banner39

Osmanlı bakiyesi bir alim Emin Saraç Hoca

Son devrin önemli âlimlerinden merhum Mehmet Emin Saraç Hocamız, 1920’li yılların sonlarında Tokat‘ın Erbaa ilçesine bağlı Tanoba Köyü’nde dünyaya geldi. Babasından aldığı eğitimle on iki yaşında hafızlığını tamamladı.

Güncel 17.05.2021, 13:46 17.05.2021, 16:52
Osmanlı bakiyesi bir alim Emin Saraç Hoca

Çocukken babasının kardeşleri ile kendisini geceleri teheccüd namazına kaldırdığını ve sabaha kadar hafızlık çalıştırdığını anlatan Emin Saraç Hoca o günlerden şöyle bahsediyor:

“Evimizin hemen üst tarafından yukarı doğru orman gidiyor; oralarda, dağlarda hafızlık çalışırdık. Babam hem fevkalade gayret
gösterir hem de gözyaşları içinde dua ederdi: Ya Rabbi, evlatlarımızı din-i mübin-i İslâm’dan ayırma.”

Osmanlı ulemasından olan babası ve dedesi talebe okuttukları için ideolojik zorbalık çağının baskılarına maruz kalıyorlardı. Evleri defalarca jandarma tarafından basılmıştı. Dolayısıyla Hocamız yakın tarihimizdeki ideolojik kıyımının bizzat şahidlerindendir. Şükür ki onunla yapılan mülakatlar elimizde var ve o döneme dair önemli bilgileri onlardan öğrenebiliyoruz.

Baskı dönemi

Bir mülakatında o döneme ait şöyle hazin bir olayı anlatıyor Hocamız:

“Menemen hadisesi sırasında Türkiye’nin neresinde meşayıhtan bir zat varsa hapse atılmıştır. Mürettep bir hadise olduğu için bütün din adamları tehdit edilmiştir. Ahh… Çok hazin hikâyelerdir o tarafı. Babam da dedem de Menemen hadisesinde suçlanan zatları tanımadıkları, ilgileri olmadığı halde yine de altı ay hüküm giymişlerdi. Hâkimin sonradan ifade ettiğine göre bu hüküm onların Çorum’daki İstiklal Mahkemesi’ne gitmelerine engel olmuş. Dedem o üzüntüyle hapisten çıktıktan üç ay sonra vefat etti.”

Bütün bu baskılara rağmen dininde samimi olan bu aile, ne pahasına olursa olsun İslamî tedrisattan ayrılmamıştır. Yaşlılık çağının son merhalesine kadar ders okutan Emin Saraç Hocamız işte böyle bir anlayışla yetiştirilmiştir. Bu konudaki hassasiyetini en başta ailesinden almıştır. Çocukluk yıllarında Niksar ve çevresinde mukabele okumuş, 1943 yılında on beş- on altı yaşlarında iken de ilim tahsil etmesi için ailesi tarafından abisiyle birlikte İstanbul’a gönderilmiştir.

İstanbul’da Karagümrük’teki Üçbaş Medresesi’nde medrese ilimlerini tahsil eden Hocamız o dönemlerde yaşlılığın ileri evrelerinde olan Ali Haydar Efendi’den ders okuma şerefine nail olmakla birlikte derslerinin birçoğunu da Fatih Camii Baş İmamı Ömer Efendi’den almıştır. Gümülcineli Mustafa Efendi, Muhaddis İbrahim Efendi, Arnavut Hüsrev Efendi, Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan Efendi gibi daha birçok âlimin rahle-i tedrisinden geçmiştir. Dönemin şartlarından dolayı bütün bu dersleri gizli gizli almak zorunda kalmıştır. Hocamız o günleri şöyle anlatıyor:

“İstanbul’da bizler Karagümrük’te Üçbaş Camii’nin medrese olarak yapılan yerlerinde kalırdık. Üç beş talebe Fatih Camii’nin üst katında o yıllarda gizli gizli İslâmî ilimle meşgul olurduk. Kimi zaman Ali Haydar Efendi’nin evinde ders yapardık.”

Mısır günleri

1950 yılında ilimde daha da ilerlemesi için Ali Haydar Efendi’nin teşviki ile Mısır’a giden Emin Saraç Hoca, orada ilk olarak büyük âlim Muhammed Zahidü’l Kevserî‘nin yanına gider. Ezher Üniversitesi‘nin lise bölümüne kaydolur. Daha sonra Külliyetü’ş Şerîa bölümüne sınavla kabul edilir. Dokuz yıl Mısır’da başta iltifatına mazhar olduğu Kevserî olmak üzere, Osmanlı’nın son şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi, Yozgatlı İhsan Efendi, Muhammed Abdulvehhab Buhayri ve Ahmed Fehmi Ebu Sünne gibi çok büyük âlimlerden dersler alır. Birçoklarından da icazet alır ki bunların içinde en değerli bulduğu Kevseri’den aldığı icazetnamedir. Bu dönemde hayatındaki önemli olaylardan birisi de Hindistan ulemasından Ebu’l Hasen en-Nedvi ile dostluk kurmasıdır.

