banner27

Ünlü mimar 'İnsan için Şehir'de İstanbul'u değerlendirdi

Şehir planlaması konusunda dünyanın en iyi 10 mimarı arasında olan Prof.Gehl İstanbul'un insanların güzel yaşaması için hala kurtarılma şansı olduğunu söyledi

Ünlü mimar 'İnsan için Şehir'de İstanbul'u değerlendirdi

Dünyanın en iyi 10 şehir planlamacısından biri olarak gösterilen, ünlü mimar Prof. Dr. Jan Gehl sloganı “İnsan için şehir” ile pek çok hükümete danışmanlık yapıyor.

Habertürk'ten Nalan Koçak'a röoportaj veren Gehl, mimaride son dönem uygulanan ideolojilerin insan hayatının kalitesini düşürdüğünü söyledi.

- Hedefinizin “insan için şehir inşa etmek” olduğunu söylüyorsunuz. Yaşanabilir bir şehir nasıl olmalı?

Yıllarca şehir planlamacılığında uygulanan ideolojiler insan hayatının kalitesini düşürdü. Araçları mutlu etmekle meşgul olduk. Mimari anlayış teknokratik ve küstahtı. İnşaatların artmasıyla rant unsuru ön plana çıktı. Ben insanların, çocuktan yaşlıya günlük hayatına önem verilen bir anlayıştan bahsediyorum. Biyolojik olarak aslında yürüyen hayvanlarız. Daha önce şehirlerimizde Homo Sapiens’in ihtiyaçları göz önünde bulunduruluyordu. Ama 2. Dünya Savaşı’ndan sonra mimari rant ve motorlu araçlar hep daha ön planda oldu. 2000’den sonra pek çok şehir yeniden kazanıldı. Şehirleri bazı kategorilere ayırıyorum. Geleneksel şehir: Herkes yürüyor. İşgal edilmiş şehir: Araç dolu. Terk edilmiş şehir: Yaşam kalitesi o kadar düşük ki artık kimse yaşamak istemiyor; pek çok Amerikan şehri böyle. Ve bir diğer kategori de yeniden kazanılmış şehir: Devlet başkanı, belediye başkanı, halk ayağa kalkıyor ve “Hey şehirleri rant için değil, halk için inşa etmelisiniz” diyor. Pek çok halk şehrini araç işgalinden kurtarmaya başladı.


- Kopenhag bunlardan biri değil mi? Tabii sizin de katkılarınızla...

Evet. Burada 50 yıl “insan için şehir” programımı uyguladık. Kopenhag gerçekten çok güzel bir şehir, sokaklarda dolaşan gençler, kadınlar, bisikletliler artık şehrin karakteristiği. İnsani bir şehir olduğunu fark ediyorsunuz. Fazla trafik yok mesela, çünkü işe gidenlerin yüzde 40’ı bisiklet kullanıyor. New York, Sidney ve Melbourne’de de artık aynı program uygulanıyor. Moskova’da da projeler uyguladık, harika bir iş çıkardılar. Şehri araçlar domine ediyordu, etrafta insan göremiyordunuz. Parklar, meydanlar, kaldırımlar araçlarla doluydu. Sonra siyasiler bunun daha fazla sürdürülemeyeceğini gördü. 5 yıl içinde mucize yarattılar. Tabii Rusya’da benim “Etkin demokrasi” dediğim bir sistem var. Belediye başkanı “Bu yapılacak” dediğinde o yapılıyor.

- Yani “İstanbul gibi büyük şehirlerde değişim kısa sürede mümkün” diyorsunuz...


Kesinlikle. Moskova yapabiliyorsa İstanbul da yapabilir. Benzer çalışmalar Kazakistan’da da çok işe yaradı. Almatı’da her gün, bir önceki günden daha kötüydü mesela. Bakın 50 yıldır evliyim ve eşimle birlikte Kopenhag’da yaşıyorum. Her sabah uyandığımızda şunu biliyoruz: Bugün şehrimizde hayat dünden daha güzel!

- İnsanların araçlarında oturmaya zorlandığını söylüyorsunuz. İyi şehir planlanmacılığı sağlık sorunlarının da önüne geçer mi?

