AK Parti Sözcüsü: Ömer Çelik: Cumhurbaşkanımız ve Türkiye ile ilgili takıntıdan Fransız diplomasisinin kurtulması gerekiyor

AK Parti Sözcüsü Çelik açıklamalarda bulunuyor...

AK Parti Sözcüsü: Ömer Çelik: Cumhurbaşkanımız ve Türkiye ile ilgili takıntıdan Fransız diplomasisinin kurtulması gerekiyor

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in açıklamalarından satır başları:

Sağlık çalışanlarını anmadığımız, onları takdir etmediğimiz hiçbir toplantı yoktur. Sağlık çalışanlarımız insan sevgisinin ve vatanseverliğin tanımını adeta yeniden yazıyorlar. Bu derece vatansever, sağlıksever sağlık çalışanları dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Hepsine sevgilerimizi saygılarımızı sunuyoruz.

Diyarbakır annelerine sevgilerimizi saygılarımızı iletiyoruz. Eylemin başladığı günden bugüne kadar 21 annemiz evladına kavuştu. Annelere sahip çıkan bütün vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Bütün Türkiye'nin kalbi annelerle beraber atıyor.

Bugün bazı yayın organlarında tek elden yazılmış gibi, hiçbir geçerliliği olmayan bir haber var. Kovid salgını süreci AK Parti'yi vurdu, bazı ilçe ve il binalarının kiraları ödenemiyor, çalışanlarına maaş ödenemiyor gibilerinden şaşırtıcı haberler gördük. Sayın Cumhurbaşkanımız, genel başkanımız teşkilatlarımızın ihtiyaçları konusunda son derece hassastır. Sahada bu çalışmaları yürüten, Türkiye'nin demokrasi, reform mücadelesine destek veren en büyük güç kendi teşkilatımızdrır. Teşkilatımızın her bir ihtiyacının karşılanması bu mücadelenin başarıya ulaşması için gereklidir. Covid zamanı yüzde 40 yardım gönderdik. Bu konuda AK Parti'nin bir borcu yoktur. Ödenmemiş bir ilçe ve il binası kirasıyla ilgili bir durum sözkonusu değildir. Hiçbir AK Parti'de çalışan kardeşimizin, çalışanımızın maaşının ödenmemesi diye bir şey sözkonusu değildir.

Türkiye'nin en büyük siyasi partisi olarak kuşkusuz en büyük gücümüzün teşkilatlarımızın olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Siyasi gündemi yakın bir şekilde takip ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Çarşamba günü Azerbaycan'a bir ziyaret gerçekleştirecek. Bu ziyaret tarihi bir öneme sahip. Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri'ni tebrik etmek üzere Bakü'ye gideceklerdir. Oradaki süreç hassas bir şekilde takibimizde.

İmzalanan mutabakat çerçevesinde Ermenistan birliklerinin Azeri topraklarından çekilmesi gerekiyordu, bu çekilme süreci 1 Aralık'ta tamamlanmıştır. Üçlü mutabakat uyarınca ateşkesi kontrol etmek üzere Türkiye ve Rusya tarafından ortak merkez oluşturacak. Silahlı kuvvetlerimiz her zaman olduğu gibi verilen emre ve talimatlara hazır olacak şekilde çalışmalarını tamamlamış bulunuyor.

TSK'nın oradaki ateşkesi gözlemlemek üzere sürdüreceği faaliyet de son derece tarihi bir öneme sahiptir. Ele geçirilen topraklar esasında Azerbaycan toprağı. BM'de de böyle. Burada korsan bir Ermenistan, korsan bir Yukarı Karabağ Cumhuriyeti diye uydurarak temsil oluşturmaya çalıştırmışlar. Herhangi bir hukuki meşruiyeti ve tarihsel karşılığı yok. Fransa parlamentosu bir karar alıyor. Hukuki açıdan bu karar hükümsüzdür. Fransa'daki devlet zihniyetini göstermesi bakımından manidardır. Mins grubunda tarafsızlığını kaybetmiştir. Oradaki korsanlığa, gayrimeşru yapılara onay vermek demektir. Ermenistan tarafından işgal edildiği net olan, BM kararlarına da aykırıdır. Maalesef Fransa ile eski devlet geleneği ile ilişkilerimiz var, fakat son zamanlarda dünya barışı, bölge barışı ile ilgili konularda en anormal ve agresif davranışları Fransadan görüyoruz.

Fransa ve Macron'un oraların Azerbaycan toprağı olduğu, Ermenistan'ın çekilmesi gerektiği beyanını duymadık.

