20. yılında Ruanda katliamı

Ruanda'nın istikrarlı bir ülke olduğu söylemi görünürde gerçekçi gibi gözükse de hala her an iç savaşı tekrar yaşama ihtimali de var

20. yılında Ruanda katliamı

İbrahim Tığlı/ Cape Town

Nisan 1994'te Orta Afrika'nın küçük ülkesi Ruanda'da tarihin en korkunç katliamlarından biri yaşandı. 100 gün içerisinde yaklaşık 800 bin Tutsi ve ılımlı Hutu, aşırı milliyetçi Hutular tarafından katledildi. O zamanki Ruanda devletinin de destek verdiği ve BM barış gücü askerlerinin seyirci kaldığı bu olay tarihe Ruanda katliamı olarak geçti. Afrika devletleri ve küresel aktörler bu katliamdan ders almadılar, bir süre sonra Ruanda daki gibi olmasa da benzer katliamlar Bosna, Afganistan, Burundi, Güney Sudan, Liberya, Fildişi Sahilleri ve Orta Afrika Cumhuriyetinde de devam etti.

Katliamdan sonra işbaşına gelen Tutsi ağırlıklı hükümet, Ruanda halkına yaşananları unutturmaya çalışarak intikam içinde hareket etmedi. Suça karıştığı tespit edilen 15 bin kişi hakkında yargılama başlatıldı ve ceza alanlar için ıslah çalışmaları başlatıldı. Sadece 27 kişi uluslararası ceza mahkemesinde yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çaptırıldı. Ruanda başarılı bir yargılama örneği göstererek toplumsal kutuplaşmanın tekrar yaşanmasına izin vermedi. ilk olarak ülkenin Hutu-Tutsi halkları gibi ifade edilmesini yasaklayarak Ruandalıları tek bir ortak kimlikte buluşturdu.

Ruanda'nın soykırım sonrası yeniden yapılanmasında kuşkusuz Devlet başkanı Paul Kagame'nin önemli bir etkisi var. Paul Kagame iki farklı etnik topluluğun nasıl birlikte barış içerisinde yaşayabileceklerini iyi bir sorumluluk örneği ile göstererek ülkesini yeniden inşa etti. Bu başarısının arkasında özellikle katliam sonrası hükümetin uyguladığı eğitim politikasının önemli bir yeri var. Eğitimde etnisite farkına kaldırarak ilk okuldan üniversiteye kadar uzlaşma ve barışa dayalı, bir eğitim sistemi uygulandı. Hutu ve Tutsiler için eşit eğitim fırsatları sağlanarak eğitimde ölçü öğrenci başarısı oldu. bugün Ruanda Afrika'nın yüzde 97 ile Afrika'nın en fazla okuryazarlıkla sahip ülkesi. ortalama ömrün 55 yaş olduğu ülkede nüfusun yüzde 75'ini eğitimli gençler oluşturuyor ve bu gençlerin çoğunluğu soykırımı yaşamamış yeni bir kuşak.

81 sandalyeli meclisin 51'i kadınlardan oluşuyor ve kadınların hükümette temsil edilme oranları yüzde 30. Ruandalı kadınlar soykırımı en ağır yaşayanlar oldukları için eşlerini, çocuklarını yitiren bu kadınlar bir daha aynı acıları yaşamamak hükümetin başlattığı aileyi koruma projesinde etkin görevler alarak ailelerin parçalanmasının önüne geçtiler. çalışan kadınların çocuklarına devlet ücretsiz kreş, sağlık desteği vermekte.

Ruanda ekonomisi de katliamdan sonra önemli bir ivme yakalayarak kişi başına düşen 300 doları katliamın 20. yılında 1800 dolara yükseltti. Ruanda maden kaynakları bakımından fakir bir ülke olmasına rağmen tarımsal üretim ve turizm canlandırıldı. Kahve ve çay üretiminde dünyada üst sıralara yerleşen Ruanda Dünya Bankasından gelen yardımlar sayesinde alt yapıyı güçlendirdi. 7 milyonluk ülkenin büyüme hızı geçen senenin rakamlarına göre yüzde 7 gerçekleşti.

