banner15

Suriyeliler, Türkiye'ye zenginlik katacak

Suriye'deki çatışmalar nedeniyle ülkelerinden ayrılarak Türkiye'ye yerleşen sığınmacılar, Türkiye'nin fikir ve sanat hayatına zenginlik katacak insan kaynağı birikimini de beraberinde getiriyor

Suriyeliler, Türkiye'ye zenginlik katacak

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Yakın tarihin en büyük göç hareketlerinden birini tetikleyen Suriye’deki iç savaş, yerel ve bölgesel ölçekte yol açtığı güvenlik sorunları ve ev sahibi ülkelerdeki “uyum” tartışmalarının dışında, göç alan ülkeler açısından üzerinde yeterince durulmayan imkanları da beraberinde getiriyor.

Yaklaşık beş yıldır devam eden kanlı çatışmalar nedeniyle ülkelerinden ayrılan milyonlarca sığınmacı, uzun vadede, yerleştikleri ülkelerin fikir ve sanat hayatına zenginlik katacak insan kaynağı birikimini de birlikte taşıyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin rakamlarına göre Suriyeli sığınmacıların yüzde 42’sini misafir eden Türkiye'de de uzun süre asayiş vakaları ve toplumsal intibak tartışmaları odağında ele alınan sığınmacı olgusu, mültecilerin, bulundukları ülkenin kültür hayatına katkılarının günden güne daha fazla hissedildiği boyutlar kazandı.

"AÇIK KAPIDAN GELEN KATKI"

Batı ülkelerinin sığınmacılara yönelik “seçici” yaklaşımına karşılık, “açık kapı” politikasıyla, ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan bütün Suriyelileri “misafir” olarak topraklarında ağırlayan Türkiye’de kültür hayatı, edebiyatçı, fikir adamı ve akademisyen kimlikleriyle “mehcer”de, yani göç ettikleri yerde yeni hayatlarını inşa eden mültecilerin katkılarıyla zenginleşiyor.

Nitekim 1 Kasım seçimlerinin ardından ABD’nin itibarlı dış politika dergilerinden Foreign Affairs’de yayımlanan “AK Parti’nin Altın Fırsatı” başlıklı makalede, toplumsal kalkınma ve entelektüel gelişimlerini büyük ölçüde göçmen ülkesi olmalarına borçlu ABD ve Almanya gibi ülkelerin deneyimleri doğrultusunda, kendisini bir “göçmen ülkesi” olarak tanımlaması halinde, Suriyeliler ağırlıkta olmak üzere takriben 4 milyon yabancının yaşadığı Türkiye’nin de bu yönüyle eşsiz bir fırsatla karşı karşıya olduğuna dikkat çekildi.

Eğitimlerinden mesleki tecrübelerine kadar farklı kültürel birikimleriyle uzun vadede Türkiye’nin fikir ve sanat hayatına yaratıcı katkılarda bulunmaları beklenen mülteciler, ikinci vatan edindikleri Türkiye’ye ne şartlarda geldiklerini, faaliyetlerini ve geleceğe ilişkin beklentilerini AA muhabirine anlattı.

"RESİM SERGİLERİ AÇABİLİYORUM"

Şam'da Güzel Sanatlar eğitimi alan ve şu ana kadar 22 kitaba imza atan Gülnar Haco, edebiyat ve sanat hayatına Türkiye'de devam eden Suriyelilerden. Bir süre ressamlık yaptığını, daha sonra çocuk kitapları yazamaya başladığını anlatan Haco, "22 kitap kaleme aldım. Bu kitaplardan Türkçeye, İngilizceye, Fransızcaya, İspanyolcaya ve Hırvatçaya çevrilenler oldu" dedi.  

İstanbul’da ilk üç ayının çok zor geçtiğini, ancak yeni ortamlara ve gündelik hayata alıştıktan sonra her şeyin yolunda gitmeye başladığını kaydeden Haco, Türkiye'de yazar arkadaşlar edindiği için mutlu olduğunu ifade ederek, "Türkiye halkı bize kapılarını açtı. Üreten bir insan olarak uyum sağlamak o kadar da zor olmadı. Şimdi artık Türkiyeli yazar arkadaşlarımla Türkiye’de imza günleri düzenleyebiliyor, resim sergileri açabiliyorum" dedi.

