Gözler Açe'de

Haziran ayından bu yana Açe’de başgösteren siyasi kriz doruk noktasına ulaşırken, seçimlerin ertelenmesi yönündeki karar gündeme damgasını vurdu

Gözler Açe'de

Mehmet Özay / Dünya Bülteni / Malezya

Yazım, birkaç gün önceki deprem değil. Açeliler doğal depremlere oldukça alışık. Bakmayın siz televizyon ekranlarındaki görüntülere pek aldanmayın… İnsanoğlunun doğal refleksi bunlar. Bir de reyting ölçümlerinde bayağı puan toplaması da etken değil diyemeyiz herhalde… Doğal deprem bir yana, önemli olan Açe’de siyasi bir deprem olup olmayacağı… Bu bağlamda bir şeyler söylemeye devam ediyoruz.

Haziran ayından bu yana Açe’de başgösteren siyasi kriz doruk noktasına ulaşırken, seçimlerin ertelenmesi yönündeki karar gündeme damgasını vurdu. Valilik ve belediye başkanlığı seçimleri için yerel partilerden adayların olmadığı bununla birlikte üç bağımsız adayın müracaat ettiği valilik seçimleri Açe’nin kısa ve orta vadede geleceği için büyük önem taşıyor. 2006 yılında yapılan ilk serbest valilik seçimlerinin ardından beş yıl geçti. Bugün gelinen noktada, Açe Eyaleti’ne has ulusal ve iç yasal düzenlemeler yerel partilerin kurulmasına olanak tanımıştı.

Gözlemciler, aradan geçen sürede iç ve özellikle de dış faktörlerin Açe siyasası üzerinde nüfuz girişimleri etkisini gösterdiğini ifade ediyorlar. Bu yönde bir kanaatin hasıl olmasında elbetteki Açe Özgürlük Hareketi’nin (GAM) siyasi ve resmi kanadı olarak siyaset sahsesine çıkan Açe Partisi (PA) içinde yaşanan kopmalar dikkat çekiyor. Halen resmi olarak PA’ya kayıtlı üye olmasına rağmen, valilik görevini halen sürdüren İrvandi Yusuf, Hasan di Tiro’nun (3 Haziran 2010) vefatının ardından PA ile ilişkilerin gerilmesine neden olacak açıklamaları Açe politikasının bugün geldiği tıkanıklığın belirleyici nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Elbette İrvandi Yusuf önemli bir siyasetçi olarak Açe toplumunda önemli bir aktör olduğuna kuşku yok. Zaten bugün bağımsız aday olarak ortaya çıkması ve kimi çevrelerden destek bulması da bunun ortaya koyuyor. Ancak Açe siyaseti bireysel politikacıların hırsları ve emelleri dışında öneme sahip. Daha önceki yazılarımızda dile getirdiğimiz üzere, 2006 ve 2009 yılındaki seçimlerde Endonezya Cumhuriyeti’ne örnek gösterilecek “demokratik olgunluğu” sergileyen Açeliler bugün gelinen noktada bir anlamda yeniden “çatışma döneminin” ortaya çıkmakta olduğu yönünde kaygıları taşıyorlar.

