AB-Türkiye Zirvesi ve Türkiye'nin pozisyonu

Bir yandan Avrupa yollarındaki mültecilerle ilgili gelişmeler yaşanırken, bu problemin artık AB’nin geleceğini tehdit ettiği gerçeğini de kimse saklamıyor

AB-Türkiye Zirvesi ve Türkiye'nin pozisyonu

Muhterem Dilbirliği | Almanya

18-19 Şubat tarihinde Brüksel’deki AB zirvesi öncesi, Türkiye ile AB arasında Willingen’de zirve planlanmıştı. Ancak, Ankara’daki terör saldırısı sonrası bu zirve iptal edildi ve Brüksel zirvesi, Willingen zirvesinde konuşulması gereken hususlar olmaksızın gerçekleşti. Son yaşananları dikkate aldığımızda, bunun esasen Türkiye’nin hayrına bir gelişme olduğunu söylemek mümkün. Willingen’de yapılmayan bu zirve, şimdi 7 Mart’ta Brüksel’de gerçekleşecek.

Brüksel zirvesi, başta mülteci sorunu olmak üzere, İngiltere’nin AB’de kalması hususunda alınan kararlar, AB içerisindeki problemleri zirve sonrası kendini mülteci sorunu çerçevesinde gösteren bir kriz ortamına çevirdi.

Brüksel zirvesi sonrası 10 Balkan ve orta Avrupa ülkesinin etrafına alan Avusturya, Viyana’da mülteci sorununu ele alan bir konferans gerçekleştirerek bir dizi kararlar aldılar. Bu toplantı sonrası, Avusturya, günlük kabul ettiği mülteci sayısını 80’e düşürürken, Almanya’ya saldığı mülteci sayısını günlük 3250 adette tutmuştu. Avusturya bir yandan bunu yaparken, öte yandan güney sınırlarını kapatmış ve Schengen’i askıya almıştı.

Macaristan, mülteci kabul etmemek için elinden geleni yapar hale gelmiş, 2015’te gelen ilk mültecilerin dağıtımından ülkesine düşen payı kabul edilip edilmemesini Halk Oyuna sunacağını ilan etmişti. Macar Başbakan Orban’ın dikkat çekici bir mesajı daha vardı. Orban’a göre, Alman Başbakanı Merkel, AB’yi Erdoğan’a muhtaç etmiş ve dilendirecek hale düşürmüştü. Merkel’e tepkiler sadece Macaristan değil, bu ülkenin de içinde bulunduğu Visegrad ülkeleri ve Avusturya’dan da gelmişti. Bu ülkelere göre, Merkel’in mülteci politikasının tutarlılığı yoktu ve engellenmesi gerekiyordu.

Avusturya, mülteci sorunu çözmek için bir yandan Batı balkan ülkeleri ile toplantı yaparken, yıllardan beri mülteci sorunu ile mücadele eden AB üyesi Yunanistan’ı bu toplantıya davet etmeyerek, her geçen gün büyüyen bir diplomatik krize yol açtı. Tsipras, toplantıyı ve alınan kararları büyük bir rezalet olarak niteledi. Akabinde, Yunanistan Viyana Büyükelçisini Atina’ya çağırdı.

Viyana’da yapılan konferans sonrasında, Makedonya’nın, Yunanistan üzerinden gelen mültecilerden sadece Irak ve Suriye pasaportu taşıyanlara geçiş izni vermeye başlaması, Yunanistan’dan Avrupa’ya geçmeyi planlayan diğer ülkelerden gelen mülteciler arasında huzursuzluğa sebep oldu. 29 Şubat’ta çıkan olaylar neticesinde, Makedonya sınırlarını bütünüyle kapatınca, binlerce mültecinin Avrupa’nın içerisindeki diğer ülkelere gidebilme hayalleri de suya düşüyordu.

Bir yandan Avrupa yollarındaki mültecilerle ilgili bu gelişmeler yaşanırken, bu problemin artık AB’nin geleceğini tehdit ettiği gerçeğini de kimse saklamıyor. Bilhassa, son yaşanan Avusturya-Yunanistan ve Makedonya-Yunanistan gerginlikleri sonrasında Yunanistan’ın ülkedeki mülteci sorunuyla başbaşa bırakılması, zaten ekonomik olarak yapısal sorunlar yaşayan Yunanistan’ın geleceği açısından kolay, kabullenebilir bir durum değil. Bilhassa, Merkel’in ağzından Yunanistan’ın EURO bölgesinde kalması için elinden geleni yapacağını ve Schengen’in yeniden hayata geçirilerek, AB’nin dış sınırlarının eski hale getirilerek güvenliğin sağlanması çağrısında bulunması, bundan sonraki günlerin Yunanistan açısından kolay geçmeyeceğini ortaya koyuyor.

18-19 Şubat Brüksel zirvesi, AB içerisinde zaten kırılgan olan menfaat çatışmalarını, mülteciler üzerinden yeniden ortaya çıkardı. AB üye ülkeleri içerisinde, birlikte hareket edilmesi halinde bu meselenin çözülebileceğine inanan tek lider, Almanya Şansölyesi Merkel, mülteci sorunun AB içinde çözümüne ilişkin önerilerini bıkmadan usanmadan tekrarlıyor. Doğruyu söylemek gerekirse, AB’nin ve Almanya’nın geleceğinin, mülteci sorununun çözümünde olduğunu gören tek lider denilebilir.

Türkiye 7 Mart’ta kendi içerisinde çatışma yaşayan bir AB ile mülteci sorununun çözümü için anlaşmaya çalışacak. Türkiye, bir yandan Kasım 2015’te söz verilen maddi desteklerin şimdiye kadar sağlanmaması konusunda AB’yi sıkıştırırken, diğer yandan ise, başta vize muafiyeti –ki buna AB çevreleri halen VİZE KOLAYLIĞI diyor- olmak üzere, pek çok konuya çözüm bulmaya uğraşacak.

