banner39

banner35

"Türkiye’nin özgül ağırlığı, kapitalizm dini’nin yegâne kâbusu!"

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, bugünkü yazısında, "Türkiye’nin özgül ağırlığının ve biricikliğinin farkında mıyız? Hiç sanmıyorum. Diğer aktörlerin özgül ağırlıkları maddî güçlerinden geliyor. Türkiye’nin özgül ağırlığı, manevî / örtük / görünmez gücünden geliyor. Diğer aktörlerin özgül ağırlıkları niceliksel; o yüzden de gelip geçici. Türkiye’nin özgül ağırlığı ise niteliksel. Köklü, kalıcı, anlam ve hayat bahşedici" ifadelerine yer verdi.

Güncel 14.02.2022, 13:32
"Türkiye’nin özgül ağırlığı, kapitalizm dini’nin yegâne kâbusu!"

ABD ile Rusya arasında Ukrayna üzerinden yaşanan gerilim, yanlış soruların sorulmasına yol açıyor: Rusya ile ABD çatışır mı? Üçüncü dünya savaşı çıkar mı?

Yanlış sorular bunlar!

Yanlış soruların doğru cevabı olmaz.

Özelde ABD, genelde Batı ittifakı, Ukrayna›yı NATO üyesi yaparak, Rusya’yı güneyden ve batıdan kuşatmak, doğal sınırlarına hapsetmek istiyor.

Hapsetmek dedim, çünkü Rusya doğal sınırlarını kendi gerçek sınırları olarak görmedi, görecek bir ülke değil: Rusya, Rusya’dan fazla bir yer.

Çin de, Çin’den fazla bir yer.

Avrupa da hakeza Avrupa’dan fazla bir yer.

Ya Türkiye peki?

Türkiye de Türkiye’den daha fazla bir yer.

Fazla’lık, özgül ağırlık’la ilgili: ABD de, AB de, Rusya da, Çin de ve tabiî Türkiye de, özgül ağırlıkları fazla olan güçler. Sahip oldukları fiîlî güçten daha fazla potansiyele, potansiyel güce sahip aktörler.

TÜRKİYE’NİN, ÖZGÜL AĞIRLIĞI’NIN FARKINDA OLMAMASI TRAJEDİSİ!

Burada zihin açıcı ve pek de farkına varamadığımız hayatî bir ayırıma dikkat çekmek isterim:

Türkiye’nin özgül ağırlığı ile diğer aktörlerin özgül ağırlığının mahiyeti çok farklı.

Türkiye’nin özgül ağırlığının ve biricikliğinin farkında mıyız?

Hiç sanmıyorum.

Diğer aktörlerin özgül ağırlıkları maddî güçlerinden geliyor. Türkiye’nin özgül ağırlığı, manevî / örtük / görünmez gücünden geliyor.

Diğer aktörlerin özgül ağırlıkları niceliksel; o yüzden de gelip geçici. Türkiye’nin özgül ağırlığı ise niteliksel. Köklü, kalıcı, anlam ve hayat bahşedici.

Türkiye’nin bilfiil sahip olduğu bir güç değil özgül ağırlığının taşıdığı bu kalitatif hususiyet. Kendisine bu özgül ağırlığını veren derinlikli güce, bilkuvve, potansiyel olarak sahip Türkiye.

Türkiye’nin entelijansiyası, Türkiye’nin sahip olduğu bu kalitatif özgül ağırlığın farkında bile değil. Ne kadar acı değil mi! Ne kadar trajikomik!

Türk entelijansiyasının Türk entelijansiyası olmadığının ürpertici göstergesi bu!

Ne olduğunu bilmeyen, “gücünün” farkında olmayan, bir özgül ağırlığı olduğunu bile idrak edemeyen bir entelijansiyanın bu ülkeye katacağı bir değer yoktur.

Özgül ağırlığı olmayan bir entelijansiya, Türk entelijansiyası. O yüzden entelijansiya da değil.

Değil çünkü entelijansiya, özgül ağırlığı olan aktör demektir. “Kendinden daha fazlası” demektir. Sahip olduğu sıradışı özelliklerden ötürü varlığıyla bir değer olması, hayatımıza bir değer katması beklenen kişidir bir ülkenin dünya kuran âlimi, entelektüeli, entelijansiyası, dil kuran sanatçısı.

Türkiye’nin değerini kavrayamayan, kültürel, entelektüel ve tarihî derinliğini idrak edemeyen bir entelijansiya, entelijansıya olamaz zaten. Bırakın özgül ağırlığı olmasını, varlığı, olması gereken ama olamadığı konumundan ötürü yüktür ülke için, takozdur ülkenin önünde, püsküllü beladır!

