AB amiral gemisinin başında bir 'parya'

Avrupa Birliği'nin krizden "çıkış sinyali" veren Yunanistan'a bir "jest yaparak" borçlarını zamana yayma ve faizlerini düşürmeyi önerebileceği kulislerde konuşuluyor. Bu sayede piyasaların Avro'nun kurtarıldığı ve geleceğinin garanti altına alındığı söylemini benimseyecekleri düşünülüyor

AB amiral gemisinin başında bir 'parya'

Sinan Özdemir/ Brüksel

Yunanistan Avrupa Birliği dönem başkanı sıfatıyla altı ay boyunca amiral gemisinin başına geçti. Sivri diller için bu gelişmeden herhangi bir şey beklememek gerekiyor. Biraz daha iyimser olanlar için piyasalar açısından güven verici bir gelişme olarak değerlendirileceği ve borçlanmasını kolaylaştıracağı iddia ediliyor. Hiç şüphesiz Yunanistan'ın dönem başkanlığı eleştiri konusu olsa da çıkarılması gereken önemli dersler yok değil.

En başta hatırlattıkları sebebiyle konuşulmayı hak ediyor. Küresel ekonominin son kırk yılına damgasını vuran "borç-tüketim" yaklaşımının son dönemecine girdiğini hatırlatması sebebiyle büyük önem taşıyor. Ayrıca, devletlerin borç sarmalına battıkları, para politikalarını reel ekonomiden uzak borçlanmaya dayandırmaları, klasik liberalizm'in üretim-sermaye ilişkisine de ters düşerek, devletlerin "zenginliklerini" olmayan paralar üzerinden tasarladıkları, bu sayede bankalar aracılığıyla sağladıkları yapay garantilerle yalnızca finans sektörünü değil aynı zamanda ekonomileri de kırılgan hale getirdikleri gerçeğini hatırlatması sebebiyle tartışılmayı hak ediyor. Düşününüz ki Amerika Birleşik Devletleri'nin 1964 genel borcu bin milyar dolar iken 2007 tarihinde 50 bin milyar dolara ulaşmıştır. Amerikalıların bunu ödemesi güç. Ödeyebilmeleri için GSMH'larını sekize katlamaları gerekiyor. Bu da mümkün görünmüyor.

Ayrıca, PİİGS (Portekiz, İtalya, İrlanda, Yunanistan ve İspanya) ülkelerini vuran finans krizi avro projesinin aceleye getirilmiş bir proje olduğu gerçeğini ortaya koymasına ciddiyetle yaklaşılmasını geretiriken geçiştirilmeye devam ediyor. Devletlerin yapısal sorunlarına rağmen, Maastricht Sözleşmesi'nde yer alan üç-beş kurala uyarak her türlü fırtınaya baş tutabileceklerini düşünmeleri borçlanmanın "sonsuz imkanlarından" faydalanabileceklerini düşünmeleriyle paralelik arz ediyor.

PİİGS ülkelerinin o günlerde açıklarını borçlanma yoluyla kapamaları bazen de abartmaları genel havaya uymalarından kaynaklanıyor. Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından iki Almanya'nın birleşmesi, Almanların Deutsche Mark'tan vazgeçmeleriyle mümkün olmuştu. Gelinen noktada avro bölgesi içinde Almanya'nın kuralları dikte eden taraf olması tarihin rövanşı olarakta görülebilir. Krizle birlikte şekillenen iki Avrupa'nın da merkezinde Almanya bulunuyor. Öteki Avrupa'nın avro'dan vaz geçebileceğini dillendirmesi Berlin'de tepkiyle karşılanıyor. Berlin için düşük faizle piyasalardan borçlanabilmenin yolu avro'nun imagosunu muhafaza etmesinde geçiyor. Öteki Avrupa bu sebepten kontrol altında tutuluyor.

Bu çerçevede beklentiler verilmek istenen mesaja göre şekilleniyor. Yunanistan'ı üç yıldır sarmalayan krizin politik, ekonomik ve sosyal gırdaba dönüştüğü herkesin malumu. Bunun yanı sıra, beklentilere uygun olarak, Yunanistan empoze edilen iyimserlik oyununu oynamak zorunda. Yunanistan'ın 2014'den itibaren tekrar piyasalardan borçlanabileceği savı da aynı iyimserliğin devamı. Toplam borçlarının (319 milyar) GSMH'sının yüzde 175'ine tekabül ettiği düşünüldüğünde Yunanistan'a önerilen daha fazla borçlanarak borçlarını kapamasından başka bi rşey değil. Bu da sorunu çözmekten çok kronikleşen problemi tamamen içinden çıkılmaz hale getirecektir.

