banner39

Sevil Atasoy: Katil, astronot kıyafeti giymediyse muhakkak iz bırakır

“Kanıt” denince akla gelen ilk isim olan Prof. Dr. Sevil Atasoy ile adli tıp serüvenini, toplumun suç konusunda geldiği noktayı ve sebeplerini anlattı. Atasoy: “Cinayet, astronot kıyafeti giyen biri tarafından işlenmediyse katil muhakkak iz bırakır.” diyor.

Güncel 24.03.2020, 10:11 24.03.2020, 10:31
Sevil Atasoy: Katil, astronot kıyafeti giymediyse muhakkak iz bırakır

RÖPORTAJ - DENİZ DEMİRDAĞ

Biyokimya ile başlayan bu serüven nasıl adli tıp alanına ulaştı? Kimya ile Adli Tıp hangi noktalarda kesişiyor?

Biyokimya bölümünde doktora yaparken önemli bir farmakoloji hocası olan Prof. Dr. Alaeddin Akçasu ile Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin bahçesinde karşılaştık. Sohbetimiz esnasında Alaeddin Hocam, sen bu bilgin ve azminle adli tıpta çok başarılı olursun deyip adli tıpa yönelmemi tavsiye etti. Ben nasıl olur, yapabilir miyim derken, Alaeddin Hoca cebinden paket içerisinde yeşil bir madde çıkardı ve o maddeyi analiz etmemi istedi. Ne olduğunu bulabilecek miyim diye merak ediyordu. Alaeddin Hocanın bana vermiş olduğu o madde üzerine analizler yaptım ve esrar olduğunu gördüm. Hocama gidip durumu izah ettim. Alaeddin Hocam, “Sana verdiğim bu maddeyi polis bile karıştırıp kına zannedebiliyor. Sen ise ne olduğunu hemen buldun. Bu bilgi ve birikime sahipken senin muhakkak bu işi yapman gerekiyor.” dedi. Bu olaydan sonra ben de mesleğe başlamış oldum.

Adli Tıp Kurumu Kimya Dairesi Başkanı olduğumda çalışan kimyacı, eczacı, fizikçi ve daha birçok personelin herhangi bir formal eğitimden gelmediğini, gerekli olan her şeyi tezgâhta öğrendiklerini anlayınca bu işin bir okulunun olması gerektiğini düşündüm. Bu sebeple 1982 tarihinde İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsünü kurduk. Böylelikle yüksek lisans ve doktora eğitimi vermeye başladık. Tabii bir yandan da bu iş sadece yüksek lisans, doktora eğitimiyle olmaz lisans eğitiminin de verilmesi gerekir diye düşünüyorduk. Ama o zamanlar cesaret edemedik. Bu düşüncemizi 4 yıl önce burada gerçekleştirdik ve önce yüksek lisans ve doktora eğitimi amacıyla Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü’nü ardından lisans eğitimi vermek üzere Adli Bilimler Bölümünü açtık. Şimdiki düşüncemiz ise bölümün İngilizce eğitim vermesi çünkü okulumuzda yabancı uyruklu pek çok öğrenci var ve onlar da bu eğitimden faydalanmak istiyorlar.

Suçlar her geçen gün farklılaşıyor

Bir de “Ceza Adaleti” ve “Kriminoloji” lisans eğitimi vermek ve bütün bunları Adli Bilimler Fakültesi altında toplamak istiyorum. Bu projemi de birkaç yıl içerisinde hayata geçirmeyi umuyorum. Üsküdar Üniversitesi yönetimi adli bilimler alanında çok yüksek teknolojik cihaz yatırımları yaptı. Çünkü delillerin toplanmasından, olayın aydınlatılmasına varıncaya kadar ki süreçte çok ciddi teknik çalışmalar söz konusu. Bunun yanı sıra suçlar her geçen gün farklılaşıyor. Dolayısıyla bu sürece ayak uydurabilecek donanım ve deneyime sahip gençlerin yetiştirilmesi çok önemli.