Tabii ki. 21. yüzyılda şehir planlamacılığı yaparken sadece yaşanabilirlik değil sürdürülebilirliği de göz önünde bulundurmalıyız. Artık iklim değişikliği bize meydan okuyor ve sorunun çoğu şehirlerden kaynaklanıyor. Daha fazla yürür ve bisiklete binersek iklime de katkımız olur. Geleceğin ulaşımı dört tekerliklilere bağlı olmayacak, bu artık çok ilkel bir teknoloji. Gelecek bisiklet ve yürümekle harmanlanan toplu taşımada. İşe giderken saatlerini otomobilde geçirenlerde biliyorsunuz “oturma sendromu” ortaya çıkıyor. Yeterince hareket etmezseniz erken ölürsünüz. Şehrin dış mahallelerinde yaşayanlar, şehrin içinde yaşayıp yürüyenlere göre daha erken ölüyor. Amerika’da özellikle örnekler çarpıcı. Otomobille girilen restoranlar, sinemalar tasarlandı. Kısacası şehir planlamacılığı insanları hareketsizliğe itti. İyi şehir planlamacılığı daha sağlıklı yaşlılık, sağlık sisteminin yükünün azaltılması gibi meselelerde çok önemli.

- Dünya nüfusunun yaşlanmasını da göz önünde bulundurmak gerek değil mi?

Kesinlikle, pek çok ülkede emekli sayısı fazla. Artık “Yaşlıların şehirde hayatını kolaylaştırmak için ne yapmalıyız?” diye düşünülüyor. İyi bir hayat sürmeleri için günde 5 kilometre yürümeleri gerekiyor. Peki nerede yapacaksınız? Kanada’da “8’den 80’e” isimli bir kuruluş var, “Bir şehir hem 8 yaşındaki bir çocuk hem de 80 yaşındaki bir emekli için yaşanabilirse, geriye kalanlar da iyi vakit geçirir” diyorlar.

 - Kısa vadeli rant peşinde koşarak şehrin uzun vadede değerini mi düşürüyoruz?

Kesinlikle.

- Peki ya şehrin hafıza yerleri, sinemaları, binaları?

Şehrin kimliğini kaybetmemesi için onları korumalısınız.

ERDOĞAN'IN YATAY MİMARİYİ DİLLENDİRMESİ

- Cumhurbaşkanı Erdoğan pek çok kez dikey yerine yatay mimarinin önemini dile getirdi. Ne dersiniz?


İnsanların algılarının çalışma şekli yatay, dikey değil. Biyolojik olarak düşmanımız çoğunlukla havada değil yerdeydi değil mi? Bu nedenle insanlar hep kendi seviyelerine, yatay olarak odaklanmaya programlanmış. Tabii ki bazen yüksek inşa etmeniz gerekir ama onu da dikkatle yapabilirsiniz. Mesela Avustralya’da kural şu: Yüksek bina yapabilirsiniz ama şehre doğrudan binayı konduramazsınız. Önce 4 katlı yatay, geniş tabanlı bir bina inşa edebilirsiniz, yüksek katları daha dar bir şekilde üzerine çıkabilirsiniz. Dolaştığınızda kuleyi değil 4 katlı binayı görürsünüz.

- Peki İstanbul’u kurtarabilir miyiz? Yoksa dönülmez bir noktada mıyız?

Bir şey yapılamaz hale gelmiş bir şehir hiç görmedim. Tabii ki kurtarabilirsiniz. Mesele eldeki fiziksel koşullar değil, beyinler, hedefler.

- İmar barışı Türkiye’de gündemde, buna ne dersiniz?

Sizin meseleniz, yorum yapmak istemem.

- Önerileriniz ne?

Şehrinizi geri alın ve “Önce insan” deyin. Önce insanların şehri nasıl kullandığını, şehrin de onlara nasıl davrandığını araştırın. Sonra değerlendirilebilecek potansiyel alanlara bakın. Daha sonra bu alanların nasıl daha hümanist hale getirilebileceği üzerine fikirler geliştirin. Yapılacak şeyleri de 3’e ayırın, hemen yapabileceğiniz şeyleri 5 yıllık stratejinizin parçası yapın mesela. Sonra 10 yıl, sonra da 20 yıl içinde ne yapabileceğiniz üzerine kafa yorun.

-Moskova’da ne yapıldı?

Tabii ki araçları sokaklardan tamamen çekmediler ama yolları daralttılar, kaldırımları genişlettiler. Sokakların ve kaldırımların çoğunu ağaçlandırdılar.

- Peki ya Kopenhag?