Türkiye, Türkiye’nin sahip olduğu geleceğe, evet insanlığın geleceğine ışık tutabilecek derinlikli özgül ağırlığını görecek, bunu insanlığa sunacak bu ülkenin özgül ağırlığının ruhundan beslenen, o ruhla insanlığı besleyecek özgül ağırlığının farkında olan, özgül ağırlığını fikir ve oluş çilesiyle büyüten, önümüzü açacak bir öncü kuşağa sahip oluncaya kadar tarih yapacak büyük atılım gerçekleştiremeyecek.

Önce ülkemizin ve kendi’nin özgül ağırlığını keşfedecek bir entelijansiya, çilekeş bir öncü kuşak lazım bize.

RUSYA, ÇİN VE JAPONYA: KAPİTALİZM DİNİ’NİN YENİ HAVARİLERİ

Şimdi küreye bakalım yeniden.

Dünya kapitalizm etrafında nefes alıp veriyor ya da ölüp ölüp diriliyor.

Kapitalizm, dünyanın dini, bu kesin.

Doğu dünyası da benimsedi artık bu seküler, pagan dini.

ABD ile Rusya arasında yaşanan gerilim, kapitalizm dininin kilisesini kuran ABD ile kapitalizm dinine yeni giren yeni muhtedi Rusya arasında yaşanan güç / hegemonya mücadelesi. Daha ötesi değil.

Bir daha ötesinden sözedilebilirse eğer, o da Türkiye’nin gelişinin durdurulması, bunun için de güneyden Irak’tan ve Suriye’den kuşatılan Türkiye’nin Karadeniz’den de kuşatılmasından sözedilebilir. Şu an bu stratejik hedef, pek gözükmüyor, flu, bozbulanık gibi görünüyor.

Ama şunu söyleyebilirim: ABD, Rusya ve Çin arasındaki kapışma, artık sistem içi kapışmaya dönüştü: Kapitalist dünyanın içinde kim “kral” olacak, sorusunun cevabı aranıyor sanki.

Sanıldığı gibi bir Doğu-Batı çatışması değil bu. Doğu, eski Doğu değil artık. Doğu’nun din değiştiren ülkeleri, kapitalizm dininin yeni neferleri ya da kapitalizmin yeni köleleri.

Doğu, manevî özgül ağırlığı olan bir ufku, kutbu, zirveyi temsil etmiyor. Kapitalist Batı’nın içinde eridi, eriyor…

ABD ve AB’nin yanısıra kapitalizmin yeni havarileri Çin, Rusya, Hindistan ve Japonya, kapitalist dünya içinde hegemonya mücadelesi verebilirler ama yok edici büyük savaşa girişmezler -icbar edici çok istisnâî durumlar hâriç tabiî.

BÜYÜK SAVAŞ, BÜYÜK TÜRKİYE’NİN KURULMAMASI İÇİN VERİLECEK

Yok edici büyük savaşı, orta ve uzun vadede Türkiye’ye karşı verecekler. Sadece “Türkiye” kapitalizmin havarisi olmamaya direniyor: Japonya 1868 Meiji Restorasyonu’yla kapitalizmin havarliğine son sürat soyunurken, Osmanlı, kapitalizm tarafından bedenen yok edilmeyi (bilfiil tarihten uzaklaştırılmayı) göze aldı ama ruhen / bilkuvve kapitalizme direndi.

Türkiye de ekonomik işlemlerini kapitalist mekanizmalar üzerinden sürdürüyor olsa da, henüz kapitalizm dinini benimsemiş değil tam olarak.

Benimsemeyecek de. Kapitalizme meydan okuyacak bir ruhla donanacak ve gelecek…

Masal mı bu?

Hayır.

En azından bütün stratejik adımlarımızı tarihî derinliğimiz ışığında atıyor oluşumuz, “insanlığın son adası”, dünyanın ruhu, mazlumların umudu ve zorbaların kâbusu olduğumuz bilinciyle nefes alıp verişimiz, kapitalizme meydan okuyabilecek potansiyelin bizde olduğunu göstermeye yetiyor olsa gerek.

Türkiye, dünyanın ruhu, insanlığın vicdanıdır. Hiçbir karşılık beklemeden dünyanın yetimleri ve kimsesizlerine el uzatan İHH gibi yardım kuruluşlarının bu ülkenin çocuğu olması küçük ama önemli bir göstergesidir bunun. İHH›nın özgül ağırlığı çok fazla, sahip olduğu ve taşıdığı manevî ve rûhî yükümlülükten ötürü.

Türkiye’nin manevî ve tarihî özgül ağırlığını keşfedecek ve harekete geçirecek öncü kuşaklar gelince, biz geleceğiz ve gireceğiz tarihe, yine biz tarihin akışını değiştireceğiz yeniden.

Allah’ın ihsan ve keremiyle.

Yeni Şafak/Yusuf Kaplan

Yorumlar (0)
20
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?