"KÜLTÜR ETKİLEŞİMİ KAÇINILMAZ"

İstanbul'u çok sevdiğini söyleyen Haco, şunları ifade etti: İstanbul Batıyı ve Doğuyu bünyesinde toplayan bir şehir. Bu yüzden İstanbul’u çok seviyorum. Çok şiirsel buluyorum. Burada kimliğimi kaybetmiyorum. 'Ben' olarak yaşayabiliyorum. Ezan sesini duyuyorum mesela. Bu çok önemli bir şey. Suriyelilerin Türkiye kültürüne etkisi konusuna gelecek olursak, buna karşılıklı bir alışveriş diyebiliriz. Örneğin ben bir yazar olarak burada yaşamaya devam ettikçe etkilendiğim şeyleri kalemime aksettireceğim. Bu şekilde ortak bir kültür oluşacak. Benim kitaplarım veya bir Suriyeli yazarın kitabı tercüme edildikçe de Türkler, Arap kültürüyle tanışmış olacaklar. Burada Suriyeli çok ciddi yazarlar ve akademisyenler var. Kültür etkileşimi kaçınılmaz olacak.

"MEHCER EDEBİYATI BAŞKA BİR BOYUTA TAŞINDI"

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kuzey ve Güney Amerika’ya göç eden Araplar tarafından geliştirilen ve kendi tarihsel koşulları çerçevesinde özgün yönleri bulunmasına karşın, son tahlilde çağdaş Arap edebiyatının en önemli atılımlarından birini temsil eden "mehcer edebiyatına" atıfta bulunan Haco, şunları kaydetti:

"Mehcer edebiyatı olarak anılan göçmen yazarların öncülük ettiği akım, Suriye'de devrim sürecinin ardından başka bir boyuta taşındı. Ülkemizdeki bu büyük trajedi edebi üretimi de tetikledi. Devrim sonrası onlarca roman ve öykü yazıldı. Ayrıca, bu ürünleri bastırma imkanı bulamayanlar da internet üzerinden hikayeleri anlatmaya başladılar. Binlerce makale, öykü mevcut. Suriye içerisinde bu süreçte çok sayıda edebiyatçı, grafiti çizeri, ressam veya karikatürcü yetişti. Birçok yeni ve önemli isim doğdu. Bu isimler çok farklı ülkelerde yaşam mücadelesi veriyor" dedi.

Haco, Arapçaya çevrilen Türkçe kitapların az olduğunu, eserleri tercüme edilen Orhan Pamuk ve diğer bazı yazarlar üzerinden Türk edebiyatı ile temas kurduğunu belirterek, bununla beraber İstanbul'da Türk sanatçılar ve edebiyatçılarla irtibatı arttıkça bu ilginin de derinleşeceğini vurguladı.  

Türkiye’de kalmayı tercih ettiğini söyleyen Haco, devrimin tamamlanmasının ardından Suriye’ye dönmeyi umduğunu ve orada yaraları sarmaya çalışacağını, yeni nesiller inşa etme yolunda çalışacağını sözlerine ekledi.

"TARLAYA TOHUM EKİYORUZ"

Suriyeli akademisyen Mahmud Nureddin Şaban ise Halepli. Şam'da İlahiyat Fakültesinde öğrenim gören Şaban, yüksek lisansını karşılaştırmalı fıkıh alanında yaptığını, Şam Üniversitesinde doktora eğitimine başladığını ve aynı zamanda üniversitede ders verdiğini belirterek, Suriye'deki şiddet olayları nedeniyle ülkesinden ayrılarak Türkiye'ye geldiğini anlattı.

Halihazırda Türkiye'de bir vakıf üniversitesinde akademisyen olarak görev yapan Şaban, "Suriye'de olayların nasıl başladığı artık herkes tarafından biliniyor. Önce barışçıl gösteriler ve ardından rejimin ağır baskısı nedeniyle silahlı direniş başladı. Rejim insanları tutuklamaya başladı. Bunlardan biri de kardeşimdi. Sıra bana gelmeden Şam'dan ayrılmak zorunda kaldım. Çünkü ismimin tutuklular listesinde olduğunu öğrendim" dedi.