Hocamız üstadlarının yolunu takip ederek Ehl-i Sünnet itikadından hiçbir zaman ayrılmamış, kadim ilim geleneğimizi bu itikattan taviz vermeden sürdürmüştür. Onun için de Allah Teâla onun cehresine neredeyse herkesin fark edebileceği tatlı bir nur nasip eylemiştir. Gerek İstanbul’daki gerekse Mısır’daki ders okuduğu hocalarını hep hayırla yâd eden Emin Saraç Hocamız bu konudaki tavrı ile de selefinin geleneğini sürdürmüştür.

Nitekim eski hocalarımız üstadlarını hep hayır ve rahmetle anarlar. Onlar hakkında şöyle der Hocamız:

“Hâsıl-ı kelam biz o itikadı kâmil olan insanlardan okuduk, Allah’a şükürler olsun. Mısır’a gittiğimiz zaman da Allah Teâlâ lütuflarını üzerimizden eksik etmedi. Orada da çok iyi hocalardan okuduk.”

Geleneği devam ettirir

1958 yılında Türkiye’ye dönen Emin Saraç Hoca, 1960 ihtilaline kadar İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde hocalık yapar. Bir müddet İlim Yayma Cemiyeti’nde kurslar verir. Artık bundan sonraki İstanbul hayatı okumak, öğrenmek ve öğretmekle geçecektir. Fatih Camii onun ders halkalarının merkezidir. Bunun dışında İstanbul’un birçok yerinde derslere ve sohbetlere gider. İlimin merkezi olan Fatih Camii’nde neredeyse yok olmak üzere olan tedrisat geleneğini ve ders halklarını tam da “bitti, kalmadı” denilecek noktadayken yeniden canlandırmıştır. Hayat suyu verdiği geleneklerden birisi de Üstadı Ali Haydar Efendi’den şevkini aldığı Şifa-i Şerif okutma geleneğidir. Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir Hocamızı Eyüp Sultan Camii’nde Şifa-i Şerif dersi yapmaya yönlendiren de yine Emin Saraç Hocamız olmuştur.

Zannediyorum ki bu büyük âlimin en önemli vasfı, kaybolan Osmanlı ulemasının son temsilcilerinden olmasıdır. Geleneği ihya noktasında tek başına çok büyük bir mesafe kaydetmiştir. O aynı zamanda geleneğimizdeki o asil ve vakur duruşun da son temsilcilerindendir.

Yaşadığı çağ itibariyle Osmanlı değildir ama duruş ve şahsiyet olarak Osmanlı ulemasının son temsilcilerindendir. Asalet, zarafet, hilm, tevazu ve yüksek karakter cihetiyle tam bir Osmanlıdır. Nitekim kendisi de ecdadımıza karşı çok büyük bir hayranlık beslemektedir. Ecdadımızın kıymetini her gittiği yerde anlatan Hocamız İstanbul Şehremini’ndeki bir sohbetinde Osmanlı’nın son şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendi’nin defninde bir Mısırlının kabre inerek kefeninin ayakucunu açıp ayağının altını öptüğünü ve “Elhamdülillah bir Osmanlı ulemasının ayağının altını öpme şerefine erdim” dediğini anlatır.

Osman Gülşen Hoca’nın naklettiği bu hatıra onun gözünde bir Osmanlı ulemasının ne kadar kıymetli olduğunu göstermeye yetmektedir. Onun simasında bir Ali Haydar Efendi’yi seyretmek mümkündür. Bir Mustafa Sabri Efendi’yi Zahidül Kevseri’yi onda görmek de mümkündür. İşte bizi, o son dönem âlimlerine yaklaştıran köprüdür Emin Saraç Hocamız…

Allah’a hamd olsun ki birkaç sefer kendisiyle görüşmek ve ellerinden öpmek bu fakire de nasip olmuştur. Kendisinden çocuklarım için dua istediğimde ellerini kaldırmış ve birkaç dakika dua etmiştir ki zannedersem böyle bir âlimin duasını almak çocuklarım için de en büyük hediyedir.

Dersiamları görmüştü

Yine talebelerinden Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay Hoca’dan dinlediğim bir hatırayı arz etmek isterim:

Bir gün Emin Saraç Hocamız hastanede yatarken onu âlimler birliği toplantısına çağırırlar. Onlara der ki; “Ben Fatih’te altı tane Dersiam’a yetiştim, hepsi altmış tane ilimde söz sahibiydi. Siz âlim görmemişsiniz, bizi âlim zannediyorsunuz?” Bunu anlatan Halil İbrahim Hocamız “Emin Saraç Hocamız gibi bir âlim böyle derse, siz bizi kıyas edin” demişti.

Son olarak onun bir irfan hazinesi ve bir ayaklı kütüphane olması yönüne de vurgu yapmak isterim. Hocamız irfan ve hikmet birikimiyle, tam anlamıyla dolu dolu bir şahsiyettir. Mesela eski İstanbul’da
vapurlar Fatih Sultan Mehmet, Eyyüp Sultan ve Yahya Efendi civarından geçerken, kaptan köşkünden “el Fatiha” anonsu yapıldığını onunla yapılan bir mülakattan öğrenmiştim.

Onda daha ne cevherler vardı kim bilir. “Bir daha onun gibi bir ilim irfan ehlini yetiştirebilecek miyiz?” sorusu aklıma geliyor ve ah çekiyorum. Rabbimizden duamız onun gibileri bu millete tekrar nasip
etmesidir. İlim, hikmet ve irfan cihetiyle kurumuş toprağımızı yeniden yeşertmesidir.

İrfan Dünyamız
 

banner53
Yorumlar (0)
25
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?