Ruanda halkı da 14 yıldır ülkelerini devlet başkanı olarak yöneten eski Tutsi askeri lideri Paul Kagame'ye büyük destek vererek her seçimde yüksek oy almasını sağlayarak istikaradan yana olduklarını gösterdiler. Paul Kagame son 20 yıldır Ruanda'nın siyasi yapısından en fazla gözüken lider ve daha önce devlet başkan yardımcısı olarak görev yaptığı hükümette 2000'de seçilmesinden beri devlet başkanı olarak görevine devam ediyor.

Fakat Ruanda için, madalyonun diğer bir yüzü daha var. Soykırımın başlamasına neden olan gelişme eski Ruanda devlet başkanı Hutu asıllı Juvénal Habyarimana'nın yerden atılan bir füze sonucu uçağının düşürülmesiydi. Uçağın düşürülmesi emrini de bizzat Kagame'nin verildiği iddia edilmişti. Bu iddiayı seslendiren çoğu Ruandalı devlet ve askeri yetkililer hayatta değil. ABD ve İngiltere, Almanya gibi Avrupa devletleri ile ilişkilerini maksimum düzeyde tutan Kagame için şimdilik bir sorun gözükmese de gelecekte Kagame'ye karşı alternatif bir kişi bulduklarında Batılı devletlerin dosyası Kagame'ye karşı şimdiden hazır. Basına ve yardım kuruluşlarına getirdiği sınırlandırmalar Batı devletleri tarafından sıkça eleştiriliyor.

Ruanda'nın istikrarlı bir ülke olduğu söylemi görünürde gerçekçi gibi gözükse de hala her an iç savaşı tekrar yaşama ihtimali de var. Çünkü Rwanda soykırımı meydana çıkaran nedenler üzerinde durmaksızın onları yok sayma tercihini kullandı. Güçlü tek adam demokrasisinin uygulandığı ülkede Devlet Bakanı Paul Kagame'den hoşnut olmayanların sayısı giderek artıyor. Bu kişiler, ya ülkelerini terk etmek zorunda kalıyorlar veya gönüllü sürgüne gidiyorlar. Devlet başkanı aleyhine konuşmalarına devam ettiklerinde veya faaliyetlerinde giriştiklerinde de Johanesburg'ta olduğu gibi Ruandalı ajanlar tarafından öldürülebiliyor.

Hutuların bir çoğu ise şu anda komşu ülke Demokratik Kongo'da yaşıyor ve Ruanda destekli milisler tarafından öldürülüyor veya yerlerinden göç ettiriliyor. Demokratik Kongo'nun kuzey Kivu eyaletinde son üç ayda 1000'e yakın Hutu, Rwanda yanlısı Tutsiler tarafından öldürüldü ve 500 bin kişi yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kaldı.

Son 20 yıl Rwanda için istikrar ve barış adına önemli başarıların gerçekleştiğini kimse inkar edemez.. Fakat bu 20. yılın gerçek bir bahar havası olmadığını da görmek gerek. Katliamları komşu ülkeye ihraç etmesi aynı kurşunun soykırımın nedenlerini ortadan kaldıramadığı zaman kendisine de doğrulacağını görmeli. Batılı devletler şimdilik siyasi ve ekonomik çıkarları açısından risk teşkil etmeyen Paul Kagame'ye karşı destek vermeye ve sübvanseye etmeye devam ediyorlar. Fakat bu tek adam demokrasisine dayalı siyasi yapıya ne kadar daha katlanacakları veya Kagame sonrası neler yaşanabileceğini zaman gösterecek. Umarız bu bahar havası bir kışa dönüş yeni katliamlar yaşanmaz.

Güncelleme Tarihi: 07 Nisan 2014, 14:40
banner53
YORUM EKLE

banner39