Fransa gibi ülkeler aslında Ermeni toplumunu rehin tutmaya çalışıyorlar. Bunun da dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekiyor. Sonuçta Azerbaycanlı kardeşlerimiz zafere ulaşmıştır. Azerbaycan ordusu öz topraklarına kavuşmuştur, işgal sona ermiştir. Fransa'nın aldığı karar sembolik de olsa hakkın yerine gelmesi, hukukun tahakkuk etmesi karşısında provokatif karardır.

Zaman zaman yabancı devletlere yapılan görüşmelerde Macron'un yürüttüğü diplomasinin tek temeli var, Türkiye'ye karşı devletleri kışkırtmaya çalışıyor. Bu takıntılı bir siyasettir. Fransız diplomasisinin kabiliyetlerine, yeteneklerine yakışmayan dar bir yaklaşımdır, radikal yaklaşımdır. Fransa'nın makul zeminde Türkiye ile ilişki kurması gerekiyor.

Tek gündemleri Libya'da Türkiye karşıtı blok oluşturmak. Ne Suriye halkını düşünüyor, ne bölge insanını düşünüyor. Aynı şekilde Doğu Akdeniz'de aynısını yapıyor. Sonuçta Fransız gemisi bayrak gösterince ne oluyor, hiçbir şey olmuyor. Bir balıkçı takasının orada gezmesinden farkı yok. Ama bu müttefik ilişkilerine zarar veriyor. Cumhurbaşkanımız ve Türkiye ile ilgili takıntıdan Fransız diplomasisinin kurtulması gerekiyor.

Bakın AB zirvesi öncesi 20 Ekim'den itibaren Yunanistan 11 navtex 12 nota ilan etti. Bizim sivil gemimizin orada gaz araştırması yapması provokasyon olarak kabul ediliyor. Bu AB tarafından makul karşılanmamalıdır. Askeri konularda diyalog gerçekleştirelim dediğimizde Yunanistan'dan olumlu yanıt alabiliyor muyuz? Toplantıların hiçbirine Yunanistan katılmıyor. NATO toplantılarına katılmayarak şunu demek istiyor, Türkiye benim taleplerimle ilgili boş kağıda imza atsın diyor, böyle bir şey yok. Türkiye bağımsız ve vakar sahibi bir devlettir.

Masaya oturmaktan kaçan, sürekli şantaj siyaseti uygulayan Yunanistan tarafıdır. Yunanistan'a bir kere daha söylüyoruz, komşuyuz, bu coğrafyada birlikte yaşayacağız. Bu coğrafyadan uzak kişilerden medet ummak yerine Türkiye ile sağlıklı ilişki geliştirdiğiniz zaman çözülemeyecek bir konu yoktur. İşbirliği ve diyalogla bu mümkündür.

Türkiye olmadan Avrupa'nın güvenliği olmaz. Etrafımızdaki tehditleri Türkiye'yi nasıl bertaraf ettiğini bir tarafa bırakıyorum, Türkiye bu kadar mülteciyi misafir ederek Avrupa d emokrasilerini kurtarmıştır. Türkiye vicdan temelinde ölümden kaçan mazlum insanları korumak için yapıyor. 300-500 mülteci Avrupa'ya gittiğinde Avrupa aşırı sağcıları, ırkçıları karşısında merkez sağ ve sol buna direnemedi.

Türkiye'ye yaptırım dili kullanmak tamamen akıl tutulmasıdır. Avrupa siyasi değerlerini kaybediyor. Kurulduğu kurulalı bir krizi fırsata çeviremez haldedir. Bugün ırkçılar, duvar kurmak istiyen ırkçılar Avrupa Birliği'ni yok etmek istiyor. Halbuki köprüler kuran Avrupa herkes için ümit kaynağıydı. Demokratik değerlere sahip AB Türkiye'nin içinde yeralmak istediği bir AB'dir.