Trafiği sürücüler için daha karmaşık ve zor hale getirdiler. Hemen değil, zaman içinde küçük değişiklikler yaparak araçların şehir merkezine akın etmesine mani oldular. Kopenhag’da bir yere gideceksek, özellikle de şehir merkezinde, asla arabayla yola çıkmayı düşünmeyiz. Metro, otobüs ya da bisikletle gideriz.

- Kamu alanları ve yeşil alanları nasıl korumalıyız, çoğaltmalıyız?

Artık daha uzun yaşıyoruz, daha çok zamanımız var. Mesela bugün Kopenhag’da harika, güneşli bir gün. Herkes dışarıda, parklarda, kahvesini içiyor. Bakın “davet etmek” diye bir şey var. Daha çok yol yaparsanız, daha çok araba davet edersiniz. Kopenhag’da biz daha çok park yaptık ve daha çok yürüyen, bisiklet kullanan insan davet ettik.


- Özellikle İstanbul’da inşaat dalgası yaşanıyor. Binalar arasındaki boşlukların önemini şöyle ifade etmişsiniz: “Önce hayat, sonra boşluk sonra bina.” Açıklar mısınız?

Bir projede önce pazar yerini, yaşam alanını, bağlantıları yerleştirirsiniz. Sonra boşlukları-alanları belirlersiniz, en son binaları yerleştirirsiniz. Fakat biz ne yaptık? Her yere araçları koyduk. Sosyal hayvanlarız, hayatı izleyebileceğimiz parkların olmadığı şehirler bizi mutlu etmiyor.

- İnşaat projelerinde apartman arası boşluk ya da yeşil alan yerine rant ön plana çıkıyor değil mi?

Evet. Pek çok şehrin katı kuralları var. Binaların yüksekliği, alması gereken hava ve ışık gibi. Nicelik yerine niteliği tartışmanız gerek.

- Parkları artırmak için ne yapmalıyız?

Pek çok şehir “Artık her geçen gün daha az çekici bir şehre dönüşmemeliyiz” dedi. Halk ve yöneticiler “Artık bunu durdurmalıyız” demeli. Sonra “Nasıl her yeşil alan potansiyeli taşıyan yere otopark yapmayız?” diye düşünülür. Unutmayın, şehir ekonomisi buna bağlı. Mesela yabancılar, yerliler, herkes burada yaşamayı çok seviyor. Pek çok yatırımcı, yabancı çalışan buraya geliyor. İnsan odaklı iyi bir şehir, ekonominize iyi gelir.

- Bakın pek çok projeden bahsedebilirim, yürüyüş yolları yapın, araçları sınırlandırın vs. Fakat mesele proje yapmak değil; mantığı değiştirmek. Son 20 senede pek çok şehir “Daha fazla araçtan başka amaçlarımız olmalı” dedi.

- İstanbul’a daha önce geldiniz. Şehirleşmemiz hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yaklaşık 10 yıl önce İstanbul üzerine çok büyük bir araştırma yaptık ve bir rapor hazırladık. Tespitlerimiz Moskova’yla hemen hemen aynıydı. Ruslar raporumuzu okudu, Türkler okuyacağını söyledi ama okudular mı emin değilim. Bir projeden önce stratejiye ihtiyacınız var. ABD ve Avustralya’da araç kullanımı zirveye çıkmıştı ama artık azalıyor. Dünyada her insanın bir direksiyonun başına geçebileceği kadar yer yok. Homo Sapiens’e dönmeliyiz, çok akıllı ve business class seviyesinde toplu taşıma sistemleri geliştirmeliyiz. Yani İstanbul için hiçbir şey zor değil.

Kaynak: Habertürk

Güncelleme Tarihi: 07 Mayıs 2018, 09:46
YORUM EKLE
YORUMLAR
Recai C.
Recai C. - 5 ay Önce

İstanbul'a 50-60'lı yıllarda Karadenizliler, 90'larda Sivaslılar ve Kürtler, 2000'li yıllardan sonra da "İstanbul'u en çok seven(!) muhafazakârlar tecavüz etti. En büyük hasarı da bu sonuncular verdi ve güzelim şehri beton mezarlığına çevirdi. Bundan sonra geri dönüş imkânsız. Yeşil için boş alan bırakmadan, gözünü toprak doyurasıca müteahhitlere peşkeş çektiler. Bir gün gelip betonun yenilmez bir şey olduğunu anladıklarında çok geç olacak...

SIRADAKİ HABER

banner26

banner25