Öte yandan suçu önlemeniz de gerekir. Suçu önlemek aydınlatmaktan on kat daha ucuz bir iştir. O alanda çalışacak kişilerin suç bilimi ve kriminoloji bilmesi gerekir. İnsanların nerelerde ne şartlarda hangi sebeplerden suç işlediğini bilmek ve bunları önlemek gerekir. Bunları önleyebilmek için de farklı farklı pek çok teknik vardır. Bu teknikler mahalle düzeyinde bile değişkenlik gösterir. Dolayısıyla her okulda herkese aynı şeyi öğretelim de uyuşturucuyla mücadele edelim diye bir şey yok. O yüzden her birine risk ve koruyucu faktörleri göz önünde tutarak ayrı eğitim vermeli. Kriminoloji ve ceza adaleti lisans eğitimi suç olgusuna ve önleme stratejilerine farklı bir bakış açısı getirecek. Ceza adaleti lisansı neden gerekiyor derseniz: Hâlâ denetimli serbestlikten yararlanan yarım milyon hükümlümüz var. Ayrıca infazın tamamlandığı ve özgürlüğüne kavuşan vatandaşlarımız bulunuyor. Bu kişileri yakından izlemediğimiz takdirde bütün dünyada olduğu gibi yeniden suç işlemeleri mümkün. Nitekim cezaevinden çıkan kişilerin belli bir süre sonra yeniden suç işlediğini biliyoruz. Ama bu noktada Türkiye’de veri yok, kimin serbest kaldıktan ne kadar zaman sonra yeniden suç işlediğini ve neden işlediğini bilmiyoruz. Gerekli önlemlerin alınabilmesi için bu verilerin saptanması gerekiyor. Bu bilgiden yola çıkarak yeniden suç işlemenin önünü kesecek stratejiler üretecek ve uygulamaları hayata geçirecek kişilerin ceza adaleti dalında eğitim görmeleri gerekiyor.

Siz, bir delil avcısısınız. Delil avcısı tam olarak ne demek?

Bazen suçları ben işledim diyenler gerçek suçlu olmayabiliyor. Bu kişiler değişik sebeplerle suçu üstüne alabilecekleri gibi kimi zaman akıl hastası da olabiliyorlar. İşlemediği bir suçu işledim diyenler, görmediği bir olayı gördüm deyip tanıklık etmeye çalışanlar var. Bu gibi tanıklıklar yüzünden haksız mahkûmiyetler söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla muhakkak kanıt gerekir. Kendi gözümüzle bile görmüş olsak yine de her olayı, vakayı kanıta dayandırmalıyız. Çünkü baktığınız zaman trafik kazası gibi görünen bir olayın altından intihar veya suikast çıkabilir. Dolasıyla delil burada çok önemli bir rol oynuyor. İşte bu yüzden gördüğüne, duyduğuna inanmamak için delil gerekiyor. Dolayısıyla hep söylüyoruz “Kusursuz cinayet yoktur!” Orada muhakkak delil vardır ama o delili bulamayan, yerini değiştiren insanlar olabilir. Mesela, 112’yi çağırırsın gelen sağlık ekibinin derdi oradaki yaralı kişidir. Yerde, etrafta, sağda, solda ne var dikkat etmeden müdahaleye başlarlar ve belki de bilmeden delilin yerini değiştirir ya da kaybederler. Bu sebeple artık verdiğimiz eğitimlerde de vakalar sırasında da muhakkak uyarılarda bulunuyoruz olay yerine giden ilk kişinin ilk yapacağı iş olay yerinin bir kare de olsa fotoğrafını çekmektir. İşte delil avcılığı böyle bir şey bu sebeple “Kusursuz cinayet yoktur, kusurlu soruşturmalar vardır.” diyoruz.

Yalan söylediğini anladığım biriyle çalışmaya devam etmiyorum

Peki, adli tıpta çalışmak, kriminolog olmak hayatınızı nasıl etkiledi?

Aslına bakarsanız ben mimar ya da şair olmak isterdim. Daha çok sosyal bilimlere, güzel sanatlara ve müziğe merakım vardı. Lise son sınıfa kadar klasik piyano çaldım, konserler verdim. Kendim de dâhil olmak üzere herkes eğitimime bu yönde devam ederim diye düşünüyordu. Bu kadar zorlu bir alanda yer alacağımı düşünmezdim. Yapmış olduğum iş tabi ki hayatımı da etkiliyor. Çalışma şartlarım sebebiyle aileme ayırdığım zamanlar azdı ve bu giderek daha da azaldı. Kızıma, torunuma istediğim kadar vakit ayıramıyorum.

