banner39

Prof. Öztürk'ün iddialarına Diyanet'ten açıklama

İlahiyatçı Mustafa Öztürk’ün son günlerde Kur'an-ı Kerim'in mahiyeti ve burada yer alan kıssaların gerçekliği konusunda tepki çeken açıklamaları ile ilgili Diyanet sessizliğini bozdu. Diyanet, “Kur’an-ı Kerim’in lafız ve manasıyla Allah’ın kelamı olduğu hususunda tereddüt yoktur” ifadelerini kullandı.

Güncel 22.12.2018, 16:50 22.12.2018, 17:07
Prof. Öztürk'ün iddialarına Diyanet'ten açıklama

Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kuran'ın Hz. Peygamber'e indirilmesine dair görüşlerini 15 Aralık tarihli Karar gazetesindeki köşesinde "Kur'an vahyinin inzal ve keyfiyetine dair görüş tercihim" başlıklı bir yazız kaleme almıştı. 

Cemaat ve tarikatlara yönelik eleştirileri nedeniyle eleştirilen, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Öztürk'ün sebep olduğu kargaşa sonrası Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan basın açıklaması yapıldı.

Diyanet'in basın açıklaması

Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı, son zamanlarda Kur’an-ı Kerim’in mahiyeti ve Kur’an’da yer alan kıssaların gerçekliği konusunda kamuoyunda tartışmalara yol açan birtakım iddialara ilişkin bir açıklama yayınladı.

Son zamanlarda Kur’an’ın mahiyeti ve Kur’an’da yer alan kıssaların gerçekliği konusunda kamuoyunda tartışmalara yol açan birtakım iddiaların ileri sürüldüğü görülmektedir.

Söz konusu iddialara göre Kur’an’ın sadece manası bir öz olarak Hz. Peygamber’e indirilmiş, o da bunu kendi kültürünün kelimeleriyle söze dönüştürmüştür. Diğer bir iddia ise, Kur’an kıssalarının tarihsel gerçekliğinin olmadığı, sadece bazı mesajların verilmesi için kurgulanmış anlatımlar olduğu şeklindedir.

Bu iddialar, hem bizzat Kur’an-ı Kerim’in kendi ifadelerine, hem onu insanlığa duyuran Hz. Peygamber’in açıklamalarına hem de tarih boyunca benimsenen İslam ilim geleneğindeki temel kabullere açık bir aykırılık taşımaktadır.

Yüce Allah’ın bütün insanlığa gönderdiği son mesajı olan Kur’an-ı Kerim’de yer alan birçok ayet, onun bütünüyle yani hem manası hem de lafzıyla Yüce Allah’a ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:

“Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin rabbi tarafından indirilmiştir. Onu, senin kalbine uyarıcılardan olasın diye apaçık bir Arapça ile Rûhulemîn indirmiştir. (Şuarâ 26/192-195),

“Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir.” (Neml 27/6),

“İşte, sakınsınlar yahut hatırlamalarını sağlasın diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda uyarılarımıza tekrar tekrar yer verdik.” (Taha 20/113),

“İşte sana, Ümmülkurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman ve hakkında asla şüphe bulunmayan toplanma gününün dehşetini haber vermen için böyle Arapça bir Kur’an vahyettik” (Şura 42/7) ayetleri vahyin lafızlarının yani sözlerinin onu indiren Yüce Allah tarafından Arapça olarak belirlendiğini göstermektedir.

Kur’an’ın, gerek indiriliş keyfiyeti gerekse indirildiği lafız örgüsüyle ilgili bu doğrultuda pek çok ayet-i kerime ve hadis-i şerif bulunmaktadır. Nitekim İslam ilim geleneğinin temel kabulleri doğrultusunda Müslümanlar da tarih boyunca böyle inanmışlardır.

Kur’an’ın lafız değil sadece mana ve mefhum olarak indirildiğine delil olarak ileri sürülen “O Kur’an, şüphesiz öncekilerin kitaplarında da vardır.” (Şuara 26/196),  “Bunlar önceki kitaplarda, İbrâhim ve Mûsâ’nın kitaplarında da vardır.” (A’la 87/18) ayetleri Kur’an mesajlarının özü olan tevhid ilkesinin önceki kutsal kitaplarda da bulunduğunu bildirmektedir.

İnzal aşamasında Kur’an’ın lafzı ve manası üzerinde Hz. Peygamber’in herhangi bir tasarrufunun kesinlikle söz konusu olamayacağı hususu da birçok ayette belirtilmiştir:

“Kendilerine âyetlerimiz açıkça okunup anlatılınca bizimle karşılaşacaklarına inanmayanlar, "Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir" dediler. Onlara şöyle de: "Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yoktur, ben ancak bana vahyedilene uyuyorum. Eğer rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım.” (Yunus 10/15),

“Sen onlara bir ayet getirmediğin vakit, "Onu da derleyip toplasaydın ya!" derler. De ki: "Ben sadece rabbimden bana vahyedilene uyarım. İşte bu Kur’an, rabbinizden gelen kanıtlardır, inanan bir topluluk için hidayettir, rahmettir.” (A’raf 7/203) ayetleri bu gerçeği ifade etmektedir.

Şu ayetler ise Hz. Peygamber’in, Kur’an’ın lafızlara dökülmesi konusunda hiçbir rolünün olamayacağı hususunda çok açıktır:

“Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kıskıvrak yakalardık, sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız.” (Hakka 69/44-47),

“Vahyi tam alma telâşı yüzünden dilini kımıldatma. Onu zihninde toplayıp okumanı sağlama işi bize aittir. O halde onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et. Sonra onu anlatmak elbette bize aittir.” (Kıyâme 75/16) Bu ayeti kerimeden vahyin indirilişi sırasında Hz. Peygamber’in, ayetleri ezberlemek için bir çaba içerisine girdiği anlaşılmaktadır. Bu durum, ayetlerin lafız ve manasıyla kendisine nazil olduğunu göstermektedir.