AB açısından köprüler kuran Avrupa yerine duvarlar ören Avrupa şeklinde ikiye bölünme sözkonusudur. Burada Türkiye ile Avrupa arasındaki köprünün yanlış ajandalara mahkum olarak zedelenmesi lazım. AB'nin yapması gereken ilk iş Türkiye'ye karşı yaptırım dilinden vazgeçmesidir. Türkiye bu diyalog dışında kaldığında, güvenlik meselesini nasıl yöneteceksiniz, Doğu Akdeniz'i, mülteci meselesini nasıl yöneteceksiniz. Türkiye olmadan AB'nin bunu yönetmesi mümkün değil. Avrupa'nın sağduyulu siyasetçilerinin sesini dinlemesi zamanı gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlığı makamına karşı CHP Genel Başkanı'nın sistematik olarak ortaya konulan tavır doğru bir tavır değil. En son Türk gemisinin, Almanya'nın yönlendirmesiyle aranması karşısında sayın Kılıçdaroğlu bunu doğru bulduğunu söyleyen bir açıklama yaptı. Doğrusunu söylersem bunu çok yadırgadıcı buluyorum. Karşı tarafın tezlerinin iç siyasette CHP'nin tezi haline gelmesini şaşkınlıkla, ibretle izliyoru. Üstelik biz bilgi de verdik. Zorunluluk olmamasına rağmen karşı tarafa bildirilmiştir. Aynı şekilde Cumhurbaşkanına saatlerce ulaşılamadı deniyor. Arkadaşlar Cumhurbaşkanımızın ve arkadaşlarımızın cep telefonları vardır. 1 dakika içerisinde ulaşabilirsiniz. Türkiye haklı iken çıkıp da İrine harekatı çerçevesinde Yunan, Alman tezini Türkiye'nin tezine karşı doğru bir tez gibi savunması son derece yadırgatıcı. Ben bunun Türkiye'nin tarihinde benzerinin olduğuna inanmıyorum. Net bir durum varken, gemimize gayrikanuni şekilde çıkılmışken, karşı tarafın düşüncelerini gerçekmiş gibi anlatmak.

Yunanlar Türkiye'nin muhalefet lideri doğru söylüyor diye manşet atıyor. Bu gemi hadisesinde komuta merkezinde Yunanlar da olduğu için kendilerinin Türk muhalefet liderinin haklı bulunduğuna dair sürekli beyanatlar veriliyor. Gelinen nokta budur.

Kendi devletine karşı eleştirel olan, yabancı devletlerin tezini kendi devletine karşı tez olarak sunan bir muhalefet anlayışıyla karşı karşıyayız. Tabii ki eleştirilerinizi yapacaksınız. Ama Türkiye'nin karşısında hangi devlet varsa onların tezi CHP'nin tezi oluyor. Bunu son derece yadırgatıcı buluyoruz. Teknik bilgilerin verilmesine rağmen Kılıçdaroğlu'nun devam etmesi son derece yanlıştır.

Hafter Libya'da bir katil. Toplu mezarlara gömdü bir sürü kişiyi. Serrac BM'nin kabul ettiği meşru yönetimin başkanı. CHP'li ne dedi Hafter seküler, makul, Serrac için bu kişi cihadist, radikal birisi d edi. Uyarıyorsunuz, tekrar devam ediyor. En son Azerbaycan toprağının kurtarılması hadisesinde dış ilişkilerden sorumlu CHP yöneticisi Fransızların söylediğini söyledri. Türkiye Azerbaycan'da Suriyeli cihatçıları savaştırıyor dedi. Bunu Hafter'i destekleyen Fransa söylüyor. Türkiye'deki bir siyasi partinin yöneticisine yakışıyor mu, kendi devletini başka devletin teziyle suçlamak. Böylesine bir beşinci kol faaliyeti olabilir mi?

Doğu Akdeniz'le yine aynı şeyle karşı karşıyayız. Dünkü konuşmasında sayın Kılıçdaroğlu bol bol ahlaktan, siyasi etikten bahsediyor. Kendi içlerinde taciz, tecavüz, hırsızlıkla ilgili gündem var. Kadınların mağdur edilmesiyle ilgili olarak kendi arkadaşları içerideki suskunluğu eleştirdi. Ortada taciz, tecavüz, hırsızlıkla ilgili iddialar varsa birtakım grupların tartışmasına dönmüşse, ve suskunluk varsa bunun adı ahlaksızlığa göz yummaktır. Kadın onuru karşısında susanın ondan sonra siyasette söyleyecek herhangi bir cümlesinin olmaması gerekir. Çıkın deyin ki bunlar var ya da yok.

Dün bir sürü konuda iddiada bulunuyorlar. Üstüne de en temel kavramları istismar eden çatı kurmaya çalışıyorlar. İyi de bu taciz, tecavüz skandalıyla ilgili niçin susuyorsunuz? Kadınlara saygı gereği bunun en sert bir şekilde, bunun gereği yapılması lazımn, tasfiye edilmesi lazım. Gerek parti mekanizmaları açısından herşeyin yapılması lazım.

