banner15

Paradigmaya kafa tutan gazeteciye vefa- Akif Emre

Dünya Bülteni'nde rahmetli Akif Emre'nin yetiştirdiği bir gazeteci olan Osman Hulusi Boyraz merhumun sene-i devriyesinde onunla ilgili hepimize ders olacak anılarını kaleme aldı.. Rahmetle.

Paradigmaya kafa tutan gazeteciye vefa- Akif Emre

Osman Hulusi Boyraz

Evet ondan bahsediyorum. Gidişiyle kendisini tanıyan tanımayan binlerce insanı yasa bürüyen, varlığından çoğusunun haberdar olmadığı duruşunu eksilttiğinde hayatlarımızdan; içimizi kaplayan boşluğun tarifsiz acısıyla bizi baş başa bırakan, iddiası olan ancak iddiasını dillendirmekten çok yaşamayı tercih eden, sessiz bir direnişin, kendi tabiriyle ‘paradigmaya posta koyuşun’ son temsilcilerinden Merhum Akif Emre.

Tevafuk işte, Ramazan ayındayız, Akif abinin her Ramazan’da okumayı adet edindiğim o uyandırıcı yazısını (Paradigmaya kafa tutan simitçi - https://www.yenisafak.com/yazarlar/akifemre/paradigmaya-kafa-tutan-simitci-12825  ) okudum bu yazıyı yazmazdan evvel. Bakmasını bilen insan, olan şeyden de olmayan şeyden de gerekli dersi çıkarıyor, Akif abi de çıkardığı bu dersi hepimize kendi kürsüsünden sesleniyordu. Kim bilir belki Ramazan ayında tezgahını toplayıp paradigmaya posta koyan simitçiyle kendisi arasında bir bağ kuruyordu. Çünkü o da kendi zaviyesinden aynını yapıyordu. Şöhrete, makama, yüksek maaşa, televizyon programlarına, isminin şurada burada büyük harflerle anons edilmesine pirim vermeyerek, işe metrobüsle gelip gitmeyi tercih ederek, gençliğinde, mücadele yılları sırasında beraber yürüdüğü dostları belli makamlara gelince; muhterem hanımının tabiriyle ‘dostluğunu muhafaza edip, arkadaşlığını askıya alarak’, kendisini iddiasından ve duruşundan alıkoyacak her türlü dünyevi metaı elinin tersiyle değil de yüzünü ondan çevirerek iten, istemeyen duruşuyla; o da medyanın, siyasetin paradigmasına kafa tutuyordu.

2013 senesinin Kasım ayında iş görüşmesi için odasının kapısını çalmıştım, kısa bir tanışmanın ardından neden gazetecilik yapmak istediğimi sormuştu. Benim gerekçem onun nezdinde geçerli olmuş ki beni Hamit abiye (Hamit Kardaş) yönlendirdi denemelik birkaç haber yazmam için. O gün iki haber yazmıştım, ikisi de hala aklımda.

Bir buçuk yıl yanında çalıştım. Akif Emre işini ciddiye alarak yapardı, birlikte çalıştığı insanların da öyle olmasını isterdi, onun için bir nokta, bir virgül, bir kısaltma duruş demekti, yazdığın haber senin duruşunu belli edecekti, eğer etmiyorsa, herkesin kullandığı haber dilini sen de kullanıyorsan, orada sana ihtiyaç yoktu, ajansın verdiği haberleri sitene kopyalayıp yapıştıran bir yazılım senden daha mahir bir gazeteci olurdu öyle bir durumda.

Yazdığımız haberler ya da o haberlere attığımız başlıklar istediği gibi olmadığında, ya da onun istediği zeka pırıltısını göstermediğinde ya bilgisayarından yazar ya da odasından kalkıp gelir, o haberi sorardı, sonra o başlığı; sonra kızardı, "saksıyı veya gazetecilik zekasını çalıştırın derdi. Normal hayatta kızmazdı ama mesele haber olunca iş başkaydı ve o iş çok ciddiydi. Toplum içine çıkan insan nasıl eline yüzüne, üstüne başına dikkat ederse, gazeteci de topluma sunduğu haberin diline öyle dikkat etmeliydi. Çünkü o haber sadece içerisindeki bilgiyi vermiyordu, o bilgiyi sunanı da temsil ediyor, onun duruşunu da ortaya koyuyordu. Tabi bunu yaparken hakikate sadık kalarak, haberin içindeki gerçeği olduğu gibi vererek yapıyordu. Yoksa mesele, haberin işine gelen kısmını görmek ve yayınlamak değildi asla.

Bir bayram mesaisiydi, herkes tatildeydi. Fazla mesaiye kalmıştım, tek başıma çalışıyordum ki bir anda Akif abi de geldi ofise. Öyle çok önemli bir gündem de yoktu, rutin haberler giriyorduk. Öyle bir günde bile hiç zorunluluğu olmadığı halde evinden kalkıp işe geliyor, benimle birlikte mesai yapıyordu, hiç anlam verememiştim. Namazdan sonra dışarıda bana öğle yemeği ısmarlamıştı, orada ilk defa iş dışında kişisel meselelerden muhabbet etmiştik. Ailemi sormuştu, babam vefat ettikten sonra kardeşlerimle birlikte koyulduğumuz hayat mücadelesini anlatmıştım, dikkatle dinlemiş, her kardeşimi ayrı ayrı sormuş ve ilgili bir şekilde cevapları dinlemişti.

Akif abi gençlik yıllarında İngiltere’de yaşamış biriydi, benim buraya gelişim netleşince oturup çay içmiştik odasında, bana İngiltere’deki hayatla ilgili tavsiyeler vermişti . İngiltere’de yaşadığı evin yanındaki Yahudi komşusundan bahsetmişti. Neler yaparsam vaktimi boşa geçirmiş olmayacağımı, kendimi geliştirmem için neler yapmam gerektiğini söylemişti.

Bu anlattıklarım kimi okura alelade, herkesin herkesle her gün yaşadığı beşeri ilişkiler olarak gelecektir. Doğrudur da, ancak bir farkla, emri hak olan ölüm gelip içimizden birilerini eksilttiğinde, o eksilenle yaşanılan her şey farklı bir anlam kazanıyor. Hele de içimizden eksilen kişi, Akif Emre gibi duruş mücadelesinin son kalelerinden biri olunca her hatıranın kıymeti ayrı oluyor.

Bu yazı bir hasbihal olsun. Cenab-ı Allah, Akif abinin kabrini nur eylesin. Bize de onun duruşunu yaşayıp yaşatmayı nasip etsin.

Güncelleme Tarihi: 22 Mayıs 2018, 10:20
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48