banner15

AB-Bosna-Hersek ilişkilerinde yeni dönem

Bosna'nın Avrupa Birliği üyeliği NATO üyeliğinden bağımsız değerlendirilmese de zorlu ve uzun bir sürece adım attığı söylenebilir

AB-Bosna-Hersek ilişkilerinde yeni dönem

Sinan Özdemir | Brüksel

Bosna-Hersek yeni bir sürece adım atmaya azırlanıyor. Bir yanda Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin bütün itirazlara rağmen organize ettiği referandum, diğer yanda Avrupa Birliği’nin geçen hafta kabul ettiği üyelik başvurusu. Brexit sonrası genişleme fikrinden vazgeçmediği izlenimini verse de gerçekte, zamanlaması göz önünde bulundurulduğunda, referandum tehdidini dizginlemeye yönelik son dakika hamlesi olarak düşünüldüğü anlaşılıyor. Washington ve Brüksel referandum kararına tepki gösterirken Belgrad ve Moskova çelişkili açıklamalarla üstü örtülü destek verdiler. Pazar günü geçekleşen ulusal gün referandumu entiteler arası ilişkileri biraz daha zehirlerken neoliberal politikalarla milliyetçi fikirler arasında sıkışmış Balkanlar'ın jeopolitik rekabetin sahnesi olması işleri kolaylaştırmıyor.

Bosna'nın Avrupa Birliği üyeliği NATO üyeliğinden bağımsız değerlendirilmese de zorlu ve uzun bir sürece adım attığı söylenebilir. Saraybosna kararı tarihi olarak değerlendirilirken yerel şeçimler öncesinde (2 Ekim) taksimden yana propaganda yürüten Sırplar veya üçüncü yol taraftarı Hırvatlar için bu kararın bir önemi yok. Bosna Sırp Cumhuriyeti, İskoçya ve Kırım örneklerine dayanarak bağımsızlık referandumunu gerçekleştireceği günü bekliyor. Buna karşın Avrupa Birliği'nin kendi geleceğini sorguladığı bir zamanda aday statüsü verdiği bütün ülkeleri aileye dahil etmesi mümkün görünmüyor. Bu çerçevede Avrupa Birliği'nin Amerika Birleşik Devletleri'nden devraldığı güvenlik ve koordinasyon görevini yerine getirememesi ve Dayton Anlaşması'nın yarattığı sorunların aşılmasında katalizör görevi görememesi "iyi niyetini" sorgulamayı da gerektiriyor.

Yugoslavya'nın dağılmasından sonra, Avrupa Birliği'nin Batı Balkanlara yaklaşımı Doğu ve Orta Avrupa'ya yaklaşımından çok farklı olmadı. Liberal ekonomiye geçiş birinci hedef gösterildi. Bu doğrultuda Arnavutluk, Makedonya, Karadağ ve Sırbistan hukuk devleti inşasından önce hızlı adımlarla serbest piyasa ekonomisine dahil edildiler. Arnavutluk en talihsiz geçişi yapan ülke oldu. Demokrasi saadet zincirlerine feda edildi. İktidarın kısa vadede milyonerler yaratma hayali kabusa dönüşünce binlerce Arnavut ülkelerini terk etmek durumunda kaldı. Avro krizi öncesinde Balkanlara rol model olarak takdim edilen Yunanistan'ın "başarısını" yakalayabilecekleri söylendi. O da çok az üreterek, sanayi devrimini gerçekleştirmeden, hem avroya dahil edilmişti hem de "bilişim çağını" yaşıyordu. Bu doğrultuda üretim modelleri değiştirilmeden özelleştirme yapmaları istendi. Gelinen noktada aday devletlerin her birinde işsizlik yüzde otuzların üstünde (Bosna ve Hersek'te bu oran yüzde 44'lerde). Sağlanamayan istihdam yeni göç dalgaları oluşturuyor. En kötüsü beyin göçü yaşanıyor. Bu minvalde sermaye kazanırken Balkan devletleri kaybetmeye devam ediyor. Üyelik sürecinde Bosna'yı bekleyenler diğer Balkan devletlerinin yaşadıklarında farklı olmayacak. Bir örnek verecek olursak üniversite harçları Sırbistan ve Arnavutluk'ta bin avroyu buluyor. Ortalama maaşların 200-300 avro olduğu düşünüldüğünde gençlerin üniversiteye gitmesi bir lükse dönüştüğü söylenebilir.