Avrupa Birliği'nin krizden "çıkış sinyali" veren Yunanistan'a bir "jest yaparak" borçlarını zamana yayma ve faizlerini düşürmeyi önerebileceği kulislerde konuşuluyor. Bu sayede piyasaların Avro'nun kurtarıldığı ve geleceğinin garanti altına alındığı söylemini benimseyecekleri düşünülüyor. Ancak zamana yayılsa da Yunanistan'ın borçlarını nasıl ödeyeceği büyük soru işareti. Gerçekte kurtarılmak istenen Yunanistan olmuş olsaydı Yunanistan'ın avro bölgesinden çıkmasına izin verilmesi gerekirdi. Deflasyon girdabından kurtulurken yapmayı istediği ancak şuan için yapması mümkün olmayan devalüasyonu gerçekleştirmesi kolaylaşırdı. Çıkışına izin vermeyenlerin borçlarının silinmesine veya iflas etmesine izin vermesi de mümkün görünmemektedir. Her iki durumun Avrupa Birliği'nin imagosuna ağır darbe indireceğine; domino etkisiyle başka iflasları da tetikleyeceğine inanılıyor. Ne var ki, Avrupa dönem başkanı Yunanistan'da konu bütün şiddetiyle tartışılıyor. İktidarın karnesi piyasalar cephesinde olumlu karşılansa da, sokaklar için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Siyasi tercihlerinin uçlara kayma sinyali verdiği Haziran 2012 seçimleri göstermişti. Son kamuoyu yoklamaları bu eğilimin güçlenerek sürdüğünü doğruluyor. Altın Şafak gibi Syriza'nın (aşırı sol) yıldızı da parlamaya devam ediyor. Öyle ki Pasok'u çok gerilerde bırakırken Samaras'ın Yeni Demokrasi'siyle yarışıyor. Syriza'nın bir sonraki seçimlerde iktidara taşınma olasılığı yüksek. Ancak Syiza'nın avro ve borçlar konusunda ki tutumu Pasok ve Yeni Demokrasi'den çok farklı. Pazarlığa kapalı tutumu ve sil baştan ekonominin yapılandırlması gerektiği söylemiyle merkez partilerinden ayrışıyor. İktidarda ki Pasok-Yeni Demokrasi koalisyonunun sandalye sayısınının kritik eşikte olması (+3) her türlü senaryonun gündemde tutulmasını gerektiriyor.

Haziran 2012 seçimlerinde tıkanan siyasi oyun korku salınarak aşılmıştı ; ne varki, gelinen noktada, sosyal ve ekonomik şartların her geçen gün biraz daha kötüye gittiği ve krizle birlikte 4 binin üstünde intiharın yaşanmış olması verilen yaşamsal mücadelenin derinliğini gösteriyor. Eski dünyanın yok olduğu Yunanistan'da özellikle büyük şehirlerde, yaşam mücadelesi verenler için hayat sivil toplum kuruluşları, partiler ve kilisenin etrafından şekilleniyor. Hayat standartlarının yüzde yirmi beşin altına düştüğü, sefaletin yüzde 25’e yükseldiği, işsizliğin yüzde 27'de seyrettiği (gençlerde yüzde 50) , "kemer sıkma politikaları" bütün hızıyla devam ediyor.

Yunanistan bu haliyle yalnızca Avrupa'nın uzun yıllar dünyaya pazarlamaya çalıştığı ekonomi politiğinin değil, son kırk yıldır kabul gören "borç-tüketim" yaklaşımının da karanlık yüzünü oluşturuyor. PİİGS ülkelerinde yaşanan dram yeni Berlin Duvarları'nın örülmesini, iki Avrupa'nın belirmesinin önünü açtı. Yılın ilk altı ayı için AB dönem başkanlığını üstlenen Yunanistan "paryaların ve parazitlerin" Avrupa'sını, öteki Avrupa'yı temsil ediyor.

Güncelleme Tarihi: 06 Ocak 2014, 11:03
banner53
YORUM EKLE

banner39