Ancak, Avusturya önderliğinde Viyana’da toplanan Batı Balkan Konferansı ve sonrasında yaşananlar, AB’nin daha doğrusu Avrupa’nın meselesinin mülteci sorununu çözüme kavuşturmaktan da öte hedefleri olduğunu ortaya koydu. Başbakan Davutoğlu’nun bunca kriz içerisinde zaman zaman yüksek sesle dillendirdiği; TANAP’ı ne yapıp edip zamanından önce bitirmeliyiz, sözü oldukça önemli. Avusturya, Viyana’da topladığı Batı Balkan Konferansında, bir yandan mültecilerin yoğunlukla kullandığı Balkan hattını mültecilerden temizleme gayreti içerisindeyken, öte yandan, etrafına topladığı Balkan Ülkeleri ile TANAP’a alternatif olarak Karadeniz’den Rusya-Bulgaristan hattında döşenmesi planlanan Güney Akımı Doğal gaz boru hattının devamındaki ülkeleri güvenli ülke seviyesine çekme uğraşında. Avusturya bunu başarabildiği takdirde, Avrupa Doğal Gaz pazarında dağıtıcı ülke olarak Almanya’ya alternatif bir pozisyona yükselecek. Ancak bu durumda Avrupa, enerji konusunda Rusya’ya ve ABD destekli Rus devlet şirketlerine daha da bağımlı hale gelecek olması, pek çok Avrupalı siyasetçiyi endişelendiriyor.

Diğer alternatif ise yapımına çoktan başlanan TANAP hattı. Bu durumda, dağıtıcı ülke olarak Türkiye ön plana çıkmakta. Alternatif ülkeler ise Yunanistan üzerinden TAP hattına bağlanması veya ikinci alternatif yine Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya dağılması. Bu durumda Avrupa’nın enerji güvenliği açısından Rusya’dan kurtularak alternatif yaratması sözkonusu. Esasen, bu alternatif Türkiye ile AB arasındaki ilişkileri de yumuşatacak ve hatta ortaklık düzeyine çıkaracak bir çalışma. Ancak AB içerisindeki Türkiye karşıtları, birazda Rusya’nın desteğini alarak buna sıcak bakmadıklarını defalarca söylediler. Son Viyana’da toplanan Batı Balkan Konferansı da bunlardan biri. Avrupa ülkeleri, asıl hedeflerini ortaya koymuş durumda.

Ciddi bir değerlendirme yapacak olursak, Türkiye, Avrupa’nın enerji güvenliği açısından kilit bir konumda. Alternatif bir ülke. Enerjide Avrupa’yı Rusya’ya bağımlılıktan kurtaracak bir pozisyonda. Ancak, son yaşanan terör olayları, mülteci sorunu açısından etkin çözümler üretemeyişi, haliyle Türkiye karşıtı Avrupalıları sürekli hareket halinde tutuyor.

Zirve öncesi, Avusturya’nın attığı adımlarla, büyük ölçüde Türkiye ve biraz da Yunanistan bu sorunla başbaşa bırakılmış durumda. EURO Bölgesi üyesi Yunanistan, bir yandan ekonomik sorunlarla boğuşurken, diğer yandan ciddi bir mülteci sorunuyla karşı karşıya ve bu durum ülke içi güvenliği tehdit ederek, Yunanistan’da siyasetin sağa kaymasına yol açmış durumda. Mülteci sorunu, AB’nin temel prensiplerinden biri olan serbest dolaşımın sağlayıcısı olan, Schengen Anlaşması delik deşik olmuş durumda ve uygulanmaz halde. Bu hem AB ekonomisi açısından, hem de AB iç güvenliği açısından büyük bir sorun.

Türkiye zirve öncesi yapılan görüşmelerden anlaşıldığı kadarıyla, pek çok alternatifi elinde olarak Brüksel’e gitmekle beraber, bu alternatiflerin değerlendirilmesi, yine AB üyesi ülkelerin tavırlarına, ortak hareket edip etmediklerine bağlı görünüyor. Ayrıca, Türkiye’nin AB ile ilişkilerindeki çok başlı bir şekilde hareketi, AB ile ilgili meselelere bir bütün olarak yaklaşmanın önündeki engellerden biri.

Türkiye’nin şu an en birincil sorunu, bir uçuşa yasak bölge oluşturarak, Suriye’de mültecilerin yerleştirileceği geniş alanlar kurulması. Geçtiğimiz günlerde Almanya ve Fransa buna desteğini açıklamış, ancak alınan, ancak uygulanmayan ateşkes kararı ile bu önemli husus şimdilik AB’nin gündeminden düşmüş gözüküyor. Konunun önemi ve aktüelliği bu gün (7 Mart) yapılacak zirvede taraflarca yeniden ortaya konulması mümkün.

Türkiye’nin zirvede tartışacağı birincil mesele, mülteci sorununa Türkiye’nin AB ile kesin işbirliği içerisinde insani bir çözüm bulunması olmalıdır. Devamında, başta AB üyeliği olmak üzere, AB ile aynı göz hizasında meselelerin konuşulabildiği bir pazarlık ortamı oluşturmaktır. AB açısından baktığımızda, Türkiye’nin elindekilerin değeri, AB açısından –mültecilere harcanmak üzere ne zaman verileceği belli olmayan- 3 Milyar avro ve Türk vatandaşlarına sağlanacak vize kolaylığı’ndan çok daha fazladır.

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2016, 09:58
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35