Peki bu iki önemli demokrasi sınavını başarıla veren Açeliler, niçin ikinci serbest valilik seçimleri arefesinde bölündüler? Bu önemli bir soru. Sorunun cevabını da ancak söz konusu siyasi süreçleri tecrübe etmelerine olanak tanıyacak ön ve hazırlayıcı sürecin ne olduğuna bakılmalı. Bu süreç elbetteki 15 Ağustos 2005 tarihinde imzalanan Helsinki Barış Anlaşması ile olduğu yerel, ulusal ve uluslararası siyasi gözlemcilerin malumu. Buradan hemen bugünkü gündemibelirleyen siyasi probleme dönüş yaparsak, Açe politikasında aktörlük savaşı veren çevrelerin Helsinki Barış Anlaşması’nı ne denli gündeme getirdikleri, Açe’nin geleceği için olmazsa olmaz anlaşma maddelerinin hangisi üzerinden siyasi propaganda yaptıkları üzerinde durulması gereken bir konu. Bu önemli anlaşmanın içinde eski GAM mensuplarının ekonomik bağımsızlıklarının kazandırılmasıyla topluma kazandırılmaları, Endonezya Cumhuriyeti’nin 33 eyalet içinde en fakir eyelet olarak ortaya çıkan fotoğrafını değiştirecek ekonomik alt yapıların pratiğe dökülmesi, çatışma dönemindeki faili meçhul cinayetleri araştıracak bağımsız bir mahkemenin kurulmasına kadar çok yönlülük içeriyor. İşte mesele tam da burada düğümleniyor. Bugün siyasi arenadaki ve özellikle de -ulusal partileri bir kenara bıraktık- yerle partiler içinden dahi söz konusu anlaşmayı gündeme getiren lider veya hareketlere rastlamak güç. Bir istisna ile. O da PA … Peki bu hususlar dikkate alınmadan Açe siyasetinde “oynamak” olanaklı mı? Bu safhada tarihi gerçeklera vakıf olmak gerekiyor… Açe’yi temsil makamındaki çevrelerin gözardı edildiği bir siyasi alan, araçlar ne olursa olsun sonunda krize yol açacaktır. Bunu farketmemek mümkün değil. Bu nedenledir ki, aşağıda değinemeceğimiz üzere, Endonezya İçişleri Bakanı, açık açık PA’sız seçimin gerçekleşmesinin zorluğuna değiniyor.

Dış müdahaleden arî olmayan bu siyasi hesaplaşmanın ötesinde, anayasaya aykırılıkların gündeme getirildiğine de şahit olundu. Bu çerçevede, Açe’nin özerk statüsünün kazanılmasındaki rolleri bir yana, Açe’nin uzun erimli mücadelesinde devamlılık faktörü olarak ortaya çıkan PA bugüne kadar, gerek ulusal gerekse Açe Eyalet Parlamentosu’nca çıkartılan kanunlar çerçevesinde seçimlerin arzu edilir “demokratik” ve “yasal” çerçevede gerçekleştirilmesi konusundaki çabasını sürdürdü. Bu süreçte ortaya konan dil ve uslüp bağlamında olgunluk sergileyen PA yönetimi her söylemini yasal desteğe başvurduğu gibi, demokratik ilkelerin gerektirdiği özellikleri de gündeme getirdiği görülüyor. Örneğin, bugün seçimlerde yarışmayı planlayan adayların yerel partileri temsil oranı sadece %25 civarında. Bu siyasi analiz ortaya koyuyor ki, Açe’de siyaset ve demokrasi ilkeleri arzu edilebilir bir düzeyde değil.  Bu şartlarda herhangi bir bağımsız adayın valilik makamına çıkması, kısa bir süre sonra meşruiyet sorununu doğuracağı kaçınılmaz. Kaldı ki, Açe’de her ne kadar Vali en üst düzey siyasi organ konumunda olsa da, Parlamento’nun önemli bir yasama gücü olduğu dikkate alındığında, Parlamento ve Valilik kurumlarının işbirliği içerisinde olmaması söz konusu meşruiyetin siyasi çatışmalara neden olacağı ihtimali gözlerden ırak değil. Kaldı ki, son bir, birbuçuk yıldır, Vali İrvandi Yusuf’un Açe Eyalet Parlamentosu ile arasının netameli olması dolayısıyla Eyaletin ve Açe halkını yakından ilgilendiren konulardaki çok önemli yasama kararları ya validen geri dönüyor veya imza aşamasında bekletiliyor.

