusunu ele aldı. Avustralya medyasının genelde müslümanlara karşı tavrının çok negatif olmadığını, ama güncel olayların aktarılışında diğer Batı medyasında gözlemlediğimiz tavrın bu ülkede de gözlemlendiğini söyledi. Bu bağlamda müslümanlara yönelik haberlerde terör, şiddet, suç ve kadına baskı gibi unsurların işlendiğini ve Müslümanların farklı, acaip, tehdit edici ve öteki olarak sunulduğunun farkedileceği üzerinde durdu. Halkın yüzde 80'inin İslam ve Müslümanlar hakkında ana bilgi kaynağının medya olduğuna değinen konuşmacı, halkın yüzde 50'sinin İslam'a karşı önyargılı olduğunu ve halkın yüzde 20-30 kadar kısmının Müslümanları toplumun bir parçası olarak gördüğünü ifade etti. Ancak bu durumun halkın coğunluğunun Filistin sorununda Filistin yanlısı kanaaate hakim olmasının önüne geçmediğini söyleyen Rasne, halkın yüzde 92'sinin Filistinlilerin geri dönüş hakkını desteklediğini ve yüzde 78'inin yerleşmelere karşı olduğunu sözlerine ekledi. Avustralya halkının yüzde 20-30'luk bir kesiminin İslamofobik olarak görülebileceğini söyleyen Rasne, ülkede medyanın etkisinin sınırlı olduğunu ve okuyucunun medya içeriğini koşulsuz kabüllenmediğini belirtti.

"İSLAMOROMİA"

İranli konuşmacı Seyid Rıza Ameli ise İslamofobi'nin nedenlerinin epistemolojik olduğuna değindi ve bugün Batı'da gözlemlenen tavrın Avrupa-Amerika merkezci bir anlayışta kök saldığını söyledi. Batı medeniyetinin kendi dışındaki medeniyetleri tanımadığını ve sadece kendisini merkezde gördüğünü ifade eden konuşmacı, Batı'nın İslam'a Roma değerlerinden baktığını belirterek bu durumu "İslamoromia" olarak niteledi.

MEDYANIN YANLI HABERLERİ

"İslamofobi Endüstrisi" adlı eserin yazarı gazeteci Nathan Lean ise anaakım medyanın İslam ve Müslümanlara yönelik tavrını "habercilik" olarak tanımladı ve normalin gözardı edildiği ve normal dışının Müslümanlar söz konusu olunca hep öncelik taşıdığını ifade etti. 2001-2008 arasında ABD'de 120 değişik İslami kuruluşun yaptıkları basın açıklamalarının hiç birine haber olarak yer vermeyen anaakım medyanın Müslümanlara ilişkin tüm haberlerinin aşırılıkçıları öne çıkaran sansasyonel haberler olduğuna vurgu yaptı. Boston olaylarına ayrıca değinen konuşmacı, aynı dönemde daha fazla insanın ölümüne sebep olan silahlı saldırı eylemleri ile Teksas'taki bir fabrikadaki kimyasal patlamanın fazla ilgi görmediğini söyledi. Ayrıca medyanın Müslümanları ilgilendiren haberlerde devamlı "bilgisine" danıştığı kişilerin namlı İslamofobikler olduğunu dile getirdi.

"POST-İSLAMOFOBİ": HÜKÜMETLER MÜSLÜMANLARI HEDEF ALIYOR

Oturumun bir diğer konuşmacısı Arap asıllı Amerikalı akademisyen ve "İslamofobi: Müslümanlara Karşı İdeolojik Kampanya" adlı eserin yazarı Dr. Stephen Shehi ise artık "post-İslamofobi" devresinde olduğumuz iddiasını ileri sürdü. Bugün içinde olduğumuz durumun sadece, bir kesimin başka bir kesimi hedef alması olarak görülemeyeceğini, bizzat hükümetin değişik kurumları vasıtasıyla Müslümanları hedef aldığının altını çizdi ve örnek olarak CIA yetkililerinin devreye soktuğu "casusluk" vakasına değindi. New York ve New Jewsey bölgelerinde Müslüman nüfüsun yoğun olduğu bölgelerin haritalarının çizildiği ve Müslüman nüfusun en ufak unsurlarına kadar dökümünün yapıldığına değinen Shehi, sadece etnik kategorilere göre değil, camiiler, işyerleri ve okullar bazında da tasniflerinin yapıldığını söyledi. ABD'deki Müslüman nüfus üzerindeki bu casusluk hadisesinin Snowden tarafından deşifre edilen küresel NSA casusluk hadisesinden bağımsız ele alınamayacağına değinen konuşmacı, İslamofobinin gerçekliğinin ancak yerel, ulusal ve küresel ölçüde İslamofobi kullanılarak hangi politikaların yaratılıp devreye sokulduğuna bakarak anlaşılacağı üzerinde durdu. Shehi, eğer yönetimin elinde İslamofobi aracı olmasaydı, şu an icraate konulan güvenlikçi politikaların devreye sokulamayacağını savundu. İslamofobinin ideolojik bir kampanya olduğuna vurgu yapan konuşmacı, İslamofobi'yi anlamak için Pamela Geller gibi tahtası eksiklere bakmak yerine kurumsal projeler ve polikalara bakmak gerektiğini öne sürdü. Ayrıca, bizzat İslamofobinin pekiştirilmesi için, dindar görünümlü Müslümanların da hizmete sunulduğunu savundu ve önümüzdeki dönemde Müslümanların karşılaşacağı en ciddi sorunlardan birinin bu olacağını dile getirdi.

 

TRANSATLANTİK İSLAMOFOBİ

Günün kayda değer önemli konuşmalarından birini de "- Müslüman Azınlıklar: Sanal Hapsetme ve Sınanan Vatandaşlık" adlı sunumuyla California Üniversitesi'nden (Berkeley) Dr. Hatem al-Bazian yaptı. Konuşmasında Amerikan Müslüman nüfüsunun genel bir profilini sunan al-Bazian 11 Eylül sonrası dönemde karşılaşılan güçlükleri ve yaşanan sorunları izah etti. Transatlantik İslamofobi şebekesi gerçeğinin altını çizen konuşmacı, İslamofobiden istifade eden kesimlerin sadece küçük bir zümre olmadığı olgusuna değindi ve Amerikan askeri-sanayii kompleksi ile Müslüman ülkelerdeki diktatörleri de kapsayan bir uluslararası bir çıkarlar ağına dikkati çekti. Artık II. Dünya Savaşı esnasında olduğu gibi, insanların toplama kamplarında toplanmasının zorluğu karşısında "sanal hapsetme" olgusunun icat edildiğini ve bunun da çeşitli araç ve yöntemlerle sağlandığını izah etti.

Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2015, 14:59
banner53
YORUM EKLE

banner39