Türkiye’deki eğitim sistemi ve müfredata uyum sağlamasının zaman aldığını ancak zor olmadığını söyleyen Şaban, "Burada Türkiyeli akademisyen arkadaşlarla birlikte özellikle Arapça eğitimin gelişmesi için çaba gösteriyoruz. Türk akademisyenlerle sürekli görüşüyoruz. Birbirimizi tamamlıyoruz. Türkiye'deki eğitim tarzıyla bizim üslubumuzu birleştirince ortaya kayda değer bir verim çıkıyor. Yaptığımız tarlaya bir tohum ekmek gibi. Bu birleşmeden doğan sonuçlar bir nesil sonra ortaya çıkacak" diye konuştu.

"BATI SURİYELİ AKADEMİSYENLERİN PEŞİNDE"

Batı ülkelerinin, vatanlarından ayrılmak zorunda kalan Suriyeli akademisyen ve bilim insanlarını çekmek için özel bir çaba içinde olduğunu ve bu konuda birçok kolaylık sağladığını söyleyen Şaban, "Benim tanıdığım çok sayıda Suriyeli akademisyen Avrupa’ya göç etti. Türkiye’de akademisyenler ve bilim adamları oturum izni alma konusunda zorluklar yaşarken, Avrupa ülkeleri bunun önünü açıp hızlandırıyor. Bazı vaatlerde bulunarak bu insanları ülkelerine çekmeye çalışıyor. Almanya’ya ve İngiltere’ye gidenler doğrudan üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlayabiliyor. Türkiye’nin de bu insanların Türkiye’de kalmasını sağlaması gerekiyor. Resmi makamların bu konuya eğilmesi, Türkiye için de kazanç olacaktır" diye konuştu.

"REJİMİN EN BÜYÜK DARBESİ SİNEMAYA"

Hafız Esed dönemindeki Hama katliamı sırasında ailesiyle birlikte Hama'dan kaçarak Şam'a yerleşen ve savaşın ardından Türkiye'ye gelen ressam Samir el-Kadiri de kültürler arası temas ve etkileşimin zemini olması umuduyla İstanbul'da açtığı kitap-kafe ile Türkiyeli ve Suriyeli sanatçıları ve yazarları bir araya getirmeye çalışıyor.

Şam Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde eğitim gördüğünü söyleyen Kadiri, "Suriye rejiminin en büyük darbesi sanata, sinemaya oldu. Bu rejimden önce Suriye, senede 50 film çekilebilen bir ülkeyken, söz konusu dönemde ancak yılda bir film çekilebildi. Çünkü her şey yasaktı. Ben geçmiş kırk yıla bakıyorum, dünyada ismi bilinen bir yazarımız neredeyse yok. Dünyanın tanıdığı isimler Esed rejimi öncesindeki isimler" diye konuştu.

Türkiye'de geçirdikleri ilk ayların zor olduğunu ancak kısa sürede İstanbul'a alıştıklarını söyleyen Kadiri, "Kendimi burada yabancı hissetmiyorum. Zaten dillerimiz farklı olmasa, kimse bizi ayırt edemez. Kültürümüz neredeyse aynı. Ben Avrupa'yı da gezdim ama İstanbul kadar kolay alışamazdım o şehirlere. Bazen İstanbul sokaklarında gezerken kendimi Şam'da yürüyormuş gibi hissediyorum" ifadelerini kullandı.  

"BU KÖPRÜ KALBİMİZDE KURULDU"

İstanbul'da halihazırda geniş bir kitle teşkil eden Suriyelilere ilave olarak Mısır'dan Libya'ya kadar Arap coğrafyasının birçok bölgesinden gelen insanların da yaşadığını ifade eden Kadiri, "Bu kitap-kafeyi açmamın başlıca amacı Türkler ve Arapları birbirlerine yaklaştırmaktı" dedi. Farklı konularda birçok Arapça kitabın satışa sunulduğu kafenin, Suriyeli gençlerin yanı sıra Türk öğrencilerin de uğrak yeri olmaya başladığını anlatan Kadiri, Türklerin, Suriye başta olmak üzere Arap dili ve kültürünü daha yakından tanımak istediğini, aynı eğilimin İstanbul'da yaşayan Araplarda da görüldüğünü ve bu ihtiyaca karşılık vermek istediğini söyledi.