Mesleğimin getirdiği bir şey mi bilmiyorum ama insanlar çok fazla küçük ve gereksiz ayrıntılara takılıyorlar. Ayrıntıları mesele eden ve çözüm üretmeyen insanlar bana rahatsızlık veriyor. Bu durum benim geçimsiz biriymişim gibi görünmeme sebep oluyor. Tahammül seviyem azaldığı için çalıştığım insanlarda en ufak bir hata görmek istemiyorum. Gördüğüm anda o insanla çalışmaya devam etmek istemiyorum. Bir de yine meslek hayatımın getirdiği şeylerden biri her ne sebeple olursa olsun yalan söylediğini anladığım biriyle çalışmaya devam etmiyorum. Çünkü biz bir ekip işi yapıyoruz ve yeri geliyor o bilirkişi raporunun altına birlikte imzamızı atıyoruz. Ben ona yüzde yüz güvenmezsem yaptığı işe, attığı imzaya nasıl güvenebilirim. Sonuç itibariyle mesleğimin hayatıma bu gibi etkileri olduğunu söyleyebilirim.

Ülkemizde ilk defa Üsküdar Üniversitesi bünyesinde, Adli Bilimler Lisans programı açıldı. Bu lisans programında ne tür eğitimler veriliyor ve çalışmalar yapılıyor?

Lisans öğrencilerimize; fizik, kimya, biyoloji, istatistik gibi birçok temel dalların yanı sıra adli biyoloji, adli DNA, adli kimya, adli fotografi, adli istatistik, adli fizik, balistik, uyuşturucu madde analizi, etik, kriminal laboratuvar kalite güvencesi gibi yapacağımız meslek içerisinde işimize yarayacak şeyleri öğretiyoruz. Mahkemeye yardımcı olabilecek veya bir soruşturmayı aydınlatmaya yarayacak ne lazımsa öğretiyor, parmak izinden DNA analizlerine meslek yaşamında karşılaşacağı incelemelerde kullanılan araç ve gereci teorik ve pratik olarak öğretmenin yanı sıra, yoğun biçimde iç ve dış mekânda ve değişik suç tiplerinde olay yerinden delil toplamasını öğretiyoruz. Ön yargıları olmayan, analitik düşünme becerisi kazandırılan, nedensellik ilişkisi kurabilen, problem çözebilen, nerede hata yapılabileceğini bilen, takım çalışmasına uyumlu genç bir kuşak yetiştiriyoruz.

Türkiye’de gereken yatırımlar aksatılmadan yapılıyor

Türkiye’de adli tıp kurumunun geldiği nokta ve kriminal laboratuvarların durumu sizce ne seviyede? Bu kurumların daha çok gelişmesi için nelere ihtiyacımız var?

Bu çalışmaların hepsi yüksek teknoloji gerektiren şeyler. Türkiye’de gereken yatırımlar aksatılmadan yapılıyor. Ancak diyelim ki olay yerinde bir sigara tablası var ve o sigara tablasında elli tane izmarit var. O izmaritlerden bir tanesinin faile ait olduğunu biliyorsunuz. Fakat elli izmaritten sadece birisi faile ait ve dolayısıyla onu bulmanız için elli izmariti de analiz etmeniz gerekiyor. Ama bu analizlerin maliyetleri çok yüksek olduğu için oradaki elli izmariti de analize göndermeniz mümkün olmuyor. Örneğin bir DNA analizi 50 Euro’dan başlıyor. Bu aletler Türkiye’de üretilmiyor, hepsi ithal ediliyor. Türkiye’nin onları alacak imkânı olmazsa hiçbir vaka aydınlatılamaz. Bu teknolojileri üreten firmalar ve ülkeler tekel durumunda. Dolasıyla bu kurumların daha çok gelişebilmesi için yerli ve milli üretime geçilmesi şart.

Filmlerden, edebiyattan ve haberlerden seri katillere aşinayız. Peki, ülkemizde de seri katil vakaları var mı?

Seri katil, iki ya da daha çok kişiyi aralıklarla öldürenlere verdiğimiz teknik bir terimdir. Bu aralık on yıl da olabilir bir ay da olabilir. Katilin bir sonraki cinayetini ne zaman işleyeceğini bilemezsiniz, bunun belirli bir aralığı yoktur. Ayrıca bu insanların herhangi belirleyici bir özellikleri de yoktur. Toplum içerisinde herhangi bir meslek grubuna dâhil, günlük yaşantısını gayet normal bir şekilde devam ettiren kişiler olabilir. Akıl hastalığı olmayan kimse durduk yere önce birini sonra başka birini sonra başka birini öldürmez. Üstelik hiç tanımadığı insanları da öldürmez. İntikam için öldürürsün, kıskançlık için öldürürsün ama kafama göre bugün bekçiyi öldüreyim iki hafta sonra müdürümü öldüreyim demezsin. Böyle bir durum söz konusu olduğunda bunu aydınlatmak çok zordur. Çünkü failin hangi aralıklarla, ne sebeple, kimi, nerede, ne zaman öldüreceğini kestiremezsiniz. Dolayısıyla birinin seri katil olup olmadığını son cinayetinde yakalanırsa ve itiraf ederse ortaya çıkarabilirsiniz. O yüzden Türkiye’de seri katil var ya da yok diyemeyiz.