Her gün yeni bir şey ekleniyor bu tartışmaya. Yeni beyanatlar sizin kendi partilileriniz tarafından söyleniyor. Bu kurumsal suskunluk sağlıklı ve ahlaki bir suskunluk değil. Başka konuları gündeme getirirken herkesin kendi evleriyle ilgili konuları hassas bir şekilde ele almasında fayda var. Kadın haysiyetini korumak her birimizin üstüne vazifedir. Dün bir deyim kullandı, inşallah ne manaya geldiğini biliyordur sayın Kılıçdaroğlu. diyor ki, 'hükümet sözcülerini dinliyorum Alis Harikalar Diyarı'nda gibi konuşuyorlar'. Biz herhangi bir rüya görmüyoruz. Buna verilecek en iyi cevap bu Alacakaranlık Kuşağı noktasında suskunluğunuzdur.

Yakın zamanda enteresan bir yalan söylediler. Türkiye Bosna Hersek'ten mercimek ithalatına izin verdi. Neymiş Avrupa'nın kalitesiz mercimeği Türk vatandaşına yedirecekmiş. Tam 17 sene öncesinden bahsediliyor. Bu bir serbest ticaret anlaşması, üstelik Bosna-Hersek'ten mercimek de ithal edilmemiş. Her konuda hata yapmaya devam ediyorlar.

Reform gündemiyle ilgili olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Birtakım istişareler yapılmaya başlandı. Bu istişareler temelinde iş dünyası örgütleri, çeşitli sivil toplum örgütleriyle bir araya geldi arkadaşlarımız. Bu çreçevede STK'ların da görüşleri alınacak. Partilerle bir çalışma yürütüyoruz. Bu konularda yaptığımız çalışmaların temel mottosu güven veren ve erişilebilir bir adalet şeklindeydi. Yargı reformu strateji belgesi hazırlanmıştı. Buradaki temel bakış açısı bu ülkede ikinci sınıf vatandaş yoktur. Bu ülkede herkes ev sahibidir, kiracı değildir. Birileri 1. sınıf vatandıştır, diğerleri 2. sınıf vatandaştır gibisinden bir yaklaşım yoktur.

Bu reform çalışmaları gerçekleştirildikten sonra sayın Cumhurbaşkanımıza sunulacak ve onun da talimatları alınacak ve Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuna açıklanacak. Bu maske, mesafe temizlik derken. Maalesef maskelerin su kaynaklarını atıldığı, çevrenin kirlendiği tabloyla karşı karşıya kalabiliyoruz. Bunlar fevkalade üzücü meselelerdir. Covid meselesi çevre karşısındaki duyarsızlığın insanoğlunu bambaşka arkadaşlarla karşı karşıya bıraktığını gösterdi. Buradan Şeyhmus Amca'ya selam göndermek istiyorum. Mardin'deki Şeyhmus Amca 15 bin fidan dikmiş. Bunu tek başına yapmış. Kainata aşık, dünyadaki canlılara aşık, doğanın bir parçası olarak kendisiyle barışık bir insan olarak orayı ormana çevirmiş. Kıyamet kopsa da elinizdeki fidanı dikin düsturu ile hareket etmiş. Buradan Mardin'e, Şeyhmus amcaya selam, sevgi ve saygılarımızı iletiyorum.

Kongre çalışmalarına başlamamız Bilim Kurulu'nun görüşüne bağlı. Bu siyasi olarak karar vereceğimiz bir konu değil. Çok hızlı bir şekilde kongrelerimizde hazırlıklar yaptık. Teşkilatlarımız hazırdır. Kongre süreçlerini yöneten arkadaşlarımız gündemine tamamen hakimler. CHP'de de tartışılıyor. CHP'de Cumhurbaşkanlığı meseleleri, adaylık meseleleri ithalat-ihracat meselesine dönmüş. Her seferinde nereden aday bulabiliriz tartışmaları yapılıyor. Kılıçdaroğlu dün çok iddialı şeyler söyledi. Aday olacaksa bu tutarlılık anlamına geliyor. Ama ithal aday olacaksa, bu da sayın Kılıçdaroğlu'nun iddiasızlığının altını çizilmesi anlamına gelir. Orada adaylıkların hepsi bir ithalat-ihracat mekanizmasına bağlanmış durumda. Tabii ki bir aday desteklenebilir, ortak aday da bulabilirler. Ama dün yaptığı açıklamalarda kendisinin Türkiye'de siyasetle ilgili konusunda kendisinin bu misyona hazır olduğunu ifade eden tutum sergiliyor. Önceden de bunları söylemişti, ama sonrasında başka türlü davranmıştı. Dolayısıyla tutarlı mı, tutarsız mı davranacak hep birlikte göreceğiz.