Kadiri, sözlerini şöyle sonlandırdı: "Ben İstanbul'dan ayrılmak istemiyorum. Bana 'Şam dışında nerede yaşamak istersin' deselerdi, kesinlikle İstanbul olurdu. Eğer Esed giderse, ülkemi yeniden inşa etmek için Suriye'ye dönerim. Ama artık İstanbul-Şam hattında yaşamak zorunda kalırım. Bu köprü artık kalbimizde kuruldu."

Kitapları birçok dile çevrilen ve Türkiye'de "Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları" isimli kitabıyla çok sayıda düşünürü etkileyen Cevdet Said de çalışmalarına Türkiye'de devam eden Suriyeli önde gelen fikir adamlarından.  

Suriye'deki halk ayaklanmasının kanlı bir şekilde bastırılması ve ardından başlayan şiddet olayları nedeniyle yaşadığı Golan bölgesinden ayrılmak zorunda kaldığını anlatan Said, "Suriye'de olaylar başladığında, aynı okulda okuyup fikir yolculuğuna devam ettiğim bir arkadaşım vardı. Ona artık Suriye'den ayrılmamızın vaktinin geldiğini söyledim. O ise ayrılmayacağını söyledi. Ben Suriye'den ayrıldıktan bir gün sonra keskin nişancılar onu sokağın ortasında vurdu" dedi.

Çalışmalarına Türkiye'de devam ettiğini kaydeden Said, "Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Etiyopyalılara hitaben yaptığı bir konuşmayı dinledim. Onlara, 'Müslümanlar zulme uğradığında Peygamberin, ashabını, güvenlik nedeniyle oraya gönderdiğini' ifade etti. 'Siz Müslümanlara ev sahipliği yaptınız. Burası güvenli bir bölge' dedi. Bu çok önemli bir açıklamaydı. Dünyaya aslında önemli bir şey söyledi. Türkiye'nin zulümden kaçan iki milyon Suriyeliye ev sahipliği yapması da böyle bir şeydir" diye konuştu.

"BAKIŞ AÇIMI BİR TÜRK DEĞİŞTİRDİ"

Cevdet Said, "Yanılmıyorsam 1965 yılıydı. Bir gün bir hocamın kütüphanesinde bir kitap buldum, ismi 'Müslümanların Birliği' idi. Bu kitap Celal Nuri isimli bir Türk yazara aitti. O zamanlar Türklerin bu konuları konuştuğunu öğrendim. Abdulvahhab Azzam Arapçaya tercüme etmişti. Bu kitabı okuduğumda kendi kendime şöyle söyledim: Arafat dağı Müslümanlar için kutsal bir yer olmasaydı sadece bir kaya parçasından ibaret sayılırdı. Bakış açım böylelikle tamamen değişti. Dünyaya daha geniş çerçevede bakmaya başladım" ifadelerini kullandı.

"DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR SÖZÜ ÇOK ÖNEMLİ"

Dünyada neler olduğunu anlayabilirsek ancak biz yönetebiliriz. Dünyanın hakimi olmak için bunları bilmek gerekiyor" diyen Said, "Doğu toplumlarında şu ana kadar sadece Erdoğan dünya 5'ten büyüktür dedi. Başka kimse bunu söyleyemiyor. 23 Arap ülkesi var. Ne yapıyorlar? Celal Nuri bu konuda beni uyardı. Uyarısı beni dünyayı okumaya sevk etti. Kur'an'ın ilk emri 'oku' değil miydi? Biz ise aksine hiç okumuyoruz" diye konuştu.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre Suriye'deki iç savaştan kaçıp komşu ülkelere sığınan Suriyelilerin sayısı 4 milyon 185 bine ulaştı. 7 milyon 600 bin kişi de ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. Resmi rakamlara göre, mültecilerin en büyük bölümüne ev sahipliği yapan Türkiye'de 2 milyon 225 bin 147 kayıtlı Suriyeli bulunuyor.  Suriyeli sığınmacılar için şu ana kadar 7,6 milyar dolar seviyesinde para harcandığı belirtiliyor.

Güncelleme Tarihi: 13 Kasım 2015, 15:29
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35