Hal böyleyken Kur’an’ın sadece mana olarak nazil olduğu, lafzının ise Hz Muhammed’e ait olduğu şeklindeki bu şaz görüş, hiç bir İslam mezhebi tarafından kabul edilmemiştir. Bu görüşlerin bazı kitaplarda yer alması bunların benimsendiği anlamına gelmez. Nitekim İmam Matüridî, bu şaz görüşü Te’vilâtü’l-Kur’an adlı tefsirinde eleştirmiş, reddetmiş ve Kur’an’ın hem lafız hem de mana olarak Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed’e indirildiğini net bir şekilde ifade etmiştir. (I, 74; III, 121, 541)

Kur’an kıssalarının gerçekliği olmayan kurgusal anlatılardan ibaret olduğu iddiasına gelince, bu yorum da yine bizzat Kur’an’ın kendi ifadelerine ters düşmektedir. Zira Kur’an-ı Kerim, kendisinin anlattığı kıssalar için dile getirilen “öncekilerin masalları/uydurmaları” nitelendirmesini birçok ayetinde reddettiği gibi (Furkan 25/5-6; Nahl 16/24-25; Kalem 68/15-16) yine pek çok ayetinde anlatılanların “gerçek ve yaşanmış” olduğunu vurgulamıştır:

“Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur'a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Yine bu konuyu) tartışırlarken de sen yanlarında değildin.” (Al-i İmran 3/44),

“İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin.” (Yusuf 12/102),

“Biz sana onların (Ashab-ı kehf’in) haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” (Kehf 18/13)

Kur’an’ın bu apaçık beyanları da gösteriyor ki, Kur’an-ı Kerim hem lafzıyla hem de manasıyla Yüce Allah’ın katındandır ve her şeyiyle O’na aittir. Anlatılan kıssalar da gerçekten yaşanmış olaylara aittir ve gayb haberleri olarak vahyedilmiştir.

Sonuç olarak Kur’an-ı Kerim, lafız ve manasıyla Allah’ın kelamıdır. Allah’ın koruması ile tek harfi bile değişmeden günümüze kadar gelmiştir ve kıyamete kadar da baki kalacaktır. Nitekim geçmişten günümüze dünyanın her tarafındaki Mushafların hiçbirinde herhangi bir farklılığın olmaması da bu hakikatin ve mucizenin en somut göstergesidir. Hz. Peygamber’den bu tarafa mucizevi bir şekilde Müslümanların zihninde yer etmiş olan Kur’an’ı Kerim’in lafız ve manasıyla Allah’ın kelamı olduğu hususunda tereddüt uyandırabilecek söylemlerden uzak durmak bütün Müslümanların ortak sorumluluğudur.

Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı

Öztürk Diyanet'in cevabına kızdı

Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Diyanet İşleri Başkanlığının yaptığı açıklamaya tepki göstererek, "dini alanda kimin neye nasıl inanması gerektiği konusunda mutlak yetkinin birtakım cemaatler ve şahıslara ait olduğunu, dolayısıyla cemaatlerden onay almamış farklı bir dini görüşü savunma imkanının bu memlekette artık son bulduğunu gösteriyor." dedi.  Öztürk kendisine gelen yoğun tepkilerin ardından yurtdışına gideceğini açıkladı.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

banner53
Yorumlar (16)
Enis 1 yıl önce
“Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. Onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar…” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36)
Nedense aklıma bu Hadisi Şerif geliyor..
hüsam 5 ay önce
bu adam sapıtmış. derhal gereği yapılıp,ünvanları geri alınmalı.
Nesli Yılmaz 2 yıl önce
Bir ilahiyat profesörünün yorumunu yeni yetme gençler gibi sosyal medya atışmasına çeviren diyaneti kınıyorum. Devletin hocalık vasfına haiz gördüğü , ünvan verdiği , yıllarını adamış bir şahısa ayar vermek mahiyetinde yapılan bu durum sadece diyanetin saygınlığını düşürür. Diyanet senin karşında cemaat hocası mı var? Yazık...
akif bayram 5 ay önce
Diyanet İşleri Başkanlığını eleştirmek senin haddine mi. Hem Diyanet niye cevap vermiyor diye eleştirin, cevap yayınlayınca şimdi de menfi olarak eleştirin. olmuyor. ne yapsın diyanet. bir sürü insan cevap bekliyor.
Osman KUTLU 2 yıl önce
Hele şükür....
mehmet bey 1 yıl önce
http://www.barandergisi.net/roportaj/prof-dr-ebubekir-sofuoglu-cakma-salman-rusdi-hazirligi-h4866.html
Hüseyin yılmaz 11 ay önce
Soru şu diyanetin açıklamasını m.öztürk bilmiyormu biliyorsa neden böyle açıklama yaptı.bence yine aynı okuldan mezun olan tavuktan kurban olur diyen zihniyet le aynı insanların kafalarını bulandirmak bunu ne icin yapıyorlar derseniz en iyisini ALLAH bilir ama yanlış yapiyorlar
Bedrettin 5 ay önce
Bakıyorum ki Mustafanin epey talebeleri varmış. Kusura kalmayın ama sizden daha aşırı fikir sapiklari gelip geçti sizlerde fikirlerinizle beraber tarihin çöplüğünde yok olup gideceksiniz. Ama o Yüce Kur-an masajlarıyla hep baki kalacaktır.
موتوا بغيظكم
Abdullah kirali 1 yıl önce
Diyanet yuh olsun sana,senin parali namaz kildiran memurlarin bile m.ozturke müşrik,diyorlar.
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
9
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?