Siyasi sorumluluk sadece iktidar partisine ait sorumluluk değildir.Siyaset alanına ilişkin sorumluluk bütün siyasi partilerin paylaşması gereken bir zorunluluktur. Sayın Kılıçdaroğlu'nun İçişleri Bakanı'yla ilgili bir takıntısı olduğu gözüküyor. Her seferinde dinlenmekten bahsediyor. Sayın Bakan tarafından bu iddialar çürütüldü. Sayın Kılıçdaroğlu en azından özür beyan etmek yerine başka iddiayı gündeme getirdi. Burada sayın Kılıçdaroğlu'nun elinde bilgi, belge, delil varsa bu kadar önemli iddiayı bu kadar delilsiz şekilde konuşuyorsa siyasi sorumluluk tarihine çentik atmaktır bu. İçişleri Bakanımızın veridiği cevaptan sonra bu ididaya devam ediyoruz dediler. Kendi devletinizin en kıymetli kurumlarından bir tanesine iftira atıyorsunuz. Bakanımız da açıkladı. Bu hakim yoluyla oluyor ve birden çok denetim mekanizması tarafından denetliyor. 4 ayrı birim tarafından en az 4 kere denetleme yapılıyor. Bu faaliyetler Cumhurbaşkanımız tarafından görevlendirilen müfettişler tarafından da yapılabilir. Mekanizmanın başlaması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi bir hakimden bu yetki alınıyor. Hem idari açıdan hem hukuki hem siyasi açıdan bu açık bir sistem. Siyasi sorumluluk sadece iktidar partisine ait değil. Bütün partilerin paylaşması gereken bir şey. Ellerinde bilgi, belge, delil varsa d erhal ilgili kurumlara götürsünler. Aksi durumda herkesten özür dilemeleri gerekiyor. Kendi devletin kurumlarını karalama konusunda bu iştah nereden geliyor? İştahlarını katkı sunmaya yöneltsinler.

Sayın Karamollaoğlu, sayın Kılıçdaroğlu neye göre söylüyor? Aklıma geldi söyledim. Benim bildiğim İçişleri Bakanlığı tarafından çürütüldü. Göreceksiniz bunu da kapatıp başka gündeme geçecekler. Yaptığı şey iftiradır.

Bu konuda bilgi notu paylaştık, kürsüden, Meclis'ten cevap verdik. Her ülke yatırım çekmek ister. Tank palet fabrikasıyla ilgili olarak satıldı diyor. Açık ve net şekilde söylüyoruz, bu net yalandır. 14 Mayıs 2019 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla fabrikanın sadece işletme hakkı d evredilmiştir. CHP'nin bu konudaki iddiası yalan siyasetidir, fabrika satılmamıştır, sadece fabrikanın işletme hakkı devredilmiştir. Ve bütün denetim Milli Savunma Bakanlığı'dır. Fabrikadaki tüm faaliyetler doğrudan MSB tarafından denetlenecektir faaliyetler bakanlığın kontrolünde gerçekleşecektir.

Fabrikada üretimi yapılan hususlarda yeni kabiliyetler oluşturulması için yapılmıştır. Çıktılar bununla ilgili olarak 'Türk ordusu Katar'a satılmıştır' dediler. Böylesine utanmaz, ahlaksız söz başka hiçbir şeyle mukayese edilemez. Tüm dünyada olduğu gibi kamu-özel sektör işbirliği şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu teknolojinin arttırılmasına yönelik bir yatırımdır. Herhangi bir şekilde mülkiyetin verilmesi sözkonusu değildir. Buradaki işletme hakkı bittikten sonra mülkiyet yine bakanlığa geçecektir, bu kadar net. Türkiye olarak başka ülkelerde yatırımlarımız var. Bu da onlardan bir tanesi. Mevcut fabrikanın bütün kontrol, denetim ve mülkiyeti bakanlığının uhdesindedir. Sistematik olarak yalan söyleyen bir yaklaşım içerisindeler. Esas 'Türk ordusu Katar'a satılmıştır' diyen milletvekiline neden sahip çıktıklarıdır. Bu tip satışları yapanların kimin siyasi tarihine ait olduğunu milletimiz, tarihçiler çok iyi biliyorlar.

Tank palet fabrikası satıldı diyenin karşısına kolaylıkla yalancı mührü vurulabilir.

Bu aşı meselesinde çok fazla spekülaitf haber yapılıyor. Bilim Kurulu, bilim adamlarımız, Türk bilim adamları bunların ne olduğunu bilecek kadar kapasitesi yüksektir. Lütfen Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu tarafından yapılan açıklamalara riayet edelim.

Kaynak: HABERTÜRK

Güncelleme Tarihi: 08 Aralık 2020, 19:17
banner53
YORUM EKLE

banner39