Cinayet, astronot kıyafeti giyen biri tarafından işlenmediyse katil muhakkak iz bırakır

Psikopatların ve suça eğilimi olan insanları diğer insanlardan ayırt edebileceğimiz ortak özellikleri var mı?

Maalesef, bu gibi insanları yüzüne baktığımızda anlayabileceğimiz hiçbir ayırt edici özellikleri yoktur.

“Kusursuz cinayet yoktur.” diyorsunuz. Her cinayeti aydınlatacak bir ipucu olur mu?

Her cinayeti aydınlatabilecek bir ipucu muhakkak vardır. Yeter ki işi ve sistemi bilen birisi olsun. Sistemi bilen insan ne soracağını, nereye bakacağını, hangi konulara dikkat edeceğini, hangi araçları kullanacağını, delilleri nasıl analiz edeceğini bilir. Dolayısıyla cinayeti aydınlatacak bir ipucuna ulaşır. Cinayet, astronot kıyafeti giyen biri tarafından işlenmediyse katil muhakkak iz bırakır. Bu saç teli olur, kepek olur ki bunlar da DNA analizi için yeterli şeylerdir, yeter ki o delilin orada olduğunu bil ve onu bul. Bazen yıldızlaşan soruşturmalarla karşılaşılır. Öyle deliller fark edilir, bulunur ki gerçekten ilahi bir elin size yardım etmiş olması gerekir. Biz böyle durumlarda melekler oradaydı deriz ama tabi içgüdü müdür, ilahi bir güç müdür bilemiyoruz.

Bir katile cinayet sonrası yakalanmayacağını düşündüren nedir?

Katilden katile fark vardır. Kimisi yakalanırsam cezamı çekerim der ve yakalanmayı göze alarak öldürür. Kimi zaman da kendi kendine gidip teslim olur. Suç işlemeyi kafaya koyan her insan muhakkak bir risk analizi yapar. Tabi bunu yapanın cezası çok daha ağır çünkü kasten adam öldürmeye girer. Bunu planlayan sonrasını da planlar. Kaçar, kimlik değiştirir, hatta estetik ameliyat olanlar bile var. Dolayısıyla böyle bir durumda faile ulaşmak için DNA’nın çok büyük desteği olur.

Masumiyet Projesi

Bize “Masumiyet Projesi”nden bahseder misiniz?

Bizim işimizin farklı farklı uygulama alanları, biçimleri var. Üzerinde durulması gereken önemli konulardan biri de yaklaşık 20 seneyi aşkın bir süredir ücretsiz olarak yürüttüğüm “Masumiyet Projemiz”dir. Masumiyet Projesi, suç işlemiş kişilerin yıllarca bu suçu işlemediklerini beyan etmelerinin ardından, sonunda bize başvurmaları ile başlayan bir süreçtir. Biz de onlardan dava dosyasını isteriz ve o dosyayı incelediğimiz zaman iade-i muhakeme yani yeniden yargılanmasına imkân verebilecek herhangi bir kanıt var mı ona bakarız. Bu ekip hâlinde yaptığımız bir çalışmadır. Meslekten 3-5 kişi oturur dosyayı baştan sona inceleriz. İlk ihbarı yapan kişi kimdi, olay yeri inceleme raporları, olay yeri inceleme eskizleri, çekilen fotoğraflar, görgü tanıklarının çizimleri vs. hepsini değerlendiririz. Gerekirse olay yerine tekrar gidilip canlandırmalar yaparız. Ne olmuş, nasıl olmuş nerede olmuş neyi atlamış olabilirler diye tekrar tekrar gözden geçiririz. Bu ayrıntıların hepsi olayın aydınlatılması için çok önemli detaylardır.

Suç ve suçluluk oranı coğrafyaya göre değişkenlik gösterir mi?

Muhakkak gösterir. Mesela ben Butan’a gitmiştim. Güney Asya’nın ortasında bir ülke. İnsanların hiçbir şikâyeti yok işledikleri tek suç sigara içmek. Çünkü Butan’da sigara içmek de satmak da yasak. Dolayısıyla insanoğlunun işlediği suçlarda bulundukları coğrafyalara göre değişkenlik gösterir.

