Savaşan Afganistan'da Mücahitleri Yazmıştı Bahattin Yıldız

Bahattin Yıldız, Abdulhamid Muhaciri müstearıyla cepheden notlarını 'Cihad Günlüğü'nde aktarırken, Ferhat Dağcı müstearıyla da 'Savaşan Afganistan' isimli kısmen akademik olarak vasıflandırabileceğimiz bir kitap yazmıştı. Kitapta Afganistan'a dair genel bilgilerden mücahitlerin durumuna ve savaş taktiklerine pek çok konuda bilgi veriliyor.

Savaşan Afganistan'da Mücahitleri Yazmıştı Bahattin Yıldız

Fatih Pala yazdı.

17 Mayıs 2010 Pazartesi günüydü; Mavi Marmara olayından tam 14 gün evvel. O çok sevdiği ve hatta sevdalandığı diyebileceğimiz Afganistan’a, bir zamanlar cihadın bağrı olan o toprakların Kunduz şehrinde yetimhane açmak düşüncesiyle saha araştırması için gitmişlerdi Faruk Aktaş kardeşiyle birlikte. Dönüşte kaza yapan uçak, 54’ündeyken Rabbine yürümesine vesile olmuştu; ardında pek çok sevenini, kardeşini ve eserini bırakarak hem de. Rabbimiz mağfiretiyle yarlığasın. Âmin…

O, Bahattin Yıldız idi. O, cihad ve ümmet sevdalısı idi. O, cihad beldelerinin yaşayanı ve dahi yazanı/yazarıydı. Rahmetli zarif ve şair adam, ona “Yaz Bahattin, oraları yaz” demiş vakt-i zamanında. Bunun böyle olduğunu “Abdulhamid Muhaciri” müstear ismiyle çıkardığı “Cihad Günlüğü” kitabında yazıyordu Bahattin Yıldız. Tabi âcizane ben, olayın derinlerine indim ve bu sözün, ilk önce Mavera dergisinin Ocak 1982’de çıkan Afganistan Özel Sayısı’nda yazıldığına şahid oldum.

Fiili olarak 1970’in başlarında kurulu düzene karşı başlayan Afganistan’daki savaş, 1980’nin sonlarına kadar neredeyse sıcağı sıcağına devam eder. İşte bu sıcak dönem içerisinde yüreğinin Afganistan yanının ağır basması ve atmasından mütevellit Bahattin Yıldız da soluğu oralarda alır. Şahitliğini kalemiyle de yapmaya gayret eder. Abdulhamid Muhaciri müstearıyla cepheden notlar aktarırken, Ferhat Dağcı müstearıyla da “Savaşan Afganistan” isimli kısmen akademik olarak vasıflandırabileceğimiz bir kitap yazar Bahattin Yıldız. Kitap, 1985 yılında, Rahmet Yayıncılık tarafından basılır. Ve ne yazık ki o günden bugüne ikinci baskıyı görememiş.

Dört başı mamur bir Afganistan kitabı

Savaşan Afganistan kitabı için, Afganistan cihadının öne çıkan simalarından Burhanuddin Rabbanî bir takdim yazısı kaleme almış. Yazısında mücadelelerini Türkiyeli Müslümanlara duyurduğu ve Afganistan’ı tanıttığı için teşekkür ediyor müellife. Ve sözlerini şöyle bağlıyor Rabbanî: “Allahu Teâlâ, bu kardeşimize mükâfat-ı azim buyurup, bu güzel ameli onun hasenat defterine işlesin. İnanıyoruz ki Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) buyruğuyla mutabık olarak; ‘Müslüman kişi, Kılıç ve Kalemi ile Cihad etmelidir.’ Celal dolu ‘La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah’ bayrağının, Afganistan gurur dolu dağ payelerinde (sütun) ihtişamla dalgalanacağı günlerin çok yakın olduğundan ümitvarız. Ve mâ zâlike alellahi biaziz.”