Brüksel'in üyelik kartını açması bir yana güvenlik ve koordinasyondan sorumlu olduğu Bosna'da hala mayından temizlenmeyen onlarca bölgenin olması utanç verici. Mayınların temizlenememesi gibi demokratik hayatı kolaylaştıracak mekanizmalara geçilmesinde katalizör görevi görmemesi; Dayton’un tıkadığı çalışma ve karar alma mekanizmalarını yirmi yıl sonra çalışabilir hale getirmemesi diğer ayıbını oluşturuyor. Brüksel'in çekingenliği veya vurdumduymazlığı diğer entiteleri cesaretlendiriyor. Yeni bir sisteme geçme fikri ufak hesaplarla (Hırvarlar savaştan sonra güç yoluyla elde ettiklerini demokratik ve dengeli bir zeminde kaybedeceklerini düşünüyorlar) ve tehditlerle (Sırpların referandum yoluyla Sırbistan'a bağlanmaları) öteleniyor. Hırvatlar Hırvatistan üzerinden Avrupa Birliği’ne; Sırplar Sırbistan üzerinden Slav-Ortodoks dünyasına bağlanmanın yolunu arıyor. Boşnaklar herşeye rağmen Bosna-Hersek'in üniter yapısının korunması gerektiğini savunuyorlar. Küresel güç dengesine karşı Türkiye'nin varlığı hiçkuşkusuz Boşnaklar için büyük önem taşıyor. Kuşatılmışlık hissini bir nebze de olsa azaltıyor. Geleceğe dair umutları artırıyor.

Balkanlar mülteci krizinden sonra Avrupa'nın ön bahçesinden ileri karakoluna dönüştü. Oluşturulan ortak mekanizmalarla "sıfır mülteci" politikasının hayata geçirilmesi ve başarıyla yürütülmesi sağlandı. Hatırlanacağı gibi "mülteci krizinin" zirvesinde Macaristan Başbakanı Viktor Orban gelenler içinde teröristlerin de olabileceğini söyleyerek dışlayıcı tutumunu haklılaştırmaya çalışmıştı. Bu bakışın alelade bir bakış olmadığı ve mültecilerle sınırlı tutmadıkları söylenebilir. Doğu Avrupa devletlerinin "Müslüman mülteci/göçmen" çekincesi son dönemde İslam karşıtı söylemleri pekiştirdiği gibi Avrupa'da özellikle sağ kanatta siyaset yapanların Balkanlar'daki Müslüman nüfusa yönelik değerlendirmelerine de yansıyor. Üyelik sürecinin ağır aksak ilerlemesinde Arnavutluk, Kosova ve Bosna'nın mensubu oldukları medeniyet dairesi gözardı edilmemeli. Mülteci kriziyle Doğu Avrupa'nın gündeme getirdiği "Avrupa'nın İslamlaşması tehlikesi" ve özellikle 11 Eylül'den sonra Bosna ve Hersek'in teröre karşı yürütülen küresel mücadelede yakın markaja alınması (ABD Afganistan müdahalesinden önce ilk müdahalesini Bosna'ya gerçekleştirerek bir dizi tutuklamada bulunmuştu) kimlik merkezli basit okumalara ve çıkarsamalara itiyor.

Avrupa Birliği üyeliğinin NATO üyeliğinden bağımsız değerlendirilmemesi konunun jeopolitik eksende değerlendirilmesini gerektiriyor. Ukrayna krizinin arka planında AB ile geliştirmeye çalıştığı ilişkiler ve güvenlik politikaları yattığı düşünülürse yüz elli yıldan beri Slavların şampiyonluğuna oynayan Rusya'nın Balkanlar'dan vazgeçmesi mümkün görünmemektedir. Farklı zamanlarda Karadağ ve Sırbistan'daki kamuoylarını harekete geçirerek NATO genişlemesine karşı olduğunu deklare ederek bir oldubittiye müsaade etmeyeceğini de gösterdi. Avrupa Birliği'nin Ukrayna krizinden sonra yakın coğrafyasında yeni bir savaşa hazır olmaması riskler kadar belirsizlikleri de hesaba katmasını gerektiriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin Kosova ve Bosna'da bulundurduğu askeri üsler caydırıcılığı artırsa da Rusya’nın, Ukrayna krizinde olduğu gibi, ikincil güçler üzerinden herhangi bir maceraya girişmeyeceğini kimse garanti edemez.

Son kertede Avrupa Birliği'nin Bosna-Hersek'in üyelik başvurusunu kabul etmesi tarihi sorumluluklarını yerine getirmediği gerçeğini unutturmamalı. Balkanlar'da uygulanan neoliberal politikalar ekonomik ve sosyal barışı törpülediği gibi milliyetçiliğin (bazı yerlerde Jingoizm'in) ikinci bahara geçişini de kolaylaştırmıştır. Avrupa Birliği'nin barışı inşa edememesi, bölgede barıştan çok savaşın telaffuz edilmesi, Dayton öncesi döneme dönülebileceği düşüncesini pekiştiriyor!

Güncelleme Tarihi: 03 Ekim 2016, 12:38
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35