Türkiye’de son dönemde çok fazla şiddet ve cinayet olaylarına tanık oluyoruz. Bir uzman olarak siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumun sebepleri ve sonuçları nelerdir?

Bu durumun temel sebebi hiç kuşkusuz işsizliktir. Maddi sıkıntılar çeken bir ailede sorunlar yaşanır. Türkiye’de de yüksek bir genç işsizlik oranı var. Dolayısıyla bu durum sorunları da beraberinde getiriyor. Bu insanlar yaş ilerledikçe bu sorunu daha çok hisseder hâle geliyorlar. Neden? Çünkü evlenmek istiyor ama Türk kültüründe belli başlı gelenek görenekler var. Evlenirken takısıydı, eşyasıydı derken maddi bir yükümlülük söz konusu oluyor. İşsiz insan bu yükü göze alamıyor. Evlenemiyor oluşu illegal ilişkilere sebep oluyor, o illegal ilişkilerde kötü sonuçlar doğuruyor. Dolayısıyla işsizlik zincirleme bir soruna sebep oluyor. Sorunlu ilişkiler sonucunda sorunlu çocuklar doğuyor bu çocukların suç işleme oranları diğerlerine göre daha fazla oluyor. Ekonomik problemler sosyal problemleri de peşi sıra getiriyor ve sonuç felaket oluyor.

Suçun %20-%25 gibi bir genetik yatkınlığı vardır

Türkiye’de cinayetlerin işlenme biçimlerinde bir değişiklik var mı?

Türk toplumunun cinayet işleme biçimlerinde herhangi bir değişiklik yok. Bizde ateşli silahlar ve kesici, delici aletler her zaman birinci tercih olmuştur, öyle de devam ediyor.

Toplumda rastladığınız ve bir ebeveyn veya herhangi bir kimsenin bir çocuğu suç işlemeye yönelten belli başlı hatalı davranış kalıpları nelerdir?

Çocuğun yetiştiği ortamda neyin iyi neyin kötü görüldüğü çok önemlidir. Eğer bir çocuğun ebeveynleri hırsızlık yapıyorsa ya da çocuk suç işlemenin marifet bilindiği bir ortamda yetişiyorsa o da bu suçları işleyecektir. Yani kendi çevresinde ne görüyorsa o da onu meşru görecek ve uygulayacaktır. Babanın anneye şiddet uyguladığı bir evde büyüyen çocuk ya arkadaşını döver ya sokak hayvanlarına zarar verir. Bu böyle bir kısır döngüdür.

Suçun genetik faktörleri de olduğunu biliyoruz. Peki, bu riski ne gibi önlemlerle hangi oranda azaltabilir veya yok edebiliriz?

Suçun %20-%25 gibi bir genetik yatkınlığı vardır. Yani bu insanlar risk altındadır ama illa ki suç işleyecek demek değildir. Birçok hastalığın genetik riskini taşırız ama bu muhakkak o hastalığa yakalanacağımız anlamına gelmez. Dolayısıyla suç işlemek için sadece gen faktörü yeterli değildir pek çok faktörün bir araya gelmesi gerekir.

Son olarak, bugün mesleki kariyerlerini belirlemede birçok genç sizi örnek alıyor. Sizi örnek alan gençlere bu alanda eğitim alan veya almak isteyen okuyucularımıza vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Bu meslek kesinlikle meraklı olmayı gerektiren bir meslektir. Merak edeceksiniz ve okuyacaksınız. Bu konuda eğitim aldım, artık ben bu işi biliyorum gibi bir durum söz konusu değil. Çok dinamik bir alan, hiç karşılaşılmamış bir vakayla karşılaşma ya da hiç deneyimlenmemiş bir teknikle karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek. Dolayısıyla dünyada ne olup bittiğini öğrenmeniz ve öğrendiklerinizi güncel tutmanız gerekir. Bunların yanı sıra yabancı dilinizin olması gerekir. Bir de bu meslek para kazanacağım diye yapılabilecek bir meslek değildir. Çocuklara devraldığımızdan daha adil bir dünya bırakmak istiyorsanız yapabileceğiniz bir iştir. Bu meslekte insan kendisi için değil de yarınlar için ülkesi için dünya için çalışır.

Kaynak: Gaste24

banner53
Yorumlar (0)
26
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?