Peki Açe Barışı’nın mimarlarından gösterilen Endonezya devlet başkanı Susilo Bambang Yudhoyono’nun girişimleri olmadı mı? Olmaz olur mu, Yudhoyono’nun gözleri Açe’de… Özellikle siyasi bunalıma koşut bir gelişme olarak ortaya çıkan “faili meçhul cinayetler” yeniden gündemde yer teşkil etmesi olası seçimlerin güvenlik sorununu gündeme getirdi. Ulusal Parlamento’dan bir gözlem heyetinin Açe’ye yaptığı tetkik amaçlı ziyaretin hemen akabinde İçişleri Bakanı Gamawan Fauzi bir açıklama yaptı. Bakanın konuyla ilgili medyaya henüz yeni yansıyan, önceden 16 Şubat’ta yapılması öngörülen seçimlerin ertelenmesi yolundaki görüşleri çarpıcı olduğu kadar, kurumlar arasındaki çelişkileri de gün yüzüne çıkartmıyor değil. Ya da konuya şöyle de bakabiliriz. Açe politikası kendi dinamiklerinden hareketle sürekli yeniliklere açık bir görünüm arz ediyor. Temelde, tüm veriler dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesi’nin seçimlerle ilgili bağımsız adaylar aleyhine karar vermesi beklenirken, tam tersi çıktı. Geçen gün, Açe Seçim Komisyonu, PA yönetiminin adaylık başvurularının yeniden açılması kararına olumsuz yanıt vermesi PA’nın dışlanması anlamı taşıyordu. Oysa İçişleri Bakanı’nın parlamento heyetinin raporu doğrultusundaki açıklaması durgun suları bir kez daha harekete geçirmeye yetecek gibi. Gelinen son nokta, PA’nın arzu ettiği yöndeki bir gelişme olduğuna kuşku yok. Ancak merkezin, yani Cakarta’nın –en azından kimi çevrelerininin- açıkça PA’nın her türlü yasal dayanağa rağmen taleplerini kabul ediyormuş gibi bir görüntü ortaya koymak istemeyeceği de tahmin edilmesi güç bir durum değil. Her halükârda güvenlik sorunu bahane edilerek de olsa seçimlerin ertelenmesi konusunda güçlü bir irade söz konusu. İçişleri Bakanı’nın görüşü Anayasa Mahkemesi’nce onaylanmaması olasılığına karşı Devlet Başkanı’nın girişimi işi ‘bitirmeye’ yetecek. Aslında seçimleri erteleme kararı geç kalınmış bir girişim. Niçin? Sadece PA değil, önemli ulusal partilerin de içinde yer aldığı siyasi çevreler daha önceden yaptıkları ortak basın açıklamasında seçimlerin ertelenmesini zaten talep etmişlerdi. Zamanında alınmayan kararlar, “faili meçhulleri” ortaya çıkardı.

Seçimlerin kuvvetle muhtemelen ertelenmesi ne anlama geliyor? PA’nın, Anayasa Mahkemesi’nin bağımsız adayların seçime katılabilecekleri kararına rest çekseler de PA’nın adaylık başvurusunda bulunacak ve sahada özellikle de kırsalda çok güçlü olan PA’nın propagandasını yapmasına el verecek. Kimileri, bu süreçte PA’nın izlediği stratejileri eleştirmekten geri durmuyor. Ancak bu bir “demokrasi oyunu”. Süpriz kartlar her zaman için açılmayı bekliyor… Sürekli söylüyoruz, PA’sız bir Açe siyaseti mümkün değil. Bunun somut elle tutulur kanıtlarını size önceki yazılarımızda sunduk. Tekrara gerek yok… Bu bağlamda, hemen yeri gelmişken şunu hatırlatalım. 2006 yılı serbest valilik seçimleri öncesinde de sayısı 45’ı bulan “faili meçhul cinayetler” gündemdeydi. Ancak o dönemin şartları ile bugünkü şartların ne derece farklı olduğunu İçişleri Bakanı’nın seçimlerin ertelenmesi yönündeki iradesi ortaya koyuyor. Açe’de barış demek, Açe ruhunu temsil makamındaki unsurların siyasetteki varlıkları ile doğru orantılı. Bunu engellemeye matuf girişimlerin, olsa olsa Helsinki Barış Anlaşması’nı ortadan kaldırmayı hedeflemekten başka bir işlevi olmaz.

Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2012, 11:46
YORUM EKLE

banner33

banner37