Rahmetli Bahattin Yıldız, kitabının başında esasen Afganistan’da Ruslara karşı (eski adıyla SSCB) 1970’in başlarında cihadın başladığını ama dünya kamuoyunun bundan, 1979’un sonlarında haberdar edildiğini hayıflanarak söylüyor. ABD’nin güdümündeki Batılı haber ajanslarının bunu bilerek yaptığını ifade ederek, durumun hiç de aktarıldığı gibi olmadığını belirtiyor.

Yıldız, söyleyebiliriz ki ciddi bir Afganistan kitabı oluşturmuş Savaşan Afganistan ile. Öncelikle Afganistan’ın kimliğini sunarak tarihini gün yüzüne çıkarmaya çalışmış. Afgan-Sovyet ilişkileri, Zahir Şah’ın devrilmesi, Müslümanların yavaş yavaş müstevlilere karşı örgütlenmeleri, Rusların Afganistan’a yavaş yavaş da olsa ciddi ciddi girmeleri, mücahidlerin sahip oldukları güçleri ve takındıkları savaş taktikleri derken kitapta Afganistan’ı yer yer ve soluk soluğa adımlamış oluyoruz.

Afganistan; 650.000 km2 yüzölçümü olan; batısında İran, kuzeyinde o zamanlar Sovyet işgalindeki İslam toprakları yani Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, doğu ve güneyinde Pakistan gibi komşulara sahip bir toprak parçası.

Acaba Afganistan’dan ne istenmişti ve hâlâ ne isteniyor? Jeologların araştırmaları, maden bakımından Afganistan’ın çok zengin olduğunun bilgisini veriyor. Tabi bu zenginlikten gereğince faydalanacak teknik güce sahip değildir Afganistan. Hal böyle olunca emperyalistlere gün doğmuş. Hadi buyurun işgale. Ama güçlerini Rabblerine olan imanlarından alan mücahidleri tanımaları için biraz vakit geçmeliydi.

Afganistan’ın, o dönemde dünyadaki en yüksek çocuk doğum oranına sahip bir ülke olduğunu biliyor muyduk? İşte bu kitap vesilesiyle öğrenmiş oluyoruz. Bu bilgiye şaşırdığımız kadar, sağlık hizmetlerinin yetersiz olmasından dolayı Afganistan’da ölüm oranının da yüksek olmasına üzülüyoruz.

Yirmi yıl olmuştur. Büyüklerimizle Afganistan üzerine yaptığımız bir muhabbet sırasında, bir ağabey, “Afganistan’ın iflah olması mümkün değil bence!” demişti. “Neden yahu?” diye sorduğumuzda verdiği cevap, hem hazırcevaplığa örnekti hem de düşündürücü nitelikteydi: “Başkentinin ismine baksanıza; Kâbil!” Evet, galiba ağabey haklıydı. Kâbil isminin akla neler getirdiği herkesin malumudur. Kâbil, ihtiras, intikam, kan ve gözyaşı, şeytanın adımlarını takip etmek demekti.

Mücahidlerin savaş taktiği nasıldı?

Kitapta, Rus güçlerine karşı mücadele veren mücahidlerin durumları (mücahid ifadesi yerine asker de denilebilir ama rahmetli yazar “mücahid”i tercih ettiği için ben de o tercihi koruyorum), grup sayıları ve savaş taktikleri özellikle dikkatimi çekti. Afganistan’ın her şehrinde, mücahidlerin şehir gerillası faaliyeti gösteren grupları vardır. Şehir gerillacılığının en yoğun ve en güçlü olduğu yer ise başkent Kâbil’dir. Şehirdeki mücahidler, hükümetin ve Rusların merkez binalarını basar ve hükümet yanlılarına saldırı düzenlerler. Bu saldırılardan emin olmak için de Ruslar ve yüksek görevlerde olan devlet memurları, özel güvenlik önlemlerinin alındığı bölgelerde otururlar. Can tatlı tabi! Güvenli yerlere sığınmaya kalkışsalar da Yüce Allah’ın yardımıyla mücahidlerin planları karşısında mağlup olmuşlar.

Kitaptan aldığımız bilgilere göre, mücahidlerin yaptığı savaş bir cephe savaşı olmayıp gerilla savaşı niteliğinde, düşmana beklemediği sırada ve yerde saldırma esasına dayanır. Bundan dolayı bütün mücahidler, bir komutanın komutası altında ve bir arada bulunmazlar. Her bir gruptaki mücahid sayısı, 20 ilâ 100 arasında değişir. Grup komutanları, bağlı oldukları cephe içerisinde tamamen serbest hareket yetkisine sahiptirler. Eğer düşman, mücahidlerin bulundukları bölgeye saldırmazsa; grup komutanı, düşman karakollarına istediği zaman, kendi yaptığı plana göre saldırır. Ayrıca ilkbahardan sonbahara kadar cephedeki mücahid sayısında artma ve savaşlarda hareketlilik görüldüğünü söylüyor yazarımız.

Mücahidlerin savaş taktiğine hayran kalmamak imkânsız. Mücahidler, bağlı oldukları cephe dâhilinde sürekli hareket halinde olurlar. Hiçbir grup, bulunduğu yerde günlerce, hatta bazen saatlerce kalmaz. Sabah kahvaltısını bir yerde yapan grup, hareket eder, bir bölgede dolaşır, dinlenir; öğle namazını kılıp yemeklerini yedikten sonra tekrar harekete geçerler. İkindide bir yerde. Akşam namazı ve yemeğinde bir yerde. Yatsıdaysa başka bir yerdedirler. Yatmak için, kış aylarında mescidleri, yağmursuz zamanlarda ağaç altları, harman gibi yerleri kullanırlar. Subhanallah! Gece istirahat eden bir mücahid grubun iki nöbetçisi olur, altı kişi gece yarısı bulundukları bölgede dolaşmaya çıkarlar. Mücahidlerin böyle devamlı hareket halinde olmaları, düşmanın, yerlerini tespit etmesini imkânsız kılar. Mücahid olmak hem basiret, hem feraset ve hem de sebat ister işte.

Pakistan’daki Cemaat-i İslamî’nin lideri rahmetli Mevdudî, Afgan cihadına, mücahidlere bizzat yardım etmiş, yanlarında bulunmuş, istişareler etmişler, cemaatinin bütün gücünü onların emrine vermiş sağlığında. İşte âlim, işte lider, işte ilmiyle amil olmak bu olsa gerek. Yüce Allah razı olsun Müslümanların, mücahidlerin yanında olanlardan.

1985’te, kendisine her daim Rabbimizden rahmet temenni ettiğimiz Bahattin Yıldız, 29 yaşındayken yazdığı ve Ferhad Dağcı ismiyle okuyucuya ulaştırdığı bu değerli eseriyle bizi yeniden Afganistan’a götürdü. Afganistan, savaşmaya devam ediyor. Bize düşen, şirke, zulme, küfre ve tuğyana karşı savaşan mü’minlerin yanında olmak ve onların sesine ses vermektir. Bazen bu ses Afganistan olur, bazen Filistin, bazen Çeçenya, bazen Irak, bazen Doğu Türkistan, bazen Arakan, bazen Suriye, bazen Türkiye olur. Ez cümle, “Bitmez bizim savaşımız/ Gündüz ile gece ile/ Yenilsek de kazanırız/ Yenilenen bahar ile…” diyorlardı ya “Elbet Sorulur” (İslamoğlu Yayıncılık, 1991) albümündeki “Bitmez Bizim Savaşımız” ezgisinde sanatçılarımız; evet, bitmez asla savaşımız şeytanlar ve onların dostları dünya üzerinde kol gezdiği müddetçe.

Ne mutlu mücahidlere, ne mutlu muvahhidlere, ne mutlu inançlarından dönmemek pahasına ilimleriyle, mallarıyla ve canlarıyla savaşanlara… Ve ne mutlu yaşarken hep hesabında olan Afganistan için hayırlı bir iş üzerindeyken vefat eden Bahattin Yıldız’a.

Kaynak: Dünya Bizim

Güncelleme Tarihi: 17 Mayıs 2018, 16:58
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER